12.05.2009

Bir adrenalin bağımlısının on dakikası

Sevgili günlük, sana bu satırları yine alelade bir word belgesinin içinden yazıyorum koyu kahvemi yudumlarken.

Az önce uyuyakaldım. Hatta rüya bile gördüm sanıyorum, ya da belki rüya değildi de o uyku sersemliği modunda etraftan algıladığım şeyler olabilir onlar. Evet. Neyse. “İş yerinde öğle tatillerinde uyumak serbest olmalı [aslında serbest] ama bunun için imkanlar oluşturulmalı yoksa ben böyle masada camış gibi uyurum” isimli bir örgüt kurmayı düşünüyorum.

Uyandım, gittim tam uyanayım diye bari dedim kendime koyu bir kahve hazırlayayım. Sıcak su veren sebil makinesinin başına yönlendim. Aha bir baktım ki sebilde su yok. Nasıl sebil bu kardeşim? Sebilde su olmaz mı? Adı niye sebil o zaman bunun? Adı niye sebil lan zaten bunun, yok bir de para mı verecektik su içmek için, sebil olacak tabi.

Damacana isimli dünyanın en muhteşem keşfi ünvanını eline verdiğim bidonu sebil makinesinin üzerine sokurtmamla birlikte içindeki suların da etrafa foşurtlaması aynı ana denk gelmişti. Tesadüf olduğunu düşünüp üzerinde durmadım.

Ve dönüp de kahve kavanozunun dibinde kendimi gördüğümde o an sigortalarım attı. Birilerine kafa atmadıysam sırf şu gözlüklerim lens olmasın diyedir bilesin.

Gidip başka başka katların başka başka mutfaklarından kahve aşırdım en gizemli tavrımla. Yolda gördüğüm kişilere de en gülen yüzümle selamlar falan verdim benden şüphelenmesinler diye, hatta birisine “nasılsınız” bile dedim elimde aşırılmış kahve dolu kavanozu arkamda saklayarak. O da “iyiyim sağolun siz nasılsınız” dedi mutfaklarındaki yarısı buharlaşmış kahveden haberi olmadan. Ve ben de “artık daha iyiyim” dedim neden bahsettiğimi bilmediğini umarak.

:] Böyle heyecanlı bir hayatım var işte. Nasıl dayanıyorum kuzum ben bu heyecanlara, adrenalin bağımlısı mıyım neyim?

Hiç yorum yok: