Sevgili günlük, buz gibi odanın içinde lahanadan hallice kat be kat giyinmiş ve yüzyıllık elektrik sobasının quartz sarmallarından yayılan turuncu ısı ile ısınmaya çalışıyorum.
Ne var biliyor musun? Şu analog saat meselesi. Holde bir saatimiz vardı bizim, o da herhalde önceki milenyumdan falan kalma. Vardı diyorum, çünkü onu benim odama aldık. Hayır o kadar ağır değildi, toplu halde taşımadık, neden aldık denir ki böyle durumlarda o zaman, neyse.
O saate böyle bazen aniden baktığımda saniyenin bir saniye geri gittikten sonra tekrar ilerlemeye başladığını görürdüm. Bunun bir yanılsama olduğunu düşünsem de sürekli başıma gelmesi yüzünden kafamda soru işaretleri oluşmuyor da değildi hani. Sonra sonra belki eski bir saat olduğu için pil ömrü Hakk'ın rahmetine kavuşmaktadır bu yüzden bize böyle garip şakalar yapıyordur diye düşünmeye başlayıp bu olayları unutmuştum. Ta ki,
Holdeki saati odama alıp, oraya yeni bir saat koyana kadar.
Dündü sanırım ya da önceki gün tam olarak hatırlamıyorum, gelip geçerken baktığım saatte saniyenin bir saniye geri gidip tekrar ilerlemeye başladığını gördüğümde gerçekten şaşırıp kaldım. Bu olay sürekli başıma gelmeye başladı. Hadi matrix diyelim, ok sisteme yeni bir giriş falan yaptılar diyelim. Ama ben hayatıma giren çıkan da görmüyorum, olaylarda bir değişiklik de görmüyorum. Ne diyorum biliyor musun? Sanırım kafayı yiyorum.
Bu arada kendimi yazılım ve veritabanı uzmanlığı konusunda totally fully bir kariyere hazırlıyorum beyinsel olarak. Ama henüz maddi olarak hazırlayamadım. Toefl'da alıcam. Gitar da alıcam. Kariyer de yapıcam müzik de yapıcam. Kariyer patlaması yaşıyorum anne. Bana bir katarin. Bir de çay belki. başım ağrıyor.
Sonuç,
haftasonu geldi hoşgeldi,
bahçelere nar geldi,
nazlı yarim uzaya çıktı,
orası da ona dar geldi.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder