Ankara'nın taşına bakan şaşkın İstanbul'lunun gözlerinin yaşına kim baksın? [Neiy?]
Sevgili günlüküm, Ankara'dayım.
[Ayaklarıma karasular inmiş vaziyette, kahve ve lapintopla.]
Haftasonu için Ankara'dayım evet, ilk izlenim olarak şunu demeliyim ki [Evet ilk defa geliyorum Ankara'ya ne yapalım şimdi]; hayatındaki ilk ve son 28 yılını İstanbul'da yaşamış birisi olarak cidden garip duygulara garkoldum özellikle Ankara'nın sanki 1980'lerin renkli çekilmiş fotograflarından çıkmış gibi duran Kızılay'ını görünce.
Pek çok fotograf çektim, pek çok fikir geldi hatta aklıma evde bulduğum geçen haftanın Uykusuz'unu kurcalarken, bunlara İstanbul'a dönünce bakacağız, bu bahsi kapatalım kuzum şimdilik.
Şu aralar Ankara'nın muhteşem bir tasarıma sahip olan cadde aydınlatma direklerini [Ouv çılgın], başkente süpersonik bir hava katan delik deşik kaldırımlarını, yavaş yürüyen, yürüyen merdivenin solunda durup bekleyen, yürüyen bantlarda yürümeyip etrafı seyreden, hayatı sanki inat edercesine yavaş yaşamak isteyen insanlarını, sadece 15 dakika sürüp bizi bizden alan sağanak yağmurlarını ve sıcak mı soğuk mu olduğu anlaşılamayan netameli havasını incelemekle meşgulüm.
Hepsine ayrıntılı ayrıntılı gireceğim sonra. Şimdilik çıkarimasu. :]
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder