29.12.2008

Tipitip

Tip tip insan var yahu...

Servise binip de uykuya dalmadan önceki son 4 5 dakika içinde yağmurun yıkadığı camdan dışarıya bakarken gördüğüm son şeylerdi şu tip tip insanlar.

İş çıkışı olmasından ve havanın da soğuk olmasından mütevellit, bir koşturmaca içinde sağa çırpınan ayaklar, giysilerinin esiri olmuş havalı embesil kızlar, onlara yanaşmaya çalışan moron erkekler, saçma muhabbetler, salak espriler, zorundalık gülmeler, farkedilmeyen boşluktalık, değersizleştirilmiş bakışlar, yanlarındakilere sevimli gözükmeye çalışan ama asla önemsenmeyen bir kaç saftirik, aşağılık aşağılayan bakışlar, ben alışamıyorum şu insanlara, ya da bunlar insan değil.

Tüm bu vatandaşlarımıza benden geliyor koskocaman bir yılbaşı hediyesi,
"Five Finger Death Punch" söylüyor, "Never Enough" diyor.
İndirin dinleyin ekleyemeyeceğim şimdi hiç de uğraşıp zira nezleden mütevellit hasta gibiyim.

Ne kadar çok mütevellit kullandım ya, normalde günlük hayatta kullanmadığım kelimeler klavye başına oturunca aklıma geliyor, mesela, ... hımm, yok gelmedi herhangi bir şey. Demek ki gelmiyormuş aslında.

22.12.2008

robotrun


somebody help me see I'm running blind...



























aaba

Bir pazar sabahına daha uyanmış olmanın mutluluğu kaplıyor içimizi günlük.

Bugün ayrı bir enerji var üzerimde.

Bu yüzden bir mani yazmak istedim. (Bahaneye bak )

Kar geldi kar geldi.
Çarşambaya kar geldi.
Vitaminli portakal.
Aydan kereviz geldi.





























İstanbul'a Çarşamba günü kar yağacağını bildiren meteorologlara bu şarkı benden hediye oluyor. "Seether" söylüyor, "69 Tea" diyor.
Hiddetle dinleyiniz.

Evet bu yazıyı pazar sabahı yazmıştım, ama bir türlü ekleyememiştim. Neyse.

Şimdi ilköğretim çağındaki kardeşlerimiz, sizlere yılın kıyağını yapıyorum, büyük ihtimalle daha maniler, dörtlükler, kafiye mafiye öğrenmemişsinizdir. Müfredat falan evet. Ama müfredattan meşrubat yapan bu sosyal blog sahibi kardeşiniz sizlerin okuldaki başarısı için elinden geleni yapıyor ve daha okulda işlemediğiniz konulardan biri olan maniler dörtlükler ve kafiye örgüsü olayına kısa bir örnekle dalılş yapıyor.

Artık, "daha biz bunları işlemedik, daha biz buralara gelmedik" gibi ezik mazeretler yok. İşte artık buralara geldiniz.

Yukarıda gördüğünüz muhteşem maniyi inceleyecek olursak, manimiz dört mısradan oluşuyor. Serbest nazımda yazılmış ve kafiye örgüsü "aaba" şeklinde. Şairin dörtlükte ne anlatmak istediğini ise (kendim yazmış olmama rağmen) henüz anlayamadım. Ama önemli değil büyük ihtimalle öğretmeniniz de anlamayacaktır.

Evet işte şiirin büyüleyici dünyasına yaptığımız kısa yolculuğun burada sonuna geliyoruz. Büyülendiniz değil mi? Evet.

Son bir mani ile bu yazımızı bitirelim, zira uykumuz da gelmiş kapıda bekliyor ayıp olamasınvari.

sorduğun soruları
cevapsız mı bıraktı
kombinin boruları
gerçekten çok sıcaktı.

Bu da ödev olsun bari.

:)
a hahahayt, nasıl bir saçmalamaktır bu Yarebbim. Bana akıl ve fikir veriver. Fikir tarafından noksanlığım var.

19.12.2008

Warped

Ouuuuuw... Vaçı gana duuu... Naow!

Oha be.

Geleceğim buna birazdan...

Geçtiğimiz pazartesi günü akşam Taksim'deydim. Yahu şu İstiklal'in sonundaki malum yokuşa inen yoldaki sağlı sollu müzik dükkanlarını acayip kınayasım var. başta Zuhal olmak üzere. Ulan saat 20:00'de dükkan kapatılır mı deli misiniz, divane misiniz, nesiniz? Neyse, ayrıca orada bir de şuursuz Darty var, aynı şekilde saat 20:00küsürde kepenkleri indirmeye başlıyor. Töbe töbe, bitmiş kardeşim tüketim çılgınlığı diye bir şey kalmamış. Neyse. Açın kardeşim dükkanları, milletin tüketimini engellemeyin.

Konum aslında bundan tamamen bağımsız, şu anda dünyadan kopuk yaşıyorum zaten, nedeni ise kulaklarımda tangırdamakta olan bir şarkı.

Soo Emmtiiiiieeeeeeeeeeee.

Yok şarkı bu değil. Süper ötesi bir şarkı geliyor birazdan, Flaw, Ozzy Osbourne ile feat yapıyor. Feat yani düet manasında oluyor. Bize de dinleyip dinleyip "oohhhhaaaa" demek düşüyor. Şarkımızın adı "Blood in my eyes". "Soo eeemmtiiii" li bölümleri takdir edersiniz ki Ozzy abimiz söylüyor. Flaw da gerçekten takdire şayan bir performans göstertiyortt. Rot. Yok o da bir başka, ama bu da bir başka. Kimsenin de son rondosuna dokunma.

Ooouuw... Vaçı gana duuu...



























Flaw feat. Ozzy Osbourne - Blood in my eyes

14.12.2008

Perfect Tense

Perfect'tense Imperfect'i tercih ederim...

Biz çok mu düzgünüz ki ulan!!!

Sanki gizli saklı hazinelerimiz var. Sanki kimsenin bilmediği görmediği insanüstü huylarımız var. Sanki bir biz kusursuzuz da bu dünyada, herkesin bir eksiği var. Bir biz doğruyuz, bir biz tam.

Şu başkalarını yargılama huyumuz, tüm benliğimizi eline geçirmiş.

13.12.2008

Rott!




























Dry Kill Logic - Rot!

Caba

Bak yine aynı şey oluyor işte...

Kendimi, elektronları direkt olarak gözüme giren bir monitörün karşısında, önümde tuşlarına vurmaktan artık isyan eden emektar klavyem ve kulağımda milyonuncu kez dinlediğim aynı şarkı ile soğuyan odamın ısıtmayan peteklerine bakarken buluyorum kendimi uzun uzun...

Karnıma giren ağrı ise cabası.

Caba?

Acaba kaç gün daha var böyle üşüyerek bekleyeceğim gecelerinin geçmesini. Ya da kaç geceden uyanacağım sabah sanıp öğlen vakti? Karışık biraz.

Acaba?

Ünlü Türk düşünürü Tarkan'ın da dediği gibi, şu şarkılar da olmasa?

Şu aşağıdaki şarkı uzun zaman sonra psikolojimi bozmayı başaran ender şarkılardan. Son sürat attım fırlattım geliyor. Şiddetle dinlenmesi tavsiye oluna. Ses de sonuna kadar açıla. Tekrar tekrar dinlenile, embesil oluna.




























Flaw - Many Faces

"Her boş çabadır başka bir boş umudun sebebi."

İçimden window geçti

İçinde "window" geçen Tina Turner şarkısı :) konulu msn muhabbeti.

The KING: cumbo
Cumhur: he
The KING: ulan bir sarki ariyorum
The KING: tina soyluyordu
Cumhur: nedir
Cumhur: tina turner mi
The KING: yes
Cumhur: ya tina turner in şarkısı aranır mı kardeşim hasta mısın?
The KING: neden ?
The KING: sarki onun mu bilmiyorum
Cumhur: ben sana dry kill logic atıyim
The KING: sapik
Cumhur: şarkı nedir anlat bakim
Cumhur: buluruz sanıyorum
The KING: icinde window kelimesi geciyor
Cumhur: ooo
Cumhur: çok açıklayıcı oldu bu
The KING: tum bildigim bu
The KING: film muzigide bu ayni zamanda
Cumhur: ok ok buluruz
The KING: hadi bul bekliyorum
Cumhur: steamy windows
The KING: degil
Cumhur: I can't stand the rain, against my window, Bringing back, sweet memories
Cumhur: I can't stand the rain ?
The KING: yeahhhh
The KING: cok mutlu oldum be
Cumhur: hehehe ol kardeşim mutlu ol,
The KING: hehe sagolasin kardesim :)
Cumhur: reca ederim kardeşim :)

11.12.2008

Kontrasantra

Oysa ki her şey aslında göründüğünden çok daha basittir her zaman. Ya da öyle olmalıdır.
.
Bilgisayarları bu yüzden severim mesela, basit mantıklıdırlar çünkü. 1'dir ya da 0'dır, arasını ötesini kurcalamanın bir anlamı da yoktur.

Var mı güvenmeyen google'a? Ya da hesap makinesinin sağlamasını yapan var mı?

Nedir ki bu hayatımıza katıştırmaya çalıştığımız fazladan virgül sonrası ondalıklar? Paylar paydalar, birbiri peşi sıra tekrarlanan örüntüler, 8'den 9 çıkmazlar, komşusundan bir onluk almalar, 18'den 9 çıkmalar, 9 kalmalar, komşudan bir onluk eksiltmeler, elde kalan sıfıra uzuun uzuun bakmalar? Çıkmıyorsa çıkmıyordur, çıkartmaya uğraşma.

Her şeyi hep ve dosdoğruca farkettirmeden aniden küt diye hesaplayabilmen lazım ki bu hayatta, sonra böyle şarkıları dinlerken dalıp gitmeyesin uzaklardaki kelimelerin arasına kafanda sonuçsuz hesaplarla.

Algoritmik beynimiz, konsantrik kalbimiz, eksantrik de bir yaşantımız var özenilmeyesice.

İzole hayatlarımızın düzeltilen kelimeleri var Word tarafından.

N'aber?
İdare. Senden?
Farketmez.

Stars are out

Saçççma sapan bir gece geçiriyorum.

Gökyüzümüzdeki yıldızların hepsini farketmeden kaybediyoruz etrafımızı daha da aydınlattıkça farkediyor musunuz?

Artık mesela Afrika'nın ıssız bir savanasındaki gökyüzüyle, herhangi bir şehrin merkezindeki gökyüzü aynı değil.

Artık kimse aynı gökyüzünü görmüyor bakınca.

Amnezi

her şey her zaman yeniden hep ve dosdoğruca küt diye aniden olabildiğince de farkettirmeden...

olmadı baştan.

her şey her zaman yeniden aniden olabildiğince küt diye ve hep de dosdoğruca farkettirmeden...

olmadı baştan.

her farkettirmeden zaman ve her aniden şey küt diye de dosdoğruca yeniden hep olabildiğince...

olmadı baştan.

hep aniden olabildiğince de yeniden her şey ve farkettirmeden her zaman küt diye dosdoğruca...

olmadı. son.

Portelek

Günlükcüm gecenin kaçı olmuş ve içimde düzenleyemediğim onlarca kelime onlarca cümleyle bilgisayar karşısında kalakalan bir haldeyim. Bir şeyler yazasım var ama bir türlü toparlayıp da kafamı anlamlı kelimeler anlamlı cümleler çıkaramamıyorum. Bak mesela, "apostrofomonbik". Gördün mü olmadı. Saatlardir çu bir öncaki çarkıyı tinliyorum föndürüp söndürüp.

Kernelasyonum abortiklendi artıkın.

10.12.2008

Again



























9.12.2008

Verinti

Olay ne aslında biliyor musun günlük? Tamamen kişisel doygunlukla ilgili. Hayattan beklenti meselesi. Hâlâ daha kendisi için birşeyler bekliyorsa hayattan alacakları varsa ve yapamadıkları için hâlâ oflayıp puflayabiliyorsa, ya da hâlâ sadece kendisi için yaşayabiliyorsa, filmlerde gördüğü imajlara özenip onlar gibi yaşamayı umut ediyorsa ve ne kadar saçma dursa da üzerinde aslında olmadığı kişilerin karakterini giyebiliyorsa sırf kendini tatmin için işte o insan eksiktir. Ve mesela asla çocuk yetiştirmemesi gereken bir insansıdır. (Daha kendini yetiştirememiş bir insan nasıl çocuk yetiştirebilir değil mi ama?)

Ya mesela bir kadın, ya da erkek, çocuğu olduğu halde hala sigara içmeye devam ediyorsa mesela, bundan daha büyük öküzlük olabilir mi? Aynı şey bence içki için de geçerli. 3 4 yaşındaki çocuğuna rakı bira içiren insanlar tanıdım ben ya, bu nasıl bir mallıktır, bu nasıl bir kişilik bozukluğudur Allah'ım yarabbim. Ondan sonra bir çıkarlar ortaya bir b.k biliyormuş gibi aman kurban kesilirken çocuklara izletmeyin. Yahu o kadarını biz de biliyoruz armutspor, sen önce çocuğuna yaptıklarına bak. Saçma özentilerle gerzek bir çocuk yetiştir, tv'nin başına çocuğu oturtup embesil Türk gençliğine bir üye daha kazandır sen aferin. Ondan sonra çocuk okulda neden başarısız? Ondan sonra çocuk niye böyle oldu? Ondan sonra çocuk neden asi yetişti biraz sinirli, laf da dinlemiyor?

Çocuğun 6 yaşına kadar karakteri oturuyormuş diyorlar. İşte bu yüzden şu ana babalara nasıl uyuz oluyorum var ya bazen.

Neyse gelelim asıl konuya, şimdi bu yazıyı okuyan 9 yaş ve üzeri çocuklar olabilir, üzülmeyin hiç, anne babalarınızı büyütmek maalesef size düşüyor. Hani şu placebo'nun bir klibi vardı ya onun gibi biraz. Tavsiyem, kitap okuyun, anneniz ya da babanız jojo, jetixplay, babytv, akıllıtv falan açıp da sizi tv karşısına oturtursa yanına gidip, cool bir tavırla, "otur bunları sen izle" deyin. Gidin bir kitap alın okumaya başlayın. Eğer biraz zeka kırıntısı varsa yaptığını anlayıp gelip yanınıza kitabınızla ilgilenir gibi yapacaktır. Tabi ilk başlarda anlamayabilir ne yaptığınızı, okuma kavramına biraz uzak olabilirler, zamanla onlar da alışırlar, hatta kendileri "gel kitap okuyalım", "resim yapalım", gibi açılımlar yapabilir. Siz tavrınızı bozmayın. Fazla da zorlamayın, arada bir açın onun istediği gibi tv izleyin, ama yine kitabınıza dersinize geri dönün. Yarın bir gün okulda falan ya da herhangi bir topluluk içinde bir konu hakkında referans göstermeniz gereken şeyler olabilir, babytv'de görmüştüm, akıllıtv'de görmüştüm demek hiç iç açıcı değildir. Ders konusu pek çok anne baba için tam bir muammadır. Çünkü müfredat değişmiştir (sanki tüm eğitim sistemi değişti mazerete bak) yeni müfredat da bir gariptir, pek çok bilmedikleri şey çıkacaktır. Fazla zorlamayın anlamıyorlarsa, üzerlerine giderseniz sinirlenip, "bunları senin bilmen lazım" gibisinden duyduğum en garip cümleyi sarfedebilirler. Ha eğitim sistemimiz çok iyi değil tabi ki, ama bunu anne babanız çözemez zorlamayın. Şunu kesinlikle yaşamışsınızdır, ders çalış diye sizi odanıza gönderirler, ama odanızda ne yaptıınızla ilgilenmezler. Böyle de salak olabilirler bazen. Ama dediğim gibi onları sizin büyütmeniz lazım, dersinizi bitirdikten sonra, defterinizi götürüp kontrol ettirin, bu aşamada yanlış yapmış olduğunuzu bile farketmeyeceklerdir, çünkü kontrol etmeyeceklerdir, yüzlerinde saçma bir gururla "oo aferim" deyip iki üç sayfayı geçiştirip sizi yatağa yollayacaklardır, o yüzden yanlış yapmamaya çalışın, yarın okudaki öğretmeniniz büyük ihtimalle yanlışları görür. Ondan da şüphem var gerçi ama olsun. Güvenmek zorundayız, çünkü Ata'mızın dediği gibi, "Öğretmenler, yeni nesil sizlerin eseri olacaktır."

Öğretmenlerimize eserinizi görüyoruz demek istiyorum. Ama ben öyle çok bir eser göremiyorum. Neyse ya, öğretmenler konusu derin. Bu konu çok devam eder böyle ama vaktim yok.

Bir şarkı gelsin benden size adı "Mindtrip", "Nonpoint"ten.



























7.12.2008

Maç Fazlası

Karakterini bir yere oturtamayan kadınlar, ayakta gider.

Geçtiğimiz günlerden birinde, sanırım Cuma akşamıydı, kuzenlerle yemekteydim, Taksim'de LigTV'de Fenerbahçe maçını izleyebileceğimiz bir mekanda yemek yiyor, bir yandan maça bakıyor, bir yandan da muhabbet ediyorduk.

Fenerbahçe'nin şu yüzdeyüz gol olup içerden dönen topunu hakem talihsiz bir şekilde gol vermeyince ortalık bir anda karıştı. Bağıranlar, çağıranlar, küfür edenler, aya kalkıp enerjisini sağa sola yayanlar falan, bilirsiniz tipik futbol taşkınlıkları işte, bu arada ön masalardan birinde yanında büyük ihtimalle erkek arkadaşı olduğunu düşündüğüm, hafif açık saçık giyinmiş, aslında kendi çapında sevimli de sayılabilecek bir kıza gözüm takıldı, 3 4 kişilik bir masada oturuyorlardı, futbol hakkında çok bir şey bilmediğini tahmin ettiğim halde uzaktan uzağa izlemeye başladım ne yaptıklarını. Erkek arkadaşının ilgisini çekmek için olsa gerek, iki üç tane yuh, eşşoğlueşşek, oha ya, resmen gol ya, gibi saçmaladıktan sonra, yine yuh oha gibi anlamlı laflar söyleyerek, masadaki herkese çak bir five dostum gibisinden, hadi bu maçı alıcaz hadi sinerjii ooo, mantığında hareketlere girişti. Herkese çaktıktan sonra, maçı dikkatli, bir yandan da yanındakilerle futbol muhabbeti yapmaya çalışarak izlemeye devam etti. Elindeki birasından cool bir tavırla iki üç yudum aldıktan sonra, büyüdü bir anda, maç hakkında yorumlar yapmaya başladı. Yanındaki öküzden bozma mallarında hiç biri de "ya kızım sakin ol napıyosun" demediler, bu arkadaşımızın saçmalamasına müsaade ettiler. Eğleniyorlardı sanırım yanlarında böyle birisi olunca. İlginç kızımızdan bir iki tane daha eşşoğlueşek, yuh oha ya, yuh yaa, gibi çeşitlemeler duyduktan sonra bir karakter bir kızda nasıl sakil durur birebir görmüş oldum.

Olmadı, keşke yurdumuzun kızları, ya s.kerim maçınızı, maç izlemeye mi geldik buraya diyebilseler. Keşke yanlarındaki danaların -maçla ilgilenip, saçmalayarak- dikkatlerini çekmeye çalışmasalar. Umarım yaptıklarının ne kadar komik durduğunu görebilirler.

Hahaha, kadınların maç izlemesine karşıyım ulan ben. :)

inch 6


Sevgili günlük, bugün seninle dün gece gördüğüm rüyayı paylaşmak istiyorum. Evet sevgili günlük ben de rüya görebiliyorum, yılda bir kere falan belki ama olsun.

Rüyamız Florya civarı olduğunu zannettiğim bir mekanda başlıyor. Bir tanesi yakın zamanda askere gidecek olan kuzenlerimle birlikte -nedense- bir gemi bekliyoruz. Florya'nın içinden bir liman geçiyor, hatta gemiler falan geçiyor. Bu arada birden ben yokolup yeğenimle birlikte bilmediğim bir yerde yürüyor buluyorum kendimi. Köprü altlarından geçiyorum, tünellere giriyorum ve dolaşa dolaşa az önce gemi beklediğimiz yere geliyoruz. Kuzenlerle buluşuyoruz. O arada yeğen kayboluyor galiba ortadan çünkü rüyanın sonraki bölümlerinde kendisini bir daha göremiyoruz.

Sonra efendim biz 3 kişi transatlantiğimsi bir şeye biniyoruz. Acayip yani, o kadar büyük, ben diyeyim Titanic, siz deyin Kuin Elizabet. Sonra ne oluyorsa yine bir anda birbirimizi kaybediyoruz. Ben çocukları aramaya çıkıyorum. Böyle Half-Life'vari gemi koridorlarında metal kokan odalara girip girip çıkıyorum. Bu arada gemi hareket etmiş yol almakta. Girdiğim odalardan birinde kumral ve sanıyorum ela yeşil karışımı gözleri olan, deri ceketli, ayağında Camel botları olan, kot pantolonunun paçaları botların içine sokulmuş bir kadınla karşılaşıyorum. Muhabbete başlıyoruz, bu sırada gemi sallanmaya başlıyor, o kadar alt katlara inmişiz ki, camdan baktığımızda pencerelerin suyun altında olduğuna tanık oluyoruz, gemi sallanırken bir su yüzüne çıkıyor bir batıyor. Bu arada ufaktan bir hortum oluşuyor denizin üzerinde, yağmur falan. Bir market zincirinin aylık çıkan dergisinin sahibi olduğunu öğreniyorum muhabbetimiz sırasında. Birden gemi duruyor, camdan baktığımızda limana yanaştığımızı farkediyoruz. Ayrılırken "memnun oldum" diyorum ismimi söylüyorum ve isminin "Müdafaa" olduğunu öğreniyorum.

Güverteye çıktığımda kuzenlerden birisinin gemide, diğerinin iskelede olduğunu ve beni aradıklarını görüyorum. Sonra ikisini de alıp eve gidiyorum. Sonra da alt kattaki komşunun çocuğunun sabahın 11:00'inde avaz avaz dinlediği "Anadolu yörelerinden türkü çeşitlemeleri Vol.1" kasetinden seçme şarkılarla uyanıyorum.

Evet günlük, sevgili günlük, gördüğün gibi süper karmaşık bir bilinçaltım var, bu kadar karmaşa içinde anca yılda bir kere toparlanıp rüya olabiliyorlar demek ki, o da olduğu kadar. Keh.

Bu yüzden sevgili bilinçaltımıza eskilerden bir şarkı geliyor.
"Ünlü" söylüyor, "Rüya" diyor.






























6.12.2008

Budur


150 tane




4.12.2008

System Failure

Hayat ne biliyor musun günlük?

Hani bazı sınavlar olur ya, defter kitap açıktır, formül kağıtları falan verir hoca, hesap makinesi zaten serbesttir, yardımlaşabilirsin yanındaki arkadaşınla, kağıt değiştirirsin, sen söylersin o yazar, o söyler sen yazarsın, yakalansan bile görmezden gelinirsin, göz ucuyla ters bir bakış yersin sadece, süresi uzundur, öyle hemen toplanmaz kağıtlar falan, bildin değil mi?..

İşte öyle bir sınavda sıfır çekmektir hayat. Tümüyle aptalca pişmanlıklarla, sınav çıkışı "sen ne yaptın, ben ne yaptım, şunu ne yaptın, bunu ne yaptın" gibi konuşmalar arasında niye yapamadığını düşünmektir.

O yüzden, "Cast it out"...



























3.12.2008

Victo

Hişşş, bak bir.

Yahu acayip bir grup bu Nonpoint. Resmen her gün enerji yüklemesi yapmadan kendime gelemiyorum tüm her bütün tamamı gibi hepsi aynen tamamen playlistimin hepsini resmen ezmek geçmek yerleşti en üst sıralara kaç şarkı birden tamamen aynen resmen acayip of ve pof hatta pofurt algımı bozdular ulan.

Victiiiiiiiiiiiiiim.





























Tamam bu kadar.

1.12.2008

Reckon

Az kaldı günlükcüm... Sende yapmak istediğim bazı köklü değişiklikler var. Eğer işten ve evden ve kendimden zaman bulabilirsem yapacağım.

Mesela önce seni terkedeceğim. Sen arkamdan yaşlı gözlerle bakarken, kısa bir dönüş yapıp gülen gözlerle sana bakacağım. O an için geri döndüğümü zannedeceksin. Wellcome to your vicee, good luck with lifee... araya şarkı girdi pardon, bu şarkının da burasına hasta oluyorum, hatta hastalavista oluyorum... Neyse, döndüm, şaka yaptım sanacaksın, ama aslında yaptığım sadece seni duygusal olarak törpülemek olacak, çünkü gülüp, arkamı dönüp tekrar gideceğim. Sense ağlayan gözlerinle hem de açık ağzınla arkamdan bakmaya devam edeceksin, ne olduğunu anlamaya çalışırken ben tekrar dönüp gülümseyen gözlerle sana bakacağım. Hatta sanki sana doğru bir adım atar gibi yapacağım. Senin yine bir anda için pırpır edecek, geliyorum sanacaksın, bana doğru yürümek isteyeceksin, tam o anda ben tekrar dönüp arkamı gideceğim, çünkü ben manyağım. Hehihuhohöhühıha.

Mesela sana şarkı hediye edebilirim istersen. Taproot'tan geliyor, Poam. Pardon Poem. Ama buraya başka şarkı ekleyebilirim mesela, dedim ya dengesizim ben. Ve sen hangisinin hangi şarkı bile olduğunu anlamadan yeni bir yazı yazmış olabilirim buraya, başka şarkılar, başka kelimeler, başkaları okur yazdıklarımı, başka bilgisayarlardan girerim sana, aldatırım ben seni.

İnanma bana öyle çok.

Oldu mu?

"Hehehehe, şaka şaka, bak döndüm geldim, şakaydı hepsi, nasıl da inandın değil mi? Bırakabilir miyim hiç ben seni ya? Gel bir sarılayım." derim, tam kollarını açmışken b.k gibi bırakırım seni ortada. Haberin olsun.

Al bu da benden sana süper bir şarkı olsun, kulağına küpe olsun.




























Nonpoint - The Wreckoning

:) Şaka şaka yapmam öyle bir şey...

Bak gene inandın.
Adam olmazsın sen söyliyeyim. Çok acı çekersin böyle. :)