30.11.2008

Prize


Yahu bir pazar sabahına bu kadar acayip bir elektrikle başlayacağımı, balkon demirine konan kuşlar dile gelip söylese inanmazdım yani, o derece dünyadan kopuk durumdayım, bu nedir kardeşim, nasıl bir şarkı bu böyle.

"Wellllcome to your vice,
Good luck with life.
Cause you can't, you can't, you can't kill me that easily."

Ohha.




























"1o Years" söylüyor, "Russian Roulette" diyor.

29.11.2008

Seçici Geçirgen

Pay attention, pay attention, pay attention. Please.

Dikkat edin ve kulak verin, buradan sonra okuyacaklarınız ruhunuzda onarılmaz yaralar açabileceği gibi, psikolojik olarak zarar görmenize de sebep olabilir. Bu nedenle şu anda buradan çıkıp gitmeyerek tüm sorumluluğu üzerinize aldığınızı bildirmem gerekir. Bu saatten sonra kimin ne yaptığı konusunda tüm sorumluluk kendisine aittir.

Hiç bilmediğimiz parazitlere ev sahipliği yaptığımız bir dünyanın yalan dolu faunasında, sadece yüzümüze gülümsendiği için inandığımız ve yediğimiz kırıntıların hesabını veriyoruz. Yedikçe kabaran göğsümüz ve böbürlendikçe yok olan samimiyetimizin verdiği boşluk hissi bizi tüm insanlıktan soğutuyor. Temizlemek üzere yıkadığımız her şeyin zamanla elimizden kayıp yere düşmesine tesadüf demekse sadece aptallığımızdan. Çıktığımız insanlığımıza girmemiz için ise artık çok geç. Vaat edilen yere ulaşmamız ise imkansız. Fikirlerimizin içinde dolaşan hastalıklı solucanlar yüzünden baktığımız her yerde gördüğümüz her şey siyah leş kargalarına dönüşüyor. Ve dikilmiş gözlerle hiç ayrılmamacasına gözlerimize bakıyor. İçlerinde gördüğümüz o sonsuz boşluk ise donmaktan beter ediyor yalnız bedenimizi. Titremekten birbirine vuran dişlerimiz dökülüyor. Kalp ritmimiz bozuluyor artık düzgün çarpmıyor. Ve vaat edilen yere ulaşmak için her şeyi yapmaya hazır hale geliyoruz. Simsiyah gözlerimiz, ruhsuz bakışlarımız ve kapkara bir kalple.

Tüm bütün olağan yalanlar artık sadece yolumuzda ezip geçeceğimiz ufak çakıl taşları oluyor daha büyük kayaların altında ezilirken. İnsanlara karşı olan tüm inancını yitirmiş bir ceset gibi oradan oraya savrulurken geçen zaman aslında sadece çocuk ruhumuzun ölümünün değil, ardında doğan siyah güneşlerin de habercisi oluyor.



























"10 Years" söylüyor, tüm kendini arayanlara geliyor, "All your lies"

Tüm yalanlarımız bizim. Onları bize başkası söyletmedi.

27.11.2008

Depresyonel Prezervatif

Sevgili günlük, sana sevgili günlük demeyeli ne kadar da çok olmuş. Ama ne farkeder ki değil mi, sen de özlemedin sonuçta beni herkes kadar. Bense ne kadar da çok özlemiştim halbuki sen beni unutmadan az önce ve sarılmadan adını bilmediğim şarkılara daha sıkı.

Ve bazen beni sadece şarkıların anladığı gibi manyak bir psikoza giriyorum ki sorma çıkması zor.

Şu anda ise depreyonel ruhtayım. Ruhsal bir cadde, yağmurun yıkadığı camlardan akan sularda yüzümün iyice yamulduğu. Yabancı olduğum yerler değil aslında hiç, daha geçenlerde yine şu köşede çorba içmiyor muyduk sabahın 5'inde eski dostum kederle beraber.

Uyusam en iyisi sanırım.



























Eski dostum keder'e gelsin bu şarkı benden hediye olsun ve s.ktirsin gitsin başımdan.

24.11.2008

Antark

Aslında öyle yaşamak lazım ya.
Rüzgar nereden eserse o yöne.
Mesela güneye.
En güneye.
Şöyle Antarktikaya doğru.

Gideceksin...
Gelmeyeceksin...
Ya da geç geleceksin.
Herşey çoktan geçmiş olacak.

23.11.2008

tbt


Hanginizden yapılacak benim tabutum,
söyleyin de bir sarılayım...



























22.11.2008

Kusursuz

Küçükken korkarak baktığım yüksek binaların camlarından bakıyorum artık, küçükken korktuğum kalabalık caddelere.

İnip içlerine karışıyorum o saçma balon kalabalığın boş muhabbetlerin gösterişli yabancıların.

Herkesin acelesi var, bekleyenlerin, bekletenlerin, beklenenlerin.

Ve korkutuğum heykel artık sadece yoluma çıkan bir engel, her gün yanından geçtiğim.

Tek ümidim ise kaza yapmadan eve varabilmek.

Akşam karanlığının buğulu camı arkasından gök yüzünden fon şarkısı geliyor kulağıma; Smashing Pumpkins'ten. "Perfect".

Ve tekrarlıyorum, "Perfect?"



























17.11.2008

Dörtgöz

Ulan var ya, şu ülkemizin gözlük sanayisi ve ticaret işletmeleri insana zorla lens aldırır kardeşim.

Bu ne ya?

Bir küsür hafta önce falandı, aile bireylerinin zortlamasıyla kendimi gözlük dükkanına girerken buluvermiştim. 8 yıldır kullandığım gözlüğümün nesi varmış, gayet de güzel, aah ah, işte.

Şu mu olsun, bu mu olsun, n'olsun, olsun olsun... gibi tamamen tutarsız ve kararsız atlayışlar içinde bir tane çerçeve beğendim, hoş, cidden fena değil, eski gözlüğüme de benziyor biraz, titanyummuş da paslanmazmış da, cartmış curt. Onu bunu bırak güzelim sen fiyatından haber versene bakayım bana. Neyse buraları geçiyoruz, zira hâlâ kalbim ağrır.

Sonra gittim doktora, gözleri muayene ettirmeye. Baktıı baktıı baktıı, sonra bir de gözünün içine bakalım dedi. Bakalım bakalım. Hemşire hanıma göyleyin gözünüze bir damla damlatcak, yarım saat sonra bakalım. Bakalım bakalım. Gittim hemşire hanımın yanına, aramızda geçen diyaloğu katışıksız atıyorum.

- Hemşire hanım, gözüme bi dalga damlatacakmışsınız.
- Damla olmasın.
- Ehehe, evet dalga.
- Damla.
- Evet herneyse.

Hemşirenin gözüme damlayı damlatmasıyla, cidden dalga damla kavramları beynime işlenmiş oldu. O nasıl bir acıdır kardeşim. Gözümü açamıyorum. Büyük yeğen de yanımda zaten, "dayı n'oldu, dayı yandı mı, dayı n'aptı, dayı dayı. Hemşire ordan yeğenle konuşuyo, babanın gözü yandı biraz, ben bağırıyorum baba değil dayı dayı, (gerzek midir nedir, çocuk dayı dayı diye yırtıyor kendini, bu hâlâ babanın gözü yandı biraz. töbe töbe. neyse.)

Sonra bir zaman sonra, gözlerimi açtığımda irislerimi göremediğim farkettim. Ulan bir insanın gözbebeği bu kadar büyür mü? Resmen uzaylılar gibi, kara kara gözlerle kömürcü mü baban senin şarkısını mırıldanarak doktor efendinin yanında gittim. Gözümün içinde de bir yamukluk yokmuş, ok. Asıl olay buradan sonra başlıyordu aslında. Çünkü gidip gözlüğü sipariş verdim ve 2 gün sonra gözlüğü aldım. Taktığımda ilk başlarda farketmedim ama eve geldiğimde ulan sağ taraftan başka sol taraftan başka gördüğümü farkettim. Geri götürdüm, bakalım edelim, iyi dedim bakın edin bakalım. Bugün tekrar aldım gözlüğü, güya camlarını değiştirmişler, bu ne lan. Hâlâ aynı. Oğlum, aynı bu hâlâ. Abi o işte senin gözünden kaynaklanıyor olabilir, odak falan. (Lan akşam akşam cinayet çıkartma burada, 8 yıldır normal gören göze ne bok atıyorsun. Seni burada bir odaklarım, dünyayı bir daha net göremezsin). Abi camı değiştirdik, camda sorun yok, bir süre kullan alışır, şöyle böyle cart ve curt gene. Of dedim iyi madem, bakalım biraz kullanalım, alışacak mıyız?

Velhasıl, tekrarlıyorum, gözüm ağrıyor ulan.
Bakalım. Vovv. Tam da Metallica'dan geliyor, "Ride The Ligthning"
Flash before my eyeees.
Now, it's time to dieeee.

16.11.2008

Magnum

Hesapsız harcıyoruz haftaları.

Sürekli akıp giden günler içinde erteliyoruz sürekli öbür gün, diğer hafta, bir sonraki ay dan sonraki aydan sonra hatta yeni yıl gelsin bir hele yahu mali yıl bir bitsin.

Ve sair.

Ömür aslında böyle ötelenmeyecek kadar hızlı akıp geçiyor zaman durmuyor hiç istediğin gibi şekillenmiyor olaylar ve bitmiyor çabalaman sürekli didindiğin halde olmuyor pek fazla bir şey yerini bulmuyor taşlar oturmuyor kızsan da darılsan da farketmiyor yapacakların yetişmiyor hep daha önemli bir şeyler çıkıyor ve seni engelliyor istesen de istemesen de yavaşlamıyor çoğalmıyor boyun eğmiyor yutuyor tüm heveslerini sana sadece bir enkaz bırakıyor alnına dayanmış yapmak istediğin herşey birikmiş masanın diğer tarafından ağlayan gözlerle sana bakıyor.

Ne yapacaksın?

Oturup ağlayacak mısın?

15.11.2008

Feel the blanks




























Çünkü burası boş dünya.
.
Chevelle'den geliyor "Blank Earth". Bazen insan anlıyor herşeyin boş olduğunu ne yaparsa yapsın olmadığında. Ve olmaması mı iyi olsa mı iyi diye düşünürken farkediyor olsa da olmasada olacak olanların zaten olacağını. Hissettiği herşeyin bir nöron impulsundan daha fazla olmadığını. Ki zaten acı da öyle değil mi?
.
Çok iyi şarkı.
.
Çünkü burası boş dünya.
.
O yüzden "feel the blanks".
.

5.11.2008

hecele

hidroklorikasitmeselailkgelenaklıma. düşünmedenyazamıyorum. demindenberidüşünmedenaklımailkgeleniyazayımdedimyazayazabunuyazdım. ayrıcaspace'ebasmaköylebirrefleksolmuşki. kelimelerinarasındaaralıkbırakmadanyazmakiçinresmenuğraşıyorum. spacelerisiliptekraryazıyorumbununiçin. hidroklorikasitmesela. boktandünya. zamanlavefarketmedeneritiyorsenibiliyomusun. sensekafandaplanlarlakalıyorsunyapılmayıbekleyen. tostmeselamakinesi. çiftkaşarlıtostunsıcakyuvası. çiftderken? ilksoruişaretimikullandım. nokta.geçengüntaslaklarımınbirinde"ziftinpekiniye"diyebiryazıgördüm. ziftinpekini. benyazdımevet. ziftinpekinördeği. herkesburayaaitolmadığınıdüşünüyor. onlariçinçokdahafarklıyerlerolmalıymışgibi. kandırmakendini. burasısenin. bukadar. dahafazlasıyadadahaiyisideğil. boktanbildiğin. bildiğinbok. birşeyleridedeğiştirmeyeçalışmakgibidonkişotlukoynamakdabiryerekadar. yeldeğirmenlerideonlardansadeğiştiremezsin. kandırkendini. başkahiçbirşeyyapmadınzatenşimdiyekadardevamet. pekinördeğinzifti. hayataynıdöküntülerindöndürülüpdöndürülüpönümüzesürülmesiysebinelimdiye. insekmüsaitbiryerdedursadadünya. bumesafeyebuzamançokbeabi. bildiğinhidroklorikasityani. neydibunundaformülüunuttumgitti.

4.11.2008

intoxicating




























1.11.2008

Disguise

...ve hâlâ şu ayaklarımın üzerinde durmaya çalışıyorum ya dik,

işte ona şaşıyorum.

Donuyorum yalnızlıktan...

Uyanmak için bir sebep olmadığında uyumak neden?