31.10.2010

646 + 317 = 963 (yuha)


Evet, bir kitap manyağı olma yolunda ilerlerken
dün fuardan şu kitapları aldım.

Evet! İnanamıyorum tam 12 tane!!! :]

Şaka şaka 12 tane değil, dünyaca ünlü tüm PhotoShop uzmanlarının kullandığı -aslında çok fazla da bilinmeyen- copy/paste yöntemi ile kitapları çoğalttım ki, fazla kitap almışım gibi görünsün diye, kıhkıh ve kehükeksta.

Merak edenler için:
Son 18 Saniye 10 TL
Ejderha Dövmeli Kız 19 TL

KitapDelisiGizem ile kitap fuarındaydık

Sevgili günlük, biliyorsun İstanbul'da şu aralar TÜYAP Kitap Fuarı devam etmekte. Ve kitabın ve kitapçının dostu olan ben de dün gittim yerinde gördüm bakayım ne var ne yok diye dolandım da dolandım da dalgalandım da duruldum.

Öncelikle: Alemin en kitapdelisiGizem'ine ve onun enkitapdelisikardeşiÖzge'ye teşekkürü bir borç bilirim. Onların sayesinde çok eğlenceli çok keyifli bir fuar oldu. (Gerçi Hıfzı amca imza günü için geç kalmamış olsaydı karşılaşamayabilirdik bile. Bu nedenle geç kalan Hıfzı amcaya da özel teşekkürler.)

Yazıya, bugün NYTimes'ın Kitap Ekinde Fuarlar sayfası altında çıkan yorumumla başlamak istiyorum:

"İstanbul Kitap fuarı çok kalabalık. McDonals'da yarım saat sıra bekledik."

Fuara gitmek demek; Anadolu yakasından İstanbul'un tee öbür yakasına, hatta öbür yakasının tee öbür ucuna gitmek demek. Yani fuara gidecekseniz tüm gününüzü yolda ve fuar alanında geçirmeye hazır olun demek. Oldu.

Bir adet çıkarsama: Ayrıca dün, Aras Öztürk Çolak'ın (nam-ı diğer Sami Hazinses'in) imza günü vardı. Gerçi ben saat 15:00 gibi gittiğim için imza günü yoğun geçti mi ya da ne kadar kalabalıktı tam net bilmiyorum. Ama benim oralarda dolandığım sıralarda etrafında kimseler yoktu. Eğer imza günü beklediği ilgiyi bulmamışsa nedenini Sami'de değil, OkuyanUs'ta, DizüstüEdebiyat'ta ve FriendFeed/Twitter ahalisinde aramak lazım. El birliğiyle toplanıp friendfeed ve twitter sayesinde bi'yerlere getirdikleri Sami Hazinses karakterini fuarda yalnız bırakmaları belki de sosyal meydanın aslında ne kadar umursamaz olduğunun kanıtı gibi. (Bakın burada sosyal medyaya ilişkin çarpıcı açıklamalar yapıyorum, vov.)

Aldığım kitaplar, azzz sonra... :]

28.10.2010

Deneysel Fizikte Son Nokta

Sevgili günlük, yarının yarım gün olması her ne kadar beni için için sevindiriyor olsa da, sabah erken kalkma zorunluluğuna dayanamıyorum. "Yarının yarım gün olması", ne kadar melodik.

Neyse, yarın yarım gün olsa da birazdan yatmam gerekli, çünkü çok fazla mesai yaptım bugün ve aslında içtiğim damacana damacana çaylar olmasa şu anda çoktan uyumuş da olabilirdim.

Bu arada bu gece yağmur var İstanbul'da ve yarın da olacak sanırsam. olmasa ne güzel olanda, ben de biraz Taksim'e falan gidende dolaşanda, çok yahşi olanda.

Aslında canım sıkkın, bunu durup durup cümle içinde aslında kullanışımdan da anlayabiliriz. Aslında normalde çok fazla aslında kullanmam ama böyle canım sıkkın olunca aslında da aslında.

Uyarı: Burada yazara bi'şeyler olmuştur. Zıbızıp! Ve sonra birazdan okumak üzere olduğunuz yerleri yazdıktan sonra dönüp tekrar okuduğunda tamamen saçmaladığını farketmiştir. Ama emek vardır, çünkü sevgi neydi, emekti, o kadar yazıyı silmek zoruna gitmiştir silememiştir, yani bu demek oluyordur ki, okumasanız çok bi'şey kaybetmezsiniz demek oluyordur.

- Teyze aslı evde mi?
- Yok evladım fotokopisi var, ama noterden kaşelettik, uyar mı?
- Uyar uyar?
- Atıyorum tut.
- Tutuyorum at.
- Tuttun mu?
- Tutamadım.
- Tutsaydın ya be oğlum.
- Tutunamadım.
- Tutunamadın mı?
- Evet geçen gün minibüste para vermek için ayağa kalktım, sonra Alp disiplini minibüs kullanan şoför abimizin ani freniyle hüoop ön koltuğa yapıştım. Ön koltuktaki teyzenin başının üzerinden eğilip kendisine "Merhaba, Tutunamayanlar'ı okudunuz mu?" dedim. "Bir de şuradan bir Metrobüs uzatabilir misiniz?" Teyze de kutuplardan gelmiş olacak ki, "Ay evladım metrobüsler zaten uzun, körüklü mörüklü daha ne kadar uzatalım onları" dedi. Biz de gülmedik. Sonra ben tutunamadığım için ani bir gazlamayla arka koltuğa kadar tekrar uçuşa geçtim. Sonra da arka koltuktaki genç ve alımlı güzel hanımın kucağına oturuverdim. Ve mahçup bir ifadeyle yüzüne bakıp, "Para üstü şoförde kaldı" dedim.

#yatıpuyumalı

Bu gecenin şarkısı da bu ola... (sağtıkyenisekmedeaçkitutunamayanlardanolma)
[10 Years - Running in Place]

26.10.2010

#devrikicerik Entelektüel İntelicıns

Şimdi birbirimizi kandırmayalım günlük, aslında kimse kimseyi o kadar da önemsemiyor ve o kadar da değil yani insanların birbirine olan ilgisi ilk bocalamada dağılacak kadar pamuk ipliğine bağlı ruhlarımız ve bir o kadar da uzak aslında birbirinden ilk başka etkide uzaklaşacak kadar hafif ilk farklı rüzgarda dağılacak kadar umursamaz.

Hatırlayalım; Sen sensin. Ben benim. O kadar.

Uberdupersupersonikdipnot: Devrik yazdım ki anlatıyorum çok sansınlar mühim şeyler diye. Kıh kıh ve kehü kehü.


25.10.2010

Çok lazım kaçırmayalım

Sevgili günlük n'aber, duydum ki unutmuşsun gözlerimin rengini? Yar "halovin" kutlamaya gitmiş gördün mü? Yavrusunu sinek kapmış mandalar oynar yar mandalar... gibi gibi.

Güzel yurdumda Cadılar Bayramı kutlanmayalı yaklaşık bi'kaç yüzyıl falan oldu herhalde sevgili günlük oysa ki bünyeler nasıl aç, nasıl bayram bekler kimsenin haberi yok.

"Aa neden kutlamıyoruz?"

Cadılar bayramı gibi milli bir bayram neden es geçilir anlayamıyorum. Ve böyle düşünen herkese şuradan randevu almaları için ısrarla destek veriyorum. Muhakkak kutlanmalı ve gelecek nesillere aktarılmalı bu milli duygu. Hadi hemen tıklayın siz de yerinizi ayırtın.


:]

24.10.2010

9. Geleneksel Fotoğraf Pazarı - Dışarısı

Sevgili fotoğraf sever okuyucu kitlesi;

Uzun süre -nedendir bilinmez- ara verdiğimiz bir Geleneksel Fotoğraf Pazarı etkinliğimizle daha karşınızdayız. Bu haftamızın konusunun "Dışarısı" olmasını istedim. Çünkü geçen hafta sonu çektiğim fotoğraflara bakarken bu fotoğrafa gelince aklımda beliren ilk kelime "dışarısı" oldu.

"Safranbolu- Yörük Köyü"nde çekilmiş bir fotoğraftır.

[tıklayınca büyümesi gerekiyor, büyümüyorsa müracaat müdüriyet.]

Ve şöyle afili bir sözle de bitirelim.

"Bir yavru köpeğin gözlerinde gördüm dışarısını"

Breh breh ve keh küh :]

Hâlâ okumadıysanız...

[Sil Baştan (Replay) - Ken Grimwood]
Okuyun derim...

NY Times'ın kitap ekinde çıkan yorumumu sizlerle paylaşarak yazıya başlayayım.

"Benim gibi kitap okuma özürlü bir insanı bile kendine bağlayan bu kitap kim bilir size neler yapar."

Okumaya başladığımda "Geleceğe Dönüş II filminden esinlenmiş" diyerek ilk yaftayı vurduğumda, henüz kitabın aslında1986'da yazılmış olduğunu farketmemiştim. Bunu farketmemle birlikte kitaba karşı olan huzursuzluğum biraz daha azalmış oldu. Ancak bu seferde ilk bölümlerdeki mantık hataları kafamı karıştırıyor gibiydi...

Okumaya devam ettim (yoksa sayın kitapdelisigizem beni öldürebilirdi :]), Ve ilerleyen bölümlerinde ortaya çıkan hoş kurgu ilk başlardaki mantık hatalarının çok da önemli olmadığına inandırmaya başladı beni. (Mantık hatası derken kelebek etkisinden bahsediyorum aslında, detaylı anlatmıyorum ki okuyacak olanlar varsa alacakları hazzı baltalamayayım.)

Kahramanımızın 18 Ekim 1988'de ani bir krizle ölmesi ile başlayan roman, bir anda kendini 1963 yılında üniversitedeki odasında bulmasıyla başlıyor. Ve adından da anlaşılacağı üzere hayatını sil baştan yaşamak zorunda kalıyor. Üstelik önündeki uzun yıllar boyunca tüm olacakları bilerek. Bahisler de dahil. :]

Kitabı ilginç kılan ise, bu döngünün sadece bir kere değil, bir çok kere olması ve her seferinde okuyucuya sanki kahramanımızla birlikte aynı hayatı tekrar yaşıyormuş hissi uyandırması.

Duygusal öğeleri ise geçekten naif bir yoğunlukta. Ne az ne çok. Sadece bir kurgudan ibaret olan mekanik bir kitap değil. Kitapta öyle çok afili cümleler özdeyiş olacak kalıplar yok. Ama olaylar o kadar hoş kurgulanmış ki, sade, özensiz cümleler bile insanın hayal gücünü tetiklemeye ve okuyanın gözünde imgeler canlanmasına neden oluyor.

Bu arada şunu da belirtmeden geçmeyeyim, kitapta açık seçik -belki bir film olsa +13 hatta +18 uyarısı konabilecek- cümleler mevcut. Sonra okurken "hop n'oluyoruz" demeyin.

Hayatını tekrar tekrar yaşayan bir insanın tüm heyecanlarını, isteklerini, endişelerini, korkularını, planlarını, beklentilerini, bıkmışlığını ve en sonunda da şaşkınlığını gözlemleyebileceğiniz bu kitap "bestseller" olmasının hakkını gerçekten veriyor.

Kimileri "aman reenkarnasyon işte" diye eleştirse de, aslında kitabı okuduğunuzda olayın bu kadar basit ifade edilemeyeceğini anlıyorsunuz. Aslında olanları ifade etmeye de çalışmıyorsunuz zaten okurken, çünkü kurgu bir kitap olduğu bilincindesiniz. Paralel evrenler, astral seyahat, reenkarnasyon, ölüm, ahiret kavramlarını çok derinlemesine işlemeden çevresinde dolaşarak sadece kurguya odaklanıyor ve karakterin macerasına odaklanıyorsunuz. Bu yönüyle de sıkıcılıktan uzaklaşıyor.

Kitapta sadece iki yerin altını çizdim. Nedeni ise okurken bir ürperti hissettiğim içindi. Normalde kitapları çizmem. Bu cümleler;

---- Burada iki cümle var sadece isteyenler okusun----


---- Burada iki cümle var sadece isteyenler okusun----


Test ettik onayladık öneriyoruz. :]
(Buraya bir kaşe yaptıracaktık henüz yaptıramadık, sesini yapalım) [Dıkş!]


23.10.2010

#devhizmet #beklenenan

Kitlelerin merakla beklediği dev çalışma tamamlandı!

Facebook, FriendFeed, Twitter ve bilumum sosyal medya mecralarında aforizma yayınlayamıyorum diye üzülüyor ve takipçi sayınıza baktıkça depresyona mı giriyorsunuz?

Hiç gerek yok!

Çünkü artık "Aforizmatik" var!

"Halka Hizmet Kaygısıyla Yanıp Tutuşan Genç Mühendisler Birliği"nin geliştirdiği, üstün teknoloji ve süpersonik mühendislik bilgisi ile 3 yılda yapımı tamamlanan bu eşsiz ürüne artık siz de kolaylıkla sahip olabilir ve sosyal medyayı aforizmalarınızla altüst edebilirsiniz.

Tek yapmanız gereken aşağıdaki linke tıklayıp, iletişim formunu doldurmak ve ödeme yapmak. Aforizmatik, kargo ücreti olmadan 3 iş günü içinde teslim edilecektir.

ÇokÖnemliNot: Aforizmatik'i kullanmaya başlamadan önce, mail ile gönderilecek olan aktivasyon kodunu sisteme girmeniz gerekmektedir.


B*ktan beslemelerin angut beğenenleri olur

Evet sevgili günlük aynen öyle;

Bizi hayata bağlayan şu incecik kablolarla, aslında yatalak bir hastadan farksızız. sızız. ızız. zız. ız. ız. z. (çok ağır bir cümle yazınca yankı yaptı.)

Sonra üçyüzellimilyon kere daha şu şarkıyı dinleyip devam ediyorum. (Will you?)

B*ktan beslemeler, angut beğeniler.
Ve aslında neyi beslediğimizi bile bilmiyoruz.

Hastalandığımda tahammülsüz oluyorum.

22.10.2010

Yanılsamıyorsam n'olayım

Sevgili günlük, sana bi'şey diyecektim ama unuttum. Aa dur sanki hatırlar gibi mi oldum n'oldum? Yok olmamışım. Oldu o zaman.


DüpNot: Bu arada sevgili TDK, bu lafım sana;

İnternetteki sözlüğünde "yanılsama" kelimesi varken, "yanılsamak" kelimesi yok, mastarlarla bir derdin varsa bilelim. Bunlara biraz dikkat eti eti eti!

20.10.2010

absolut konkav

Kesinlikle tatile ihtiyacım var günlük. Kesinlikle!


Çünkü artık bünyem (bünye matabolizma demek) kaldırmamaya başladı bu kadar koşturmayı, bu kadar hengâmeyi (hengâme patırtı gürültü demek). Aslında bunların çoğu da hüsnükuruntum (hüsnükuruntu kuantum demek.) [Ahaha yok lan kandırdım.]

Yazacak bi'şeyim yok aslında bugün. Hasta gibiyim. İki gündür -haftasonu oluyor bu iki gün- Safranbolu Amasra dolaylarında gezentiydim. (Tur yorumu: arkadaşlarla zevkli. tek kişi gidilirse çok sıkıcı olabilir.) Bolizmam bozuldu ama. Tur yahşi olanda ama daha henüz kendime gelemeyende. (ne saçmalıyorum ben ya.)

Linkin Park'ın 2010 albümünü indiren bir kuzenden kendi bilgisayarına indirmek korsana girer mi günlük? Hı? Peki girerse ona mı girer bana mı girer? Zaten bi' b*ka da benzemiyor şarkıları bu arada çohafedersin, ben beğenmedim yani. Neyse. Böyle deyip hafifletici sepetler de getirmiş olayım ortama.

Tatil lazım tatil. Lazım da Ekim geldi lan. Geçti hatta. Kasım geldi. 29 Ekim için fultayım yatış planlarım var bakalım.

Şarkıları hala dinlemeyenler için geliyor. Bu onlar gibi değil.

(10 Years - Shoot it out [acoustic])

Akustik nedir Salvador bilir misin? Çiz desem çizebilir misin? Sanmam.

Will youu' kill what's left of me to stop the bleeding..
Suffooo'cate integrity, till I'm not breathing...

Oldu.

19.10.2010

Ben bunu hep yapıyorum

Bir şarkı buluyor, onlarca kez dinliyor, bloga falan ekliyor, bloga falan ekliyor! bloga falan ekliyor!...

...ama sonra flash player eklentisi oluşturduğum site çalışmıyor, bloga ekleyemiyor ve yine fizy'ye muhtaç kalıyorum.


10 Years - Shoot it out (Acoustic)

will you...

Fizy'ksel çıkarım Vol:17


Bu grubun en iyi şarkısı bence... [tabi ki sağ tık yeni sekme]

#güzelşeylerkısasürer

16.10.2010

Sevgili sevgilim beni affet

Sevgili günlük,

Bilen bilir, benim Japon bir sevgilim var. Çok sevişiriz kendisiylen. Henüz tam olarak dilini öğrenememiş olsam da, o bunu pek sorun yapmıyor.

Ama!

Önümüzdeki günlerde ona bir kuma getirmeyi planlıyorum. Geldiğinde en seksi fotoğraflarını eklerim. :]

Ben fotoğrafçı değildim sonradan da olamadım

Sevgili günlük bak aklıma ne geldi otobüs durağında bekleyen yaşlıca bir insanın yüzündeki yorgunluk ifadesini görüp "off mutlaka bunun fotoğrafı çekilmeli" diye içimden geçirdiğimde...

Şimdi mesela portre fotoğrafları çeken fotoğrafçılar var, mesela insan fotoğrafları çeken fotoğrafçılar var. Mesela, yorgun yüzlerin, yaşlı insanların, yaşanmışlıkların, hayatında hiç fotoğraf çektirmemiş kimselerin falan, böyle orasından burasından farklı açılarla çok güzel fotoğraflarını çekiyorlar. Harika da iş çıkarıyorlar hatta görüyorum sağda solda. Bravo.

Ama, sen o fotoğrafı bastırıp sahibine bir kopyasını vermedikçe gözümde hiçbir değeri yok söyleyeyim.

13.10.2010

Deliber


- Sevgili günlük sana bi'şey diyeyim mi?
- De.
- Ben aslında yoğum!
- Yani?
- Yani, sen kendi kendine konuşuyorsun.


11.10.2010

Hepimiz sosyal medyayız hepimiz esiriz

Peki günlerdir iPod'da dinlediğim ama adını bilmediğim -aslında o arada bakmaya üşendiğim, sonra da unuttuğum- şarkının bir anda winamp playlistimde rast gelmesi? Buna ne demeli?

Ne denirse nedir, salla. Ayrıca bir anda tereddüt ettim aslında o şarkı bu şarkı mıydı diye, hepsi birbirine benziyor bir süre sonra. Neyse, çoktan bunu geçmiş olmam gerekirdi.

Yarın Salı. Bugün de Pazartesiydi. Bundan sonra yazacaklarımın hepsi aslında şu yazdıklarımdan daha farklı olmayacak. Yazdıklarım yazacaklarımın teminatı yani, eheh.

Bazen -özellikle sosyal medyaya bakınca- insanların konuşacak ne kadar çok şeyi varmış diyorum, sonra da düşünmeden edemiyorum, yüz yüzeyken de bu kadar konuşkan mıyız, sınız, sınızlar, onlar, biz, hep beraber, koop kop.

Çünkü hepimiz sosyaliz, hepimiz medyayız, hepimiz sosyal medyayız, hepimiz esiriz. Aksini iddia eden varsa follower'larına sorsun.

Mesela;

Twitter'la ilgili olarak, şu anda kitabı çıkan bloggerlardan birisinin bir lafı vardı, gazetede okumuştum, (düşünün yahu gazetelerde artık sanal şöhretlerimizin ropörtajları yayınlanıyor, ki kaç ay önceydi bu dediğim) "ünlüler twitter'i keşfetmeseydi, biz hala kendi aramızda twit'leşiyor olurduk" diyordu. Doğru, ama, halbuki, tam tersi, bizim sade vatandaşımız, ünlü saydığımız kişileri takip edip oradan oraya re-tweet'lemeseydi, ünlü vatandaşlarımız hala kendi kum havuzlarında oynuyor olurlardı.

Şimdiye kadar halka bu kadar net ulaşmayı başaramayan ünlülerimiz bir anda herkesle aynı anda iletişime geçebilmeye başlamıştı. Tabi bana ne değil mi öğle yemeğinde Kanyon'da kimin ne yediğinden? Yok ama öyle değil. Genel olarak internet kullanma özürlü olan bu arkadaşlarımız, ahah ne arkadaşı yahu (beni takip eden bir ünlü olmadı henüz) körler sağırlar birbirini ağırlar mantığında, birbirlerine twitler yağdırırken, yurdum insanı da dökülen kırıntıları toplamaya başladı. (Zaten çok severiz olmak istediğimiz insanların artıklarını toplamayı) Büyük bir nimetmiş gibi bunları re-tweet'leyip "hey hey bak şu ne demiş?" "Hey Bilmemkim evde mutfaktaki bilmemkimle twitleşiyormuş onları okuyorum çok komik" gibi ileri zekalı yorumlar anlayışlar, eğilimler başladı.

Not: Yazı uzayacak gibi, birazdan frienfeed'e başlamayı düşünüyorum, ama yatmam lazım.

"100.000 kişinin takip ettiği ünlümüz, lütfedip sadece 259 kişiyi takip ediyor, olur mu böyle?" Ahahah ya ne olacaktı? Seni mi takip edecekti? (var mı bir ünlü beni mütemadiyen takip ediyor, yazdıklarımı re-tweetliyor diyen?) Yok. Varsa söyleyin bizi de eklesin. :)

Siz daha mı kötü yazıyorsunuz onlardan? Sizin yazdıklarınız daha mı saçma?

Sadece benim bile (ki az sayıda kişiyi takip ettiğim için öyle diyorum) takip ettiğim ve çoğu kişiden güzel yazan insanlar var.

Harbiden uzayacak, çok daha farklı konular geliyor aklıma susuyorum.

Bu Twitter daha ilk başladığında, insanlar delirmiş gibi yakaladıkları bütün ünlüleri takibe almasalardı, o zaman işte çok acayip olurdu. :]

"Amaan, bilmemkim bana request göndermiş; salla."
(burada bilmemkim ünlü bir vatandaşımızı temsil ediyor) Egoya gel. :]


10.10.2010

Fizy'ksel çıkarım Vol:16

1 şarkı

Her sabah gibi bu sabah da

kalkıp gözlerini daha tam açmadan gittiği loş banyonun duvarındaki aynalı dolabın üzerinde asılı duran sarı ampulü yaktıktan sonra yüzünü yıkayıp, 4 numaraya yaklaşan miyop gözleri yüzünden iyice aynaya yaklaşarak, uzayan sakallarının üzerinden akan su damlalarına, gözlerinin içindeki kızarmış damarlara, göz altlarındaki -hafiften renkleri değişmekte olan- şişkinliklere baktı. Ve aniden "-N'aber?" dedi.

Aldığı cevap karşısında şaşırmıştı. "-İyidir senden?"



[Greeley Estates - If Words Could Say]

Bugün neler oldu #Dopdoluicerik

Sabah, bilgisayarımın başında soğuktan donmuş bir vaziyette bulunursam, kriminal incelemelerinde en son bunları dinlediğim anlaşılacak...



Bunu: (bunun fizy linkini bulamadım)


Ve de bunu: (bunun hiç bi'şeyini bulamadım) [Aman bu yorgun halimle bile bir espri bir espri :] ]

Gördüğün gibi sayın günlük, bugünkü şarkılarımız biraz farklı, çünkü yorgunluktan bayılmak üzereyim. Ve bu nadide eserlerimizle biraz olsun kafamı toparlamaya çalışıyorum. Halbuki yat uyu değil mi, kafa toparlamanın dünya genelinde kabul görmüş en geçerli uygulamasından faydalan. Ama yok, buz gibi evde, kat kat giyinmiş vaziyette, kulaklıklarım kulağımda oturmuş şarkı dinliyorum ben, aferim bana, aynen devam.

Bu arada Üsküdar'ı sular seller aldı lan cidden, hiç Ekim gibi olmayan bir Ekim yaşıyoruz. Bu sabah(tan akşama kadar) yağmur vardı İstanbul'da. Bir de İstanbul'a Istanbul diyenler var, diliniz mi dönmüyor n'oluyor, niye öyle?

Bugün Stone (Şantaj) filmine gittim. Tek kelimeyle ilginç ve durağan. İki kelime oldu. Hatta sıkıcı biraz. Üç oldu. Ama biraz da merak uyandırıcı. Dört. Beş. Ama sonunda tam bir hüsran. Altı. Lan filmi tek kelimeyle anlatamadım iyi mi? Ama fragmanına aldanmayın demek istiyorum hatta diyorum. Fragmanı izleyip de "Oo ulen kimler oynuyor böyle, kesin süper filmdir" demeyin. :]

Sonra Taksim'de yağmur altında ıslak hamburger yedim. Islaktı gerçekten. Temkinli olduğum için şemsiyemi yanıma almıştım. Ama açmadım. Öyle, ıslak hamburgerle birlikte ıslak ıslak yürüdük.

Neyse sonra eve geldim, gelirken de yağmur şiddetini olanca şiddetiyle şiddetiyordu. Bu yüzden artık şemsiyeyi açmam gerektiğini düşünerek şemsiyeyi açtım. Bir de ne göreyim? Yok len bi'şey görmedim, yazıya biraz heyecan gelsin diye yaptım, yii,-ha! geldi heyecan, şimdi işin yoksa kalk topuk dansı yap, tıkıtıkıtık, ama tam bilemenko ben, asıl bizim topukçuzadelerin torunu çok iyi bilir bunu, neyse.

Aa bak ne diyeceğim sana, Anadolu yakasında oturanlar bilir, Yenisahra'da Optimum Outlet diye bir yer açıldı. Çok önce açıldı gerçi. Yeni değil. Hah bildin mi? Aferim. İşte ben onu oraya yapanların ta! beyinlerine beyinlerine vurayım. Zaten zor akan E5 trafiği, buraya girmeye çalışan alışveriş meraklısı kalabalık yüzünden iyice yamuldu. (gerçi içeri girip boş boş dolaşan kuru kalabalık olduklarını zannediyorum çoğunun, belki starbaks biraz, belki bi'kaç dükkan, medyamarkt, köfteci ramiz, güya piyasa, herkes bi gezenti, neyse ya.) E tabi olan bana oldu, öğleden sonra yaklaşık 1 saat güzide İETT otobüsünde tüm böbrek taşlarımı döktüm ayakta bekleye bekleye. (İETT'ye not: Siz bu otobüslere amortisör koymayı unuttunuz galiba yahu?)

Dpnt: Dinle dinle, şarkılar güzel bak, valla. Arada bir çıkar bunlar her zaman bulamazsın bak :]

Dpnt2: Beğenmedin mi onları? :] Bu tam sana göre, vuuuaaaa! (oha süper be! Hatta bp süper v)

Dpnt3: Bir de dün 18:30 sularında, Taksim'de, Ezel dizisinde Kenan Birkan'ın gençliğini oynayan çocuk var ya, onu gördüm. Şimdi aklıma geldi.

9.10.2010

what's wrong with?

Bir haftanın daha sonuna gelirken, aa bir de bakmışım ki zaten çoktan gelmişim, saat 00:22 olmuş sayın günlük. Mesafeliyiz bugün.

Bugün 9 Ekim 2010 Cuma, Almanya-Türkiye maçı vardı televizyonda. Almanlar yenince biz yenilmiş sayılmışız, yoksa biz de yenmiştik aslında. (1.Dümya Savaşından beri anlamıyorum zaten bu Almanlarla olan münasebetimizi. :] )

Maçı izlediğimi söyleyemem, çünkü izlemedim, ama belki NTV gösteriyor olsa izlerdim, ama göstermiyordu. Ama izlemediğim halde izledim de diyebilirdim, ama demedim.

Çok yorulmuşum lan bu arada. Şimdi oturunca fark ettim, uyumamak için resmen kendimi zorluyor gibi gibiyim gibiyim gibi gibi gibiyim, gibi gibiyim gibiyim.

Bugün birdenbire şiddetlenen yağmur sırasında, Mecidiyeköy'ün üstünden o koskoca viyadük gibi yolu geçiren zihniyeti bir öpesim geldi. Lan resmen koskocaman bir şemsiye metrelerce hiç ıslanmadan yürümeni sağlıyor. Bence çok güzel. Hatta tüm ülkenin üstünü böyle kaplayabiliriz, böylece hiç ıslanmayız. (Oleey bu da çok malca.)

Yağmurlu ve fırtınalı günlerde uydu anteni adını verdiğimiz çanak oluşumuna bir haller oluyor sevgili günlük. "Sinyal yetersiz, LNB'nin bilmemnesi bilmemne" gibisinden bizimle iletişim kurmaya çalışıyor, ama biz hemen kanalı değiştiriyoruz, bizi yormayacak diğer çalışan kanallara zap'lıyoruz. (Bak şimdi "bu yazıyı okumak yerine gidip daha faydalı bi'şeyler yapacaktım yeaa"diyen varsa [ama "yeaa" da diyecek, yoksa olmaz] hemen zap'layıp daha faydalı işlere girişsin bence, çünkü bundan sonra yazacaklarım bi'şeye benzemeyecek, sanki öncekiler benzedi de, kehihü. :] )

Ve birden aklıma uzun zamandır dinlemediğim bir grup geldi. İsmi "Nonpoint". Durup dururken playlistteki bir şarkı serbest çağrışım yaptırdı. Yazıya bi'kaç şarkılarını ekleyeyim de kulaklarınızın pası silinende çok yahşi olanda.

Bu arada geçen gün Fizy'nin sahipleriyle yaptığım tek taraflı bir görüşme sonrasında öğrendim ki, html5 üzerinde çalışmalarını bitirmek üzerelermiş. Fizy mobil versiyonu yakında hizmete girecekmiş, Yani bu demek oluyor ki, Apple'ın taşınabilir cihazlarında (ki bunlar ipodtouch, iphone ve ipad olarak sıralanmaktadır) fizy'den müzik dinleme imkanımız olacaktır. Yippii. Hatta Yii-Ha! (Bak heyecanlandım gene.)

What's wrong with?

[ikonu görüyorsun değil mi? ona göre yani]
[Nonpoint - Alive and Kicking]

Geçen günlerden bir gün, mesela dün, bir arkadaşla servis yolcuğumuz sırasında konuşurken android tabanlı uygulama geliştirme sektöründe çok para olacağı ön görüsünde bulunduk. "Android tabanlı uygulama geliştirebiliyorum" diyenler, bu tüyo sizeydi. Şşş diğerleri bu paragrafı atlayabilirler. (Ahahah, bu cümleyi sona yazdım ki çok manasız olsun diye.)

Olm o değil de, bu Smack-Down nedir abi?

Çoluk çocuk oturup smack-down izliyorlar. Haldur huldur bir hiperaktivite evin içinde. Okulda desen daha vahimmiş, o ne yapmış, bu nasıl dövmüş. Hareketler yapmalar falan, andırteykır, ec, ha bir de rey misteryo var aman aman, 619 çekecem şimdi falan. Lan velete bak, elense çek 619 çekeceğine, töbe töbe. Neyse, sosyal sorumluluk dayatmamı da yapayım; "Tiz zamanda bu program televizyalardan kaldırıla!"

Bizim çocukluğumuzda da vardı efenim böyle şeyler, amerikan güreşi adı altında, hatırlıyorum, baktım bi'kaç gün, "ya dedim bunlar birbirine gerçekten vurmuyor ki?" Sonra da izlemedim bir daha. Şimdikilere anlatıyorum, olm bunlar vurmuyor birbirine falan diyorum, ya biliyoruz diyorlar. (Ahahaha, sanki vursalar daha iyi olacak, ilahi ben.) Neyse işte.

Incomprehensive!


[Nonpoint - Misled]


Dip ve minik not: Yuha! Amma uzun yazı olmuş.

8.10.2010

Arketip

Genelde böyle yapıyorum; Bir grup buluyor, sıkılana kadar evire çevire onlarca kere dinliyor, bloga falan ekliyorum, sonra başka bir grup buluyor, sıkılana kadar evire çevire onlarca kere dinliyor, bloga falan ekliyorum, sonra başka bir grup buluyor, sıkılana kadar evire çevire onlarca kere dinliyor, bloga falan ekliyorum, sonra başka bir grup buluyor, sıkılana kadar evire çevire onlarca kere dinliyor, bloga falan ekliyorum, sonra başka bir grup buluyor, sıkılana kadar evire çevire onlarca kere dinliyor, bloga falan ekliyorum, sonra başka bir grup buluyor, sıkılana kadar evire çevire onlarca kere dinliyor, bloga falan ekliyorum, (hala okuduğuna inanamıyorum :]) sonra başka bir grup buluyor, sıkılana kadar evire çevire onlarca kere dinliyor, bloga falan ekliyorum, sonra başka bir grup buluyor... uzun süre hareketsiz durup müzik dinleyince de üşüyorum.



[Subliminal Fear - Insane Archetype]

Beğenmediysen buradan. (sağtıkyenisekmebinkeresöyletme)

6.10.2010

Al kendini git dedi çok sevdirmeden

"Bu dünyadan değil" ya da "dış uzayda bir zaman sıçraması oldu" gibi laflar hoşuma gidiyor günlük.

Şimdi bu Ali Ağaoğlu'nun yeni bir projesi var, reklamlara çıkıyor, o da olacak, bu da olacak, 10. katta bahçe olacak, bahçede ağaç olacak falan falan neyse, sonra 10.000 lira peşinat veren herkes ev sahibi olacak diyor, sonra da işçilerle birlikte kahkahalarla gülmeye başlıyor. Demek ki ona da komik geliyor söyledikleri, sadece bize değil. :] ehehihou.

İşin özü şu ki, aslında hiçbi'şey yazasım yok biliyor musun günlük, oturdum müzik dinliyorum öyle, al sen de dinle. Dünden beri, arşivleri karıştırırken bulduğum şarkılardan biri;

(sana göre olmadığını söyleyeyim, sonra uyarmadı deme :] ) [Bence güzel]
[Subliminal Fear - Anger of Betrayed]

Saat de 00:07 James Bond olmuş. Yatayım ben.

Bu arada önümüzdeki kış, son bin yılın en soğuk kışı olacakmış diyorlar, hatta bugün hava raporunda abartıp hafta sonu kar bekleniyor falan dedi sunucu, lan Ekim'deyiz olm daha ne karı? Genel olarak olan şu Gulf-Stream sıcak hava akıntısının faaliyetini yerine getiremeyip Kopakabana'da alevli margarita içmeye gitmeye başlamasıyla oluyormuş bu durum.

Hatta bugün televizyonda adamın biri dedi ki, ilerde dedi, tüm İngiltere falan buzullar altında kalabilir dedi, bu Gulf-Stream tatilden dönmezse dedi, al dedi, git dedi, nerde kalırsan kal dedi. Patron dedi kızar dedi. Al kendini git dedi.



Buna benzer bir de şu video var.

#deviçerik superduper kitaplık

Sevgili günlük, sayın kitap delisi Gizem'in kitaplığını görünce -ki linki buradadır- ve kendisinin aman n'olur kitaplarını paylaş, halk tedirgin, gibisinden haykırışlarını okuyunca yorumunda, daha fazla kayıtsız kalamadım.

Ve işte insanların çılgınca beklediği, halkların galeyana geldiği, 3 kitaplık dev kitaplığım :]]


Gerçi kendisine kitaplık demek Gutenberg'e hakaret olur.

Bu 3 kitaplık kadroyu, alınış ve okunmayış sıralarına göre şöyle sıralayabiliriz.

1- Amin Maalouf - Çivisi Çıkmış Dünya
2- Akın Öngör - Benden Sonra Devam
3- Ken Grimwood - Sil Baştan

Superduperdipnot: Bi'kaç sosyal sorumluluk zırvası: Ben iyi örnek değilim, bakın etrafta iyi örnekler var, beni örnek almayın, kötü örnekler örnek teşkil etmez. Oldu. :)

Superduperuberdipnot: Aslında evimizde bir kitaplık daha var, hatta onun içinde 100'lerce (yazıyla yüz) kitap var, ama onları ben almadım. Dolayısiyle benim kitaplığım diyemiyorum. Zaten okumadım da, böhüü. (üzülmedim aslında) Bunları ben almıştım, bilerek isteyerek. Sonuncusu biraz öylesine oldu ama aldım artık. Hatta bayağı da okuyorum lan galiba.

5.10.2010

Yatay

Eveet, yatmama az kaldı. Çünkü uyku bütün kötülüklerin devesidir. Ahaha, alakaya maydanoz. Devesi değildir. Çünkü deveye sormuşlar boynun neden kalın diye, birine benzettin herhalde demiş. Bu yüzdendir ki... (ben biraz hasta mı oluyorum sankine? Pardon, sanki ne?)

Sevgili günlük, "subliminal fear" diye bir grup var, ama aradım taradım fizy'de bir şarkısını bile bulamadım, hallala hacayip değil mi bu sence? Hayreting. O zaman al sana maysipeysgörls linki. (sağtıkyenisekme) Orada bir player var, dinle bak ne güzel. My Pain Unfold mesela. (dinleme, kandırıyor.)

Sanki dejavu yaşamış gibi oldum, bu gruptan bahsetmiş miydim yahu ben? İtalyanlar falan, İtalya'dan da grup mu çıkarmış filan, bahsettim sanırım. Yaşlanıyor muyum neyim azizim, alzaymır da mı başladı nedir? Neyse ne diyordum? Aha kesin başladı, ne dediğimi de unutmaya başladım. (Tüyo: Okusana olm yazdın ya az önce)

Canım sıkkın aslında, biraz hastalanıyor gibiyim üzerinize afiyet şeker olsun. Böyle hava değişimleri ben pek bir derinden etkiliyor, ani hava değişimlerine dayanamıyorum ben sevgili günlük. Neyse.

Kafamda onlarca düşünce var, o nedenle zaten doğru düzgün toparlayamıyorum yazacaklarımı, bir yandan da kulaklıkta şarkılar falan, arada bir onlara takılıyorum, velhasılı kelam, iç güveysinden hallice bile değilim, halsizim.

Yatayım.

Edüt:
Düşündüm de, birbirinin aynısı günler ne zaman canıma tak edecek merak ediyorum.

O değil de...

O değil de sevgili günlük, beni bu kemanlar öldürecek.

Ama öyle şimdilerde farid farjad dinleyip de hani milletin cep telefonu melodisi yaptığı, aman da keman ağlıyor vah vah tarzındaki çakma popüler beğenilere mazhar olan kemanlar değil.

Şu kemanlar. (şu aşağıda) :]



3.10.2010

Sürahiye

Kelime doğrulamanın doğrulamasının doğrulaması.

Hiçbiri sana göre değil

Emin ol!


Uzak dur!

:]

Gol var mı gol?

Sevgili günlük, gün geçmiyor ki "aslında kısa filmi çekilse olur"luk durumlarla karşılaşmayayım.

Cuma akşamı Taksim'deydim. Geç de kalmadım üstelik, 20:30'da falan dolmuşların oraya gelmiştim bile. Tabi bir kuyruk bir kuyruk. Bekliyoruz.

Arkama doğru sıralanan kalabalığın içinde bir kıza gözüm takıldı, çok tanıdık gelmişti. Baktım baktım, bir türlü bi'yerden çıkaramadım. Sonra gözüm tam arkamdaki adama takıldı, o da bana sanki bi'yerden çıkaracakmış da çıkaramıyormuş gibi bakıyordu.

Sonra kahya bağırdı, "sahil yolu şuradaki minibüse geçebilir". (Bu arada bilmeyenler için, dolmuş sırası çok uzadığında dolmuş yerine minibüsler kullanılıyor taksim-bostancı arası, #çokacayipdeğilmi,değil.)

Adam bana, "Bu Göztepe Sahrayıcedid falan, sahilden değil, değil mi?" dedi, "Yok" dedim o "Ziverbey" Sonra sırada beklemeye devam ederken, -bugünkü hastalığımın ilk belirtilerinden biri olan- bir hapşuruk geldi. "Hapşueee" diye hapşurdum. Adam bana "Çok Yaşayın" dedi. Ahaha ne di'cem lan ben şimdi adama, "siz de görün" mü di'cem? diye bir kaç salise düşündükten sonra, eyvallah gibisinden başımı salladım," sağolun" dedim.

Sonra dolmuşa bindim, ulan bu adam şimdi bırbır iki saat konuşur inşallah gelip de yanıma oturmaz diye düşünürken, baktım oturmadı zaten, onun yerine 7o yaşlarında olduğunu düşündüğüm yaşlı bir amca oturdu. Sol kolu ve eli felçli gibiydi, çok fazla kullanamıyordu. Olsun.

Zorlukla sağ cebinden parasını çıkarıp önceki -az önce bırbır konuşacağını düşündüğüm- adamın sırtına fırtfırt diye dokundu. Hiç konuşmadan şoförü işaret edip parayı uzattırdı. Adam parayı uzattı hemen para üstü geldi, dönüp yaşlı adama para üstünü verirken, "bakın siz en son uzattınız ilk sizin para üstü geldi, eheh" gibisinden gereksiz de bir espri patlattı, tüm dolmuş bir güldük bir güldük, adamı ayakta alkışladık. (#heyallahımya)

Yaşlı amcam yolculuk sırasında tıkır tıkır iki saat telefonundan bir telefonu arayıp buldu, aradı. "Gol var mı gol?" diye sordu. (Gerçi ben ilk seferinde ne dediğini anlamamıştım. Yabancı herhalde ondan konuşmadı şimdiye kadar diye düşünmüştüm.) "Gol diyorum gol, gol var mı?" "Alo?" "Hay Allah kapattı"

İşte bu konuşmayı duyduğum an bir kısa film sahnesi gelmişti bile gözümün önüne hatta senaryoyu bile yazmaya başlamıştım kafamda.

Sonra tekrar aradı, "Alo" "Gol var mı diyorum gol, baksana bir televizyona?" "İlk yarı bitmiş olmalı" "Karabük 2, Gassaray 0" "hay Allah kahretsiz bu takımı" "Köprüdeyim, geliyorum"

Sonra kendi kendine mırıldanmaya başladı, "ne biçim oynuyorlar kim bilir"

Ve tekrar telefonu alıp, tıkıtıkı birisini daha aradı, "Nasıl oynuyorlar?" "Ay bilmemkim'i arayacaktım, yine seni aramışım" "Dur kapat kapat" "Alo, kızım çok mu kötü oynuyor Gassaray?" "Hadi ya" "Allah kahretsin bu takımı" "Cık cık cık" "Köprüyü geçiyorum şimdi"

Sonra dolmuş şoförlerinin genel temayülü olan -kendini rallide zannetmek- hastalığı yüzünden dolmuş şoförü kardeşimiz slalomlarla Hasanpaşa'ya doğru yardırmaya başladı. Tabi amcamın sol kol tutmadığı için sağdaki hatun kişinin üzerine doğru biraz abanmak zorunda kaldı. Sonra da çok nazik bir insan olduğu zaten halinden belliydi, hatun kişiden özür diledi. Hatun kişi de, "Önemli değil Allah'a emanet gidiyoruz zaten" diyerekten dolmuş şoförüne bi' gönderme yaptı, yüksek sesle. Dolmuş şoförü çok iplemedi tabi, ki zaten iplemesini de beklemiyorduk. Biraz tartıştılar falan, geçti.

Sonra yaşlı beyamca ineceği yere gelince çok da yükselemeyen sesiyle "durakta inecek var" dedi. Adam duracak gibi değildi. Hemen insancıl tarafım zıplayıp haykırdı, "Durakta inecek var!" Zınk! dolmuş durdu tabi hemen, ehehe. :) Yaşlı amca da inerken bana teşekkür etti.

Sonra bu kadar işte. Bence yeterince uzun bir yazı oldu, sonuna kadar okumuş olabileceğinizi düşünerek şimdi size bir fizy linki veriyorum, ama sonuna kadar okumayanlar, direkt buraya zıplayanlar lütfen tıklamasınlar. Tıklayanlar da lütfen sağ tık yapıp yeni sekmede açsınlar adamı ayar etmesinler. Buradan. :]]

Seviyorum bazen


Arabesk grotesk




2.10.2010

Yapmasam olmazdı #yaptimoldu

Türk televizyonlarındaki gelmiş geçmiş "en uçan yumruk" sahnesi... :))
#sekiz #ezel :))

GIF animations generator gifup.com

Dıkş!