10.01.2009

Arkayı beşleyelim

Yahu sevgili günlük, hani küresel çapta bir ısınma vardı şu dünyada, nedir kuzum bu vicudumdaki titremeler benim, dişlerimin birbirine vurması falan? Hı? De bakim bunları bir bana. Vicut değil biliyoruz hemen de atladı, sazan mısın günlükcüm sen nesin ne alemsin gece gece sinirimi zıplatma.

Ulan şaka maka ne kadar soğuk ev ya. Resmen donmaktan beter bir halde yaşam savaşı veriyorum şu dört duvar arasında. Portakallarda işe yaramadılar zaten ki ne alaka çözebilmiş değilim, portakal yiyince sanki ısınılıyor, hah. Ayrıca şu portalakı hızlı yazarken bazen portalak yerine portalak yazıyorum çok komik oluyor, portalak nedir kardeşim ya. Ahahaha, kopark.

Sanki bir an ısındım gibi geldi ama nereden geldi anlayamadım, birisi havuza mı işedi lan?

Normal şartlarda olsa, oda sıcaklığı 24 küsür derece ya da 26 mıydı bilemedim şimdi, ki şu anda oturduğum odanın sıcaklığı sıfırın altına doğru gidiyor. Neyse, zaten bunu demeyecektim aslında, bu normal şartlarda kavramı da çok göreceli kavram kardeşim, kavram karmaşasına sokuyor insanı. Ayrıca kar maşası da nedir? Yani o kadar soğuk o kadar soğuk ki, kar artık insanın elini yakıyor, bizim aklı evvel müteşebbislerimiz de bunu ticari bir meta haline getirip kar maşası mı üretiyorlar? Buradan mı çıkıyor bu Kavram Kar Maşaları. Kar artık elinizde değil, maşanızda eriyecek. Nekkk kadar garip bir espri yapasım gelmiş de haberim yokmuş.

Balkanlardan hâlâ gelmeyen sıcak hava dalgası tüm meteoroloji bilginlerinin beynini tokatlamaya devam ediyor sayın seyirciler. Tüm dünya bu sıcak hava dalgasının neden hâlâ yola çıkmadığını araştıradursun, ben de daha ne kadar saçmalayabilirim onu düşünüyorum.

O yüzden artık düşünmüyorum, ki zaten düşünmüyorum aslında. Şu düşünmeden yazma hastalığım yine nüksetti, başlarda ne yazdığımı yeminle unutmuş durumdayım. Bunda kulağımda zıbırdayıp duran GummyBear isimli guttirik şarkının da etkisinin büyük olup olmadığını sormak istiyorum şu "yemekteyiz" programında yemek yaparken sürekli, şimdi havuçları rendelemek istiyorum, soğanları doğramak istiyorum, oo şimdi masayı hazırlamak istiyorum deyip duran yarışmacılara. Yahu neden istiyorsun? İsteme, yap. Kehü ve kehü ve keh. Ki zaten o program da bu kadar bile düşünülerek hazırlanmıyor diye düşünüyorum öyleyse varım.

Varım dedim de aklıma geldi, ne oldu kuzum açıldı mı tüm maviler?

Kırmızılar mı kaldı bize?

Bu arada o kadar çok kan gördüm ki bu aralar, anlatsam inanmazsın sanıyorum, ki inanabilir misin de bilmiyorum, ki şu an senden bir cevap beklediğime de inanamıyorum, ki hâlâ da ısrarla senine konuşmaya devam ettiğim için aklımdan iyice şüphe etmeye başlıyorum.

Birazdan seni kaydedip, gidip buzzz gibi yatağıma girip, gözlerimi kapatıp uyumaya çalışacağım.

Bundan önce sana bir şarkı ekliyorum ki, "Five Bolt Main" söylüyor, "Seem to be fine" diyor, ve o da sonunda ekliyor;

What's wrong with my mind?



























Undo what must be undone.

Uzun oldu. Buraya kadar sıkılmadan okuduysanız daha önce de önerdiğim gibi sizlere de bir şey önereyim, kendisi bir psikolog. Çünkü psikolojinizin bozuk olma olasılığı gerçekten takdire şayan. Gördünüz mü mesela yazı bitti aslında (ki yazı demeye binbir şahit ister buna) hâlâ okumaya devam ediyorsunuz. Kuzum siz de cidden hastasınız, hadi ben hastayım yazıyorum, size ne oluyor?

Bir de birşey diyeyim mi yatmadan, çenemiz var ya, şu sürekli açılıp kapanan, yüzümüzün alt tarafındaki kemik, hah, onun sağ tarafının yukarıya bağlandığı eklem acayip ağrıyor. Hayırdır inşallah diyor, yayında ve yapımda emeği geçen hipotalamus ve ailesine teşekkürü borç biliyoruz. Kapatıp gidiyoruz.

Hiç yorum yok: