31.07.2010

Erroer

Belki de hepimiz ufak bir zamanlama hatasıyız...


[Skillet - Imperfection]

I'm perfection?

Dün de bitti

Sevgili günlük, evet, dün de bitti.

Delirmiş gibi Ayreon dinliyorum, sanırım delirdim. Çünkü kendimi alıkoyamıyorum. Alı koyamamak. "Alı koyamıyorum, moru koyuyorum" diye bir cümle sarf etmek istiyorum. O da sırf sıkıntıdan. Ama etmiyorum.

Saag tecenin 3'ü olmuş, bense "Skillet" şarkıları indirmeye çalışıyorum... Ve başarıyorum... Fena değiller. Şimdilik en ilginci "Monster."

Yok artık o değil. Artık bu: http://fizy.com/#s/1h1yfe (sağtıkyenisek)

30.07.2010

Tek kelime yok...

(Sadece bas!)

Sıkıntı geliyorum der demez gelir beraberinde de kağıt havlu sorunsalı getirir

Lan başlık çok uzun oldu, neyse,

Şimdi sevgili günlük hayatta çok acayip sıkıntılı durumlar var.

Mesela;

Cafelerin mafelerin tuvaletlerinde kağıt el havluları için yapılan dispanserler var biliyorsun. Böyle sıralı yığın halinde kutunun içinde duruyorlar, alttan bir tane çekiyorsun vıjıt [süpersonik efekt] yerine yenisi geliyor, anladın işte uğraştırma.

İşte, bu kutuları tıka basa kağıt havluyla dolduran bir zihniyet nasıl bir anlayışın ürünüdür?

Çünkü; bak elleri yıkadın, beyefendi beyefendi kağıt havluya uzandın, eller ıslak tabi, kutu da tıka basa dolu, çektin alttan, tıka basa dolu olduğu için içerisi sıkışık gelmedi, eller de ıslak, havlu elinde erimeye başladı, hatta eridi, koptu. Kopmayan taraftan bir daha çektin, gene olmadı, havlular tıka basa dolu tabi içeride, zorlamak lazım. Sonra noldu? tutacak yer kalmadı havlunun ucunda, hepsi kaldı mı kutunun içinde? kaldı. Haah, aferim.

Bak heladan çıkmışsın duruma bak, havlu kutusunun önünde idiyot gibi havlu almaya çalışıyorsun, o arada gelen geçen var tabi insanlar tuvalete geliyorlar bir yandan, bir de klas bi' yerdesin mesela, millet bakıyor falan, "ahaha salak bi havlu alamadı" falan, lan!Girdin yerin dibine çıkarabilene aşkolsun, sonra o haleti ruhiyeyle git otur masaya oturabiliyorsan. Sinir olmuşsun, elini de kurulayamadığın için hafif nemli kalmış zaten, es kaza masana dönerken de birine rastladın buyur burdan yak, oo abicim naber, (hasktir) iyiyim senden naber? (tokalaşcaz mı lan şimdi?)

Tokalaşsan olmaz, eller ıslak. En iyi ihtimal sarılcan. Oo vay kardeşim ne zamandan beri görüşmedik. Hop eller sırta sıvaz sıvaz, bak anladın sen, eller kurudu biraz. Tap tap yaptın bir de sırta, oh oh iyice kurudu eller. Eller kuru olduğuna göre artık tokalaşabilirsin. Vedalaş ayrıl. Seni görmek güzeldi. Görüşelim bi' ara, ooldu, yengeye selam söle.

Yazı boyunca zihinleri dalgalanan ve sanki aslında yazının ana fikri yokmuş gibi hissedenler için geliyor;

Havlu dispanserlerini tıka basa doldurmayın! Hişş! Cafe sahipleri! Kime diyoruz?

29.07.2010

Astrocat

Bizibozmaz'da gördüm.
Hoşuma gitti.
O kadar.
:]
 

27.07.2010

Tamrehabilitasyon




Misage


Hawana


Wind Dance of The Fairies

şarkı dediğin nedir ki?

İnan bunu daha önce dinlemedin...


"Mushroomhead - Becoming Cold"

26.07.2010

Vuuooaaaarrrgggg

Lan tam yatıyordum günlük aklıma bak geldi.
Geçen gün Taksim'de sokak ortasında yanımda biri vuvuzela çaldı.
Adama kafa göz dalasım geldi.
Stop.


Edüt: ahaha, lan ilk cümleye bak olmaz olsun böyle düşük cümle... :]

25.07.2010

+1

Çok bezmiş haldeyim be günlük. İnsan bu kadar bezmiş olmamalı, belki zaman zaman. Çoğu şeye bulaşıyor çoğundan da zevk almıyorum, maymun iştahlılık gibi değil aslında, hani ne kadar çok şeyin olursa o kadar çok şey istersin sabrutini gibi, ya da bildiğin iktisat teorisine giriş; "İhtiyaçlar sınırsızdır."

Misal bir yandan kavun yiyorum, bir yandan müzik dinliyorum [üstelik Özgün-İstiklal], bir yandan msn gtalk, bir yandan twitter, bir yandan friendfeed, bir yandan da düşünüyorum kafaya koydum en yakın zamanda Issey Miyake Intense alıyorum diye, neden, sadece ismini beğendim, hafif çekik gözlü olmam nedeniyle de japandroidim biraz. Severim japonları, gitarım da japon. Ama daha çok şeyedemiyoruz bu aralar. (Bu arada Japandroids diye grup var, genel küttür. Biskreme de benzemiyor şarkıları bu arada.)

Düşününce ne kadar manasız aslında. Bense resmen battı fişing yan going hesabı akışına bıraktım çoğu şeyi. Çoğu zaman demişimdir sen olmasan alkolik olurdum diye tekrar diyorum. Düşünsene, ki düşününce çıkılmıyor işin içinden, ama evet düşünüyoruz öyleyse varız diye düşünüyoruz öyleyse varız diye, ama öyle değil. Düşünce, insanın canı acır günlük. Hatta yardım bekleyip de bulamayınca daha bir koyar, o yüzden Allah kimseyi düşürmesin. Yere düşürmesin, hastanelere düşürmesin, kara sevdaya düşürmesin, devlet dairesine düşürmesin, süperligden düşürmesin. Düşünce de düşünerek çıkılmıyor. Rep lütfen.

Sürekli gelişim, sürekli iletişim, [fakyu kaizen] düşmeyeceğiz diye girdiğimiz çukura bak, çok matah. Bu konuda olayı aslında en iyi özetleyen mecra sosyal medya. Friendfeed'i düşün. [Oha lan Captain Black koktu, gaipten kokular duyuyorum.] N'apıyorsun FF'de? Bataklık. Yazmadıkça yoksun. Yorum yapmadıkça yoksun. Beğenmedikçe yoksun. Bak Twitter'a. Kimse menşın'lamadıkça kendi kendine konuşmaktan hiçbir farkı yok.

Şizofreninin yanından geçiyoruz. +1 (Eugen Bleuler rep)

Velhasılıkelam, can sıkıntısı daimler chrysler.

Ahanda şarkı: Blogda bir ilk :]

[Dinleyelimaçalımiçelimgüzelleşelim]
"Özgün - İstiklal"

Diyalog


- Lan aşık oldum sanırım ben, ama aramızda bir şey olması zor gibi, öyle geldi geçti.
- Aşk gelip geçicidir zaten.
- Çok biliyorsun.
- Yok, az biliyorum.

Böyleyken böyle

Bence İstanbul bu aralar elektronik müzik. Çünkü çok yüzeysel ve çok fazla tekrarlı. Ama kendini dinletiyor.

Bu arada sevgili günlük her gün şunu " -.- " biraz daha fazla merak etmeye başlıyorum. Bu ne lan?

Yeğenim tatile giderken zookingdom'undaki hayvanlara bakmamı tembih etti. [Unutma]

Dün o kadar çok yürüdüm o kadar çok yürüdüm ki o kadar çok yürüdüm.

Düşünüyorum öyleyse varım diye düşünüyorum öyleyse varım.

Sabahtan beri aynı şarkıyı dinliyorum.

Ben de tatile gitmek istiyorum ama gidemiyorum. [Plan yapıp hafta sonu Datça'ya gitsene. Olur yaparım.]

İhtimallere takılma.

6. Geleneksel Fotoğraf Pazarı - Ritim

Bir Geleneksel Fotoğraf Pazarı etkinliğimizde de sizlerle buluşmanın haklı gururunu yaşıyoruz sevgili fotoğraf severler.

Bugünkü konumuz "Ritim".

Hayatın özünün ritim olduğu varsayımından hareketle (ki bence çok doğrudur) şu mahvolmakta olan İstanbul şehrin bile bir ritmi olabileceğine inandığım rastgele çekilmiş bir fotoğrafımız var bugün.

Akşam saatlerinde Şişli-Pendik hattındaki iki katlı otobüsün üst katında sol taraftaki camdan çekilmiş bir fotoğraftır. (Sanırım köprüyü geçtikten biraz sonraydı.)

Öyle tesadüf olacak ki, sabahtan beri dinlediğim ritmik şarkıların bir yansıması oldu sanırım bu.

[tıklarsak duyabiliriz...]

Hadi bu seferki fotoğraf şarkılı olsun:


(Aşağıdakinin aynısı aslında :] )

-------------------------------------------

24.07.2010

günün şarkısı sabahtan beri şimdilik

Bugünün şanslı ve dile pelesenk olan şarkısı sabah sabah ilk duyduğum şarkı olması münasebetiyle şu aşağıdaki şarkı oluyor.

kit kudi - deyennayt (hem de krokırs remiks) [Biraz rudenko gibi başlasa da...]


tebrik ediyoruz...

Zira saat 17:53'tü

Yine bir 17:53 mevzusuyla baş başayız sevgili günlük.

Geçtiğimiz günlerden mesela geçen Pazar, Bostancı'da oturmuş martı fotoğrafları çekerken ve bir yandan da arkadaşlarla dürüm yiyorken gözüm cep telefonunun saatine ilişti. Ve tabi ki tahmin edersiniz, kaçtı? 17:53 tabi ki. Tabi ki bildiniz. (Neden sürekli tabi ki diyorum?)

Sonra bu konunun aslında kendimi şartlamış olmamla, metabolizmamı ayarlamış olmamla, dürümlerin dokunmuş olabileceğiyle, martılara bakmaktan kuş kadar beynimin kalmasıyla, ayran içmekten uykumun gelmesiyle gibi nedenlerden dolayı olabileceği üzerine akademik tartışmalar yaptıktan sonra konunun aslında bunlarla alakalı olmadığına kanaat getirdik. (Aferim evladım otur 10. Ee hocam 10 mu kaldı. Kanaat notu 10.)

Çünkü sürekli aynı saate bakmıyordum. Daha önceden yazmıştım bilirsin, bizim evde aslında saatin kaç olduğunu asla net olarak bilemiyoruz biz. Ailecek böyle bir durumumuz var. Çünkü mesela şu an bilgisayarımın saati 01:52'i gösterirken, cep telefonuma bakıyorum, bulamıyorum. Nerde lan benim cep telefonum?. Bi' saniye...

Buldum, cep telefonum 01:50 yi, iPod'um 01:52'yi, holdeki saat 1:57'yi, mutfaktaki saat de 1:59'u gösteriyor. Hal böyle olunca aslında evde şu an saat kaç tam olarak kimse bilmiyor. İşte bu durumda benim evdeki herhangi bir saate baktığımda, zaman zaman rastlantısal olarak 17:53'ü görüyor olmama bir türlü anlam veremedik. Zaten sonra da konu kapandı, zira çok sıkıcı bir konuydu.

Sonra en az bu konu kadar sıkıcı olan martılara odaklanmaya başladım ben, bir kaç yüz adet martı fotoğrafı çektikten sonra o da sıkıcı gelmeye başladı, zira onlarda da bir hareket yok, ekmek atsınlar, balıklar gelsin, balık yesinler falan, viyak viyak bağrışmalar filan, tembel lan bu hayvanlar, hımbıl mısınız lan, simit yiye yiye hımbıl oldunuz, besin dengeniz kaydı.

Neyse, ne diyordum; ee iyi geceler, zira çok uykum var, ayaklarıma kara sular indi. Ayrıca aramadığım yer kalmıyor seni sabahtan yatana kadar sonra, lan bu da takıldı gitmiyor 3 gündür.
Hiç, bir şarkıcının soyadı sarıkabadayı olur mu?

Kabadayı diye film var. Bugün izledim.

Kösele ayakkabım var. Zımbalı koyu taba. Renge gel. Kahverengi gibi, ama değil. Taba da değil. Arasında gibi. Ama koyu. Ama koyu kahverengi de değil. Taba ne renk lan bu arada?

Uykum var. :]

23.07.2010

Zafaroçpil

İşten eve dönüş, araçta 5 kişi, radyoda Beşiktaş maçı;

"Zapatoçvil topu aldı, pas verecek arkadaşını aradı, vıdı vıdı bıdı bıdı..."

- Abi hani gidiyordu bu Zaparoski?
- İyi ki de gitmemiş abi baksana,
- Bu Zafarovski iyi adam cidden.
- İyi abi, maça hareket kattı baksana.
- Nereden gelmişti bu?
- Zavaroçkil mi?
- He.
- Bilmiyorum ki hatırlayamadım şimdi.
- ...

gibi gibi...

Ahahaha, lan adamın adını doğru söyleyen çıkmadı. :]

Notumnotsunnot: Adamın adını ben de bilmiyorum he bu arada.

21.07.2010

Barbur aldık mutluyuz: aslında çok saçma

Sevgili günlüki, tüm evrenin bana karşı olduğu şu barbur alma sürecinde, tüm badireleri atlattım ve kampanyanın bitmesine bir gün kala nihayet sonunda aşikar aralıksız biteviye filhakika ve bilmukabele siparişimi vermeyi başardım. Yippii diyesim var. (aklıma o anda gelen tüm kelimeleri kullandığım için cümle biraz anlamsız gelmiş olabilir, ama bak devam et yazı daha da anlamsız gelecek.)

Dün akşam kredi kartı mağduru oldum siparişi veremedim, hemen Flash Tv'yi aradım ki Yalçın abi sorunuma bir çözüm bulsun diye, ama süper yaşlandırma tekniği kredi kartımda işe yaramadığı için sorunum çözülmedi.

Mecburen bayıldık borcumuzu açtırdık bugün limitimizi.

Ama o yetmedi. Çünkü şirket bilgisayarlarımız sağolsunlar, bir https hataları, bir 443 hataları falan oooh bi güzel öyle bön bön ekrana bakırttılar beni.

Sonra iPod'um imdadıma yetişir sandım. Güvendim. Aldandım. Yetişti yetişmesine amma, en son kredi kartı bilgilerini girerken site cortladı. Açılması gereken combobox'lar açılmayınca bizim sipariş yine yan yattı.

Ve sonra eve geldim. Eski emektar, gürültücü, sıcak bilgisayarımın başına geçtim, patır patır [bu nasıl efekt?] verdim siparişi. Ter içinde kaldım ama başardım. Victoryyy! (Bakınız: worms armageddon)

İşte bütün bu saçma koşturmaca, bu heyecan, bu curcuna şunlar içindi. Şunlar aşağıdadır. Vatana millete hayırlı olsun.

Baksana olm, kuzu gibi ayakkabılar ya. :]

20.07.2010

Deliriying


Olm çok fena alışveriş yapasım var lan günlük, yoksa ben manyak mıyım?

Evet, (evet mi?). Şu an içimde gem vuramadığım (ba ba ba laflara bak) bir Barbour ayakkabı alma isteği var. Hem de Regno. Hatta biri biraz gazlasaydı bugün (bakınız Miyaw) şimdi çoktan kahverengi Barbourların siparişlerini vermiştim bile internetten. Ama olmadı. Olamadı. :] (niye gülüyorum, veremedim siparişi, depresyonda mıyım lan yoksa?)

Öeh, bugün arkadaş dedi, Güneşli'de bunların outlet'i mi varmış ne varmış, bi gideyim diyorum haftasonu ne dersin günlük. Valla sen ne dersen de ben üşeneceğimi sanıyorum. Oralara kadar gidemem. Lan gazlasaydı birileri iyiydi, alaydım şunları internetten. :]

19.07.2010

Deba

Sevgili günlük, sabah sabah Google'la yaşağıdımız bir arama varyasyonunu paylaşmak istedim.
 
Ahaha, çok saçma biliyorum. :]
 
İyi pazartesi sendromları.

18.07.2010

5. Geleneksel Fotoğraf Pazarı - Ekmek Kavgası


Yine bir Pazar ve yine bir Geleneksel Fotoğraf Pazarı etkinliği ile beraberiz sevgili fotoğraf dostları. :]

Bu hafta da yine fotoğraf sanatının olmazsa olmazlarından olan martı fotoğrafları serisine devam ediyoruz. Ancak bu fotoğrafı kendi içinde farklı anlamlar yüklenebilecek bir fotoğraf olarak da değerlendirebiliriz.

Bu haftaki konumuz "Ekmek Kavgası" idi.

Ve bu konuda çekilmiş fotoğrafımız da işte aşağıdadır. Bostancı sahilindeki besin zinciri, bir nevi yapay ekosistemi tanıttığımız bu fotoğrafta sevgili martı kardeşimizin " E sonuçta benim de beslenmem lazım" şeklindeki ifadesi semt sakinlerince destekle karşılandı. :]

[Tıklayınca büyümüyorsa lütfen müdüriyete başvurunuz.]

17.07.2010

Bir asosyalin sosyal çıkarımı




"In Flames - Strong and Smart"
Aslında kimsenin o kadar da iyi bir önerisi yok...


Bu aralar kafam çok meşgul günlük, bu nedenle seninle fazla buluşamıyoruz. İşler falan biliyorsun, kimse de yok etrafta, sosyal hayatım tam anlamıyla dipte. Ki aslında bi'şey yapasım da yok hattızatında.

Geçen Taksim'e gittim misal, metrodan çıkarken -kalabalık halde yürürken- yürüyen bant üzerinde idiyot hareketler yapıp dans ettiklerini zanneden-hani etrafıyla ilgilenmeyen "uu ye özgürüz biz her bi ski yaparız"- diyen iki çocuk vardı. Kulağımda kulaklık olduğu için ses çıkartıyorlar mıydı duyamadım ama ağızlarından konuştukları ve ses çıkardıkları anlaşılıyordu. Biraz önümde yürüyorlardı, -yürümüyorlardı da işte dans etmek diye tanımlayabileceğimiz şempanze hareketleri yapıyorlardı- ya dedim içimden zaten canım sıkkın n'olur birisine çarpsınlar, birisi bi' kavga çıkarsın, kafa göz dalayım şunlara bi' rahatlıyim. [yok lan demedim şaka, ama bi içimden geçti. Saygı bitmiş azizim.] (Mantık olarak aslında kimseye bir zararları olduğunu söyleyemem, ama zeka noksanlığı ileride zarar verici olabilir.)

Dün de haberlerde izledim çocukların ellerinde silahlar falan, düğünde kurusıkı ateş ediyorlar, anaları babaları hangi s*kindirik müzikle göbek atıyor kim bilir. Böyle düşününce Aziz Nesin'in zamanında dediği -%kaçtı şimdi hatırlamıyorum ama- daha fazla da olabilir, yanlış söylemiş diyesin geliyor. (Öyle anne babalar tanıdım aslında çok aptaldılar.)

Dönüp dolaşıp olay kişinin kendisini bilmesine geliyor aslında, ulan sen daha kendini tamamlayamamış, kendi düşünce yapını bir yere oturtamamışsın ki çocuk senin neyine? Büyük şehirlerde -nesi büyükse, büyük ihtimalle s*ki büyük- modern hayat dediğimiz, noksan beyinlerde çok büyük bir algı bozukluğuna yok açıyor. Senin 3 yaşında çocuğun varsa, ve her gece bu çocuğu dadısına bırakıp kocanla (karınla) içmeye eğlenmeye gidiyorsan kusura bakma da aptalın önde gidenisin.

Ya da eve gelir gelmez şartlı refleksinizle televizyonu açıyor ve yatana kadar iki kelime konuşmadan televizyon dediğimiz o harika alete bakıyorsanız, hatta çocuğunuz izlediğiniz şeyden sıkılıp televizyonu kapattığında -ne büyük hata- köpürüp kızıp bağırıp onu odasına yolluyorsanız [bu odasına yollamak da izlediğimiz angut amerikan dizilerinden kalan bir gelenek, lan odaya yollamak ne demek, sorunu başından uzaklaştırmaktan başka bir şey değil, gitsin odasına ne yaparsa yapsın, ahaha salak mısınız lan?] kusura bakmayın da az önceki paragraftaki aptallarla yarış halindesiniz.

Ya düşün, araba aldın mesela, n'apıyorsun servise götürüyorsun, bakımını yapıyorsun, yıkıyorsun ilgileniyorsun değil mi, ya da evine yeni bir elektronik alet aldın, ulan bi' kullanma kılavuzunu okuyorsun değil mi, kullanırken bozmayalım diye? O kadar para verdik bozulmasın.

Ama, ulan bu çocuk nasıl yetiştirilir, şöyle şöyle yaparsak bu çocuğun karakterinin ağzına s*çar mıyız, hangi durumda nasıl tepki vermek lazım diye açıp da bir kitap okuyan var mı acaba? Ya da bir uzmanla görüşen? Çocuk yapmak bedava çünkü, onlar bozulabilir.


Mottoya gel: "Sizin çocuklarınız bu ülkenin *mına koyacaklar!"


16.07.2010

form torso and arms



Bak günlük dün bunun siparişini verdim.
Bakalım umarım tedarikte bir sorun çıkmaz.
Umarım ay sonu elime ulaşır.
Kendi kendime sevindirik oluyorum lan... :] kıhıkıhı


"Defender of the Univerrrsse!!"

"Bu ne ki lan?" diyenler buradan. [sağtıkyenisekmedeaçkievrenkurtulsun]

Boş bırakayım sonra dönüp bakıcam

Tam bir fikir kabızlığı çekiyorum sevgili gümbürt.
O yüzden bu postu boş bırakıyorum.
Zaman kalırsa tekrar dönüp bakıcam.
Umarım kaydırma yapmam.

Hocam kaç dakka kaldı?

15.07.2010

pardon anlamadım?

Lan sevgili günlük, "doktrin" diye bir kelime var.

TDK'ya sordum az önce, "sevgili TDK doktrin ne demektir?" dedim, bana verdiği cevap gerçekten çok tatmin ediciydi.

"Doktrin" diye cevap verdi.

Lan onu soruyorum ben de zaten. Doktrin yazıyorum, açıklaması doktrin çıkıyor, olaylara gel. :]

14.07.2010

Beynim dümdüz

Ve bilgisayarın başında yorgunluktan mallaşan adam arkasına doğru dönüp ne yaptığını soran annesine "şu an tamamen beymini ütülüyorum" dedi.

Bak beymini yazdım o kadar ütüledim ki. Baynimi dedim yani beymini demedim. Beynimi dedim derken de baynimi yazmışım şimdi farkettim. Sonra ne oldu?

O kadar çok şifre o kadar çok paroladan sonra olacağı buydu, internet bankacılığı şifremi unuttum haybink!

Sonra şifre oluşturdum tekrar. Sonra onu da yanlış girdim. Alzaymır olursam şaşırma günlük. Lan düşünsene alzaymır olmuşum, şifreni falan da unutmuşum, nasıl? Düşünmesi bile korkunç değil mi, yazayım mı lan bi'yerlere şifreni. Ee sonra?

Ee sonrası, dünya kupası da bitti, şahsen ben Paraguay'ın kazanmasını istiyordum, hadi onlar kazanamazsa Uruguay, onlar da kazanamazsa Guam falan kazansın diye iç geçiriyordum hiçbiri olmadı. Şu anda Guam'ın dünya kupasına katılıp katılmadığını bile bilmiyorum aslında öyle atıyorum böyle değil.

Sonra efenim vuvuzela, nasıl bir furya bu kadar çabuk terkedilir? Sanki hiç hayatımıza girmedi değil mi? Bu nasıl bir yüzsüzlük, bu nasıl bir aymazlık, bu nasıl bir ilgisizliktir. Liktir. Ktir. Tir. (yazıda yankı efekti, yüzyılın icadı.)

Dün Ali Sami Yen stadına tepeden baktım aziz Şişli. O kadar. Sadece baktım.

Şarkı da ekleyeyim, tam olsun.



"Subliminal Fear - Frailty"

Aha, ekledim, tam oldu. Kendisi ütüdür.

Bu abilerin İtalyan olduklarına dair bimilyondolar bahse girsem kazanırdım. İtalyan detmetal grubu da duydum da şarkılarını laymvayr'da bulamadım ona yanarım, yar ona yanarım vay dağlar oy. maysıpeys'ten düşük kalite kayıtla kendi mp3'ünü kendin yap projesi. oldu. yetti. bitti.

Editmedit: Lan yarın buff geliyor.

Ankete gel [Vol.3]

Milyonların merakla beklediği şaşırtmalı cevaplı anketimiz -yine hüuğc bir katılımla- (hüuğc'u tamamen olaya eksantriklik katsın diye kullandım) tamı tamına 3 kişinin katılımıyla, evet üç, rakamla da 3, yazıyla da üç, tamamlandı.

"hangisi daha yukarıdadır?" sorumuza, 1 kişi "Bu." 2 kişi de "Burası Yukarısı" cevabını vererek, aslında kendi içlerinde de ne kadar rahatsız insanlar olduklarını da böylelikle tüm cümle aleme büyük bir cesaret ve onur örneği göstererek kendilerine teşekkürü borç... (bakınız: "lost gibi" bitemeyen cümleler)

Ankete katılan siz değerli insanlar, teşekkürler.

13.07.2010

Sıkılan Mühendis Vol:1

Eve gidiyorum lan ben!
:]

12.07.2010

Cesaret ister...


- Ben size platonik olarak aşığım.
- Pardon bi'şey mi dediniz?
- Pardon?
- A pardon, bi'şey dediniz sandım.
- Yok bi'şey demem ben.

Döngüye gel

Cuma günü hafta sonunun gelmesi işlerin bitmesi şerefine geç saatlere kadar dışarıdayım. Haftasonu dinlenirim nasılsa.

Sonra Cumartesi günü, ertesi gün nasılsa Pazar diyerek sağa sola koşturmaca hatta varsa mesai belki, sonra arkadaşlar falan, gece de evde 3lere 4lere. E tabi n'oluyori, insan yoruluyore.

Sonra Pazar evde bütün gün yatış. Öğlen ayrı uyu, akşam ayrı uyu. Nolsun? Gece uykun gelmez olsun. [Dönmez olsuun dönmez olsuun (böyle bi' şarkı vardı lan)] Saat 1 falan olsun mesela, yatama, çünkü uykun gelmez olmuş.

Ertesi gün Pazartesi, kesin fazla mesai, sendromlara gel iyice. Eve gel saat 10. Oydu buydu derken yine 1. Güya erken yatacaktın.

Diğer günler üsttekini 4'le çarp. Oldu mu Cuma? Oldu. Ne güzel dinlenemiyorum oleey.

Cuma günü hafta sonunun gelmesi işlerin bitmesi şerefine geç saatlere kadar dışarıdayım. Haftasonu dinlenirim nasılsa. Bakınız dejavu.

11.07.2010

Bu dünyadan değil...




"Lords of Decadence - Apocalypse"
[Aç aç sesi aç]


Vay! diyorum.

10.07.2010

Yağmurun getirdiği anlık ruhsal çözünme

Sevgili Bişıp. Dışarda yağmur başladı diyim ben sana. Yok böyle bir serinlik ruhuma. Yarın işe gitcem. Valla. Yarın işe. Bugün işersen gitmem. [gibi soğuk esprilerim var, eskiler alırım hurda bakır demir çinko alüvinyon, eskiciğ] Yağmur durdu gibi. Durmasaydı iyiydi. Yavaşladı da durmadı. Yoksa durdu da bu akan yandaki evin çatlak su saçağı mı? En son okuduğun roman kaşağı mı? Tüberkiloz "ü" ile mi yazılır aslında? gibi meraklarım var. Neyse konumuza dönelim, yarın işe gitcem. Valla.

Çözüntüm bitti.

- Şu anda yanımızda beyninin %99'unu aldıran ve hala yaşayan ancak ismini vermek istemeyen bir şahıs bulunmakta, sevgili şahıs bize biraz deneyimlerinizden bahseder misiniz, nasıl yaşıyorsunuz? Evet sizi dinliyoruz?
- ...
- Dinliyoruz?
- ...
- Ama böyle yaparsanız sizinle anlaşamayız ki?
- ...


- Sanırım şu an konuşmak istemiyor sayın Bira.
- Benim adım Bira değil Bıranç.
- Yarın işe gitcem gelemem.


- ...zor oluyor.


- Konuştu! Lan adam konuştu. Yayında mıyız. Çıktınız mı lan? Lan adam konuştu. Kaydetmediniz mi?
- Çıktık abi reklamlar girdi.
- Haa bak bu kosla sıvı baya iyi. Bizim hanım da kullanıyor evde. Çayıma yemeğime falan bolca döker hiç esirgemez.
- Nasıl yani?
- Şaka lan şaka, çaya dökmüyor da zeytinyağlılarla çok iyi gidiyor.
- Abi iyi misin?


- ...zor oluyor.


- Lan adam baya baya konuşuyor yok mu çeken? Aloo, yok mu bunu çeken?
- Abi yatsan diyorum, yarın işe gitcen.
- Lan adam konuştu!
- Abi sktret o mu gitcek yarın senin yerine işe.
- Dimi lan. Yatıyim ben.
- Yat yat.


... soru neydi?

8.07.2010

ptink!

Ve işte "az tamah çok ziyan getirir" lafının birebir uygulamasını yaşadığımız bir anı sizlerle paylaşmak istiyorum sayın seyirciler.

Not: Sivrisinekler kanımı o kadar emdi ki, Sean Paul dinliyorum. Üstelik Beyonce düeti.

Konumuz da tam olarak bununla alakalı.

Az önce mouse'u tutan sağ elimin üzerine konan kendini bilmez biz sivrisinek cork diye kanımı emmeye başladı. Hadi olabilir yaz ayları malum. Baktım duruyor. Önce bir uyardım tamam yeter diye. Ulan cüssen ne ki öyle yapışıp kalıyorsun. Az biraz emdin tamam yeter. Ama yok. Baktım hala devam ediyor. Bir daha uyardım, tamam yetti bu kadar kalk git diye, baktım hiç oralı değil. Hala bir emişgen tavırlar, bir vurdumduymazlık. Sen misin?

Emdiği elimi yavaş yavaş kaldırıp göz hizama kadar getirdim. Baktım hala emiyor oralı değil. [lan çok acayip bu arada] sonra durdum durdum, sol elimin orta parmağını başparmağımla hizalayıp (tarife gel, anladın sen onu, para futbolunda paraya vurur gibi) "ptink" diye bi çaktım fırladı gitti. Son uçuşu ilk uçuşu kadar sevindirmedi sülalesini.

Böyle işte, nerede bırakacağını bileceksin arkadaş. :)

Private shopping açılımı sürüyor...

Private shopping açılımı sürüyor...

Sevgili günlük, aslında mantalite olarak alışverişi o kadar seven bir insan değilim sanıyordum, ama yanılıyormuşum lan, alışverişi acayip sever oldum. Tabi para da bok gibi olduğu için affedersin saçıyorum şerefsizim. (kinayeyi sezdin mi?)

Şaka bir yana hala o kadar da çok sevmiyorum alışveriş yapmayı.

Ama bu sabah arkadaşın dürtüklemesiyle şunu gördüm. Şu "Buff" oluyor. Resmi aşağıda. Metal tribal. [modele gel] Belki -nedense- birbirimizi gazlamasak alacağım da yoktu aslında, ama aldım. Gelsin bakalım. Tesadüfen aylar önceden kışa hazırlık yaptığıma göre kış sert geçecek bu sene haberiniz olsun.


Baksana ne güzel... Kafama takıp gezerim ben bunu.

Aslında hep astronot olmak istedim...





"In Flames - Satellites and Astronauts"



7.07.2010

Şarkılı diyalog

 
- Duydum ki unutmuşsun, gözlerimin rengini.
- Sahi ya, ne renkti senin gözler?
 

pardon biri bi'şey mi dedi?

Uzun zamandır yeni şarkı dinlemediğimi farkettim günlük sürekli aynı şeyleri çevirip çevirip dinliyorum iPod'da sadece 37 tane şarkı var haftada bir değiştirip tüm hafta aynı şarkıları dinliyorum artık çoğu da aynı gelmeye başladı zaten çoğu şey gibi telefonum titriyor açmıyorum misal şu saatte kimseyle konuşamam yatıp uyumam lazım güya yatmış gibi yapıyorum atmış gibi yapıyorum mış gibi ama ne yatabildim ne atabildim bu akşam başım ağrıdı aspirin içtim misal geçti şimdi de Interpol'den Obstacle1 çalıyor gördüğün gibi tamamen bağımsız herşey birbirinden herşey de ayrı yazılır ama yazmıyorum oooy canım sıkkın evet kullanmıyorum noktalama işaretlerini ve cümlelerimi de devrik kuruyorum halbuki ıslak bile değilim belki biraz terli o da nemden neden hava sıcak çünkü biraz ondan yoksa koştun mu desen yok maç yapanları izledim son zamanlarda en iyi arkadaşım sen olmaya başladın ve bu çok tehlikeli çünkü bak paragraf bile yapmıyorum ruh halim o derece bütünleşik ve bir o kadar da Sonic Syndicate'ten Misanthropic Coil virgül sivrisineklere de acayip sinir olmaya başladım yani sadece misantropik değil anladın yarın iş var bugün de vardı önceki gün de bugün misal sürekli toplantı birilerine bişeyler anlatma bişeyler dinleme bişeylere karar verme bişeyleri değiştirme birilerini ikna etme yarın da var söylemiş miydim çok iyi yalan söylerim diye nokta

6.07.2010

Kimseyi özleme

#1
- Beni özledin mi?
- Hayır.
- Neden?
- Döneceğini biliyordum.
- Ya dönmeseydim?
- O zaman da unuturdum.

(Dinle de zihnin bi temizlensin...)
[Avenged Sevenfold - Forgotten Faces]

- Now. Your. Face. in my picture frame.


#2
- Beni özledin mi?
- Hayır.
- Neden?
- Çünkü özlersem sana bağlanırım.

(Dinle de üsttekinin kulağında bıraktığı o tatsız etki biraz olsun kaybolsun.)
[Default - Throw it all away]

Why. Can't i.

uuu kafa süper

Unutma unutulanlar unutanları unutlandıranlar umutlandı, olmadı.
Unutma unutulanlar unutanlarla unutella, olmadı.
Unutma unutanları unutella?
- Nutella?
- Bu benzersiz lezzete asla hayır diyemiyorum.
[Lan ne korkunç çocuk. Çocuk dediğin böyle bir cümle kurar mı hiç? Töbe bismillah.]
Unutma unutulanlar umutlarla unutları umutladı.
Unutlar umutları umutellalarla vuvuzella.
Unurtma umurtanlar unutulanları yumurtlar.
Umutma unutulanlar unutulamayanları umurlarla uğultur.
Umut fakirin ekmeğidir.
Unurta yumurtları umurtlu omlet.

5.07.2010

We are not alone?

But astronauts!
 
Sabah sabah bizibozmaz'da gördüğüm şu post güne daha iyi başlamamı sağladı.
 
Sonra sanatçının kendi kişisel sitesine girdim.
 
Oha diyorum, çok beğendim. (Beğenilerimi çok hanzo ifade ederim böyle ben, oha gibi, yuu gibi falan :] )
 
Girin siz de beğenin.
Şuradan "we are not alone" serisi.
Şuradan da diğerleri.
 

Hiç uykum yok

Evet hem de hiç.

no need to argue

pek
bi'şey
yazasım
yok!



"Killswitch Engage - Unbroken"


4.07.2010

başlıksız












4. Geleneksel Fotoğraf Pazarı - Martı

Yine bir "Geleneksel Fotoğraf Pazarı" etkinliği ile beraberiz sevgili fotoğraf severler.

Bilindiği üzere, fotoğrafa başlayan herkesin ilk çektiği olmazsa olmaz fotoğraflardan biri nasıl aynadan kendi yansıması ise, diğeri de martı fotoğrafıdır. Değilse de olmalıdır. Uçan martı olur, sıçan martı olur, konan martı olur [conan martı?]... ama herkesin portföyünde muhakkak içinden martı geçen bir fotoğraf olmalıdır.

Unutmayalım ki, Patagonyalı ünlü fotoğrafçı Diya Fram Prior bu konuda herkesçe bilinen şu özlü sözüyle akıllarda yer edinmiştir.

- Martı fotoğrafı çekmek, üstün bir irade, kesin gözler ve rahatsız bir düşünce yapısının eseridir.
"Diya Fram Prior"

Bu mottodan hareketle bu haftaki konumuz "Martı" idi.

Şu aşağıdaki de "Martı" konusu için çektiğim fotoğraf.

[tıklarsanız büyüyeceğini umuyorum...]

Ankete gel [Vol:2]


Yüzbinlerin merakla beklediği ikinci anketimiz dün gece itibariyle sonuçlandı. Yine über bir katılımın sağlandığı (evet abartmıyorum tamı tamına 3 kişi) anketimizin sonuçlarına göre, 2 kişi dünya kupasının ne olduğunu merak ederken, 1 kişi de yaz tatilini kompozisyon olarak yazmak istiyormuş. Yippii, herkes deli.

3.07.2010

Evlilik kurumları vergisini ödediniz mi?

Sevgili günlük, şu uzun sürecek olan [mesela 6 saat] kasıntı nikah düğün merasimlerini sevmiyorum. Bir de şu renkli sakızları sevmiyorum. Sakız dediğin beyaz olur. Renkli sakız gördüğümde ağzım sulanıyor, lan iyice şartlı reflekse bağladım.

Neyse, konumuza dönecek olursak, birazdan aslında saat 16 da başlayan ve gecenin ilerleyen saatlerine kadar devam etmesi öngörülen bir düğün merasimine doğru yola çıkmak için hazırlanmaya başlayacağım. Nikah düğün falan, 30 dakika, 31. dakikası israf bence. Hayır zaten hava sıcak bu kravat olayı n'olacak, neden yani, küh, bi' de takım elbise, piyuu.

Çalışan insanlar düşünülerek, düğünlere video konferansla katılım, ya da kısa süren düğünler tertip edilmesini talep ediyorum sinirli ve taşkın bir kalabalığın bireysel bir ferdi olarak. Eminim çalışan ve cumartesi günü evde kabak karpuz gibi yayıla yayıla büyümek isteyen herkes de benimle hemfikirdir.

Konunun bir de diğer bir boyutu var. [cümleye bak] Bu boyut, evlenen insanların sizin yaşınızda olmasıyla daha da bir ön plana çıkmakta. O da şu: "Eee sen ne zaman evleniyorsun bakalım?"

Ee ben ne zaman evleniyorum bakalım? Bir anda abandone ettiren ve genelde sülalenin yaşlı ve orta yaşlı kategorisine giren bireyleri tarafından ısrarla cevap aranan bu soruyla karşılaşmak artık benim için her düğünün vazgeçilmezi olduğundan dolayı üzerimdeki etkisini artık iyice kaybetmeye başladı. Bu nedenle artık herkese başka cevaplar vermeyi planlıyorum...

- Eee sen ne zaman evleniyorsun bakalım?
- Aa ben evlendim geçen ay, çağırmadım mı sizi?
- Ee, eşin nerede, gelmedi mi?
- Yok. Öldürdüm dün onu, buzdolabına koydum.


- Eee sen ne zaman evleniyorsun bakalım?
- Düğünümü siz yapacaksınız herhalde?
- Ehehe, aa yaparız tabi.
- (Bok yaparsınız) Ehehe oldu o zaman. Haftaya evleneyim bari.


- Ee artık sıra yavaş yavaş sana geliyor.
- E tabi, herkes bir gün ölecek, takdiri ilahi. Nasıl bir duygu?


- Yok mu sende böyle hareketler?
- Nasıl hareketler?
- Çok güzel hareketler bunlar, ehehehe!
- Siz bizim akrabamız mısınız? Nereden karıştınız araya?
- Yok biz yandaki hastaneden kaçtık.
- Oldu, hah limonatalar da geldi zaten, hadi afiyet olsun biz erkek tarafıyız.


- Eee sen ne zaman evleniyorsun bakalım?
- Yok hayatımda evlenecek biri.
- Aa biz bulalım valla sana.
- Bulun valla. Bir katalog gönderin seçerim ben.


gibi gibi...


Oha saat 17:00 olmuş, yedik cumartesiyi de iyi mi, şimdi işin yoksa çık teeee ebesinin nikahına git, elli saat dikil oralarda, ondan sonra haftasonları niye dinlenemiyorum, gözlerimin altı mı morarmış, yüzümdeki çizgiler falan kimin eseri, filan.



"Dee Edwards - Why can't there be love"

Bazen her şey boş laftan ibaret

Bazen -aslında çoğu zaman- her şey boş laftan ibaret...


"Le Trio Joubran - Misage"

Ooooof of!
Alkolizm yolunda bir dönemeçten daha dönülüyor sayın günlük.
Ama olur da bir gün alkolik olursam fon müziğim budur.
"Bu" yukarıdadır.
Bilgisayarınızda flash yüklü değilse "bu" sizin için sadece beyaz bir boşluktur.


dipnotdediğin: Bak günlük, dünyada böyle müzik yapan insanlar var. Yarım kelimeyle süp.

2.07.2010

Fotoromancık


:]

1.07.2010

Anlamını hatırlamıyorum

"Jetlak. Boskume. J için k yazmak. Kelimeleri benzer kelimelerle karıştırmak."

Ehehe, bunlari notlarımın arasında yazılmış olarak buldum. Ne anlama geldigini bilmiyorum. :]

(sanırım jetlak kafasının eseri)

iPod'umdan gönderildi

unutkanlık başlıyor

Şimdiye kadar hiçbir şeyin gerçekten bir parçası olmadım, aslında olmak istemedim. Bir yere aidiyet ve sığınma, birilerinden olma, bir gruba dahil olma düşüncem olmamasından kaynaklı belki de. Kimse o kadar da ulaşılmaz olmadı benim için, belki de ondan ünlü birisi görünce ilgilenmeyişim, bilmiyorum.

Neyse aslında konu bu değildi. Konu; bir gruba dahil olma psikolojisinin -belki de- olması gerektiğiydi. Bugün yemekte arkadaşlarla konuştuk bu konuyu, "neden takım tutuyoruz"diye. (hoş takım tuttuğum söylenemez, çok da ilgilenmem genel olarak tuttuğum takımla, neyse) Hele olayın fanatiklik boyutu neden var diye.

Örnek misal; tuttuğu takımın her sene yeni forması çıktığında bunu satın alan ve -takıma katkı- olarak adlandıran insanlar var. "Neden?" Bana çok manasız gelir bu, bana ne. Takımın formasını neden almak isteyeyim ki?

Konu oradan oraya dolanırken "neden takım tutuyoruz?"a geldi. "Cidden? Neden takım tutuyoruz? İçinizde neden takım tuttuğunu bilen var mı? dedim. İzliyoruz, hoşlanıyoruz, gibisinden cevaplar aldım. Ve bir de soru. Sen neden sinemaya gidiyorsun?. E çünkü bir sanat eseri var ortada, beğenirsem, merak edersem gidip izliyorum. Futbol ile ne alakası var? E futbol da eğlenceli, izleniyor, stada gidiliyor, tv karşısında coşku eğlence. E tamam bak futbol değil mi? Takımlar neden? Yani maç izlemeyi sever insan, rekabeti izler, ama bir takıma gönül vermek kavramı bunun neresinde?

Böyle muhabbet ederken yemek bitti, her gereksiz konu gibi bunu da bırakıp işimizin gücümüzün başına döndük.

Gördüğün gibi günlük, hayat aslında gereğinden fazla formal. Bu cümle konudan tamamen bağımsızdı. Çünkü artık benim algım iyice kaymaya başladı.

Misal: Şu an bu yazıya nasıl başladığımı unuttum, gittim tee yazının en başına okudum tekrar. Sonra da baktım ki aslında ben bunlardan bahsetmeyecektim, şimdi farkettim. Yazıya öyle başlayınca aklıma başka bi'şey gelmiş, oradan devam etmişim. Ama şimdi tekrar farkettim ki neden bahsedeceğimi tam manasıyla unutmuşum.

Neyse. İlkbaharla ilgili bi'şeydi sanırım bayağı güzel bi' konuydu. (Burada karikatür göndermesi var.)

İşte bu nedenden insanlar balık falan yiyor.

Edüt: İnsan neden diye sormaya başladığında cidden canı çok sıkılıyor.
Edut: Ya ben çok nefret ediyorum bazen insanlardan, ya da çok uykum var katlanamıyorum.
Edid: Uyumam lazım ama az önce tv karşısında uyukladığım için hiç uykum yok.
Edik: Dejavu yaşadım bu arada deminki edid'i yazarken, sanki daha önce yazmışım gibi geldi.
Ebüt: Yazdımmılanyoksa?
Edot: Sosyal medya neden var? Ne gerek var? Olmasaydıdaolurdu. Bak şöyle diyeyim, site sahiplerine para kazandırmaktan başka ne işe yarıyor kullanıcılar için. Ben bunları buraya yazıyorum diye n'oluyor, hiç. Aynı şey. feed'le dur, twitle dur, milyonlarca twit yaz. Ee ne olacak? Hiçbişey olmayacak söyliyim ben sana. Yine aynı maaşı almaya, yine aynı boktan hayatı yaşamaya devam edeceksin, seni like'layan hiç kimse cenazene gelmeyecek, çoğunun öldüğünden bile haberi olmayacak hatta, ne çoğunun hepsinin, şunu diyecekler, bilmemkim uzun zamandır ortalarda yok. bitti. Çünkü kimse kimsenin hayatında aslında hiç yok. Düzen bu cümle kadar bozuk. Bu cümleden daha devrik, bu yazıdan daha saçma. Ama yapıyoruz, yapmaya da devam edeceğiz. Çünkü herkes alabildiğine yalnız.


Gömdü deyin.
http://fizy.com/#s/1h0r4b (sağtıkyenisekme)