19.09.2009

Geçenlerde mutfak robotu olan ben

Hani demiştim ya günlük, geçtiğimiz günlerde bir sülalecek iftar olayımız olduğu için annem beni mutfak robotu olarak görmeye başlamış ve bilumum zerzevatı doğramam, kırmam, öğütmem ve parçalamam için bana endekslemişti diye, hatırladın mı? İyi, baki'ym bi soriym dedim hatırladın mı diye. :]

Efenim bu mutfak maceraları oluyor böyle zaman zaman. Geçen gün de işte, önce ceviz kırarak başladı bu uygulama. Yavaş yavaş hissettirmeden "oğlum şu cevizleri kırıver bakim" diyerekten [ne kadar masumane] kendimi elimde çekiç mutfakta ceviz kırarken bulmuştum. Tam bitirmiş ve kopmak üzere olan dizlerimi yerine takmaya uğraşırken minik bir torba daha geldi?

Bunlarda kırılacaktı, hahaha o kadar cevizden sonra bu minik torba da nedir, serçe parmağımla kırarım ben bunları havalarında aldım torbayı. Bağladığım dizlerimi de çözdüm tabi yine, zira artık koparlardı herhalde zaten.

Anaa, torbadan çam fıstığı çıktı. Bııy bıy bıy. bunları kırmak bir ölüm efenim. O an bi' tırstım zaten. Bir de şart var tabi, içindeki o minicik fıstıklar kırılmayacak ezilmeyecek formları bozulmayacak. Bir kaç başarısız denemeden sonra, üstün mühendislik zekamı kullanarak oradan kaçmayı düşündüm, ahahah, ama olmadı.

Şimdi efenim bakın benden size tavsiye, evinde kırılmamış çam fıstığı olanlar ve bunları nasıl kıracağım ulen ben, kırılır mı bunlar diye düşünenler; şimdi bu çam fıstıklarını parmaklarınız arasında dik olarak tutup, [yok yok ahaha sen de ya aklına gelen şeye bak.] dik bir şekilde yerde tutup tam kafasına çekiçle küttt diye vurduğunuzda içindeki fıstığı hiç bozmadan ezmeden kırabiliyorsunuz. Çok pratik. Çat çut kırdım bende bunları.

Tam bitti sanırım artık derken, fındık geldi bir torba. [Yahu biz sülalenin kuşlarına falan mı iftar veriyoruz bu ne ceviz fıstık fındık?] takatuka onları da kırdık efenim. Kırma işlerimiz böylelikle bitmişti. Çekici yoldan geçen tipsiz delüganlının kafasına doğru fırlattıktan sonra, elime tutuşturulan bir aysbergle yazlarım kış oldu. Evet kırma işleri bitmiş doğrama işleri başlamıştı.

Aysbergler, turplar, hıyarlar,domatesler, elime ne geçerse doğruyordum. Kendimi kaybetmiş gibi doğrarken, bir yandan da "Hepp beraber kopalım bari, hepp beraber coşalım bari" diyerekten son yılların en güzel şarkısıyla annemin kulaklarına işkence yapıyordum. [Müziksiz çalışamam prensiplerim böyle.]

Annem şarkıyı beğenmemiş olacak ki, "Bu ne, ne biçim bir şarkı bu?" diyecek oldu, ben de durur muyum hemen cevabı yapıştırdım, "Davut Güloğlu'nun yeni şarkısı bu, nasıl, hepp beraber kopalım bari, kop kop kooooooop kop." Annem de altta kalır mı, hemen cevabı yapıştırdı, "Aman kendi gibi abuk subuk".

[Nasrettin Hoca da durur mu hemen cevabı yapıştırmış gibi oldu, kikiki, hocam neden böyle hemen sende bir cevap yapıştırma hissiyatı? Ayıp değil mi? İki otur bir dinle, pat diye cevap yani ayı bolu yor.] Ahahahahaha, bir kopingen daha, valla Davut kardeşim kusura bakma, kop kop diyorsun zıplaya hoplaya ama kopartamıyorsun söyliyeyim.

Livaysın 501 kotları vardı, gerçi hala var, ben sevmezdim ama onları, 505'leri daha çok severdim. Hatta bir kere almıştım 505, parçalanana kadar giydiydim. Ee?

:]

3 yorum:

Missipipi dedi ki...

sıkılmadan okuduum nadir erkek bloglarından.tebrik ediyorum aferin :D

Monera dedi ki...

Ahahah, blog emrinize amadedir efenim, sıkılmadan okuyabilirsiniz. O da sizden sıkılmaz. :]

Berna dedi ki...

Daha sık mutfağa girmeli, daha sık mutfak yazısı yazmalısın.
3 adet mutfak yazını okudum ve gülmekten ölmek üzereyim şu anda :)))