28.09.2008

Öykündür beni

Maltepe Sıtarbaks'ta yaptığımız haftalık geyikli meyikli muhabbetli toplantımızın sonunda minibüs durağına doğru yürümekteydik. Yoldan yoldan.
Nükleere evet. Yok hayır. Elektrik faturası sana mı giriyor bana mı giriyor? Su faturası kime giriyor? Doğalgazla elektrik üremeyi bırakmak lazım. Ne üremesi lan. Kömürü de. Zaten kömür az kaldı. Küresel kriz. Amerika i.nedir. Yola yuvarlanma. Yuvarlanmadım ötelendim. Öykündürme programı. Sistem öykündürülüyor. Oha gitara bak. 450 Euro'ya Cort gitar. Minibüs indirme bindirme yeri. "Bekleme yapılmaz." Ulan bekleme yapılmıyorsa nasıl binecek millet bu minibüse? Sen geçiyorsun mesela buradan, aynı anda minibüs de geçiyor, kimse beklemiyor. Bekleyemiyor. O zaman bari yavaş yürüyelim. İlerden döneriz. Pazartesi yarım gün. Taksime mi gitsek? Benim 03-24. Tüh. "Bi kuik or bi det" dinleteyim mi size? Yok. Yarın n'apıyoruz? "Kadıköy, Kadıköy, biraz acele edelim abi." Hadi kardeşlerim, görüşürüz. Bekleme yapılmıyor ya ondan acele.
Saat 01 küsürler. Kulağımda sürekli çalmakta olan ses seviyesi 40'ları vurmuş "Iron Maiden - Be Quick Or Be Dead"le birlikte hiç de acele etmeden yavaş adımlarla eve doğru yürüyorum. Balıkçının kepenkleri kapalı ama balık kokusu hâlâ taze tezgahının yanındaki tekel bayisinin önünde bir adam elindeki siyah torbayla bana bakmakta uzaktan birşeyler söylemekte tekel bayisindeki adama. Bense ses seviyesi 40'ları vurmuş şarkının arasında kendi düşüncelerimi bile duyamıyorum. Tam şarkının bittiği ve baştan başladığı süre zarfındaki 2 saniyelik sessizlikte, adamın yanından geçiyorum, adam bana "iyi akşamlar" diyor. Duyuyorum. Şarkı başlıyor. Kafamı bile kaldırmadan "iyi akşamlar" diyorum. Adam duyuyor. Ama ben duyamıyorum.

27.09.2008

More than you

Hangi anne terlik pabuç almış ki uçan bir uğur böceğine şimdiye kadar?



Tabi ki hiçbiri.

1ity trivia

Bi kuik or bi ded.
Dı tif in yor heed.

det. de get. lan manyak şarkıya bak

"Iron Maiden - Be Quick Or Be Dead"
Normalde Ayrın Meydın dinleyen birisi değilimdir aslında, ne bileyim ısınamadım şu gruba bir türlü. Ama bir "fiya in dı dark" olsun, bir "bi kuik or bi ded" olsun, bunlar başka yahu.
1ity trivia, çünkü biliyoruz ki yapılan herşey boş, herşey boşuboşuna bir gösteriş için.
Sabah sabah daha doğrusu öğlen öğlen uyandım günlük bugün. Hole yeni gelen halının kıl yüksekliği kapının kapanmasını engellediği için önümüzde iki seçenek vardı. Birincisi halıyı kırpmak, ikincisi kapıyı yontmak. Tabiki kapıyı seçtik. Dekupaj testeresini icat eden adamdan Allah razı olsun ya, helal olsun ne biçim alet bulmuş.
Triviaaaa. Everything is trivia.

Randomise

Yahu saat sabahın 4:35'i falan, ya da gecenin, malum sahur aplikasyonunu yüklüyoruz yuvarlak masa etrafında.

Radyoda sahur programı, derken, birdenbire, dışarıdaki yağmurun neden olduğunu düşündüğüm bir frekans atlamasıyla eski dostumuz Habib'le karşılaşıyoruz. Radyoda çaldığını hiç duymamış olduğumu düşünüyorum bu şarkının ve söylüyorum, "daha önce radyoda çaldığını hiç duymamıştım."

Yahu ne de güzel söylüyor, her ne kadar ne dediğini anlamasam da, dinlemeden edemiyorum. Dinliyorum. Dinliyoruz. Bitiyor. Kalkıp dişlerimi fırçalıyorum. Bir bardak soğuk su içiyorum üzerine. Saat 04:54.

Buyurun.


Habib Koite - Sirata

25.09.2008

Dongi Dongi Pril

Sanki biraz kalabalık gibi oldu baktığım yerler. Sanki tanımıyorum da çoğunu. Sanki uzansam düşecekmiş gibiler de, kapatsam gözümü sanki yokolacaklar gibi sanki. Sanki biraz kalabalık gibi mi oldu ne oraları? Baktığım yerler falan sanki tanımıyor muyum çoğunu? Sanki uzanmış mısın öyle düşmüş müsün? Kapatsam da gözümü yokolmuyor hiç bir şey. Psikolojim de en az gözlerim kadar bozuk sanırım.

Of be günük, şu annem de çay getirmese, normale dönmek için bayağı bir çaba sarfetmem gerekebilirdi. Neyse.

Bir reklam gördüm geçenlerde, Pril reklamı evet. Sürekli bulaşık makinesi üreticilerini konuşturdukları şu muhteşem reklamlar var ya, işte genelde Almanya'da gösterilen bu reklamları çevirip çevirip bize kaktırıyorlar burada. Misal en son örneği, Arçelik'le yaptıkları, Arçelik, tencereleri yıkamış yıkamış, en iyisinin Pril olduğunu söylüyormuş, da, bu Arçelik'in deterjan deneme bölüm başkanı kılığındaki bu abimiz neden Türkçe konuşmuyor. Hani Arçelik'ti kardeşim, ne zamandan beri Almanlar geldi Arçelikte Pril testi yapıyor, yemeyin ulan bizi.

Bir de Çelik vardı yahu, n'oldu ona? Dongi dongi dong'tan sonra daha iyisini yapamayacağını düşünüp terk-i diyar mı eyledi n'oldu? Hey gidi hey.

pişing

Bugün bir arkadaşımdan gelen maille de tasdiklenen şu olayı seninle paylaşayım istiyorum günlük. Geçen gün bana da geldi, takip ediliyormuşum, hem de ip'mle, hem de uydudan.

Sizin de mail kutunuzda şöyle bir mail gelebilir yakın zamanlarda, neydi lan bakim bir saniye, hah, buldum."Uydudan takiptesin" diye bir mail.

Girdim baktım, daha ilk cümlesinden antrikot olduğu besbelli bir mail. Aynen şöyle diyor;

----
soylediklerimi sakin hafife alma. ip adresin ile uydudan yerin takip ediliyorlar.bunu msn listendeki arkadaslarindan biri yapiyor. hangi arkadasin oldugunu anlamak icin HEMEN TIKLA: http://www.takib-ediyorlar.info sende arkadaslarinin yerini ip numarasindan tespit edebilirsin.bir dost..
---

Hahah, yahu okur okumaz bir kopuntu gelmişti zaten, web adresine de bak, "taki(b)-ediyorlar", o ne be, ulan yaptınız bari Türkçe'yi düzgün kullanın. Sosyal sorumluluğumun tavana vurduğu bir ana denk geldi, girdim denedim bakayım neymiş diye, sitenin görüntüsü şöyle;

Hahaha girdiğimde beni şoke edecek kadar basitçe kazırlanmış bir site buldum karşımda, direktman utanmadan bir de msn adresinizi ve msn şifrenizi girin diyorlar. Yahu cidden amma eğlendim akşam akşam. Bir de yazmışlar, "olabilecek kötü niyetli kullanımlardan sorumlu tutulamayız" falan diye, yahu ne diyeyim ben size

Girmeyin yavrum siz de msn şifrenizi oraya buraya, töbe töbee. Buraya mail adresinizi girdiğinizde en iyi ihtimalle msn'inizdeki herkesin adreslerini alırlar, en kötü ihtimali düşünmek bile istemiyorum. Msn adresinize elveda diyebilirsiniz.

Neyse işte böyle yani, anafikri anladınız siz.

24.09.2008

Gaipten Vıjırtılar

Hişt bak bi.

Gözüm ağrıyor.

Yahu bütün gün bilgisayar başındaydım günlük. Sürekli bakmaktan mı ağrıyor bu göz? Ama bakmak ayrı görmek ayrıydı hani ne oldu o işe? Hiç.

Gözümün kılcalları kızardı valla. Yani kızarlarmış demek ki böyle şeylere bilemedim. Kızınca da kızarıyorlarmış. Yeni yeni tanıyorum kendimi ben de, yani beni hâlâ tanıyamayanlar çok da üzülmesinler.

Öyle işte, rutin bir gün daha, halbuki daha bugün dedim "oğlum hayatın rutine binmesi iyi değil, indir başka şeye bindir" diye, de daha bindiremedik bakalım rutinde gidiyoruz, hele bir Ramazan bitsin de, önce bir elektrogitara bindireceğim inşallah.

Sonracığıma gözüm ağrıyor hâlâ. Bir de arada bir "vıjk" "vijit" diye sesler duyuyorum, var mı böyle sesler? Şarkıdan oluyor olabilir mi acaba, dur bakayım başa alıp bir daha dinleleyim. Ha evet şarkıdanmış. Hehe bir an stres oldum gaipten vıjırtılar mı duyuyorum diye.

21.09.2008

Arri ve Derci

Arri ve Derci bir gün sokakta yürüyüşe çıkmışlar. Şöööyle Taksim dolaylarından vurmuşlar yola, vurmuşlar yola ne demek lan, "hit the road" ayakları çekme bana, zaten hiç sevmem, "hit the road jack"i. Bir de böyle bunu sanki olağanüstü bir şarkıymış gibi falan gönderirler, klasikmiş, şöyleymiş böyleymiş diye, hah yemişim klasizminizi. Jack dedim de aklıma geldi, n'oldu kuzum bu lost'un 4. sezonu? Hani bulacaktın da izleyecektin? Her diziye yaptığın gibi bunu da izleyip izleyip sıkılacaksın değil mi? Bilmiyorum sanırım. Dün bir arkadaşın harici diskinde LOST4 isimli dosyayı görünce birden heyecanlanmıştım. Dün değildi önceki gündü. Hatta aldım lapintopu elime, kulaklıkları da taktım 4.sezonun 1.bölümünü izlemeye koyuldum. Koyulmak? Evet sonra altyazılarının olmadığını görünce, iyice bir odaklanıp, dinlediğimi anlamaya başlamaya çalışmaya başladım. Sonra tabi çok odaklandığım için etraftan tepkiler aldım, bizle ilgilenmiyor falan diye. Laptopun birden bire kapanan kapağı aklımı başıma getirdi, löyn n'oluyor demeye kalmadan, uyku moduna geçen laptop, olayı abartıp kendi kendini kapatıp intihar etmişti. İşin yoksa şimdi bir daha aç o kadar bekle falan, uğraşmadım ben de. İzlediğim kısmından anladığım kadarıyla ilginç şeyler oluyor 4.sezonda. Şimdi hazır indirilmişi varken de internetten indirmek saçma olur değil mi? bir hayırsever dizisever arkadaşımın elindeki bölümleri bana ulaştırmasını beklemekten başka çarem yok.

Bugün günlerden pazar, sabah 10da çalan telefonumla uyanamadım, telefonu kapatıp uyumaya devam ettim. Sonra dayımlar geldi, seslerini duydum, ama yine uyanmadım. Sonra dayımlar gitti, seslerini duydum ama yine uyanmadım. Evin telefonu çaldı, kalktım açıp anneme verdim, gittim tekrar yattım ama yine uyanmadım. Sonra beni ne uyandırdı bilmiyorum kalktım. Saat 14:30 muydu neydi.

Ohoo saat 17:00 olmuş bu arada. İftara hazırlık var şimdi içeride muammalı bir şekilde, bunu da anlamam muammalı falan değil, yemek işte belli ne yapılacağı, ne muamması bu gizem nereden kaynaklanıyor kardeşim, humma var bir de, o tamamen ayrı bir konu, humma muamma mualla nalan nayır nolamaz. Annem seslendi içeriden, mutfağa girdim yine, sihirli ellerimle mantar doğradım.
- Kültür mantarı mı bunlar?
- Bilemem canım akşama öğrenicez yiyince.

Şu anda sana son yazımı yazıyor olabiliyor olabilirim günlük, o yüzden tekrar görüşene kadar arrivederci.

Yukka

Yatsam?
Uyusam?
Kapatsam gözlerimi.
Karanlığa alışsam.
10 dakika sonra uyanacak olduktan sonra yatmanın ne anlamı var diyebilirsin.
Ama ben 10 dakikada rüya bile görebilirim.

Gecelerimin dümeni tamamen bozuldu.
Özellikle de haftasonları tamamen rotamdan çıkıyorum.
Kontrolsüz bir şekilde kayalıklara doğru giderken sabah oluyor.
Ve ben işe gidiyorum.
Allah'tan.

Her gün, bir öncekinin iz düşümü üzerinden rapidoyla geçer gibi.
Hızlandırılmış bir hayat.
Dondurulmuş bir pizza.
Rappido rappido.
Electrifying.

analog

Etrafımı çevreleyen karanlığı bozan tek şey, önümdeki monitörden yayılan elektronlar halihazırda. Ve hâlâ bir lcd monitör alamadım günlük kendime, bu gidişle de alamayacağım sanırım. Tüylerimi diken diken eden bir şarkı dinliyorum dakikalardır ve sürekli. Dinledikçe üzerimdeki yeleğe daha çok sarılıyorum. Bazen karamsarlık insana gelir ve gitmez. Bu da öyle bir gece. Ve sadece gitmesini ummaktan başka yapacak bir şeyim yok.


Evans Blue - Eclipsed

18.09.2008

ttnet reklamı fiyaskosu bence

Sevgili günlüğüm, şu anda "Metallica"dan "Suicide and Redemption" dinliyorum. Tam 9:57 dakika. Kimileri bu albümde enstrumantal parçaya gerek yokmuş falan dese de, harika ötesi süper hiper natural bir şarkı olmuş yahu, biraz orionvari, az ama çok değil. Zaten genel olarak albümde bir eskiyi arayış havaları var, neyse.

Yahu şu Gülse Birsel ile Özkan Uğur'un oynadığı en son ttnet reklamı var ya, az önce izledim. Şimdi büyük ihtimalle Özkan abimizin hareketlerine bakılırsa hard rock veya metale yakın bir şarkı dinliyorlar, çünkü Gülse ablamızda arada bir "aiuuu" "vaiuıoo" falan yapıyor, gitar havaları veriyor, birbirlerini duymuyorlar, anlamıyorlar, Özkan abimiz bak bak davula bak diyor, falaan filaaan... Buraya kadar bir şey demiyorum, da, yahu o eller ne o eller, şıkıdım şıkıdım parmak şıklatmalar falan, n'apıyorsun ablacım sen ya??? :) Öteki kopmuş, kafayı sallıyor orada, sendeki o şıkıdım şıkıdım modları ne öyle, çiftetellin mi geldi n'oldu, nasıl bir uyumsuzluk bu?

:) Yani itici olduğunu söylemek zorundayım, ttnet'im olmasa bu reklam bana ttnet aldırmazdı haberiniz olsun.

Anne ben ünlü gördüm :)

Servis beklerken ve servisteyken ünlülere rastlama mesaimiz devam ediyor günlük. Bugün de Cem Yılmaz'ı gördüm.

Öyle sıkıntılı sıkıntılı sevgili mp4 player'ımı takmış, Metallica'mızın nadide eserlerini dinliyordum ki, önlerden, aa, ooo, Cem Yılmaz'a bakın, aa Cem Yılmaz hakikaten, gibisinden serzenişler yükseldi. Ama tabi, servisteyiz, yayılmış yatıyorum, ışıklarda yeşile döndü, insen inilmez, öyle baktım ben de uzaktan uzaktan kafamı bile kıpırdatmadan.

Bildiğin insan ulan işte, telekomdan çıktılar, temizlikçilerle fotograf çektirdikten sonra, paşa paşa yürüye yürüye Gayrettepe'ye doğru gittiler, yanında da bir arkadaşı vardı sanırım, ulan baktım o da bildiğin insan yani, senin benim gibi. Şimdi bu ünlülerin arkadaş ortamlarını bilmediğimiz için dışarıdan bakınca sanki böyle farklı olacak diye düşünüyor insanoğlu, yok öyle düşünmeyin, ünlüler de insan, onların arkadaşları da insan. Bildiğiniz insan ulan.

Fe

Sabah sabah beni güldüren bi karikatür gördüm, ama karikatürü eklemek yerine yazayım dedim.

- Bütün konularda haksız çıkıyorum hep, bunu düzeltmek için ne yapmalıyım?
- Alışverişe çık bence, müşteri her zaman haklıdır.

Sonra da bir haber başlığı gördüm:
"Beynin daha iyi çalışması için demiri ihmal etmeyin."

Ama böyle olmaz, şimdi demirden demire de fark var, ayrıca şunu söylemek isterim ki, onun adı demir değil çelik. İçindeki karbon oranına göre çelikler kalite kalite ayrılır. Mesela st37 vardır bildiğin adi çeliktir, fazla yüke maruz kalamaz, st52 vardır, 60, 70, gider böyle. Paslanmazı vardır, ki her çelik paslanır, paslanmaz çelik diye bir şey yoktur, yay çeliği vardır, otomat çeliği vardır, vardır da vardır. İçinde demir geçenler dökme demirdir. Onlar demir diyebiliriz vak, vak ne ulan, bak. Karbon oranı çok düşüktür çünkü. Ayrıca dökme demir tava tencerelerle yemek pişirmek daha güzel sonuçlar verir. Pek çok ünlü şef dökme demir kullanır. Çünkü dökme demirler ısıyı daha homojen dağıtır, daha uzun süre tutar. Ama dikkat edilmelidir çünkü dökme demirler en çabuk paslanan türlerdir. Bunlarda genelde yüzeysel korozyon olur. Mesela bak vapura falan biniyorsunuz ya, vapurları bağladıkları iskele babaları genelde dökme demirden yapılır, ve sürekli paslıdır, ne kadar boyansa da paslanır, böyle bunlar, takmayacaksın fazla. Zaten bir yerde iyot varsa orada paslanma kaçınılmazdır, kaçınılmazsa zevk almaya bakacaksın, bir de halat mahalline girmeyeceksin. Ayrıca demir için yüzyıllardır simyacılar "♂" bu simgeyi kullanır. Female, latincesi femme'ydi galiba, oradan "Fe" bence.

Herşey iyi güzel de, insanın beynine beynine demir yemesi beynin çalışmasını nasıl iyileştirecek onu anlamış değilim.
:)

çok çok

Bu gece,

çok yağmur yağdı,
çok seller aktı,
çok gök gürledi,
çok şimşek çaktı...

da, kardeşim kimin arabasının alarmı bu saatlerdir ötüp duran, kapatsana lan.

(dipsnotslipknot: bu gece istanbula mevsimin ilk ve en şiddetli yağmuru yağdı. En son çakan şimşek yüzünden de hâlâ şu alarm ötüp duruyor. Bense havadaki ağırlıktan mı bilmem üçyüzbinmilyonuncu kez aynı şarkıyı dinliyorum.)

17.09.2008

undo

Undo herşeyi geri alamaz...

Diskomgogıleyşın

Midem yanıyor günlük sabahtan beri, canım da sıkkın, işim de çok, daha hiçbir şey yapmadım, haberlere falan bakıyorum. İlginç şeyler olmuş yahu geçtiğimiz günlerde :)

BM kuruluşu Dünya Meteoroloji Teşkilatı (WMO), ozon tabakasındaki deliğin, şimdiden 2007’deki boyutlarını aştığını ve birkaç hafta daha büyüyeceğini açıklamış. Demekki bu delik büyüyüp küçülebiliyor.

Japon bilim adamlarının, ülkede uygulanan tartışmalı balina avından edinilen veriler doğrultusunda yaptığı araştırma, 1980’lerin sonundan bu yana Antarktika çevresinde avlanan 4500’den fazla balinadan alınan ölçülerin, hayvanların önemli ölçüde yağ kaybettiklerini ve endişe verici biçimde zayıfladıklarını gösterdiğini ortaya koymuş. Küresel ısınmadan hep bunlar.

Finlandiya’da, başkent Helsinki’de kullanılmak üzere, çöp atılınca kentin tanınmış isimlerinin sesiyle teşekkür eden çöp sepetleri geliştirilmiş. Ben de bir tane geliştirdim; "Bana bu çöpü attığınız için teşekkür ederim, ama keşke metalleri camları falan ayırsaydınız, onları geri dönüşüme gönderseydiniz, aa bak kağıt falan da var bunların içinde, naptın sen ya, toplamışın hepsini bi torbaya, çöpe attın şimdi yaptın görevini, herkes yapar bunu, adam olun ulan, al bunları şimdi ayrıştır öyle getir adamı hasta etme!".

İnternete anında bağlanamayanların yaşadığı sendroma bir ad verilmiş: "Discomgooglation". Yeni bir kelime, cümle içinde kullanalım. :) "my mother has got a discomgooglation" "i've seen a discomgooglation".

Dikine çizgili giysilerin, yatay çizgililerden daha zayıf gösterdiği yönündeki yaygın inanışın doğru olmadığı belirlenmiş. bunca yıldır zayıf görünmek için dikey çizgili elbiseler giyen insanlar, birleşin.

Bilecik-Söğüt yolunun 1-4, 7-9 ve 20-22. kilometreleri arasındaki yol yapım çalışmaları nedeniyle trafik servis yolundan veriliyormuş, trafik işaret ve işaretçilerine dikkat etmeliymişiz. Bunu da hiç anlamam, nası bi kalıptır bu, trafik işaret ve işaretçisi. iş mi yani bu, trafik işaretçisi diye insanlar mı var?

Yağmur bugün sabah önce Trakya’da başlayacakmış, ardından Marmara’ya yayılacakmış ve gece Batı Karadeniz’e ilerleyecekmiş. İstanbul’a şiddetli yağmur öğleden sonra gelecekmiş, su baskınları yaşanabilirmiş. Anam anam haberin yaşattığı strese bak.

Yağmur taneleri küre şeklindeymiş, gözyaşı şeklinde değilmiş. Aaaa yıllarca kandırmışlar beni. şahsen ben kendim böyle bilmiyordum.

16.09.2008

Know-How yanılsaması

Yahu şu öğle arası uykularının resmileşmesi konusunda bir şeyler yapılsın istiyorum günlük. Bak mesela Çin'de oh millet 12-13 uyuyo. gayet güzel bence tüm dünya da bu böyle olmalı. Lütfen.

- Peki nedir bu veryansının nedeni?
- Uykum var ulaen, başka ne olacak.

Sabah da 11:30 a kadar xxxxbank'taydık, know-how almaya gittik. Bu know-how dedikleri de resmen antin kuntin bir şey. Öyle okulda öğretildiği gibi, oo teknoloji transferi, artık gelişmiş ülkeler bilgi satıyor falan değil, ulan gittik, adamla mıy mıy bişeyler konuştuk, zaten ne dediğini de duymadım fazla, o kadar ağzının içinde konuşuyo ki adam, mıy mıy mıy uykum geldi iyice, muhasebe kayıtlarını falan verdiler, sonra müşteri bilgileri falan gözükmesin diye oraları silip verelim dedi, gitti bişeyler yaptı, şimdi bakıyorum da elimdeki notları herşey kabak gibi okunuyo, :) boş yere hava, bilgileri silecekmiş falan, peeh. Know-how aldığımız adama bak, güvenlik diye müşteri bilgilerini tükenmez kalemle karalıo, Allah'ım ne günlere kaldık.

Neyse, sonra geldim, öğlen yarım saat uyudum, valla kim ne derse desin, öğlen tatili sonuçta ne yapacağıma benim karar verebilmem lazım bu zamanda. Rüya bile gördüm.

Şimdi de eve geldim, sevgili Metallica'mızın kafamı yerine getirmesini dinliyorum. Şarkımız, "Broken, Beat and Scarred".
But we dieee harrd.

Akşama da evde sebzeli tavuk varmış.
Gıdak.

15.09.2008

TWJYL




























That!
Was!
Just!
Your!
Life!!!
(Metallica)

Disconnect somehow

Yahu, bir önceki yazıda çok çok çok hayati bir hata yapmışım.

Kesinlikle ve kesinlikle o ilk 4 içinde olması gereken bir şarkı var şu anda bir yandan dinleyip bir yandan da yazdığım.

That! Was! Just! Your! Life!

Hatta kesinlikle ve kesinlikle 1. şarkı olmalıymış. Oaaaff.

Almost like your life,
Almost like your endless fight,
Cursed, the day is long,
Realize you don't belong,
Disconnect somehow,
Never stop complaining now,
Almost like your fight,
And there it went,
Almost like your life.
That was just your life.

Evet bu saygı duruşundan sonra, olağanüstü bir kıyak yapacağım şimdi sana günlük, hani demiştim ya, bir örnek şarkı yüklerim sana diye, işte o şarkı bu şarkı olacak,

Bekle...

13.09.2008

D.M.

Voooov vooooov voooooooooooooooooov.

(3 kelimeyle anlatırsam ancak böyle anlatabilirim.) Peki ıssız adaya düşsem yanıma alacağım 3 şeyden birisi olur mu bilmiyorum, ama mp4 player'ım var neden olmasın, olur olur, yükle direkt olarak, yani direkmen, ya da direkman, belki de direktman, her neyse.

Neden böyle saçmalıyorum biliyormusun günlük, çünkü şu an resmen zevkten delirmek üzereyim. Vohov. Canciğer şekerparemiz Metallica'mız en sonunda "Death Magnetic" albümünü çıkardı.

Dinlemeden önce pek çok yerde görüşleri falan okumuştum, ama yani ne diyeyim beklediğimden iyi çıktı albüm. Tam bir gürültü patlaması. Müzik aletlerinden çıkarılacak bütün sesleri çıkarmaya yeminli gibi çalıyorlar bu albümde, çoğunu da çıkarıyorlar. En son bu kadar çapraşıklarını Children of Bodom'un kopuk şarkılarında dinlemiştim.

Tekrar, vohooohoooov.

Şimdi bir süre buraya bu albümün şarkılarını eklemeyeceğim, iyice piyasaya düşsün de ondan sonra eklerim, albümlerini almadık bari en azından bunu yapalım sevgili Metallica'mıza...

Albümün kişisel en gaz parçalar sıralamamızda,

"All nightmare long" en gazlayan parça olarak birinciliği elde ediyor. Ohohohoooo, kopuk kopuk.

"Hunt you down without mercy
Hunt you down all nightmare long, yeah
Luck. Runs.You crawl back in
But your luck runs out
Luck. Runs. Out..."

İkincilik, albüme adını da veren "My Apocalypse" şarkısına gidiyor.

"Death Magnetiiic
Pulling closer still
Feel thy name annihilation
Desolating, Hail of Fire
So we cross that line
Into the crypt
Total eclipse
Suffer unto my apocalypse!"

Üçüncülüğü, James Hetfield'in vokali ile uçuşa geçen "Cyanide" alıyor.

"Wait, wait patiently
Your death-black wings
Unfolding sleep
Spreading on me"

Dördüncülük, "The end of the line" şarkısının olurken, Arch Enemy'nin de bu isimle bir şarkısını olduğunu ama aynı şarkı olmadığını da belirtelim. 4. dakikadan sonra şarkı resmen kopuyor. Resmen kopuyor... Resmen kop... Resmen... Resm... Res... Kop...

"New consequence machine
Burned through all your gasoline
Asylum overtime, never mind
You've reached the end of the line"

Sonuçta şöyle söyleyeyim ama yani, 1 2 3 4 falan tamam da, bunların arasında öyle dağlar yok. Ki diğer şarkıları da bunlara yakın performanslarda, para verip alacaksanız cidden değer yani. Bu güzide grubumuzu en içten duygularla tebrik eder, başarılarının devamını dileriz.

Haydi günlük iyi bak kendine.

Astray dejavu

Sevgili günlük bugün ne farkettim biliyor musun? Şimdi misal Mecidiyeköy'den metroya bindin. Taksim'de indin. Şimdi orda yukarı çıkan yürüyen merdivenler var ya, uzuun böyle sanki insana dünyanın merkezinden yüzeye çıkıyormuş hissiyatı veren, işte onların kol dayama yerleri, merdiven basamaklarından daha hızlı ilerliyor. Bunu daha önceden 4.Levent metro istasyonunda da farketmiştim, ama müstakil bir durumdur diyerek çok da üzerinde durmamıştım. Bugün Taksim'de de aynı olayı yaşayınca kafama dank etti.
.
Zaten yorgunum, bir de kalabalık, normalde ben sağda bekleyenlerden olmam yürüyen merdivenlerde, ama bu dizimdeki yamukluk yüzünden merdiven çıkamıyorum fazla. O yüzden bekleyekaldım sağ tarafta. Sonra tabi bekle bekle nereye kadar, ulan kilometrelerce yol gidiyoruz sanki, kolumu dayadım şu yandaki tutma yerlerine. Gözlerimi de kapadım, bari şu boşluğu iyi değerlendireyim dedim, yani tamam potansiyel enerjimiz artıyor da, gereksiz bir bekleme yeri yürüyen merdiven, neyse. Bir yamulma hissetmeye başladım yavaştan, sonra gözümü bir açtım, kolum önümdeki kadının kalçasına doğru gidiyor, aouw, lan dedim hop n'apıyorum. Aynı olayın farklı bir versiyonunu da 4.Levent'te yaşamıştım, dejavu yaşar gibi oldum. Bunu da az önce zaten yazmıştım, resmen dejavu oldu şimdi.
.
Ya gözlerimi açmasaydım da, aman, kadın da bir de cazgır bir şey çıksaydı, "anam anam komşular, tacize uğradım, yok mu bir insan evladı yardım edecek, n'apıon sen terbiyesiiğz" diye başladı mı zaten, aha seyreyle gümbürtüyü o zaman. Ne sapıklığımız kalırdı ne tacizciliğimiz, bir de kofti ahlak temsilcilerinden dayak mayak yerdik, sağlam dizim de yamulurdu ondan sonra, ooh, iyice kötürüm kalırdım.
.
Düzeltin kardeşim şu yürüyen merdivenlerinizin ayarlarını. Yakında metrolarda taciz linçleri başlarsa bana söylemedin demeyin. Olur yani, adamın uykusu ağır olsa yandı.
.
Evet kendime şu alttaki yazıdaki ve şu anda "Gıda Maddeleri" sıralamamızın birinci sırasına yerleşen, ama ne kadar kalacağı bilinemeyen, dinledikçe dinlenesi "Rock Star Supernova" şarkısı "It's all love"u armağan ediyorum. Bakın ne diyor Lukas şarkısında;
.
Everybody likes an easy way out
Nobody tells it like it is no more
You took a hit and then you blew it out
The light inside that shined before
.
diyor. Biz de ona aferin diyoruz, aynen devam ediyoruz.

11.09.2008

Dial Log

- Şirketimize iş başvurusunda bulunmuşsunuz bize biraz kendinizden bahseder misiniz?
- Tabiki, ismim şu şu, 19 Eylük Üniversitesi, Türk Pili ve Hacivatı Bölümünden mezun oldum, daha sonra da Mistanbul Üniversitesinde 1,5 sene Ekolojik Korelasyon aldım.
- Pardon ne aldınız?
- Jeolojik Ajitasyon aldım.
- Gene olmadı.
- Biyolojik Jenerasyon aldım?
- I-Ih.
- Siz beni işe almayacaksınız galiba.
- Galibası fazla.
- Patalojik Enflasyon?
- Teşekkür ederiz. Biz size olumlu ya da olumsuz döneriz.
- Ben de size olumlu ya da olumsuz ayranım.
- Teşekkürler çıkabilirsiniz.
- Teknolojik Kombinasyon?
- Çıkın.
- Şimdi o değil de, bir Jason Newsted vardı hatırlar mısınız? Metallica'da bass çalardı. İşte ne oldu ona diye soracak olursanız, Metallica'dan ayrıldı, acid punk rock'çulara katıldı utanmaz arlanmaz. Rock Star Supernova diye bir grubun altına imza attı. Bak bu da hoştan öte bence bayağı iyi bir şarkısı.

Rock Star Supernova'dan geliyor, It's... all... love.



























10.09.2008

Vermid

Sevgili günlük şu an acıların çocuğu Emrah modundayım. Bugün şirketin iftarı vardı. Ne alaka diyebilirsin, ama aslında konuyla alakalı, ama buna sonra döneceğim dönebilirsem.

Öğlen vakitleri falandı dizimde acayip bir yanılsama yaşadım. Sol dizimde daha önceden de bir kaç kere başıma gelen bir ağrı sözkonusuydu, haşarı çocukluğun getirdiği kalıntılar bunlar sanırım bana. Üzerine fazla zorlamazsam ertesi gün geçerdi. Öyle böyle akşamı ettim. Ama akşama doğru ağrılar şiddetlenmeye başladı.

Ama asıl darbeyi işte bu yemekte yedim. Dizimi büküp o kadar süre oturunca, sonra da kalkıp, tee Astoria'dan stadın arkasına şu meşhur 129K'ya kadar yürüyünce bende kayışlar attı tabi, futbolcuların yan bağlarının kopmuş haliyim günlük, bağlayanım yok. (Ulan bi insan evladı da gelsin "aksıyorsunuz kolunuza gireyim" desin, önce "yok hamfendi önemli değil" desem de ısrar falan etsin, insanlık ölmüş ya), [Bu arada neden böyle dedim, çünkü ordan oraya gidene kadar etrafımdan geçenlerin %90'ı kadındı] Neyse, dediğim gibi gerçi ona da yürüyüş demeye bin şahit ister. Neyse, sonra güzel 129K'mıza bindim herzamanki yerime gittim oturdum. İşte üçüncü darbeyi de burada yedim. Yine o kadar süre o şekilsiz iett kanepesinde oturunca iyice yamuldu dizim. Bostancı'da inerken de küt diye sol ayağımı yere vurdum oooh oldumu sana 4,5 tan 5. Bunu iki sayıyorum harbiden çok acıdı günlük yani öyle böyle değil, kulaklık vardı kulağımda, kendi söylediklerimi duymadım ama duyanlar varsa özür diliyorum onlardan.

Sonra oradan da 16A hurdasına bindim, ulan şu 16A'ları yenileyemediler gitti, heryerde yeşil yeşil mersolar, 16A'da hâlâ haykıran ikaruslar. Neyse, artık dizim iyice zıvanadan çıkmıştı, kahkahalar içinde sokağımıza girip, merdivenleri teker teker çıkıp, eşsiz kahkahalar eşliğinde hayatımın en eğlenceli bağcıklı ayakkabı çıkarma macerasını yaşadım.

Vermidon attık bir tane ama daha bana mısın demedi. Kimeyim ulan kimeyim, sanayım tabi kime olacağım?

Şu şarkıyı da özel olarak dünden beri bekletiyorum bugüne kısmetmiş, şarkımız sevgili vermidonumuza ve o işte bana yolda yardım etmeyen koluma girmeyen tüm havalı hatunlara gidiyor, "Nickelback" söylüyor, "Believe it or not" diyor. Neden bu şarkı gidiyor, çünkü yol boyunca bana yardım eden tek şey bu şarkı oldu. Bu da böyle psikolojik bir olgu olsun.































Haydi, beni acılarımla başbaşa bırakın şimdi. Kaçın, kendinizi kurtarın. Yavaşlatırım ben sizi, Nayııır.

8.09.2008

Güt

Mor inekmiş...

Güdülen hiçbir hayvan diğerlerinden farklı olamaz!

46 numaralı koltuk



Yazıyı okumadan önce şu üçgene tıklamanız, olayın interaktif boyutunu daha yakından kavramanızı sağlayacaktır.

12:20 den 14:20 ye, 2 saatte 150 küsür km, voaaaarw.

Bir insan olarak bu kadar hızlı seyahat etmem cidden bünyemi sarsmıştı. Peki neydi bu kadar hızlı hareket etmeme sebep? Vuuuu, çok gizemli.
.
Hareketimiz AliSamiYen'in önünde birden bire karşımıza çıkan 129K'ya atlamamla başladı.
- Fazla akbili olan var mı?
- Var.
- (Al sana 2 ytl). Dorililü.
- ...
-Teşekkürler.
.
Resmen uçarcasına gaza yüklendi şoför abimiz, ki görmeliydiniz. Hey yavrum, uçak mübarek. Uçtu uçtu YeniSahra'ya kondu. Kapıların açılmasıyla, koşaraktan çıktığım merdivenlerden, yine koşaraktan zıplaya hoplaya en yakın EfeTur'a uçaraktan dalış yaptım. Vahşibatı saloonlarına çift taraflı kapıyı tekmeleyerek giren yabancı kovboylar gibi enteresan bir edayla gişeye yaklaşıp, "En yakın Karamürsel sepetinden bir paket sar bana." dedim. Anlamadı tabi kadın. O zaman "İlk Karamürsel seferinden acil bir koltuk istiyorum." dedim. Kadın kapıda bekleyen devasa büyüklükteki metal yığınını göstererek "Ahanda otobüsünüz bu, zira 2 dakika içinde kalkacak" dedi. (Lan çabuk kessene o zaman bileti, ne konuşuyorsun.) "Tamam alıyorum." "12 ytl?" "Ha bir de o mesele var değil mi?" "E tabi." Aldım bileti otobüsün kapısına çöreklendim, 36 numara, haha benden önceki adama koridor kenarı denk gelmiş, nıhahaa. Hummm, ilginç, koltuğa takılmış kulaklılar falan var, bunlar ne lan böyle falan demeye kalmadan, otobüs muhteşem bir gürültüyle hareket etti, Allah'ım o ne güzel ses. Kalktık. Bu kulaklıklar da neyin nesi böyle diye aldım kurcaladım biraz, sonra sıkıldım, vurdum kafayı yattım. Uyandığımda İzmit'e çoktan varmıştık. Sağdan sağdan ortamı saunaya çeviren güneş ışınlarını engellesin diye sarı perdeleri çekip ortamı iyice romantikleştirdim. Bu arada yanımdaki şanssız koridor kenarı şahsı çoktan inmişti, yazıık diyip adama biraz daha acıdıktan sonra, vurdum kafayı uyumaya devam ettim. Tekrar uyandığımda ise, Gölcük Karamürsel arasının enterasan fiyordlarında otobüsümüz sağlı sollu ilerliyordu. Kıvrıla kıvrıla geldiğimiz garajda indiğimde ise saatlerimiz 14:20'ı gösteriyordu. Voaaaarrv. 2 saat, 150küsür km, 14 ytl.
.
Buradan da başka bir minibüs macerası yaşadım, ama ortalamayı yükselttiği için onu yazmıyorum. :)
.
Bu işin bir de dönüşü olmalıydı, ki oldu.
"19:05, Harem arabasına, 46 numaralı koltuğu istiyorum"

7.09.2008

blur






























00:46

Patiska



























Güzel bir pazar günü günlük. Büyük yeğenimin, ki önce doğana büyük diyorduk bunu ikiyüzellimilyarkere söyledim, ve küçük yeğenimin, bana tee Muğla'nın şirin beldesi Dalyan'dan getirdikleri, dalyan gibi bir kaplumbağa heykelciğine bakarak sana bu satırları yazıyorum. Aman da ne şirin bir şey bu böyle. Ama bu yeni bir olay değil, neredeyse 15 gün önce getirmişlerdi "güle güle kullan" iyi dileklerinin yazıldığı bir not kağıdı ile birlikte. Hehe, birisinin yeğenime kaplumbağa heykelciklerinin güle güle kullanılmayacağını anlatması gerekli. :) Sağolsunlar varolsunlar.

Sabah sabah nereden aklıma geldiyse "nikelbek" geldi. "Yahu" dedim, "nikelbek diye bir grup vardı, dur bakayım şunların şarkılarından bir kuple indiragandi yapayım". Ki yaptım da, utanmazın daniskasıyım, çevrecinin de daniskasıyım. Dansk. Serbest çağrışımın kralı, Danimarka. Peynir. İnek. Hayvan. O beybi, vi ar jast a kapıl of enimıls.

Yazının baş tarafında Nickelback manyakları için hayvan gibi bir şarkı var. Hayvanlar gibi şarkı dinlemeyi seven herkese bu şarkı benden gelsin.

dekcarC


Cracked

Evet günlük uzun zamandır olmadığımız gibiyiz bu gece. Koskocaman bir boşluğun içinde tutunacak bir dal arıyor gibiyiz biraz, ya da hani uçaktan atlarken insan güvenir ya paraşütünün açılacağına öyle, ya da bebekler birden bırakır ya kendini yere nasılsa annem tutar diye öyle, bozulmamış insaniyet arıyoruz, saflığı özlüyoruz, hani şu katışıksızlığı, samimiyeti, bu çoğulluk da şizofreniden geliyor.
.
Nereye elinizi atsanız kırılıp elinizde kalır bazen. Hayatınızdaki herşey herkes bivküvi gibidir. Ve her nedense hep onlar kırılacakmış gibidir, siz hiç kırılmayacaksınızdır. Herkes sizden kendisini kırmamanızı bekler, çünkü hekesin hisleri vardır, çok kırılmışlardır şimdiye kadar, çok incinmişlerdir, artık kırılmak istememektedirler. Bu yüzden de hiç mi hiç düşünmeden nedense mutlak bir anlayış beklerler sizden. Her ne derlerse desinler, her ne yaparlarsa yapsınlar, mazeretleri vardır ve bu mutlak anlayışınızı sürdürmenizi isterler. Ama hiç kimse sizi kırmamaya çalışmaz, sizin yaşadıklarınızla ilgilenmez.
.
Tanıştığınız herkesin daha önceden kırılmış olması çok garip değil mi?


Magnet

Sevgili günlük, al sana benden dev kıyak. (Sosyal sorumluluğum tavan yaptı.)

Bildiğin ya da bilmediğin ya da öğreneceğin üzere sevgili Metallica'mız, şu lise yıllarımıza damgasını vurmuş güzide heavy metal grubumuz, canımız ciğerimiz, 12 Eylül'de bir albüm çıkarıyor. Adı "Death Magnetic"

Kapağı da ahanda böyle.



Al sana benden kıyak, üşenmedim albümün preview'ini mp3 yaptım. 30 sn'lik parçalar halinde kısa kısa tanıtmışlar şarkılarını. Buyur dinle sırasıyla.


























#1 - That Was Just Your Life

#2 - The End of The Line

#3 - Broken Beat & Scarred

#4 - The Day That Never Comes

#5 - All Nightmare Long

#6 - Cyanide

#7 - The Unforgiven III

#8 - The Judas Kiss

#9 - Suicide & Redemption

#10 - My Apocalypse

Şarkılar hakkında yorum yapmayacağım, ki 30sn'lik introcuklardan da yorum yapmam, ki yani Metallica ama daha ne diyeyim.

Ha ama şunu diyelim, aah ah nerde şu "And justice for all"lar, "Blackened"ler, efendim bir "Master of puppets"lar falan da demeden edemiyor insanoğlu, ama n'aparsın.

5.09.2008

Afal

Bu ne ya? Delirecem ha. Ulan evdeki saatlerin hiçbiri birbirini tutmuyor. Duvardaki saate bakıyorum 00:20, bilgisayara bakıyorum 00:10, cep telefonuma bakıyorum 00:15, masa saatine bakıyorum, 00:40 ama durmuş, kayıt saatine bakıyorum 00:09, koluma bakıyorum saat yok. Aaaa, saat kaç lan şimdi? Ne biçim iş bu?

4.09.2008

Raf ömrü 5 gün

Sevgili günlük, bugün de diğer günler gibi sıradan bir gündü, o kadar sıradandı ki, o kadar sıradandı yani anlatamam, zaten anlatmayacağım. Telefon faturamı yatırmayı unuttum bu arada şimdi aklıma geldi. Durup dururken garip hatırlamalar yaşıyorum, ama annem dediydi tatlı ye diye, yemedim. Beynim çalışmıyor o yüzden, ki kolumu da kaldıracak halim yok, ki bacaklarımda yürürken bir garip, ki enerjim de bitik, ki Allah'tan haftasonu geldi. Bugün grip birisi ile el sıkıştım, umarım grip olmam.

Kendim şahsen şu şarkıyı dinleyerekten uzun bir yolculuğa çıkıyorum, iftara evde yokum, bekleme beni, ya da bekle, sen bilirsin.



























Şarkımız "Children od Bodom"dan tüm sevenler ve sevilenler için geliyor. "Yolumda zebaniler var."

hay bin kunduz

Sevgili Google’ımız yeni bir şeyler yumurtlamış, sözlükler ve forumlar arasında atıp tutulan bu yumurtayı daha denemedim ama araştırdığım kadarıyla ilginç özellikleri olan hoş bir web browser, it means, internet tarayıcısı. Neler var buna benzeyen mesela herkesin kullandığı, internet explorer, herkesin kullanmaya başladığı firefox, azınlık bir kesimin kullanmaya alıştığı opera, bunlara örnek verilebilir. Evet neden bahsediyoruz. Google’ın yeni yumurtası demiştik ki adı da Chrome. Ahanda afilli logosu.

Yakında Mac ve Linux sürümleri de çıkacakmış, daha henüz beta aşamasındaymış, ayrıca bazı yerlerde değinildiği gibi, girdiğiniz siteleri falan kafasında tutup, sonra size aklına estiği şeyleri atabilirmiş, attırabilirmiş (ama sanki şu an başka hiçbir yerde yapılmıyor bu hah), bazı sitelerin görüntülenmesinde yamulmalar oluyormuş, sonra efendim insanın kendisinin kurup görmesi gerekirmiş, kullanışlı ve hızlı olduğuna dair söylentiler varmış, denemeden bilinemezmiş falan da filan. Sonuçta daha beta yahu, ben beta şey kurmam da diyebiliriz, ki ben diyorum :) Ama denemek için belki kurulabilir. Çünkü merak da ediyorum. Şöyle de bir söz var, fazla merak cildi bozar. Bir de şöyle de bir söz var, her koyun ve bacağı. Ki hakkında firefox'un tırnağı bile olamaz, internet explorer'ın kaynı bile olamaz, operanın eniştesi belki olabilir gibi atıp tutmaların da olduğu bir gerçek.

Ahanda bu linkten de inceleyebilirmişiz.

http://www.google.com/chrome/intl/tr/features.html

Vatana millete hayırlara vesile olsun diyelim o zaman. Hay maşallah yürü be. Oh be hadi be vay be yürü be, ben bir masa olsaydım.

2.09.2008

After all



























Gölü nilüferler basmış

Şok şok şok! Abant Gölü'nü nilüferler basmış sayın seyirciler.

Koskocaman Abant Gölü'nün 1/4'ü nilüferler tarafından istila edilmiş. Diğer canlıların da yaşamlarını tehdit etmeye başlamışlar. Bu şokedici gelişme karşısında resmen şoke olduk biz de.

Yetkili olduğunu düşündüğümüz ama fevri tavırları nedeniyle çok da emin olamadığımız bir kişi olayı şöyle açıklıyor, Dinliyoruz;

- Adın ne amca senin?
- Bu kıyılardaki otellerlen çay bahçeleri yüzünden oluyor efedim bu nilüfer istilası, otelleri çay bahçelerini açıyorlar efenim böyle bol bol, ondan sonra gelsin nilüferler. Yok efenim huzur muzur kalmadı, her an nilüfer tehditiyle yaşıyoruz, çoluk çocuk evden çıkamaz olduk, mesela bizim hanım bir bakkala gidecek oldu geçen gün, hoop hemen nilüferler tehdit etti hanımı, psikolojikman sallantıdayız, ıspanak yiyemiyoruz efenim, yeşil olan herşeye karşı bir tavır oluştu. Nerede bu devlet?
- Evet işte mağdur vatandaşın isyanı, yetkili sandık ama aslında yetkili değilmiş, dertliymiş amca.
- Evet mağduruz biz.
- Akşama ne yemek var amca? Ne yaptı yenge? İnsan bir iftara kalın falan der.
- Yok evladım mağduruz biz. Nilüfer mağduruyuz biz.
- Hay nilüferinizi...

Son gelen haberlere göre toplanan nilüferler, küresel ısınmaya dikkat çekmek amacıyla bu eylemi yaptıklarını belirterek, "mor menekşe" şarkısı eşliğinde ironik bir şekilde eylemlerine devam ediyorlarmış.

"Göölgelerin kollarında, haatıralar parça parça, bee nona tutsak, neeerdee neeerdeee, en son çizgi nerdeee."

Evet, Abant'tan yaptığımız banttan yayın burada sona eriyor sayın seyirciler. Gelişmeler oldukça biz size döneriz.

hoşt

Sabah sabah beni dumura uğratan bir site

http://www.bostondynamics.com/content/sec.php?section=robotics

Massachusetts'te Boston Dynamics diye bir firmanın ürettiği robotlar. İlk bakıldıklarında garip oyuncaklara benziyorlar. Ama videoları izlemenizi tavsiye ederim.

Özellikle şu BigDog 'u izlerken resmen dehşete düştüm. Oha dedim ya bu nedir böyle :) Terminatör filminin gelecekten gelen geyiği gibi :) ama neden BigDog demişler anlayamadım. geyik gibi bişe bu, köpekle alakası yok ki :) Diğerleri de ilginç. Alllahım sen bizi koru, bunlar dünyayı ele de geçirir ilerde :) Hoşt ulan hoşt!

1.09.2008

farketmiş bulunuyorum (editlenmiş süper speşıl edişın)

Suda eriyen şu dispril diye bir ilaçtan bahsetmiştim ya sana günlük, bundan günler günler ve de günler önceydi. Şimdi bugün şunu farketmiş bulunuyorum ki bu meret soğuk suda daha zor eriyor.
.
Ahaha, ne ilginç bir durumdur ki, şu gogılda bir tane suda eriyen dispril resmi aratmak için görsellere girdim, yazdım dispril diye, benim blogcudaki blogu çıkarttı bana görsel diye.
.
Kafam tamamı ile birlikte kredi kartına 12 taksitle satılmış gibi. O yüzden daha fazla devam edemeyeceğimden ötürü, düttürü, düttürü, düt.
.
Korkutan edit: "Noluyo lan" dedirtecek cinsten bir olay yaşadım az önce, ki zaten "noluyo lan" dedim.
.
Tam yazıyı bitirdim, güzel, düttürü düttürü düt dedim. Arkamda yatağımın üzerine boylu botunca yatmış gitar bozuntusunun üstten üçüncü teli "toing" diyerekten kendisi kendisine kopuverdi. Ya da "voing" de demiş olabilir. Birşey mi demek istiyosun bana, çok mu zorladım seni onu mu diyorsun, ne diyorsun, adam gibi konuş, toing voing anlamam ben. Korktum gece gece ya kimse yok zaten evde, arkamdan toing diye kim bu toing'leyen dedim, töbe töbee akşam akşam gerildim gerim gerim. (Çin Malı boykotu falan yok mu bu aralar?)

killing me softly

İşi gücü saldım var ya. Tamamen optimus prime time'a bağlamış durumdayım. Durup dururken aklıma "Ğ" ya da "ğ" geldi. Şimdi bunu bir yabancıya anlatırken "soft g" mi dememiz gerekiyor. Nasıl anlasın elin Amerikalısı İngilizi Avustralyalısı Uruguaylısı Venezialısı Aylısı Dünyalısı Vezüv Yanardağlısı vesaire. Ki anlasa ne olacak, o da ayrı bir spekülasyon konusu.

Bir de dün gece uyumak üzereyken ya da sahura kalkmak üzereyken ya da sahurdan yatmak üzereyken aklıma bir şey gelmişti. Neydi lan, unuttum galiba. Yok unutmamışım, hatırladım. ive2go evet bu gelmişti, ay hev tu go yani. Bir de faq geldi. Sıkça sorulan sorular mottosunun İngilizcesinin kısa yazılışı, ama okunuşu farklı, işte bu İngilizcenin çok ayıp bir yönü, hep beraber kınayalım İngilizceyi, "faq yu" o zaman. (Ahanda gitti oruç.) Adam gibi dil, yazıldığı gibi okunur kardeşim. Kaz mesela, ya da kazma, ya da kaz gelecek yerden tavuk esirgeme. Bak ne güzel.
Hadi aferin aynen böyle devam.

sen sus gözlerin konuşsun

Boşver bilmemnerenin bilmemkimini,
Boşver bazılarının ne kadar şey olduğunu falan,
Düşünme kimler nerelerde nasıl,
konuşmayalım bunları...

Bana biraz akşam ne yiyeceğimizden bahset.

Karnım aç ulan!

Filmografik Manyama

naber sevgili günlük, nasılsın? İyi iyi aferin.

Dün arkadaşlarla "aynalar" filmine gittik. Fena değildi film. Korku gerilim olayına ilgi duyan arkadaşlara tavsiye olunur. Biraz halka mantığındaydı. Zaten sonunda da yazmışlar, "Bu film kore sinemasından -in the mirrors- filmi baz alınarak çekilmiştir" diye.

Keyfır Sadırlend oynuyor. 24'ün Cek Bağver'i. Bir de bu adamın oynadığı "Çizgi Ötesi" diye bir film vardı, hani tıp öğrencileri, birbirlerini öldürüp öldürüp diriltiyorlar, öteki tarafa gidip gidip geliyolar falan, bak kaç yıl geçti hala hatırlarım, ulen ne güzel filmdi be.

Bir de cnbc-e de bir zamanlar, Thesis (Tez) diye bir film izlemiştim, gerilim deyince aklıma geldi, cidden güzel bir filmdi.

Bir de şey vardı ya, Uzaylı Zekiye miydi neydi, noldu ona? Gerçi şimdiki zaman televizyonundaki bez bebekleri, seleneları, prensen perfinyaları falan görünce, daha bir yamuluyor ya insan o da ayrı bir tez konusu.

Bir de Neşe olayı vardı, kronik kepek sorunlu kız. N'oldu ya buldu mu birini artık? Kepekleri yüzünden bir düzgün sosyal hayatı olamadı gitti kızın. Neşe Oya Arzu Kaya grubuna katıldığı konusunda iddaalar var ama, çok gerçekçi gelmedi bana. Bilemiyorum, belki de? Yoksa?