31.12.2010

hoşgel dinikibi nonbir

Ee günlük n'aber? İyiyim dediğini duyar gibi oluyorum demek ki bayağı uçmuşum. 2010 da bitiyor hani? Ee? Ne manasız ve bir yere bağlanmayan bir cümle oldun mu farketti miler değil mi? oha ne biçim yazıyorum lan.

Bu arada yeni yılın geldiğine dair söylentiler duyuyorum, havalar da soğumaya başladı. var bi'şeyler.

Bizzat ben şahsen kendim açık yüreklilikle söylemek istiyorum ki, yeni yıl benim için hiçbir anlam ifade etmiyor. Evet. [Yüzbinlerin merakını giderebildiysem ne mutlu bana. Yarın da bir basın açıklaması yapacağım.] Yılbaşlarında kutlama yapmayı, dışarı çıkmayı, hindi yemeyi, ağaç süslemeyi, ata binmeyi, ip atlamayı, balık tutmayı sevmem. O güne diğer günlerden faklı bir anlam yüklemem. Sadece saat tam 00:00 olunca delirmiş gibi evin içinde koşmaya başlarız. [Yeni yıla nasıl girersen öyle geçer mantalitesinden hareketle evin içinde bi' o yana bi' bu yana koşarız. Sonra yorulup bir köşeye yığıldığımız için de bütün yıl travma halinde geçer, ondan herhalde.] Gün gündür, dün dündür, bugün bugündür, yarın da yarın olacaktır. Mühim olan sabah kaçta uyandığın.

Bu arada elektronik olarak çok verimli bir yıl geçirdiğimi söyleyebilirim sevgili günlük. Kol gibi ekstrelerimden de anlaşılacağı üzere bu senenin ilk ayları benim için zor geçecek, bu nedenle 2011'e hoş geldin demeden önce, üzerine rahat bi'şeyler giymesini bekleyeceğim.

Az önce Amelie'yi izledim. Tekrar ediyorum, çok güzel film.

Yarın da bir "hoşgeldin ikibinonbir beşgittin ikibinon" yazısı yazmayı planlıyorum, bakalım kısmet böyle şeyler.

Başlık da saçma oldu zaten.

29.12.2010

gümegitti


Fizy'nin engellenmesiyle birlikte tüm "Fizy'ksel Çıkarım" konulu yazılarım da güme gitti...

Teşekkürler...

Not: Ayrıca ebe-güme-ci diye de bir sebze var... Bu sebzeyle yapılan tüm yemekleri, bu engellemede katkısı bulunanlara armağan ediyorum, afiyet olsun.

28.12.2010

Kim saksı olmak ister ki?

Kimse saksı olmak istemez tabi ki.
Sonra insan bir canhıraş nida ile yırtınır için için; "Saksı değilim ben! Saksı değilim!"
Saksı mıyım lan yoksa?

İnsanın en iyi dostu elektronik aletlerdir günlük, bunu hiç unutma. Kitap yorar. (gizembeniöldürme :] )

Çünkü elektronik aletler güzeldir, onlarca yüzlerce insanın aklı bir araya gelip uzun süren araştırma geliştirme çalışmalarından sonra üretilmişlerdir, sürpriz yapmazlar, eğlencelidirler, tuşlarına bastıkça ses çıkarır, ekranı falan olur seni bağlar, seni eğlendirir, seni yormaz. Yaşasın. (şimdi bu paragrafı yazarken çoğul eklerini sonradan düzelttim o yüzden bazıları düzelemedi, bu da beni çok üzelemedi aslında, kalsınlar öyle, kimi ler'li kimi ler'siz.)

Kafam karışık -ki çoğu zaman öyledir, yok lan değildir (gördün mü?)- aslında "yatıp uyusam mı acaba ne dersin sevgili benliğim?" ile "yatıp uyusana lan!" arasında gidip geliyorum. Ama kendime kızamıyorum, çünkü kendime yeni elektronik aletler aldım bugün. Noel Dayı aloo!! Ben senin getireceğin hediyenin ta-aşşuku talat ve fıtnat. [hiç okudun mu? ben hiç.]



Nöt: Eeeğm, hobilerime gelince; Sıkıldıkça formspringe girip kendime soru sorarım, ne manyakça.

27.12.2010

Bu bir denemedir...

Deneme deneme, ses, se, se..

[Burada yazılanlar küçük görünüyorsa deneme başarılı olmuş demektir.]

Edit: Olmadı lan!

26.12.2010

At ile deve

Sevgili günlük sana bu satırları bugün içinde 230küsur kilometre yapmış birisi olarak yazıyorum. üstelik il sınırlarını geçmeden. [bu 'aynı il sınırları içinde kalarak'la aynı anlamda] Yorucu oluyor biraz.

Aranot: Sevgili günlük, bu arada bu bahsettiğim konu ile ilgili yazacak bi'şey bulamadım, ilk paragraf öyle üvey evlat gibi kaldı ama olsun üvey müvey demeyelim onuda sevelim bağrımıza basalım.

Zaman zaman hiphop dinleyesim geliyor dinliyorum. Atla deve değil yani.

Yarın iş var. Atla deve.

An geliyor, Türkiye'de GrooveShark'ı engelleyen zihniyetin ağzını yüzünü düzleyesim geliyor, ama tutuyorum kendimi. Şatomdan çıkıp elimi kana bulayacağıma dns'lerimi değiştiriyorum, böylece dns'lerim değişiyor. Yalan söylüyorum günlük şu anda. Dns'lerimi değiştirmiyorum. Bu yüzden yıllardır yutuba girmedim, şimdi yeni yeni giriyorum, ama çok acemilik çekiyorum yutubda. Herkesin aylar yıllar önce gördüğü videoları yeni görüyorum ve bu benim karakterimde onarılmaz yaralara sebebiyet veriyor. Onaramıyorum. Böyle 'aa lan ne güzel video, paylaşayım lan ben bunu' diyorum, sonra tarihine bir bakıyorum ki, ohööö kaç yüzyıl öncenin videosu, bu sefer de 'ya kesin birileri göndermiştir bunu ezik ezik ne paylaşacağım' diyorum, yazım kurallarına da dikkat ediyorum bunu derken görüyorsun değil mi, anlıyorsun değil mi, biliyorsun değil mi? Sonra da paylaşmıyorum, evdekilerle izliyoruz gülüyoruz falan. Sosyal çevrem 4 duvardan ibaret.

Süpersonik internet alt yapımız ve überspastik internet görüşümüz sağolsun. Süpersonik dedim de, yeni kurulan dev dev sitelerin çoğuna fiberoptik kablolarla internetin ulaştırılmaya çalışıldığını biliyor muydunuz? Güzel bi'şey bu. Tamam.

Sonra überspastik internet görüşümüz dedim de bu konuda aslında sadece yüce devletimize yüklenmek istemiyorum yüce milletimize de yüklenmek istiyorum. Çünkü biz interneti çok güzel kullanamıyoruz sanki. Yani biraz güzel kullanıyoruz aça çok güzel kullanamıyoruz gibi. İnternet yılbaşında Facebook'tan yılbaşı hediyesi yollamak için mi icadolundu? [icadolundu dedim lan vay.]

Ya da son zamanlarda bunu da anlamıyorum hiç; Friendfeed diye bir oluşum var biliyorsunuz, [bilmiyorsanız öğrenmek için çok kasmayın, çok bi'şey kaybetmiş sayılmazsınız]. Kadın kullanıcıların pms dönemlerini paylaştığı bir platform gibi oluyor bazen, zaman zaman. Hatta bazen üst üste atılan aynı feed'ler yüzünden baygınlık geliyor. İnsanların bunları bilmek istediğini nereden çıkarıyorsunuz? [Neyse, hişş çoluk çocuk? Burada mısınız? Buradaysanız gidin nintendo wii falan oynayın.] Yani garip geliyor bu bana. [Edit: Gerçekten merak edenler varmış, feed'lerdeki yorumlardan gördüğüm kadarıyla, çoğu da erkek, ne diyeyim ki ben şimdi?]

Foursquare hakkında da bi'şeyler demek istiyorum. Ama demeyeceğim. Ha diyeceksin ki, 'ulan bır bır konuşuyorsun maşallah hepsinde de hesabın var, ne ayaksın sen?' diyeceksin. O zaman da diyorum ki, 'al dedi, git dedi, çocuklarını da al dedi, git dedi, nerde kalırsan kal dedi bana...' Sonra hep beraber gülelim eğlenelim.

Kes.

Bunu yapan insan olamaz...

Hayvan desem hayvan da değil... O halde bitki. Evet evet bitki olmalı. Onlar fotosentez falan yapıyor çünkü. Klorofilleri falan var, bazılarının. Bazılarınınsa yok. Ama olsun.


Blue Foundation - Eyes on Fire [Zeds Dead Remix]

dipnotdediğinhepdipte: "Polaroid" demeyi ve "Substrat" demeyi sevdiğimi farkettim günlük, tarihe geçirsin, pardon geçilsin.

25.12.2010

Fizy'ksel çıkarım Vol:25 (hayvan desem hayvan değil)

Bu dünyada insan gibi müzik yapmayan insanlar var. Ama hayvan da değiller. Bitki de değiller. Çok acayip şeyler bunlar.

http://fizy.com/#s/1ltfun (sağtıkyenisekmedeaçarsanızdünyadahagüzelbiryerolabilir)

[Blue Foundation - Eyes on Fire (zedz dead remix)]

23.12.2010

suppoztubi

Amma yorgunum lan sevgili günlük, o kadar yorgunum ki şu ana kadar yazdığım 4 5 kelimeyi belki 10 defa düzelttim yazarken, çünkü yanlış yazıyorum, istemeden mütemadiyen.

Kolumu geçtim parmağımı kaldıracak halim bile yok, o yüzden de kaldırmıyorum, ey yazısı gibi, hani el yazısı yazarken elini kaldırmadan yazarsın ya, bu da öyle, lan elini kaldırmadan klavye kullanmak ne kadar zor imiş bu arada bilemedim vay dağlar bana vay bana.

Bak o kadar yorgunum ki kulaklığıma gelen kötü şarkıları değiştirmek için bile çaba sarfetmiyorum, ne gelirse dinliyorum.

Sevgili canım günlük, bu arada ben seslisozluk'e neden giremiyorum? İş yerinden girebiliyorum, başka bilgisayarlardan girebiliyorum, ama evden girince "bu site mahkeme kararıyla engellemiş" falan diye yazı çıkıyor, ne ayak, lan Türkiye'de seslisozluk'e giremeyen bir tek ben mi varım? "Lan n'oluyo laan!" [Güneşin Oğlu - Haluk Bilginer (Ülkü Tamer - Konuşma [Şiir])]


21.12.2010

Diskınektsamhaw

Newton'un kıyametin kesin tarihini hesaplamaya yönelik gizli çalışmaları olduğunu biliyor muydun günlük? Ben bilmiyordum yahu, ne acayip. Olay sadece basit bir elmadan falan ibaret değil.

Bu arada benim blog temasına ufak bi' değişiklik yapmış idim vakti zamanında, şimdi yazıların boyutlarını küçültemiyorum iyi mi? Değil tabi ki. Hepsi aynı büyüklükte kalıyor, ve bu beni çok mu çok mu çok mu çok üzüyor. [Yok lan ne üzülecem, değiştiririm tekrar düzelir, düzelirse ekime kadar düzelmezse kasıma kadar olmadı 2011 diye de bi'şey var.] (Bak bu parantezi küçük yazacaktım mesela, olmadı, lan üzülüyorum galiba, öf.)

Aa cidden lan bu arada 2011 diye bi'şey var, ve hâlâ ben o çocukluk yıllarımda izlediğim bilimkurgu olaylarını göremedim, nasıl atmışsınız lan öyle yıl 2000, yıl 2010, bilmem ne, uçan arabalar falan, uzay gemileri falan, resmen yemişsiniz lan bizi. Bu arada yeni yılla ilgili NoelDayı'dan beklentilerim var. Mesela bir matkap, vınnnn! Ne bekliycem çok afedersin lan sayın günlük yeni yıldan, yeni yılın [...neyse] size bi'şey olmasın. (Hişş çoluk çoocuklar, burayı siz okumadınız, okuduysanız da bi'şey anlamadınız, tamam hadi bakiym. Gidin daha faydalı işlerle uğraşın, mesela ailenin tüm bireyleri oturmuş konsantre bir şekilde televizyon izlerken, alın bir kitap yanlarına geçin sessiz sessiz okumaya başlayın.)

Diskınektsamhaw



20.12.2010

Hiçbir!

Aslında hiçbirimiz öyle muhteşem bir buluş yapmayacağız dünyayı değiştirecek ya da ölümcül bir hastalığa çare bulmayacağız. Milyonları peşimizden koşturan bir sanatçı da olmayacağız, milyonların izlediği bir sporcu da. Banka hesaplarımızın hesabını bilemeyecek kadar zengin de olmayacağız. Çoğunlukla borcumuz olacak, arkadaşlara, kredi kartlarına, bankalara. Zaten bankalar en yakın dostlarımız değil mi? [En azından dürüstler, ne yapacaklarını açık açık söylüyorlar.] Çoğumuzun ay sonunda parası kalmayacak. Bir çoğumuz kirada oturuyor olacağız mesela. Bir çoğumuzun arabası olmayacak. Olanların da modeli en azından 5 yıl önceki, o da belki. Mahallemizdeki tüm LPG istasyonlarının yerini biliyor olacak ve her gün petrol piyasasına küfredeceğiz uykulu uykulu işe giderken. Belki de sadece petrol piyasasına değildir ha sevgilim? Belki de çoğumuz karşılanamaz istekleri olan müdürlerimize, karımıza, sevgilimize, trafikte önümüze kıran tüm o bizimle aynı sorunları paylaşan insanlara? Ne dersin? Sabah gittiğin gibi akşam da döneceksin merak etme. Çarpı iki. Çarptın mı ikiyle? Ne eder? [Bilemedin; 40 eder. Ahaha bunu yapmazsam içimde kalırdı.] Pek çoğumuz Cumartesileri çalışıyor olacak. Pek çoğumuz yıllık izninde hiç bir yere gidemeyecek. Hani tatil rezervasyonu temalı bir internet sitesi ve sloganı var; "Hepimiz tatil için çalışıyoruz!" Hahaha s*ktirin lan, ne tatili? Hepimiz kendimizi 15 gün, ne 15 günü ya 1 hafta, baştan sondan 2 daha 11 gün, tatil yapınca dinlenmiş rahatlamış zannediyoruz. Hepimiz aç kalmamak için çalışacağız. Hepimiz ailemiz aç kalmasın diye çalışacağız. Tatil matil işin kendimizi inandırdığımız kısmı. Her zaman çok kazanan ve çok harcayan insanlara bakıp "israfa bak, buralara bu kadar para harcayacağına 2 3 fakir doyursun" diyeceğiz, ama elimize geçen ilk parayla, aa dur? Mesela yılbaşı olabilir mi? Ne dersin? Sanırım fiks menü 100 Lira Taksim'de en ucube mekanda. Hem de dansöz de var. Göbekli falan. 20 de ona gider. Hepimiz ertesi gün pişman olacağız hep. Hepimiz hayal kırıklığına uğrayacağız. Hiçbirimiz öyle muhteşem bir buluş yapmayacağız dünyayı değiştirecek ya da ölümcül bir hastalığa çare bulmayacağız. Hiçbirimizin hiçbir zaman hiçbir istediği hemen anında olmayacak. Hiçbirimizin hiçbir yere gitmeye hiçbir zaman hemen imkanı olmayacak. Hiçbirimizi hiçbir yerde kimse sonsuza kadar hatırlamayacak. Milyonları peşimizden koşturan bir sanatçı da olmayacağız, milyonların izlediği bir sporcu da... Ve ne gariptir ki aslında yapacak çok işimiz var.

Nasıl? Şimdi daha iyisin değil mi?
O zaman git yat. Yarın iş var.



[Şarkı: Lost Boys - Me and My Crazy World]



[Şarkı: Keane - Better Than This]


19.12.2010

Monera Yemekler Diyarında

Sevgili günlük, bugün yine mutfak işlerine giriştim. Annemin beni mutfak robotu olarak görmesinin ardından elime tutuşturduğu tahta kaşıkla kendimi ocak başında tencerede tavuk kavururken buluverdim. Şimdi, yok ben yapamam, aa olur mu öyle şey, zordur o şimdi, uğraşılmaz falan diyenler için geliyor...

Globalleşen dünyada web 2.0 yemek tarifi:

Patatesleri soy, hacimleri yaklaşık 2 cm^3 (santimetreküp) olacak şekilde doğra. Küp olması tercih sebebidir, ama hepsi küp olmayacak emin ol, o yüzden çok uğraşma.

Soğanları soy, hacimlerinin önemi olmayacak şekilde ince ince doğra. Çok da ince doğrama, sonra kavururken yanarlar.

Daha önceden özenle marketten aldığın tavukları (göğüs eti olsun) küp küp doğrayıp biraz iri iri doğrayalım onları doğruyoruz. (Cümle düşük ve karışık oldu çok takma.)

Sonra bir tencereye eser miktarda ayçiçek yağı döktükten sonra biraz da tereyağı koyup, yakıyoruz altını, haydeee, haldır haldır yanarken tahta kaşıkla çevirip eritiyoruz, sonra tavıkları (evet tavık) atıp çevirmeye devam ediyoruz, pembeleşmeden önce (çünkü tavuklar pembeleşmez) yanmasın olm dikkat edin, bi' tabağa alın.

Sonra soğanları kavurun, salça koyun, biber salçası da koyabilirsiniz biraz, patatesleri atın, karıştırın da karıştırın ondan sonra, tavıkları da atın karıştırmaya devam edin, iki bardak sıcak su koyup kaynatın bir yandan da karıştırın, sonra biraz kendi haline bırakın, arada bir karıştırın, tuz biber falan koyun, karıştırın.

Gördüğünüz gibi sadece karıştırarak bile yemek yapılabiliyor. :]

18.12.2010

N'aber, nası' gidiyor, neler yapıyo'sun?


- Vaay çok iyi görünüyorsun. N'aber, nasıl gidiyor? Neler yapıyorsun?

- Fena değil. Sigaraya başladım. Arada bir kuzenimin barında uyuşturucu satıyorum. Öhhööeh!! A çok özür dilerim. Dün gece parkta yatmak zorunda kaldım da. Şu şeydeki var ya, Kurbağalıdere'nin Moda tarafına bakan yerinde, tekne falan yapıyorlar hani, onun arkasında. Soğukta yatınca üşütmüşüm sanırım, biraz öksürüyorum. Geçen ay kaçak deri işinde gemiden düşmüştüm o zamandan beri toparlanamadım bi' türlü. Off ne soğuktu var ya, kıyıya çıktıktan sonra o balıkçı barınağını bulamasaydım herhalde donardım o gece. Aslında gene öksürük falan önemli değil, onu bi' şekilde geçiriyorum da, çok soğuklarda bacağımdaki kurşun dayanılmaz derecede sızlıyor ona bir çare bulamadım. Kemiğe saplanmış çıkaramadılar. 3 aydır falan soğuk gecelerde uyuyamıyorum ağrısından. Zamanla alışırmış vücut dedi doktorlar. Doktorlar dediğime de bakma :] heyecan arayan tıp öğrencileri baktı. Kuzen sağolsun 2 3 tanesini topladı getirdi. Onlar da yasadışı bi' işlere girdik edasıyla biraz temkinli biraz da hevesli baktılar. ilgilendiler bayağı. Arada bi içiyoruz onlarla da toplanıp. İyi çocuklar. Her an ulaşılabilecek bir doktor olması lazım valla. O çocuklar gelmeseydi o gün halim dumandı. Hastaneye falan gidemezdim çünkü, gitsen şimdi" ne iş ne oldu nasıl oldu" iki saat tatava. Polis falan da gelirse ooh tam tıkandık, çıkamazdık artık oradan. Zaten kredi kartı borçlarım yüzümden sürekli adres değiştirmek zorunda kalıyorum. Polisle falan uğraşamazdım bir de orada. Aa şu şey değil mi şuradaki, valla o, ya benim gitmem lazım, neyse, görüştüğümüze çok sevindim. Kendine iyi bak.

Kitap yazsam adını "Tutunabilenler" koyardım

Ne diyordum? hah! Bi'şey diyor muydum ki? Muydum ki? [Boş odada yankı yaptı] Sonra maydanoz. [Bunu da yazarken hep bir düşünüyorum, acaba maydonoz mu doğru maydanoz mu diye, oysaki bunun için o kadar düşülmemeli bile, hamaydonoz hamaydanoz, bence fark etmemeli, neyse. Ama o "-de" ayrı bak. Bir de "w" yok alfabemizde, buna da biraz.]

İki gündür sulandırılmış sirke içiyorum günlük, gerçekten işe yarıyor gibi. Ya da sanırım plasebo [böyle mi yazılıyor bu?] etkisi yapıyor. Pilates de olabilir. Patates de. Hatta Potasyum.

Neden içtiğime gelecek olursak; ben içmiyim de kim içsin ulaeyn! Ha sevgili bayan nokta? Ya da soru işareti mi demeliyim? Kim içsin? Sana diyorum lan nokta. Ya da soru işareti? Her kimsen, neysen. Konuşsana. Susma. Sustukça sıra sana gelebilir. Sıra sana geldiğinde umarım hazır olursun. Pat diye sıra sana gelirse hazırlıksız yakalanma.

Ondan sonra onbirden sonra onikiden sonra onüç.

Ve emin ol ki, aslında yaptığın çoğu şeyin çok boş olduğunu anladığında aslında bir o kadar da geç kalmış olacaksın çoktan.

Haa unutmadan, sirke dediysek, elma sirkesi, öyle tantuni sirkelerden değil. [tantuni sirke diye bi'şey yok bu arada aldanma.] Sabah aç karnına, akşam yatmadan önce, ılık bir bardak suyun içine bir kaşık elma sirkesi dökerekten hazırladığımız karışımı bi' dikişte şat'lıyoruz. Oooh böyle ne boğaz kalıyor ne mide. Yaka yaka yeke yeke. Yayaye koko combo yayaye. Sonra tabi n'oluyor, aslında ne olduğunu tam da bilmiyorum, kafa yapıyor biraz, öksürüğü ve boğaz enfeksiyonlarını önlediği konusunda da inanışlar var. Ama daha bir olayını göremedim. Ama sanki plaseboik [böyle bir kelime de yok aldanma] bir etkisini kanıtlamak üzereyim.

Hadi görüşemezsek merak etme.

13.12.2010

Ben bugün bi'şey gördüm

Lan sevgili günlük, bugün WhiteCenter'a gittim. Toplantı vardı. [AkMerkez demiyorum artistlik olmasın diye, hiç sevmem hava atmayı, ahaha ironiye gel. neyse] Neyse toplantı geyiğini geçiyorum da, toplantıdan çıktım, inerken asansöre 8.kattan binen 3 tane tip vardı. Bi'tanesinin elinde dokunmatik bi' tablet bilgisayar. Geldi önümde durdular. Baktım eviriyo çeviriyo video falan oynatıyor, hop oradan oraya sürüyo, hop buradan bi'şey çekiyor falan, aa lan baktım iPad değil. [Nasılsa iPad'dir diye pek sallamadıydım başta itiraf ediyorum.] Meraklandım kendi kendime, ne lan bu, ilk defa görüyorum. Sonra düşündüm düşündüm, "yahu" dedim, "kendi kendime niye meraklanıyorum sorayım şu dörtgöze" dedim. [Ben de dörtgözüm evet, kendine yapılmasını istemediğin şeyi başkasına yapma] Ve sordum. "Pardon markası ne acaba bu aletin?" dedim. Baktı arkasını çevirdi. [Baktım WeTab yazıyor.] "WeTab" dedi. "Daha henüz Türkiye'de yok ama." Lan dedim artist Türkiye'ye gelmedi falan ne hava atıyorsun, o tableti alır senin afedersin bi' tarafına... diyecektim ki, zemin kata geldik, çata pata indiler asansörden.

Neyse. Bu da böyle bi' gündü işte.

Ha, bi' de... O WeTab, güzel bi'şey.

12.12.2010

Kediler hakkında bi'şeyler

Ben bi'şey yapacaktım bugün... Hah, sevgili Kıreyzi Görl'ün bir ricası vardı. Tamam başlıyorum.

Biliyorsunuz havalar soğudu. Hatta kar falan yağıyor. Hatta fırtına mırtına. Hal böyle olunca sokak hayvanlarının (mesela kediler) hayatları biraz daha zorlaşıyor. Şahsen ben kendim bizzat kedileri pek severim, böyle mır mır miyav miyav dolanırlar, tırmalarlar falan, gururlu hayvanlar olarak tanınırlar. Sonra bunların büyükleri vardır, aslan falan, leopar, pars, onları şimdilik işlemiyoruz.

İmkanı olan ve merakı olan insanların farkındalıklarını arttırmak için bu yazıyı yazıyorum aslında. Kullanılmayan bir koli, köpük strafor ve yapışkan bant ile bu hayvancıklara ufak bir barınak yapmak, şu kış aylarında bu masum hayvancıkların korunabilecekleri bir mekan hazırlamak çok kolay, ayrıca çok sevap.

"Ya kardeşim, kedilerle köpeklerle uğraşacağına binlerce evsiz var onlara yardım etmek lazım" dediğinizi duyar gibi oluyorum. Ama duymayayım böyle şeyler. Oyarım. Hasta mısın arkadaşım? Kedilere köpeklere de yardım et, insanlara da yardım et. Yardım ettin de elini mi tuttuk, aman dur n'apıosun mu dedik. Ki böyle diyen insanların da kimseye bi' gıdım (gıdımın ne demek olduğunu bilmiyorum) faydasının dokunmadığını düşünmekteyim. Neyse.

Yapılacaklar basit.

Bir koli alıyoruz, bu kolinin sağına soluna içine dışına köpük straforları döşüyoruz, çevresine battal boy çöp poşeti sarıyoruz, orasını burasını bantlıyoruz. Ahaha tabi bunları yaparken hayvanların içeriye girecekleri kadar bir kapı bırakmayı unutmuyoruz, yoksa öyle kutu size siz kutuya bakar bakar durursunuz. :)

"Şimdi bunu yazıyorsun ama kendin yapıyor musun acaba?" dediğinizi de duyar gibi oluyorum. Ama duymazlıktan geliyorum.

Kedi Evleri hakkında detaylı bilgi için şu facebook linkinden faydalanabilirsiniz.

11.12.2010

Böyleyken şöyle

Uzun zamandır hasta olan ben şahsen kendim sanırım biraz daha iyi gibi gibiyim gibiyim gibi gibiyim gibi gibiyim gibiyim, gideyim de bir ıhlamur daha içeyim. Ve ayrıca söylemek istiyorum ki, saçmasapan bir nezle yüzünden bu kadar hastalanmış olmama evet buna çok içerledim, şimdi gidip biraz da dışarlayacağım ama dışarısı çok soğuk, çünkü neden, kar yağdı, kar yağınca da hepimiz üşümüş sayıldık.

Oysa eski kışlar böyle miydi?

Şarkıya gel:

[Iron and Wine - House by The Sea]

8.12.2010

Hâlâ hastayım be günlük!!!

Nedense(!) dünyanın her yerinden spam yorumlar alan süpersonik yazı için buradan buyurabilirsiniz. :))

Dipnot: Sağtıkyenisekme ile açmayanların, midelerinde bulanma, saçlarında dökülme, kulaklarında da kıllanma başlamış haberiniz olsun.
:]

6.12.2010

Çok hastayım be günlük


Şimdi eşim dostum beni hastayım sanıyor, çünkü hastayım.

5.12.2010

süperötesimanyak


Sevgili günlük, pazar pazar sana insanüstü bir kıyak yapıp şu süperötesi muhteşem parçayı seninle paylaşmayı bir görev edindim. [Çünkü biliyorsun ben bazen çok paylaşımcı olabiliyorum.]

Bu nedenden ötürüdür ki; şimdi şu anda burada, "Dertleri zevk edindim, bende neş'e ne arar ulan!" diyorum.

Al buyur dinle, sen de de.



Garsooon! Bi' ıhlamur daha çek!
Dipnotdediğinyinedipte: Görsel buradan.

1.12.2010

Sen hiç Billy Talent?


Cevabın 'hayır'sa basırt. [tabikisağtıkyenisekmeöyleçatdiyebasma]


Emekli dul ve yetimin bacanağı

- Ben senin dostun değilim. Hiç olmadım.
- Ama?
- Ne aması be?
- Ama nasıl olur? Peki neden yaptın öyleyse?
- Lan bi'git. Defol başımdan.
- Sana inanmıyorum. Bu kadar ruhsuz olamazsın.
- İnsansan iyi edersin, durağa geldik inicem ben. Yer verdik diye yapıştı kaldı olaya bak.
- Hayır, duur.
- Kaptan orta kapı!