25.02.2009

Aç dersen açarım

"Masaya oturduk bir de ne görelim. Resmen yıkıldım. Mumlar yanmıyordu. Acaba mumların yanması için elektriklerin kesilmesi mi lazım diye düşünmekten kendimi alamadım."

Ahahaha, o mumlar senin bütüne girsin.

Yahu şu "yemekteyiz" olayı akşam akşam sinirimi bozdu hem de gülümsetti garip insanlarımızın ilginç tepkilerine.

"Yani ben de bıçağı yanlış yere koydum ama en azından yönü düzgündü yani lütfen ama"

Haha, yok yok ezik "Yemekteyiz" esprileri yapmayacağım şimdi, zaten prime time 'da yeterince yapıldı muhtelif diziler tarafından.

Bugünkü olayımız, şu rüzgarlı havalarda açık şemsiye taşımak kadar iğrenç bir durumun daha olmaması. Bugün güzelim servisimizi beklerkene Büyükdere Caddesinin pencere altlarında, yurdum kadınlarının şemsiyelerle yaşadıkları problemlere bir kere daha şahit oldum. Bir de bu sene çizme modası mı var nedir? Kimi görsem bir çizme. Modayı asla takip etmeyen biri oalraktan neyse bu ayrı bir analiz konusu diyorum.

Yahu şıpr şıpır yağmur yağıyor, almışsın şemsiyeni eline güzel güzel yürüyorsun, birden arkandan esen rüzgar, zaten işportadan alınmış 3,5 liradan 4 şemsiyenin altını üstüne getiriveriyor. Getirse iyi, geri de götürmüyor, çünkü o uyduruk şemsiyenin telleri falan bir yamuluyor, bir kopuyor, asla ve kat'a eski haline dönmüyor. Şemsiye şemsiyelikten çıkıp, tecavüzden son anda kurtulmuş bir travestiye benziyor. İşte o anda yapılacak en iyi şey olarak insanın aklına, önüne gelen ilk elektrik direğine pata küte şemsiyeyle girişmek geliyor, ama tabi koskoca karizmanın yerle bir olmasını istemediğinden o yırtık rahibe bozması şemsiyeyle salakça yürümeye devam ediyorsun. İşte bu hayatın yağmurlu bir akşam vakti sana yaptığı en büyük cilveyle yüzyüze geliyorsun ama tanımazlıktan geliyorsun.

Bir de emin olun ki Nil Karaibrahimgil, Adriana Lima'dan daha güzel bence. Yani çıkartmışlar geçen gün "varmısın yokmusun sen ne ayaksın hemşerim" isimli yarışmaya Adriana Lima'yı. Ve yine geçen gün bir de Nil Karaibrahimgil'i çıkartmışlar. İkisini de aynı programda izleyince kıyaslama imkanı buldum bir Türk genci olarak, ve şunu söylemeliyim ki, az önce söyledim tekrar etmeyeceğim. Nil diyoruz. Adriana Türkiye'ye bir daha gelmesin.

Sevgili günlük, bu hayat hiç bize mavi hissetmiyor.
Aç diyoruz açıyor.
Genelde de büyük açıyor.

Şimdi gidiyorum, ama yarın döneceğim. Ve döndüğümde dönen siyah deri koltuğun üzerinden sana bakıp, "hey, hatırlıyor musun, hani o kapıdan kovduğun fakir ama gururlu bir Galapagos kaplumbağası vardı" diyeceğim, "işte o kaplumbaya tavşana yenildi. Çünkü artık masalları kimse dinlemiyor." diyerek de sosyal blog olmanın sorumluluğunu yerine getirip, mesaj kaygısına düşeceğim. Eee düşmez kalkmaz bir Allah.

Haydi, go.

Hiç yorum yok: