26.04.2011

Bugün aslında yarındı

Bazen canım sıkılıyor, öyle dalıp gidiyorum, yüzme de bildiğim için korkmadan dalıyorum, hiç düşünmeden öyyle uzun uzun dalıyorum. Bir şey de olsa çünkü hemen sırt üstü uzanıp dinlenme tekniğim var böyle batmadan çok süpersonik bir teknik o yüzden rahatım.

Şu saatler iyi bak, böyle televizyonda izleyecek pek bir şey yok, Canlı Para var, ama onu da izlemiyorum, gelmiş burada müzik dinliyorum. Ezel bir acayip oldu lan bu arada alakasız olacak ama, nereye gidiyor bu dizi kestiremiyorum.

Çok yoruluyorum lan bu aralar, işler ayrı bir yoğun, aq ben kurtarıcam sanki dünyayı. [Hişş, lan 13 yaş altı çoluk çocuklar, bunları okuyorsanız şu anda zıplayın gidin başka bi'şeylerle uğraşın, bir önceki cümleyi de 2 gb belleklerinizden çıkarın, mesela kitap mitap okuyun.]

Çoluk çocuk dedim de, geçtiğimiz günlerden bir gün, Taksim'deki Börgır King'e girdim. Arkadaş, Türkiye genç ülke diyorlardı da inanmıyordum. Nerede bu gençler diyordum. Meğersem hepsi Börgır King'deymiş. Okul çıkışı belediye otobüslerinden beri bu kadar çok çocuğu bir arada görmemiştim. "Vay be" dedim şaşkın bir ifadeyle.

Daha önceki günlerden bir gün de, şu Bostancı'nın ortalık yerine açılmış olan Paragon'daki Popeye's Abe Yes Abe No'da aynı "Vay be" şaşkınlığını yaşamıştım, üstelik hava da buzdurucu soğuktu ve içeride oturmaya bir tek masa bile kalmamıştı. İşte o zamanki "Vay be"m gerçekten tam bir "damar damar üstüne binme vay be"si gibiydi. Ve gerçekten damar damar üstüne binmişti.

Neyse ne diyordum, hah, evet, yıllar yıllar ve yıllar sonra 4 GB'lık internet kotamı aşmış olmanın haklı gururunu yaşıyorum lan sevgili günlük. Hatta bundan sevgili TTNet de memnun olmuş olacak ki, hemen mail göndermiş, "4 GB kotanızı bugün itibariyle aştınız. Girecek megabayt'larınızı güle güle kullanınız" diye. Hemen aradım teşekkür ettim. Otomatik sesli mesaj kadını beni pek dinlemedi ama olsun, büyüklük bende kalsın.

Sonra derin derin düşünceler kapladı tüm benliğimi, acaba ben tam olarak nerede neden nasıl n'oldu da böyle 4 gb lan? gibi sonunu getiremediğim düşüncelerdi bunlar. Üstelik cevaplarını aramak gibi bir niyetim de yoktu, napiym lan şimdi, aştıysak aştık.

Sanırım bana da kotasız internet aldıracak kahpe felek.

Neyse,

TTNet'in otomatik sesli mesaj kadını, bu şarkı senin için geliyor. (sağtıkyenisekme)
[Stereophonics - Maybe Tomorrow]

Fizy'ksel çıkarım Vol:26


Yazar burada bu şarkının çok hoş olduğunu ifade ediyor.
[Stereophonics - Mr. Writer]

25.04.2011

Bugatti Veyron hakkında bi' güzelleme

Evet, bu yazımda Bugatti Veyron hakkında bi' şeyler yazmak istiyorum.

Çünkü bana biraz saçma geliyor. İnsan neden Bugatti Veyron almak istesin ki? Hatta istemekle kalmasın da alsın ki?

Öncelikle Bugatti nedir sorusuna bir cevap verecek olursak, bir arabadır. Otomobil yani. Bir taşıt. [Süpersonik İngilizcemle İngilizleri bile kendime hasta ederim diyenler: RightClickNewTab ]

Sonra efendim ondan sonra onbir; yani şöyle bir düşünelim, 2buçukmilyonAmerikanDoları falan yaklaşık fiyatı. Dur bak sen tam anlamadın rakamla yazayım 2.500.000,00-USD falan yaklaşık fiyatı. Nedir abi yani? Al mesela, aldım koydum kapının önüne, duruyor bahçede. Ee. Ne oldu? İşe mi gidebilirsin, yok, haftasonu gezeyim desen köprü felç zaten, 407 Km/sa maksimum hızı varmış, ee? Dur kalk dur kalk hararet yapar zaten o da ayrı konu. (Belki de yapmaz) Ayrıca bugün neyşınılceografik'te izlediğim kadarıyla 4 tane lastiğinin fiyatı 17.000Dolar'mış. (Onyedibin yazıyor orada) üstelik 10.000Km'de bir değişmesi gerekiyormuş. Ee ne anladım ben bu işten? 17000 dolara lastik mi olur lan? Ulan tüm mal varlığımı satsam gidip bir Bugatti Veyron alsam, 10.000 km sonra lastik almaya param yok, ohaşimatsu demek istiyorum, hatta ve hatta, o dedikleri son hız 407 km/sa'e ulaşmaya çalışsam, depodaki tüm benzini 12 dakikada içip bitiriyormuş, öeh. Ondan sonra hani benim kutuplarım vardı, neredeler şimdi, "küresel ısınma defol" falan. Lan bir kişinin 3 günlük ihtiyacı kadar oksijeni 12 dakikada emdi bitirdi alet. Ondan sonra, aman da mevsimler de karıştı birbirine zaten, aman da nerede o eski kışlar, İstanbul'a da kaç zamandır kar yağmadı. GDO'lu mısırlar falan, yapay gıdalar felan, hormonlu zerzevatlar filan...

Almayın arkadaşım Bugatti veyron meyron!

- Ne içtim lan ben?

Manyamış olabilir miyim


Lan olm, manyamış gibi döndüre döndüre şu şarkıyı dinliyorum günlerdir.

Aynı şarkı şurada da var. Burada da var.
Yok ben ille kendim arayıp bulup dinleyeceğim diyenler için:
"Jaill - On The Beat"

O değil de Bugatti Veyron hakkında bir yazı yazacaktım, ama bu yazıda o yazımı yazmak istemiyorum. Başka bir yazımda o yazımı yazmak istiyorum. Hatta yazayım.

22.04.2011

Burda şaka yoook, burası Beşiktaş

Sevgili günlük, uzun zamandır -mesela bu bi'kaç gün olabilir- şu videoyu izleyip izleyip "vay bee" diyorum, motivasyon dediğin işte böyle menem bi'şey diyorum, nemenem bi'şey bu motivasyon diyorum, menemen falan mı yesem lan diyorum, hemen hemen her gün şu videoyu muhakkak bi'yerlerde görüyorum.

"Burası Sörbaybür beyler, burası Sörvayvıır."



"Adamsın Nihat anamsın" (anamsın mı diyor lan o?) ne demektir?

Yani, ulan adam iyice koptu, sakinleştirelim bi' durulsun manasında mı kullanılmaktadır, yoksa yürü be olm, kop kop, burda şaka yoook ben de buna tüm benliğimle katılıyorum manasında mı kullanılmakta mıdır, yoksa ben bu iki cümleyi biraz karşıtırdım galiba düşük oldu cümeleler, neyse.

Sonra bu videoyu izledikten sonra, aklıma şu video geliyor;



Sonra tam da "Ee benim eyvanlamam bu kadar ancak" diyecek gibi oluyorum ki, şu videoyu gördükten sonra, aslında eyvanlamamın o kadar da olmadığını bu abinin çok daha güzel eyvanladığını farkediyorum, buyurun buradan;



Hoco fogdorü çok önemli? Asdfghasds, hiç bi'şey anlamıyorum lan :]]

Sonra da, bu abimizin ne demeye çalıştığını anlamaya çalışırken kafaları sıyırmak üzereyken, aslında benden çok daha vahim durumda olan abilerimiz olduğunu görüyorum. İşte, kimsenin ne dediğini anlamayan temiz yüzlü abi.



Oleley.

Ha bu arada, şu 3.videodaki ne dediği anlaşılmayan abiyi birileri tercüme etmeye çalışmış, lakin ki, tam vakıf olamamışlar. :))

19.04.2011

Tam yatacaktım, yatamadım

İyi geceler sevgili günlük, yatacaktım, tam yatmadan önce televizyondaki şu kanallara bakayım dedim [sanki başka yerde kanal var] [var tabi olm, panama kanalı var süveyş kanalı var] [bak bir de mesela "bana şu şu şu kanallardan ulaşabilirsiniz" diyenler var ya, onlara içimden "peki süveyş kanalından da ulaşabilir miyiz?" falan demek geliyor içimden ama tutuyorum kendimi, öyle kıskıskıs içim içim gülüyorum, kıs kıs kıs.] [köşeli parantezin dibine vurmak.] [için için olacaktı orada içim içim değil, sağlık için süt için.]

Neyse, sonra baktım ki Survivor var, hemen Nihat Doğan'dan iki üç öğreti kapayım da aykuûm zıplasın hoplasın. Bu arada laf aramızda bu "var mısın yok musun"cu tayfa resmen ünlü oldu lan.

Sonra sıkıldım. Değiştirdim. Ve daha da sıkılacağımı tahmin etmediğim ancak izlemeye devam ettikçe sıkıntıdan sivilceler döktüğüm bir diziyle karşı karşıya kaldım. Evet değiştirmeliyim. Değiştireyim. Değiştiriyorum. Değiştirdim.

Evet sayın seyirciler, gördüğünüz gibi, "değişmeyen tek şey değişimdir" mottosundan hareketle değiştirdiğimiz bu değişimlikler gerçekten insandan insana farklılıklar arz etmektedir. Çünkü herkesin popileri farklıdır. Herkesin değişimlikleri farklıdır. Herkesin popisi kendisi için olmalıdır, senin ya da benim için değil yani, çünkü popiler kültür hakkı böyle bi'şeydir. Oeeaaayyyh.

Olm böyle yutupta falan bakıyorum bazen, millet ne çok video çekiyor ne çok video yolluyor ne çok video yayınlıyor ne çok video beğeniyor ne çok video lan ne çok video. Eskiden yoktu bu kadar videolar. Her şey bu LCD televizyonlar yüzünden bence.

O değil de, kendime acayip derecede iPad2 alma gazı vermiş durumdayım lan. Ya da HTC Flyer. Neden diye sormak isteyebilirsin. İstemeye de bilirsin. Ya çünkü bu lapintop'la birlikte aldığım 3G İnternet data hattımın 1 GB'lık internet kotası bana bakıyor, ben ona bakıyorum. Öyle boş beleş bakışıyoruz. Lapintop da her yere götürülmüyor. Ama bir iPad2'm olsa ya da HTC Flyer'im olsa, bu 3G internetimin beleş Gigabyte'ları boşa çağlayan ve önüne bir baraj kurulmadığı için ekonomiye hiç bir katma değer sağlamayan başıboş ırmaklar gibi akıp gitmez gibi geliyor. Bilmiyorum belki de çok yanlış düşünüyorum. Ama belki de çok doğru düşünüyorum. Belki de çok düşünmüyorum. Neyse diyorum o zaman.

Uykum var, ben gidip yatıp uyuyup uyanıp işe gideyim. Bu da, Şu anda mahallenin çöplerini karıştıran tüm sokak kedileri için geliyor. Ehkehkeh.

12.04.2011

çıngıltrink dubpf!

N'aber lan sevgili günlük.

Sonunda şu sayfalama mantığını biraz olsun oturtmaya başladım. Ayakta duruyorlardı, sonra baktım oradan ön taraftan yaşlı bir teyze Kızıltoprak'ta inince hiyeyt dedim oturttum bütün ayakta duran sayfaları oraya.

Mantar sevdiğimi düşünüyorum sevgili günlük. Yok lan düşünmüyorum, direkt hastayım lan mantara.

Neyse, sosyal sorumlu blog olmanın getirmiş olduğu rahatsızlıkla sizlere çok önemli bir detay vermeden geçemeyeceğim efenim.

Şimdi bu İstanbul'daki metroyu herkes bilir. Çok karmaşık olan metromuzun içinde bir de abur cubur otomatları bulunmaktadır. İşte geçtiğimiz günlerden bir gün, kendi kendime dedim ki, olm dedim, al dedim git dedim kendine dedim şuradan dedim bir su al dedim. [Bu şimdi Taksim'de indiğinizde herkesin gittiği taraftan değil de GeziParkı çıkışındaki yürüyen merdivenlerden çıktığınızda merdivenlerin başından sağa dönünce ilerde solda duran bir otomat var, oradan] baktım su 50 kuruş. Aa negzel. Fütursuzca elimdeki 50 kuruşu oradaki deliğe ittiriverip 55'e bastım. Ve o "çıngıltrink dubpf!!" sesini beklemeye başladım. Bekledim. Bekledim. Bekledim... Ama o ses gelmedi. Hiç bir ses gelmedi. Öyle otomatla bakıştık durduk. Lan düşsene! Düşmedi meret. Sonra baktım, acaba parayı tam itememiş olabilir miyim diye bir an tereddüt ettim. aaa bir de ne göreyim, vallahi de para orada, gitmemiş. Heheheyy Allah'ım yahu ya, bak parayı itmemişim sonra da sular güldür güldür gelsin diye bekliyorum, peh peh peh, ilahi ben diyerekten, itilmemiş olan olan parayı biraz daha ittim. Evet, ittim ve içimden okkalı bir küfür salladım. (mesela "hassss*ktr be" olabilir bu) çünkü para gitmiyordu. Biraz daha ittim, oooh iyice sıkıştı. Sonra bir de baktım ki o deliğin içinde benim 50 kuruşun yanında 4 tane daha 50 kuruş bekliyor. Lan belediye otobüsü mü orası, ne sıkıştınız lan orada, insenize aşağıya dedim dinletemedim. Sonra 50 kuruşumu o diğer 4 umarsız 50 kuruşla birlikte bırakarak yoluma devam ettim. Aslında ulan iki üç tekme sallıyim şuna diye içimden geçirmedim değil, ama o arada metrodan çıkanlar koridoru doldurmaktaydı, aristokrat duruşumu bozmak istemedim. Aferim bana.

Şimdiki videomuz benden önce o otomata 50 kuruşlarını kaptıran tüm bahtsız insan evlatları için gelsin. Özellikle o son 4 kişi, sizi çok iyi anlıyorum lan. Bu şarkı özellikle sizler için geliyor. O otomatın karşısında elinizden hiç bir şey gelmeyeceğini anladığınızda... Aç aç sesi aç, sonuna kadar aç.



Ahahahaha hatta ohahahaha hatta asdfgh lan yorum yapamıyorum :]]] süper.
du du yu, du yuyu, du yuu, yiiaaeh ayva.

11.04.2011

Sağtıkyenisekme Ltd.

Evet sevgili günlük, fark ettim ki, seni bölüp parçalayınca, kategorize edince, blog blog ayırınca aslında iyi değil kötü yapmışım. Zira sevgili MFÖ abimizin de dediği gibi, -adamlar zamanında demişler- "Beni kategorize etme benle oynama" diye. İşte tam da bu nedenledir ki, senden özür diliyor seni birleştirme kararı aldığımı açık yüreklilikle ifade ediyorum.

Hatta üstüne de göbekten otomatik versatil kalem gibi tasarımında da iyileştirmelere gideceğimi pat diye söylüyorum. Bitti mi bitmedi, ayrıca da etiketleme mantığı ile o iptal edeceğim kategorizasyon konsolidasyon konvansiyonel konjonktürde kafa karışıklığına sebep olan bu durumu kovalent bağ mantığı ile yapıştırmaya hepsini senin sırtına yüklemeye karar verdim. Hayde bakalım.

Olur da düzelteyim derken daha çok bozarsam siz bu arada şunlarla idare edin. Mesela bunla (buna ayrı bir hastayım lan)

Hoşça kalın.
Nahoşça ince. (öök çok geyik oldu.)

Her şey steril

5.04.2011

Sanata doydum oh be :)

Sevgili günlük, yıllardır söylenegelen o mottonun doğrusunun nasıl olması gerektiğini buldum; "sanat filmi sanat için yapılmalıdır ve insanlara izlettirilmemelidir." :))

Şimdi aslında çok kültürel bi' insan olduğumu ve sanatın ve sanatçının dostu fıratpen'le (ki o sporun ve sporcunun dostuydu) ortak çalıştığımı açıklamama lüzum yok sanıyorum değil mi, evet.

Bu nedenle; olabilir; İstanbul Film festivali başladı, aa kesin gitmem gerekli, hayatta kaçıramam, falan diyorsanız, tabi gidin, muhakkak görün, ama TaTaTaTaaaa!(Efekt bu, ınının ınının ınının gibi.) Şu filme gitmeyin: Çığlık (Il Grido) :]]

Allah'ım bir film bu kadar mı anlamsız ya da sıkıcı olur. (ya da ben anlayamadım tabi o da olabilir.)

Abi öncelikle ben tabi biraz bu sanatsal olaylara bir kazmadan biraz daha yakın olduğum için bu filmin eski bir film olduğunu bilmiyordum. İlk şoku siyah beyaz perdeyi görünce yedim. Antonioni diye bir adamın filmiymiş. Hatta sırada beklerken bir amca -yok lan abi- vardı önümüzde, "geçen sene izledim, bu sene de izlemek için geldim" falan dedi bize. (Ulan o zaman anlamalıydım tek seferde bu filmden bi'şey anlaşılamadığını :) )

Neyse tabi, girdik izliyoruz falan. Aldo diye bir eleman var filmde. Şeker fabrikası mıydı neydi, bir fabrikada çalışıyor. Sonra İrma var bir de, bunun eşi. O geliyor. "Ben senden ayrılmak istiyorum" diyor. Yok ayrılamazsın da, yok çocuk n'olacak da, yok bilmem ne falan. Sonra Aldo kızını alıp gidiyor. (Çünkü kadın Aldo'ya al dedi git dedi nerde kalırsan kal dedi. [interaktif algılar için sağ tık yeni sekme])

Aldo da aldı gitti nerde kalıym nerde kalıyim derken, eski manitası mı ne, o aklına geldi, bastı kadının evine gitti. Kadının bi' de kardeşi mi ne vardı. Orda bi yakınlaştı bunlar. Ama Aldo delikanlı duruşunu bozmadı şimdi Allah için dirayetli durdu. Gitti yataklara attı kendini ağladı zırladı falan.("Acayip anlamsız lan noluyor şimdi, nerdeyiz biz" kafası yaşattı millete)

Sonra İrma oraya geldi, bıdı bıdı bişeyler anlattı, bavul mavul bıraktı. Çocuğun eşyaları mıymış neymiş. Lan denyo Aldo, evden çocuğu alıp çıkıyorsun, çocuğun eşyalarını niye bırakıyorsun, şuncacık sübyan orda burda telef oluyor senin yüzünden. Neyse.

Sonra İrma da gitti. Sonra sabah mı oldu ne oldu, Aldo da aldı çocuğu gitti. Lan oradan niye ayrıldı onu yeminle anlamadım. Kamyonun arkasında yollara düştüler çocukla. Pompacıda durdular. Çevirme var diye indirdiler bunları. Bunlar da pompacı ablanın yanına geldiler. Orada bir baraka vardı, orada kaldılar. (Lan pompacı dediysek sen de, neler geliyor aklına töbe töbe, benzin istasyonu var kadının.)

Sonra kadın tabi buna bi' sağlı sollu girişti orda, çocuk da bunları fingirderken gördü mü, haydee lan çocuk koşmaya başladı. Lan nereye gidiyon çocuk. Gitti valla. Aldo da peşinden. Oralarda bi'şeyler daha oldu. Unuttum şu an. Sonra bir yere daha gittiler, orda da bir kadın vardı. O kimdi onunla ilgili hiç mi hiç fikrim yok işte.

Sonra döndü dolaştı yine İrma'nın evinin önüne geldi. Camdan bi baktı ki, aa bebek var lan evde. İrma bebeğin altını temizliyor. Lan o anda şimşekler çaktı beynimde. Ulan bu çocuk ne zaman doğdu, filmin başında bu kadın hamile değildi. Ya da en azından karnı büyük değildi. Lan bu Aldo 9 aydır dolanıyor mu lan böyle yollarda. Ben diyorum ki ulan 3 5 günde amma çok şey yaşadı amma çok dolandı. Meğersem 9 ay geçmiş. Yuşimatsu dedim içimden.

Sonra İrma camdan gördü Aldo'yu. Aldo kaçmaya başladı. Gitti fabrikaya. Kuleye çıktı. İrma da aşağıya geldi. Aldoo Aldooo dedi kuleye doğru. Bu da böyle baktı baktı, "Freedoooooom" diyerek kendini kuleden attı. (yok lan şaka, demedi öyle bi'şey, sessiz sakin uçtu) sonra gümbürt diye yere çakılanzi.

İrma da işte o anda filmin adının nereden kaynaklandığını belirten, "ciyaaaaaaaaakkk" ismindeki çığlığını bastı. Ekran karardı.

İşte böyle de esrarlı böyle de tepkili bir son oldu. Ulan anlamadım manlamadım diyorum ama ezberlemişim lan filmi şaka maka.

Yok, ben de kendim izlicem bu muhteşem duygu şöleninden mahrum kalamam diyorsanız. Alın size yüzyılın kıyağı: Çığlık - Il Grido (sağtıkyenisekmeilesanatsanatiçindir)

Dipnotdediğindipteolur: Lan bir de "poetic and affecting" yazmışlar.

1.04.2011

Ankete Gel [Vol:5]


Haftalarca zirveden inmeyen, insanların hasretle ve ısrarla takip ettiği ödülsüz anketimiz geçtiğimiz günlerden bir gün bitti.

Marvılis bi' katılımın olduğu bu yeni anketimizde tamı tamına 17 oy kullanıldı. Evet yanlış okumadınız çünkü yanlış yazmadım. Tam 17. Hatta yazıyla da onyedi. Hatta Teoman'dan tüm ÖSS'ye girecekler için geliyor, "daha 171717"

Bu kadar yüksek oranda katılımı gerçekten beklemiyordum sevgili günlük. Hani 10-15 tamam da tam 17. 17 lan. Ya 17 olur mu ya? Ahahahoha çıldırmak üzereyim. :) [yok lan daha neler]

Evet, gündemi günlerdir meşgul eden bu anketimize göre yeni tasarıma aşık olan arkadaşlara teşekkürü borç biliyorum. Ayrıca o "sen yapmadın ki" falan gibisinden iğneleyici şıklarda dolananlara da teessüflerimi gönderiyorum.

Son olarak da tüm katılımcı arkadaşlara şu ünlü düşünürün videosunu fakslıyorum, buyursunlar: