31.05.2009

Rrrn Rrrn'layan Nameler

Sevgili günlük, bugün yeni gruplar keşfi günümdü. Lastefemde o sayfa senin bu sayfa benim, o grup senin bu grup benim dolaştım. Laymvayr'ımız sağolsun tüm bulduğum şarkıları da cebellezi. [Bunu da az önce Hisseli HarikalarKumpanyası açıyor perdesini açıyorda duydum çok hoşuma gitti. Cebellezi.]

Yalnız şu var ki efenim, bu müzikalite gün geçtikçe düşüyor mu ne? N'oluyor kuzum bu Avrupa'lı Amerika'lı rock gruplarına, nedir efenim bu boşvermişlik, bir bana dokunmayan yılan bin yaşasıncılık, bir paramı alır keyfime bakarımcılık?

Olmadı haliyle, 50'den fazla şarkı cebelledim bugün [çok kullanınca saçma oluyor, neyse] ama içlerinden toplasam toplasam 3 4 tanesi vasatın üzerindeydi. Sadece de bir tanesini üstüste 4 5 defadır dinliyorum. Yani yok efenim böyle olmaz bu işler. Birilerinin bu müzik piyasasına bir el atması lazım. Devlet şu dünya müzik piyasası için bi'şeyler yapsın. Ses veriyorum. Kooorkma. Ki. Üç.

Bugünkü işe yarar tek keşfimiz, şu aşağıya ekleyeceğim, "Edgewater" oldu. Şarkılarının adlarına hürmeten birinciliği kazanan grubumuza "Şimdilik en güzel rrn rrn'layan şarkı" ödülü veriyoruz. Buyursunlar tepe tepe kullansınlar. :]


Edgewater - I Won't Back Down [Dedik, biraz da şarkının ismine hürmeten]

Anlık anne iletileri

Gün geçmiyor ki annemle ilginç bir diyaloğumuz daha olmasın günlük.

Misal öğle yemeği sonrası,

- Nasıldı, yemeği beğendin mi?
- Evet, çok güzeldi, eline sağlık.
- Bir de yemiyorsunuz âlâ yapıyorum da bazen.
- Evet, şimdiye kadar yemediğim tüm kurufasulyeler için ızdırap çekiyorum şu anda.
- Taze fasulye o.

:]

Mintaxla canım mintaxla

Sevgili günlük, bugün ömrü hayatımda ilke imza attım.

Arkadaşlarımızla Maltepe'deki Tarihi Kuru Kahveci Sıtar Baks Efendi'den çıkmış, saat 23:30 sularında karanlık dar BurgerKing ara sokağından yürüyerek trenyolu alt geçidine giriyorduk. Bu arada [alakasını fazla sorgulamayın] "bankacı göbeği olur sende bu gidişle" gibisinden konular geçmekteydi muhabbetimizde. Altgeçide girince ağır bir rakı kokusu sarmış idi etrafı. Bu arada bankacı lafını duyan bir beyamca da arkamızdan seslenip bi'şeyler dedi merdivenleri inerken. Arkamızı döndüğümüzde adam yanımıza gelmişti ve bankacı göbeği konulu bir konuşma yapacağının sinyallerini vererek kolumdan tutmuştu bile. İşte o an benim bittim andır günlük, çünkü "Bi'şey mi dedin amca?" diyerek adama döndüğümde, o altgeçide yayılan kokunun kaynağı tam karşımda bana efil efil üfürmekteydi.

Efendim uzatmıyorum, zira konular derin, bankacılık, aktifler, pasifler, dengeler, krediler, bankacı göbeği, Uludağ, telesiyej, Mercedes, yahu her telden anlatıyor adam, bir yandan da tuttu kolumdan ilerliyoruz.

İşte günlük bu nezaket böyle durumlarda olmuyormuş, onu öğrendim. Böyle durumlarda "he" "he" deyip geçmek lazımmış. Bense, "Beyamca siz güzel demlenmişsiniz, gece epey geç oldu, yavaştan biz yolcu" gibisinden konuya girmeye çalıştım. Abi adam bu demlenmiş lafına da bi' içerledi mi. [(Meğersem o da söylenmezmiş.) Niye söylenmiyor kardeşim, içmişsen içmişsin, sarhoş deyince mi içerliyorsun, töbe töbee, neyse :] ] Amcanın bu sefer mantık silsilesi iyice karıştı. "Hayat eğlence, umursamayacaksın, kafam güzel ooh derdim yok" gibisinden başladı. "Amca senin kafan güzel, ne güzel, daha da güzel olsun dileğimiz, de, bizim kafalar güzel değil, bize fazla bu muhabbet bu saatte, biz yavaştan artık..." gibisinden gene lafa gireyim diyorum, hop başka konuya atlıyor bu sefer. [Acemilik efenim, bilmiyoruz sarhoş adamla nasıl konuşulur.]

O arada amcanın telefon çaldı, yengehanım arıyor. Açtı, bir de onu bekledik.Konuştu. Kapattı. "Amca dedim yenge hanım bekliyordur seni, bak, yavaştan..." Ben hâlâ yavaştan, ulan yavaşı mı kaldı. Saat kaç oldu.

"Hay ben yengenin bilmemnapim" diye başladı bu sefer. [Ya ne yalan söyleyeyim o zaman kadar biraz da gülümseyerek dinlediğim bu eğlenceli ilginç adam bir anda gözümde küçüldü ufacık kaldı.]

"Yahu amca bu konulara girme şimdi" dedim, "Amca mı?" diye başladı bu sefer de, bir de yaş muhabbeti yaptık üzerine, sonra konu umursamazlığa geldi yine, yok ben düşünmem öyle yenge menge, şurada apartman yansa dönüp de bakan böyle olsun, su dökmem falan, uzadıkça uzuyor konu. "Aaaa sen misin" dedim içimden, zaten gıcık olmuşum adama, inada bindi iş, nasıl bakmazsın amca ( inatla amca diyorum adama :] ) apartman yanacak sen bakmayacaksın insanlık mı bu, olur mu öyle hiç falan başladım, adamı bastıracağım güya, çocuklar kolumdan çekiştiriyorlar, adam da ben cevap verdikçe daha bi' anlatıyo, o arada telefon bi' daha çaldı, işte o ara ne dedilerse ne yaptılarsa arkadaşlar araya girdi konu değişti falan hadi iyi geceler, hop, herkesle bi' tokalaştı falan, ayrıldık. Sonra arkamızdan hâlâ şey diyor, "Siz ikiniz bak gülüyorsunuz ne güzel ama, bu siyahlı abiye dikkat, gülmüyor, ajan falan olabilir o, hıhahah."

Siyahlı abi de ben oluyorum, ulan o kadar konuştum yaranamadım adama. :]

[Bu arada başlığın hikayesi de şöyle, ajanlı majanlı bir başlık yazayım dedim önce, aklıma ajax geldi. Ajax deyince de, Mintax geldi. Eskinden Mintaxlardık canım biz.]

30.05.2009

Geniz

Sevgili günlük, gecenin kaçı olmuş bense hâlâ "yatsam mı yatmasam mı"nın hesabını yapıyorum ve sonuç sürekli "yatmasam" çıkıyor. Umarım işlem hatası yapmıyorumdur.

350milyonuncu kez ardarda dinlenerek beni rekorlardan rekorlara zıplatan şarkıyı birazdan aşağıya eklemeyi düşünüyorum. Aşağısı dedim yani yazının sonu gibi.

"Sabah kalkmanı gerektirecek bir şey yoksa neden yatasın ki?" mantığında bir insan olmaya başladım ben, yakında fizyolojim buna bir dur diyecek gibi geliyor.

İlkbahar aylarını sevmediğimi bir kere daha anladım. Bu konuda devletin bi'şeyler yapmasını bekliyorum. Ne biliym bi' yönetmelik yönerge önerge dönergeç falan çıkartsınlar, ilkbahar aylarını kaldırsınlar, zaten küresel ısınma da var, direkt olarak kıştan yaza geçelim. Sonbahar kalabilir, yağmur falan yağıyor onda iyi o.

Örüntü diye bi'şey var. Hani böyle "XOxoXOx? soru işaretli yere ne gelir?" gibisinden sorulardaki bu dizilerin adı örüntüymüş. Örüntü ne demek lan? Örmekten mi örüntü? Ya çok öründüm bugün.

O zaman örümcek ismi de örmekten geliyor bence.
- Örüm örüm ağ örmüş şurada bir hayvan ne olaki onun adı?
- Aaa ilk defa görüyorum. Örümcek olsun.
- Hemen de attın.
- Tutar bu bak sölim sana.

Ha şarkı vardı di mi, bi sn.


"The Pixies - Tame"

Bu söyleyen adamın kesinlikle genzinde bir problemi var, 350milyonbirinci kez dinliyorum, kesin kanaatim bu yönde. Geniz eti falan olabilir. Ya da son nefesini verirken söylüyor olabilir şarkıyı. Ama çok klas şarkı.

Evet ne diyorduk, devlet şu ilkbahar aylarına bi' çözüm bulsun.

28.05.2009

Beşamel ...---...

Hayat bazen fazla randomize çalışıyor günlük, çok rastlantısal şeyler oluyor, aklım gidiyor.

Misal yıllar yıllar önce tanıştığın bir adamın adını bugün bir bilgisayar ekranında rastgele girilmiş bir numaradan sonra görüyorsun, aha ulan diyorsun tanıyorum ben bu adamı.

Misal yıllar yıllar önce bir vesile ile tanışmış olduğun birisinin şirketinin adı geçiyor bir konuşma içinde, aha diyorsun, şu bilmemkimin şirketi mi, evet diyorlar.

Falan.

Oluyor bunlar :]

Yehhu

Yıllar sonra bir işgünü sabahı saat 08:00'de kalkmak ne güzel bi'şeymiş len. 
Acayip mutluyum ha günlük.
Yok böyle neş'e.
:]

27.05.2009

İzle


5 Haziran 2009
20:00
NTV

26.05.2009

Hop

Her şeyi saklayalım, yazıp kaydedelim, aman ne olur hiçbir şeyi kaçırmayalım, indeksleyelim her şeyi ki sonradan arayınca hemen ulaşabilelim, her şeyi bilelim, her şeyi bulalım, her şeye her zaman her ahval ve şeraitte yakın olalım, hiçbir şeyi unutmayalım, hiçbir şeyi kaybetmeyelim, sürekli kaydedelim, herkes her şeyi her zaman her yer her hep hep hop.

Aman n'olur.

Flash diskimiz yokken n'apıyorduk biz?

Hı?

İnsan bazen gerilip gelirip de fırlatmak istemiyor mu kendini atmosfere?
Oturtmak yörüngeye?

Yemek

Ben bugün biraz kafayı yedim.

25.05.2009

Saykolojik Zırvalama

Ne yazacağımı bilmeden yazıyorum sana bu satırları günlük, hatta ekrana bile bakmıyorum ne yazdığımı hatırlamayayım diye, çünkü canım acayip sıkkın ne yazmak istediğimi bile bilmiyorum, onuncu bardak çayımı içtim büyük ihtimalle bu gece uyuyamayacağım bakalım göreceğiz, hızlı yazmayı bilmediğimi farkettim böyle yazarken, çünkü çok yanlış yapıyorum, sonra düzeltiyorum, ama yanlışlar da benim doğrular da değil mi, değil işte, yanlışlar da senin, ama istersen bu yanlışları yapmayabilirsin, Allah sana akıl fikir vermiş. Yazıklarımı okuyunca sıkıntım daha da arttı şimdi. Ne saçma bir post oluyor. Ayrıca neden post. Postu deldirmek. Posta. Postacı. Postacı kapıyı. Çalmıyor ne zamandır. Artık postacılar kapıyı çalmıyor farkettin mi sen de? Ya da postacı gördün mü hiç son zamanlarda? Ben görmedim. Mektup diye bir şey vardır bilir misin? Benim yeğenim bilmiyor olabilir mesela şu anda. Pullar falan desem aklına balık gelir. Ama ben yemem. Sevmem. Sevemedim balığı. Halbuki balıklar beni çok sever. Istakoz mesela onun da pişirilmesine karşıyım. Resmen sadistlik. Bir zamanlar televizyonda bir kadın vardı, bilmem nereden dev ıstakozlar getiriyormuş da, ıstakoz gurmesiymiş de, nasıl pişirileceğini falan anlatıyordu bir de soğukkanlı bir katil edasıyla. Sevmem ben öyle ölmeden pişen şeyleri. Önce öldürmek lazım. Annem geldi "çay içme artık" dedi. Önüme bir tabak kiraz koydu. Çay da yarım kaldı hem de soğudu, içsem diyorum, içeyim içeyim. İçtim found deep shot yaptım. [I've found the deep of tea, and seen the world so blur] Sonra da sol elimin tersiyle bardağı itip kiraz tabağını önüme çektim. Çekirdeklerini de çay bardağının içine atarım diye düşünüyorum şu an. Sanırım öyle yapacağım. Yok yapmadım. Aldattım kendimi. Zaten genelde aldatırım ben kendimi. Genelde de kanarım. Ama kimse durdurmaz kanımı.



Çok feci bir şarkıdır bu günlük. Öyle sürekli dinlenmez. Yapma.
[Habib Koite - Mali Sadio]


24.05.2009

Tarih tekerrürden izafiyettir

Sevgili günlük şöyle bir yarım saat kadar  dışarlarda yürümem gerekti biraz. Ve sürekli yaşadığım bir olay yine tekerrür etti.

Ya şimdi kaldırımlarda yürürken şöyle şeyler olur, herkes yaşamıştır. Yürüyorsundur yolunda. Bir dükkandan bir sokaktan farketmez bi'şekilde yola giren bir kadın yanında yürümeye başlar. Yahu bu hep benim başıma geliyor.

Yürüyorum güzel güzel yolumda, acelem de yok, sakin sakin gidiyorum öyle, nerden çıktıysa bir baktım 1 adım önüme bir kadın gelmiş, aynı hızda yürüyor. 

Şimdi böyle durumlarda sakin olup, soldan hızlı hızlı kadını sollayıp yola devam etmek gerekir ki, esnaf mesnaf kadını takip ediyorum sanmasın. Hayır kadın da paranoyaksa bi'de yandık zaten. Neyse efenim, ben taktım 2.vitese soldan baktım kimse gelmiyor ileriden hızlandım geçmeye niyetlendim. Haydaa, benle birlikte kadın da hızlanmış, yürüyor gene yanımda. Ben hızlanıyorum, kadın da hızlanıyor. Hayır yani ablacım derdin ne, beni geçebileceğini mi zannediyorsun anlamıyorum ki. O hızlandıkça ben de hızlandım. Yavaşlayamıyorum da şimdi. Böyle durumlarda öyle birden yavaşlamak da olmaz, çünkü aslında hızlanırken sanki o kadını geçmek için değil de, zaten hızlı yürüyormuşsun gibi yapman lazım, yoksa bu sefer dalga mı geçion lan benle diyerekten çanta manta da yenilebilir kafaya. Hayır yani yol da boş değil artık ilerden de insanlar gelmeye başladı. Ya karşıdan gelene bodoslama girecem, ya kadını dükkan camlarına ilan yapıcam. Takayım çelmeyi düşüreyim yere dedim içimden ama şimdi esnaf faktörü gene, hiç yoktan linç edilme durumu var. 

Yoruldum valla, ne zor durum, kadını geçicem diye koşacam nerdeyse yolda, ne atletik kadınmış diye düşünürken, kadın birden camlara bakıp yavaşlamaya başladı. Aferin bak bi bahane buldu hemen, camlara doğru meyledip yavaşladı. O da biliyor demek ki birden yavaşlanmayacağını. [İnsan çevresinde kendi gibi rahatsız tipleri görünce bir seviniyor ki anlatamıyorum şu anda :] ]

Sonra ben de yavaşladım tabi, ortada geçilecek bir kadın yoksa neden koşuyorum ki yolun ortasında değil mi çok saçma.

Eski sakin yürüyüşüme geri dönmüş, yavaş yavaş yürüyorken, az önceki kadın yanımdan hızla geçip gitti. Vay vaay, planlamış demek ki bunların hepsini iki dakika içinde içten pazarlıklı pis kadın. Hepsi numaraymış demek ki, manyak kadın. Çok meraklıydım seni geçmeye, yürrüü anca gidersin.

Ama ne oldu, ilerdeki yaya geçidinde paşa paşa bekledin beni kırmızıda. :]

Kısa kısa

Yahu günlük, 

"Hokkabaz"ı izledim yine az önce televizyon verdi. Güzel film be. 

Sabah da "Gufi ve Oğlu"nu izlemiştim. O da çok güzel çizgi filmdi be.

Zaten bu Waltdisney'in karakterlerini oldum olası sevmişimdir. Mesela "Animaniacs" vardı bir zamanlar, onlara da hastaydım.

Bir de bu Panda var, dondurma. Abi dünden beri düşünüyorum bulamadım. Neden panda?
Hayır yani soğuk iklim havyanı değil bi'şey değil. Kutup ayısı falan deselerdi ya da penguen falan anlıcam da, neden panda abi?

Erkek misin lan sen, niye abi deyip duruyorum ben sana. Kendime konuşuyorum ya ondan olabilir. Demek ki deliyim.

"Ya ben anahtarı yutmuşum oğlum..."

:]

İnce siyah hat


Herşey özüne döner.
Eninde sonunda.
Ne kadar uzaklaşsa da.
Ne kadar değişse de.

22.05.2009

Aromaterapi dedikleri bu olsa gerek

Sevgili günlük, çok büyük talihsizlikler oluyor hayatta ve ben eve toplu taşıma ile dönmek zorunda kalıyorum böyle. Yok efenim bu servis olayı büyük nimet yeminle söylüyorum.

Mecidiyeköy'deki meydandaki halkekmek kulubesine benzeyen akbil gişesinden 5 liralık akbil doldurmamla başladı herşey günlük. Oradan metrobüse. Çünkü Zincirlikuyu'ya kadar gidilmez o kadar yok yürünmez. Mecidiyeköy'den binip Zincirlikuyu'ya gidilir, orda inilip, gelen metrobüse binilir ve karşıya geçilir. Evet ne kadar basit geliyor değil mi kulağa? Hayır değil.

Öncelikle şunu söylemeliyim ki günlük, Zincirlikuyu dedikleri yer tam bir anababa günü. Tam bir mahşer yeri. Hani Kemal Sunal'ın rahmetli, çiki çiki baba, eşliğinde yolculuk etmek için bindiği minibüs var ya, aha işte metrobüse binmek aynı o hesap, herkes birbirini itiyor, sanki Athena gelmiş de pogo yapıyor millet, haydaa çatada patada. 

Zar zor bindiğim otobüste ilerlediğim arkada bir ablanın devasa poposu durdurdu beni. İleriye gidemiyordum artık orda durmam gerektiğini anladım. Ama orada durmamın hayatımda verdiğim en yanlış karar olduğunu anladığımda artık çok geçti.

Zaten sağ kolum "öğretmenim öğretmenim ben söyleyebilir miyim?" edasında tavana meyillenmiş şekilde durmaktan dolaşım bozukluklarına gark olmuşken, bir yandan da bu devasa popo her frende üzerime abanıyordu. Bir de o klimalı trilyonluk otobüslerde acayip bir ter aroması oluşuyorki günlük güneşli havalarda, işte yurdumun kokusu diyorsun böyle buram buram.

Sonra artık bir yerden sonra sen de bırakıyorsun kendini zaten, kim kime dum duma, ayakların yere değmeden falan gidilebiliyor 10 15 saniye bu metrobüslerde, denedim ben bizzat şahsen kendim. O ayağı yere basan şanslı azınlığa gıpta ve içerlemeyle bakarken, Allah'ım neydi günahım şeklinde huysuzlanmalar başlıyor sonra. Sonra da çaresizliğin verdiği cesaretle pogoya devam ediyorsun. Yine 10 15 saniye havalanıyorsun böyle bir, ilk frende o devasa abla kütt seni yere çakıveriyor sonra.

Ve bu inişli çıkışlı aromaterapi, son durak denen ve insanların 4 bir yana metrobüsten kaçıştığı mekanda bitiveriyor. Ama yol bilmiyor tabiki, daha bir de bunun treni var.

Zaten artık dolaşım bozukluğu yüzünden iyice beyazlamış olan sağ el, yine tavadanki yatay borulardan birine tutunup yolculuğuna devam ediyor. Ve o da ne, yurdumun devasa popolu ablalarından biri daha üzerinize doğru geliyor ve evet. Hay yok mudur kurtaracak bahtımın kara maderini diyerekten yolculuğun sonuna doğru ilerliyoruz. İlerliyoruz diyorum, çünkü artık tekil hareket edemiyoruz.

Sonra gelinen evden birazdan çıkılacak olması ve aynı uzunluktaki yolun geri gidilecek olması da cabası. Neyse bakalım bu seferlik de böyle olsun diyerek bu günü biraz erken bitiriyoruz günlük. Görüşürüz.

ononbironiki

Sevgili günlük, yine bir word belgesi ve yine seni aldatıyorum bu word belgesiyle. :] Ahaha şaka lan şaka, aldatır mıyım ben hiç seni, gülüm beniiim gülüm beniiim.

Şimdi mesela demin aklıma geldi, hemen yazayım dedim. “Burnundan kıl aldırmamak” diye bir deyimimiz var günlük bizim. Ulan ne mânâsız bir deyim. Burundan kıl aldırılır mı hiç kardeşim? Nasıl bir fetişist bakış açısı bu? Burnundan kıl aldıran adama sadomazoşist gözüyle bakarım ben. Sen kalk bundan deyim yap. “Sen de burnundan kıl aldırmıyorsun haa?” Lan manyak mısın, herhalde aldırmayacağım. Ne kadar acır hem burundan kıl çekince sen biliyor musun? Git bir dene. Ben geçen evde denedim, gözümden yaşlar boşaldı, boncuk boncuk ter bastı, 10 dakika kendime gelemedim. Resmen kabus.

Bir de “Pilavdan dönenin kaşığı kırılsın” diye bir atasözümüz var günlük. Bu da ne demektir sormak istiyorum. Herkes kaşığını kapmış, pilava koşuyormuş da, içlerinden birisi çıkıp, pilavdan dönenin kaşığı kırılsın ağalar haydeee, holeleey, diyerek milleti gaza mı getirmiş, n’apmış yani. Ya da şimdiye kadar bu atasözünü gerçekten cümle içinde kullanan var mı acaba? Mesela bir iş toplantısındasın, bir şirkete yeni bir program falan pazarlıyorsun, sözleşme imzalanacak, pat yapıştırıyorsun lafı;

- Murteza Bey, pilavdan dönenin ta kaşığı kırılsın diyorum bakın ona göre.
- Aaa tabi efenim bakınız zaten kaşıklar da burada, oğlum şunların fotokopisini çek getir de sözleşmeye ekleyelim, hadi bakim.
- Renkli olsun. Paslanmaz çelik mi efenim kaşıklar?
- Yok efenim titanyum.
- Vay enuvici vokke.

Yahu böyle şeyler aklımı meşgul ediyor bazen, işi gücü bırakıp bunlarla uğraşıyorum ben de, valla birisi görse, “evladım n’apıyosun sen acaba sorabilir miyim?” dese, diyecek lafım yok, “Gık” derim anca o kadar, o da yutkunurken yani, kendiliğinden Gık diye çıkar ses. Gık. “Gak” da diyebilirim belki ama o da çok saçma olur, ama durup dururken kendisine “gak” diyen birisiyle uğraşmak istemez kimse herhalde fazla kurcalamadan teşekkür edip, “haydi kolay gelsin sana o zaman” deyip yavaştan sağdan sağdan uzaklaşabilir o zaman. Yani zaten cevap vermeye kalkarsa bir de Guk derim, oh iyice kendine gelemez ondan sonra. Onbir. Sonra da oniki.
:]

21.05.2009

Halbuki birazdan dönecektim ben sana

Tiramisumu yerken yazıyorum sana bu satırları günlük. Hayır maskarpone peyniri ile falan da yapılmadı bu, bildiğin halis muhlis pınar labne. Neydi yahu bir ara şu yemekteyiz programı ile hayatımıza neler girdi. "Gerçek tiramisu böyle yapılırlar" "Ben İtalya'da tam 200 yıl kaldım böyle tiramisu görmedimler" "Maskarpooneler ve kedi dili bisküvileri" Bu kedi dili bisküvisini de yeni duydum günlük, 28 yıl olacak neredeyse şu dünya nimetlerinden faydalanalı, utansam mı utanmasam mı bilemedim, ulan bir ben duymamışım bir de sağır sultan. 

Sağır sultan da çok ağır bir sultanmış diyorlar bu arada, ben diyenlerin yalancısıyım. Mesela bizim NASA'da bir akrabamızın komşusunun ev sahibi çalışıyor, o söylemiş, yakında sağır sultan dünyadan görülebilecekmiş. "Ooo" dedik biz de, tam yemek yiyorduk hatta, "görülsün görülsün" dedik, "hangi kanalda görünecekmiş acaba? Dijitürke vermezler inşallah."

Bak mesela konudan konuya geçmiş gibi olacak ama, bir insanın ismi Pınar soyadı Labne olursa çok karizmatik oluyor. Bak mesela, 
- Merhaba ben Labne, Pınar Labne.
- Ah memnun oldum, sizin tiramisunuz da bir başka oluyor laf aramızda.
- Yok efenim ben o değilim, ekmeğe sürülüyorum ben.
- Ay öyle mi, bizim oğlan size hasta oluyor. Deli oluyor sizin için. Durun bi. Evladım getir bakim şuradaki kanepelerden, hanımefendiye sürt biraz. 
- Hamfendi napıyorsunuz, kendinize gelin.
- Ay ama oğlan bayılıyor size. Ne olur şurdan alsak biraz, tükenmezsiniz ya?
- Çok rica edeceğim, rahat bırakın beni.
- Hiç de göründüğü gibi değilmiş, hıh, kendini beğenmiş. Sanki başka Labne yok.
- Yürrü.

Gördün işte günlük, sırf karizma.

Dijitürk dedim de, reklamları var mesela, soruyorlar efenim gelen ailelere, "dijitürk olmasa hayatınız nasıl olurdu?" diye. Cevaba bak, "Karanlığa bürünürdü." Hay ben ne diyeyim ki daha sana? Oturun böyle ailecek gömülün televizyona aferin. Bol renkli aydınlık yarınlarınız olsun.

Evet sevgili günlük, tiramisumuz bitti. Çay da vardı ama yazarken soğudu. Şimdi gidip bir çay mı alsam, yoksa gidip bir çay almadan yatsam mı ikilemindeyim. 

Bu arada muhteşem bir şarkı daha tüm dünya televizyonlarını sarsıyor duyduğuma göre. "Salim" isimli bir arkadaşımız, yazılabilecek en mânâlı sözlerle ve yapılabilecek en muhteşem gırtlak hareketleriyle sesten sese, tondan tona geçişler, durdurulmaz engellenemez bir akışla bizi bizden alıyor. "Alo" isimli şarkısı [Dikkat "A" kalın.] Aloğ. Telefonum vibrasyondaydı cağnım.

Nahahayır, bu blog, bu videonun ağırlığını taşıyamaz :]

Diyalektik

Sevgili günlüküm, günaydın mı? Ben biraz zor da olsa günaydım bugün.

Yine zor uyanılan bir sabahtan sonra, uyuyarak geçirilen bir yolculuk ve işlere girişmeden önce kafayı toparlamak için gezinilen siteler. Yahu sabahları ne zamandır çay içmiyorum ben? Çay almalıyım. Kahve de bitmiş.

Bir de bu bahar nezlesi yok mu, insanoğlunu zıvanadan çıkartıyor efenim. Göz pınarlarım kaşınıyor. Üst üste hapşurukları saysam buradan köye yol olur. Ha ha ha ha hapşu. Çok yaşa. Sen de gör. Rahat ve iyi yaşa. [Sevgili Barış Manço’ya tekrar Allah rahmet eylesin. Ne çok sever idim kendisini.]

Bu arada kimse fark etmedi mi, StarTrek’te Mr.Spock’un repliği var, “Live long and prosper.” Rahat ve uzun yaşa. [Bende bir burgerking oyuncağı var öyle diyor, bilindik bir laf olmalı. Ama bakınız Barış Manço’dan apartmış olabileceğini düşündüm bir an, kronolojik bakmalı olaya.]

Paint.net’in 3.5 Alpha sürümü çıkmış. Çıkmış da bana mı çıkmış. Çıkartırken bi’ söyler insan, bunu çıkartıyoruz bak sen kullanıyorsun bu programı indiragandi hemen der, ama yok. Bu arada bir photoshop olmasa da, onun yaptığı temel işlevleri çok bi’ güzel yapabilen ücretsiz bi program paint.net vallahi ediyorum efenim tavsiye, ettim gitti. GIMP var bir de ama ben ona pek ısınamadım.

Uzun zamandır takip ettiğim, açılmasını beklediğim, acaba nasıl bi’şey olacak, koskoca üniversite nasıl bi’şey yaptı acaba diye helecanlandığım Wolfram Alpha geçen gün açıldı. Hayatımda yaşadığım hayal kırıklıklarından biri de bu oldu. Ne olduğunu, ne işe yarayacağını hâlâ çözemedim. Hem de çok yavaş çalışıyor. Bir de siteyle aramızda şöyle bir diyalog hasıl oldu, bak günlük, örnek al, ne web siteleri var, hey maşaallah.

- Hello
- Hello, human.
- How are you?
- I am doing well, thank you.
- What are you doing?
- I am doing computation for the world.

Evet kendisi dünya için hesaplamalar yapıyormuş. Zaten dünya da matematikçi kaynıyor tabi. Türkçe desteği de daha öyle ahım şahım değil, misal “merkezkaç kuvveti” yazdım, “cerkezkoy kuvasai” anladı. :]

Gmail de çeviriye başlamış diye bir söylenti geziyor efenim bu arada, henüz daha kendim bizzat şahsen denemedim, ama GoogleTranslate gibi bogdan tanjevicse bi boga yaramaz diye düşünüyorum. [Bu adamın da şanssızlığı işte efenim, ana babalar çocuğunuza ad koyarken farklı dillerde söylenişlerini de biraz düşünün, tartışın aranızda, forumlara falan girin, fikir teatilerinde bulunun.]

40 yıllık fikir teatisini de beyin fırtınası yaptılar ya, yanarım da ona yanarım.

Geçen gün evde limonata almak için dolabı açıp, “Bir illuminati alabilir miyim?” dedim. Annem de “ne?” dedi. Ben de “illumineyt” dedim. Ben böyle bi’şeyı uzatıyorsam annem pek sallamaz beni, “he” der geçer. Ben de “illumineytır” diyerek dolabı kapattım.

Neyse. Sabah sabah bunları yine bir word dosyasına yazıyor olmam, “ooo sabah sabah başlamışsınız efenim çalışmaya” gibisinden hayranlıklara neden oldu. Ben de bozmadım insanları. :]

Sevgili günlük, sana ve tüm dünya insanlarına Ferhat Güzel’den “Beeegüm, Beegüm Huuu” isimli insanüstü parçayı hediye diyorum. Pardon “For Hot Güzel.” :] Bu adamın bu şarkıyı gerçekten şaka olsun, eğlenilsin, gülünsün diye yapmış olduğuna inanmak istiyorum. Aksi takdirde “Beeegüm, beegüm huuu, şuçu kendine at beybii.” Ve dünya yüzeyinde gelmiş geçmiş tüm şarkıları arasak tarasak “diyalektik” kelimesine rastlayacağımıza inanmıyorum. :] Böyle de yenilikçi bir insan kendisi. “Sana kızardım derdim giiiiit.”

Oha ya ne kadar uzun olmuş. Buraya kadar tamamını okumuş olabileceğinizi düşünerek size bir şey tavsiye etmek istiyorum, bi’ psikolog. :] Ama yok aralardan atlayıp sadece sonunu okumuş da olabilirsiniz, o zaman bi’şey tavsiye edemiyorum. Ama okumadıysanız çok acayip şeyler kaçırdınız diyerek içinize bir pişmanlık bir merak salmak istiyorum. Çünkü tamamını okuyanlar acayip şeyler öğrendiler bu yazıdan. Oh iyice meraklandırmak istiyorum böyle sizi. Ama gerçek. Acayip şeyler yazmıştım keşke okusaydınız. Şaka bir tarafa buna benzer bir yazımı okuyanlardan birisi “Kim 500milyar istere katılmıştı, sorular da hep o yazılanlardan gelmişti. Herif deveyi hamuduyla götürdü, insan bi yorum atar teşekkür eder, banka hesap numaramı falan ister değil mi? Yok efenim, ölmüş insanlık. Kopakabana’da alevli margarita içerken kaşları yanmış diye duyduk sonra, ya böyle çıkar işte.

20.05.2009

.escu

Resmen iğneyle oynuyorum günlük akşamdan beri. "İğneyle oynamak"

Ne ilginç bir futbol terimi değil mi, mesela Fatih Terim'i. 

Şöyle zonklayan başımı dizginlemek için deliksiz izlediğim televizyonda kanal değiştirirken rastladığım Uğefa kupası maçını gözetledim beşon dakika aralıklarla izlemediğim sıralarda da hep gol oldu. 1-1 şu an. Zaten genelde ben izlemezken olur hep goller. Şaktar Doresk'le Verder Biremen top depikliyorlardı. İzlerken de düşünmeden edemedim, şu geçtiğimiz yıllarda Türkiye liglerindenki .escu sendromunu.

Neydi mirim, neler vardı neler, popescu, filipescu, lucescu, multescu, multinescu, hayretescu, edescu, ilie [bu adam da nasıl geldi, araya nasıl karıştı bilmiyorum, .escu olmayanları almıyoruz sanıyordum oysaki ben.] 

Ve bir reklam, dizi arasında; "Baymak. Ya da baymamak. İşte bütün mesele bu."

Evet ne diyorduk, zaten genelde ben izlemezken olur hep goller.

.ok iyiyim


Ba şım yorgün lük. 
Yorgun umç ok.

19.05.2009

Haydi gel sen de...

Yahu günlük, dün akşam tam anlamıyla bahtsız deve misali çöllerde dolaştım yeminlen.

Önce şu .3gp formatındaki videoları .mpg ya da .avi'ye çevirttirttirebilecek bir program aradım. Bir tane buldum, kurdum, aa çevirdi cidden, ama o ne, ekranında ortasında koskoca bir yüzer yazı, hay a.q ben sizin yapacağınız free programın diyerek, sildim gitti. 

Arkadaştan crackli eski sürüm bir program almıştım TVC diye. Onu da kurdum. Serial falan da girdim. Hayreting çalıştı. Ama bu programın da mpg'ye çevirme olayında eksiklik vardı. Bu nedir yahu, diğer formatların hiçbirinde de sese ulaşamadım. Ses çıkaramadım. Haliyle onu da sildim gitti yakiinen.

Sonra sevgili download.com'umuza girdim. onun da adı değişmiş, cnet falan eklenmiş. [Ne zamandır girmiyorum ben bu siteye?] Oradan sıradan bulduğum tüm programları kur kaldır kur kaldır, yahu ne bu böyle hiçbiri mi doğru düzgün çalışmaz kardeşim bu programların. Resmen program çöplüğü.

Velhasılı kelam herhangi bir başarı elde edemedik bütün bu uğraşın sonunda.

Sonra yine sevgili google'ımız imdadımıza yetişti, Polonya diyarından İngilizce bir program buldu getirdi. Aaaa basit mi basit. Hatta kurmadım bile programı. .Rar dosyası olarak indirdim. Açtım içinden exe'yi çalıştırdım, program çalıştı. Yahu ne âlâ. Ne kurulum ne bi'şey. 

Benim çektiklerimi diğer dünya vatandaşları da çekmesin diyerekten programın adını buradan fakslıyorum sana sevgili günlük. "Pazera Free 3gp to avi converter". 5 mb bi'şey yahu, ne süper bi'şey. 

Hadi bir kıyak daha, google aramaları için etiketler ekleyelim.

- 3gp'den avi'ye ya da mpg'ye video dönüştürücüsü arıyorum, Allah'ım delirmek üzereyim.
- Bana 3gp'den avi'ye ya da mpg'ye dönüştürücü lazım çok acil.
- Portakallı ördek tarifi.

Ama kazın ayağı öyle göründüğü gibi değildir günlük. Gel gör ki, bilgisayarımızda kurulu olan idiyot windows movie maker sorun çıkardı bu sefer de. 3 tane mpg dosyasını kafasında tutup da bir stabil çalışamadı azizim. Kendini bi' kapatmalar böyle bi' afra bi' tafra. Gelemem efenim ben öyle. Tek hareketime bakar. Şimdi de harıl harıl video işleme programı arıyoruz free. 

Bir de meteoroloji evet. Şu havalar zaten beni mahveden senin gözlerin değil. Yahu sevgili günlük, süper telekom altyapımız sağolsun, dünkü İstanbul rüzgarları benim internetimi öyle bir baltaladı ki, öyle bir baltaladı yani. Ben diyeyim Baltacı Mehmet Paşa sen de Batlamyus. 
Bir bağlantı 30 saniyede bir kopar mı kardeşim?

Evet sevgili günlük, diyorum ki; 

Haydi gel sen de, tut kelin perçeminden. :]

Antiasitler geldi

- Anane ne yazmışım buraya, okunabiliyor mu?
- Reyna.

:]

18.05.2009

(mV^2)/r

Sabahtan beri düşünüyorum, şimdi bu yeraltındaki suların petrolün doğalgazın falan merkezkaç kuvveti nedeniyle ekvatorda toplanmazı gerekmez mi ya?

17.05.2009

Banyo Duvarları

Banyo duvarları günlük, evet banyo duvarları. 

Bu duvarların içine lavabo tuvalet çamaşır makinesi ve küvet yerleştirmem lazım.

Tabii bazı kısıtlar da var, çamaşır makinesi, lavabo küvet ve tuvaletten uzakta olacak, giderlerin yeri değişmeyecek, bir de girince içerisi ferah görünecek öyle sıkışık görünmeyecek.

Hiç bilinmeyenli tadilat denklemi.

[Bir anne klasiği...]

:]

h=1/2gt^2

Ben. 
Serbest düşerken rastladım sana. 
Keşke olan bitenin farkında olamayacak kadar hızlı geçmeseydi eşyalar çevremden.
Ama takdir işte.
İlahi.
Ben.

Sen.
Öyle geçerken uğradığımı sandın sana.
Oysa ki sen sandığında.
Ben.
Çoktan düşmüştüm zaten.
Geç sandın.
İlahi.
Sen.

Herkes düşer.
Önemli olan düşerken kimi de yanına aldığın.


Three Days Grace - On My Own

Kablolar

Herşeyi herşeye bağlamaya yarayacak bir kablo adaptörünün mutlaka bulunması kimsenin garibine gitmiyor mu?

Ya da düşündürmüyor mu, keşke birbirimizi bağlayacak kadar da çok adaptör olsa diye?


Atreyu - When two are one

Rotil

Sevgili günlük, o değil de beni bu sabahlar öldürecek bir gün.

Sabah kalktım, sabah denirse işte 11küsürat. [Şimdi ben evde terlik giyen bir insanımdır, yaz ayları gelmeden de terliksiz gezmem pek evin içinde.] 

Sonra efendim kalktım ama, sağ ayağımı soktuğum terliklerin sağ tekini bir türlü ayağıma giyemiyordum. Sağ olur mu lan sol. Sol tekini bir türlü ayağıma geçirmeyi beceremedim. 4 kere uğraşıp yere yuvarlanmaktan son anda kurtulduktan sonra terliği ancak ayağıma giyebildim.

Bir de şu cep telefonları çok fena aletler günlük. Az önce bir kadın aradı ev telefonundan, sanırım bir akrabamız çünkü bir adres tarifi istedi, [ama yani akrabamız da olsan önce kendini bir tanıt değil mi ama, ben herkesi sesinden hatırlayacak kadar dikkatli olsam önce terlik giymeyi becerirdim kendi başıma.] " Ya" dedim, "Ben şimdi adresi tam tarif edemem, bilmiyorum, size ablamın telefonunu vereyim o bilir böyle tarif işlerini" dedim. [Sonuçta havuçlu kek tarifi verebilen bi' insan kendisi] Dedim ve beklemeye başladım. Çünkü ablamın ev telefonu aklıma gelmiyordu. Neydi ulan, kadın da bekliyor telefonda. Lan oğlum hadi hatırla. [O anda eski 486DX makinelerdeki "turbo" tuşu gibi bir tuşuma basıldı sanki, işlemci hızlandı.] Birden kadına 441 diye bağırdım. Oh be ulan ne rahatladım ya. Devamı da 2 3 saniye sonra geldi. :]

Ne diyorduk, hah, şu cep telefonları insana ablasının telefonunu unutturuyor mirim, çok tehlikeli aletler. 

Zaten öyle değil mi, makinelere yaptırmaya başladıkça aptallaşmaya da başlamadık mı işlerimizi?


Dry Kill Logic - Rrrrrrrrooooooooooooooooooott!!!!

golaiD


- Cümlelerimi aklımda tutamıyorum.
- Senin cümlelerin değiller demek ki.

16.05.2009

Hasta Lan Bu Windows Vista Beybi

Voltaj dalgalanmasından dolayı ışığı azalıp azalıp artarak bir türlü istikrar sağlayamayan bir florasan lambanın altında otuyorken yazıyorum sana bu satırları günlük. Gözlüğüm kırık, eski gözlüğümü taktım ve gözüm ağrıyor gitgide. El-Göz senkronum da kayık biraz. "Gözüm" yazmaya çalışırken yazdığım "gözüö" kelimesini 4 kere değiştirmek zorunda kaldım.

Gece inip de herkes yavaş yavaş köşesine çekildiğinde evde, bir hüzün kaplıyor derinden içimi belli belirsiz. Kendi düşüncelerimle başbaşa kalabildiğim nadir anlar oluyor bu anlar, ve düşünüyorum, anlarsa anam anlar, anlamazsa da olsun dökülen kanlarımın hepsi helal.

Şu gitarı aldığım çok iyi oldu, geçen Cuma gecesi saat 04 müydü neydi saate bakmayı ilk hatırladığımda. Zaman mevhumumu tamamen yitiriyorum onunlayken. [Aslında şu kulaklığı da aldığım iyi oldu, o olmasaydı bu kadar olamazdı.] [Film önerisi: Guitar (İzlemedim izleyenlerden dinledim izlemiş kadar oldum)]

Geçen gün zırvaladığım kadarıyla hayatın yaptığın seçimlerden ibaret olduğunu söylemiştim ya, sadece o değil, seçilimlerden de ibaret. Herşeye müdahale edemiyor insanoğlu günlük, çok edilgen kalıyor bazen. Başkaları seçiyor, başkaları yazıyor, sen oynuyorsun. Ama bunu da sen seçtin aslında değil mi? İronik mi geldi? [Yine fikrim değişiyor gibi, değişmeden geçiyorum, geçtim.]

Yorgunum günlük, bir haftayı daha bitirdim. Ne çabuk bitiriyorum değil mi? Hem de ne çok. Halbuki eskiden hep tabakta bırakırdım bir şeyler kediler yesin diye.

Şimdi gidiyorum günlük. Sevgili gitarımın fişini takıp onu hayata döndüreceğim. Üzerine gül koklamam diye düşünüyordun değil mi? Seviyorum ama seni. 

:]

14.05.2009

What the f*ck are these people doing?

Hep derler ya, hayat yaptığın seçimlerden ibarettir falan diye böyle bilmişçe.
Yok peki başka ne olacaktı acaba?

Bir de çalışanları bu tip şeyleri öğrensin diye kişisel gelişim uzmanlarına milyonlar döken şirketler var. O da kalktı şimdi gerçi. Milyonları diyorum. Binler oldu. Ama çok anlamsız oluyor böyle deyince de, binler döken şirketler var. Bak ne kadar garip geliyor kulağa. Eskiden hepimiz birer milyonerdik efenim. Eskiden bir de buraları yeşillikti. Neyse.

Televizyona bakıyorum da arasıra böyle reklam aralarında falan, millette nasıl da bir cümbüş eğlence, nasıl da bir nümayiş. Dünya yansa bir kalbur samanları yok milletin. Eller havayalarda millet. Eller havaya? Eteş etme Mike. Eller havaya dedim. Aman zaten havada eller .Hadi hop oturmaya mı geldik? Ulan belki ben oturmaya geldim, ne çekiştiriyorsun beni de saçma eğlencelerine.

"Korolar Yarışıyor" diye bir yarışma var. Daha izlemedim gerçi [büyük ihtimalle de izlemem, izlemeden atıp tutarım] ya sadece tanıtımlarını izlemek bile yetiyor zaten nasıl da zoraki bir eğlencenin vücuda sokulmak istendiğini anlamak için, bana zor, alana da mani olmam tabii ki.

Sonra bir de "Bir Şarkısın Sen" diye bir yarışma var. Aa pardon sürekli tekrar edile edile ezberledik artık. Pardon efendim yarışma değilmiş o, yani yarışmaymış da çocuklar yarışmıyormuş, şarkılar yarışıyormuş. Aman bunun üzerine muhakkak basılmalıymış. Yahu nasıl bir angutluk bu? Okkalı bir SinKaflı söz yollayacağım da işte yollamıyorum gece gece. 

Sen çıkar çocuğa orada şarkı söylet iki saat yarışma yap, sms'lerle milleti söğüşle, ondan sonra aaa ama çocuklar yarışmıyor efendim, biz çoluk çocuğun psikolojik gelişimini çok bi' çok düşünüyoruz. Falanlar filanlar. Ama siz sevdiğiniz şarkıya sms atmayı ihmal emeyin sakın. Bu arada çocuğun teki de aman ben öldüm aman ben yandım anam anaam diye türkü çığırsın. Süper valla. Aman da değil "eman". Eman emaaan. Halim yemaaan. Yeah man. Aynen devam.

Saçma saçma programlar, saçma saçma insanlar, bir de AdanZye diye bir program vardı geçtiğimiz aylardan birinde, uçtuğunu iddia eden bir adam vardı, adam resmen uçtu ya. Koltuktan bi' havalandı böyle stüdyoyu gezdi yuvarlana yuvarlana uçtu hem de, acayip teknik geliştirmiş adam. Sonra stüdyodan çıkardılar adamı. Ne bok yemeye çağırdınız kardeşim adamı madem çıkaracaktınız stüdyodan, sen "ben uçuyorum" diyen adamı stüdyoya çağıracak kadar idiyotsan kusura bakma da yani bırak adam rahat rahat yuvarlansın oh geniş geniş. Bir de böyle şaşırmış tavırlar takınmıyorlar mı insanlar yüzlerine çok gülesim geliyor midemden doğru.

Yoruluyor efendim şu zaten azıcık kalan aklım bunlar yüzünden.
Aha gitti bir tane daha nöroncuğum.
Hebele.
:]

Güya

Ah be günlük. Güya erken yatacaktım. Güya bu sefer iyi bir uyku çekecektim. Güya rüya bile görürüm belki diyordum. Ama henüz bunların hiçbiri olamadı. 

Gözümde de zerre kadar uyku yok zerre zerre zerre. Bunu da arka arkaya yazınca ne biçim oluyor. Zerrezerrezerrezerre.

monologue


- Uzaklar ne zaman uzak olmaktan çıktı biliyor musun? 
- ..?
- Asla çıkmaz. Uzaklar her zaman uzaktır. Sadece zaman yaklaşır.
- ..?

13.05.2009

İlaç değil gazoz o gazoz

Kalsiyum Sandoz'a kendimi bildim bileli acayip bir meylim vardır benim günlük. Buna rağmen evde çoğunlukla olmayan bir ilaçtır kendisi. İlaçtır diyorum ama ilaçtır derken bile aslında ne ilacı gazozdur gazoz diyorum içimden. 

Hasta olduğumda falan doktorlar kalsiyum sandoz yazsın isterdim hep, ne hastası olduğum farketmez, kalsiyum sandoz benim için fiks ilaçtır,  geleyim evde atıp içeyim. Hatta o tableti bardağa attıktan sonra bardağın ağzını elimle kapatırdım, köpükler dışarı sıçramasın diye. Şöyle bir şey ki günlük, aslında tamamen fiziksel bir hadise, bardağın ağzı ile sıvı yüzeyi arasındaki hacimde biriken gaz [bardağın ağzı kapalı olduğu için] sıvı yüzeyine yüksek basınç oluşturmakta ve tabletin sudaki çözünme süresini uzatmaktadır. 

Sonra o turuncu ambalaj kağıdının da hastasıyımdır. Onu katlaya katlaya ufacık hale getirene kadar uğraşır, sonrada yakındaki birine atardım. 

Şimdi oturmuş yine kalsiyum sandoz içiyorum, ama artık ne doktor yazsın diye dualar ediyorum, ne bardağın ağzını kapatıp bekliyorum, ne ambalajını katlayıp katlayıp anneme babama atıyorum.

İşte bunları yapmayınca büyümüş oluyorsun günlük. Dikkat et kendine.

Uygun başlık bulamadım


Karpuz kabuğu DARTY'e düşmüş.
Gerçekten nasıl sevindim anlatamıyorum şu anda.

12.05.2009

15x15=225

Sevgili günlük, şu Ankara fotolarına ancak bakabildim de onları değil de içlerinden iki tanesini buraya hemen şimdi şu anda yapıştırmazsam çatırdayabilir dünyam. 

Eve ilk ayak bastığımızda sehpanın üzerinde bizi karşılayan bir broşür vardı evde. Acıkmıştık ve yiyecek bir şeyler arıyorduk. Bu bir tesadüf mü olmalıydı, yoksa öyle boşverilip geçilmeli miydi? Yorumsuz olarak yapıştırıyorum. [Gerçi boşverip gidip marketten bi'şeyler alıp kahvaltı yaptık ama bunları çıkarıp atamıyorum bir türlü aklımdan :] ]

Yorumsuz dedim ama yorum yapmadan geçemeyeceğim.

"Bu lezzet sadece bizde, taklitleri pek yakında her yerde" işte budur bir firmanın özgüveni ancak bu kadar tavan yapar.

"15x15 Kare Tost" En özgün tost tasarımı ödülünü alıyooor. Kaç santimetrekare tost yediğini herkes bilmek ister.

Gereks

Sevgili günlük acele yazıp çıkıyorum, biliyorum acele giden ecele gider, umarım gitmem.

Bugün evet o çakma konversleri geri göndertip [siyah kısa (konçsuz)] yerine gri [aslında tam gri değil, yeşil gibi, ama yeşil de değil, böyle dünya üzerinde yeni bulunan bir renk gibi] konçlu çakma konverslerden aldım. Len bunlar 25 liraymış. Bir konç 5 lira eder mi?

Valla yine çocuklar gibi sevindirik oldum, giydim böyle evin içinde falan gezdim, gece de alıcam koynuma uyuyacağım. [Evet deliyim :]]

Akşama da evde bakıl var. Bakıl ne be, balık. Ben ne yiyeceğim acaba çok merak ediyorum.

Bir adrenalin bağımlısının on dakikası

Sevgili günlük, sana bu satırları yine alelade bir word belgesinin içinden yazıyorum koyu kahvemi yudumlarken.

Az önce uyuyakaldım. Hatta rüya bile gördüm sanıyorum, ya da belki rüya değildi de o uyku sersemliği modunda etraftan algıladığım şeyler olabilir onlar. Evet. Neyse. “İş yerinde öğle tatillerinde uyumak serbest olmalı [aslında serbest] ama bunun için imkanlar oluşturulmalı yoksa ben böyle masada camış gibi uyurum” isimli bir örgüt kurmayı düşünüyorum.

Uyandım, gittim tam uyanayım diye bari dedim kendime koyu bir kahve hazırlayayım. Sıcak su veren sebil makinesinin başına yönlendim. Aha bir baktım ki sebilde su yok. Nasıl sebil bu kardeşim? Sebilde su olmaz mı? Adı niye sebil o zaman bunun? Adı niye sebil lan zaten bunun, yok bir de para mı verecektik su içmek için, sebil olacak tabi.

Damacana isimli dünyanın en muhteşem keşfi ünvanını eline verdiğim bidonu sebil makinesinin üzerine sokurtmamla birlikte içindeki suların da etrafa foşurtlaması aynı ana denk gelmişti. Tesadüf olduğunu düşünüp üzerinde durmadım.

Ve dönüp de kahve kavanozunun dibinde kendimi gördüğümde o an sigortalarım attı. Birilerine kafa atmadıysam sırf şu gözlüklerim lens olmasın diyedir bilesin.

Gidip başka başka katların başka başka mutfaklarından kahve aşırdım en gizemli tavrımla. Yolda gördüğüm kişilere de en gülen yüzümle selamlar falan verdim benden şüphelenmesinler diye, hatta birisine “nasılsınız” bile dedim elimde aşırılmış kahve dolu kavanozu arkamda saklayarak. O da “iyiyim sağolun siz nasılsınız” dedi mutfaklarındaki yarısı buharlaşmış kahveden haberi olmadan. Ve ben de “artık daha iyiyim” dedim neden bahsettiğimi bilmediğini umarak.

:] Böyle heyecanlı bir hayatım var işte. Nasıl dayanıyorum kuzum ben bu heyecanlara, adrenalin bağımlısı mıyım neyim?

11.05.2009

Gribal Parabol

Bazen çok ihtiyacım oluyor şu şarkılara günlük. Özellikle hastayken ve bön bön ekrana bakma ihtiyacım zirvelerindeyken Himalayaların.

Playlist'imi şu ihtiyarla güzel eşi yine işgal etmiş durumda. Yazı yazacağım gerçi bir şeyler ama inan ki gribal enfeksiyondan muzdarip haldeyim. Yazdıklarım yazacaklarımın teminati bile olamaz. Çünkü biliyorsun, hayal etmek baş ağrımın yarısıdır.

Bu yüzden sadece dinliyorum. [Bu grubun listemde haklı ve değişmez bir yeri var.]

Bak bu da onların şarkılarından sadece biri.



no never nayır nolamaz


Sen bakma benim uçabildiğime. 
Ben asla öyle süper kahramanlar gibi tayt falan giymem.

10.05.2009

Bugün bi'şeyler düşündüm ben

Sevgili günlük, oturmuş yatmadan evvel sıcaklıktan henüz vazgeçip ılık derecesine doğru yolalan sahlepimi içerken yazıyorum sana bu satırları.

Bugün düşündüm de, insan eşine kulaktan ateş ölçen şu dijital termometrelerden aldığında aslında onun daha ateşli olmasını istediğini vurgulamak istiyordur bence. Yoksa bir insan neden böyle bir yatırım yapsın ki, pahalı şeyler onlar.

Bugün düşündüm de, yahu Göteborg diye bir şehir var günlük. Yahu düşünsene orada doğduğunu ve Türk olduğunu. Nüfus kağıdında Göteborg yazıyor adamın. [O da yani nüfus memuru aceleci değilse, yoksa daha ne kombinasyonlar çıkar bundan.] Sonra mesela askerdesin, tekmil vermek diye bir olay var günde 50bin kere her komutana. "Bilmemkim Bilmemkim Göteborg, Emret Komutanım!" Abi çok sakat.

Koskoca gün boyunca iki tane şey düşünmüşüm, utandım kendimden.

Devrik düşünce zor kalkıyor insan

Hayat tabii ki hiçbir zaman istediğin gibi davranmayacaktı sana, bunu öğrenmiştin, tabii ki hiçbir istediğin her istediğinde olmayacaktı, ki olmasını da beklemiyordun aslında, tabii ki mutlu olmak için geldiğini söyleyip hayıflanacaktın hep yaşadığın saçmalıklara baktıkça dünyaya ve kandırıldıkça hep inandığında her söylenene sana gözlerinin içine bakılarak.

Bu yüzden midir hiç konuşanların gözlerine bakamayışın?

Kolay yakalandıkları için mi artık?

Iskırabıl



Scrabble ne zaman biter?

[Eğer oyuncular tablo üzerinde, domuztukayış, ikrambüleş, yelbozan gibi kelimeler oluşturmaya başladılarsa o oyun orada bitmelidir. Uzatmanın âlemi yoktur.]
:]

Biscuits







                   






Acil yardım...

Sanırım birisi mideme bir çatal sapladı, 
ve çeviriyor...

[4 more years of this shit and i'll be one of these clowns]

9.05.2009

Avatar Hali

Sevigli gülnük, prikolojim tamaemn yamludu galbia bienm.

Sabah, Avatar [The Last Airbender]'i izlerken neredeyse ağlayacaktım. Ha aktı ha akacaktı gözlerimden yaşlar. 

Yahu çocuğun bizonunu çalmış kum insanlarından birisi.  Zaten saatlerce yol gitmişler çölde kaybolmuşlar, hemen iki hava bükme numarasıyla bu kum insanlarının gemilerinden birini yerle bir etti, baktı hâlâ konuşmuyorlar bir gemiyi daha indirdi, baktı hâlâ anlatmıyor kimse bir şey son gemiyi de parçaladı. O zaman itiraf etti adam, senin bizonunu ben çaldım, toprak krallığına giden birisine sattım diye.

O anda işte sinirden avatar haline geçmeye başladı kahramanımız, kaşlar çatıldı, ifade sertleşti iyice, ışıklar mışıklar saçmaya ve yerden yükselmeye başladı toz toprak kıyamet... 



İşte o anda herkes oraya buraya kaçışırken avatar halinin azametinden, Katara geldi kolundan tuttu yükselmekte olan avatarı, aşağı çekti, sarıldı sakinleştirdi. Sonra duruldu ortalık. Toz toprak kıyamet bitti. 

Huzur doldu ekrana.

Kalma


Seni burada zorla kaldıramam.
Bel fıtığı başlangıcı var bende.



Linkin Park - Don't Stay
:]

8.05.2009

Bugün ne yapıldıysa hepsini bir bir yaz görecem

Sevgili günlük, bugün WhiteCenter'da bir toplantıya katılmak zorundaydım. Katıldım da. Öyle, zorunda olduğum yerlere katılırım genelde. Ya toplantı değil de işte seminer gibi bir şey, bilgi paylaşımı, paylaşım yumağı olan insanları izledim, böyle donuk gülüşlü ceketli meketli hanımlar falan, bir havalarda makam mevki sahibi beyler filan, velhasılı kelam epey eğlendim, keşke anlatıcı da ne anlatacağını bilseydi, soru cevaplara girince de zaten bizim milletimizin anlamadan dinlemeden kafasındaki herşeyi sorma marifeti sayesinde iyice darlandım. Zaten hastayım. Hayret bi'şey. 

Bir de neymiş efendim çok gürültü yapıyormuşuz, yan taraftaki toplantı odası seperatörle ayrıymış, orada da universal ağır abiler kalantor beyler varmış, mış mış da mış mış, diye bıdır bıdır bi' adam geldi toplantının ortasında. Daha çok bağırın lan, bağırın avazınız çıktığı kadar. Töbe töbee. Bıdı bıdı sessiz sessiz konuşuyor bir de, gıcık adam.

Arada gidip kendime en koyusundan kafein depolayayım dedim, o da olamadı. Yine bizim milletimizin nerede beleş oraya yerleş mantığından hareketle kahve makinesinin başında oluşturdukları metrobüs kuyruğunu görünce aklıma başımdan gitti. Sen bi' çıldır bi' çıldır. Önümdeki kadına kafa atmışım öyle diyorlar. Gerçi o değil de, kaynar suyu o kelin başından dökmem kötü olmuş cidden.

Sonuç; tabiki her toplantıda olduğu gibi kağıda çizilen şekilsiz şekiller ve hiçbir yere bağlanmayacak bir konu için harcanan üç, evet yazıyla üç, rakamla da 3 saat.

Bugün bir kere daha anladım ki günlük, alışmamış gütte don kühne gerçekten. Arkamdan "Orası giriş beyfendiii, orası giriiiş" diye bağıran güvenlikçi kadın, bak uyarıyorum bi'daha karşıma çıkma. Ulan çıkmışım zaten artık, daha ne girişi, manyak mıdır nedir?

Peki ama herşeyi geçiyorum da, bu taksilerin fiş kesmeme olayı nedir kuzum? Ulan nedir yani nedir? Kessenize kardeşim adam gibi fişinizi.

Bugün kendime çakma konvers aldım günlük, acayip, daha doğrusu ablama aldırdım, telefonla sipariş olayının doruklarındayım. [- 20 lira. - Ne renkleri var? - Siyah mavi kırmızı abik gubik. - Ok siyah al kapatıyorum.] Eve geldim az önce hemen giydim, uzaktan kumandalı arabasına pil alınmış çocuk gibi acayip sevindim, havalardayım. Lan ne güzel şey şu çakma konvers, böyle önündeki beyaz alanı lastik enjeksiyon belli, yamuk bi' kere kenarlarından da taşmış. Kırmızı siyah şeritler var taban kenarında, ama tutup çeksem gelecekler gibi. Acayip heyecanlı. Her ölümlünün tatması gereken bir deneyim bence çakma konvers giymek, süper bir şey. :]

[Ama ben konçlu istiyordum, bu konçsuz, telefonla sipariş de bir yere kadarmış. O yüzden şimdi bu takatukaları alıp takatukalatmak üzere takatukacıya götürüp, takatukalatıp, takatukalar takatukalandıktan sonra takatukaları alıp geri geleceğim. Yok, bu kadar işi bugün yapamam sanıyorum, hem yarına da yapacak işler bırakalım değil mi, "madem ki üşeniyorum, öyleyse yarın" felsefenin babası burada gel.]

Bugün yıllar sonra ilk kez "Metallica - One" dinliyorum, hâlâ dinliyorum, hâlâ dinliyorum.

Hâlâ hastayım, antibayotiklerin etkisini göstermesi için bilcümle dualarını bekliyorum günlük, hadi bakim.

Hâlâ dinliyorum.

7.05.2009

Kill it

Sevgili günlük,

Uyandım, gittim traş oldum, sonra bi'şeyler yedim, sonra gelip yatağa oturdum 3 dakika kilitlenip kaldım.

Oluyor böyle bazen, kilitlenip kalıyorum.

Boş gözlerle amaçsız bir şekilde sabit bir noktaya bakıp kalmıyor musun sen hiç?

[Birisi şu canı kapatabilir mi artık cereyan yapıyor?][Pardon camı]

6.05.2009

Virüsümü seveyim [evet]

Sen sen ol kendin gibi sen ol sen sen ol başkası olma kendin ol [Darkane, Tarkan aslında ama Darkane diye de bir grup varimiş, indiragandi sonra ve ingrid berksoy ve berke] olur mu olmaz mı var mı yok mu [Hamdi aloo] az mı çok mu ne diyorsun sen sen ol sen kendin ol sen kendi kendine kendin ol sen sen ol sen ne olur ne olursan ol [come across] ama [grip olma] kendin ol sen olur mu sadece kendin ol sen sadece sen sensindir çünkü sen sensindir ben benimdir başkası başkasıdır sen sen oldukça zaten kendini ancak o zaman bulursun sen sen olayım derken de sencil olma ama sencillik kötüdür çünkü sen sencilsen senci de olursun [zenci bile olabilirsin] aynı zamanda senci olmaksa aslında çok büyük bir fenalıktır [Ah çabuk yetiş ona, kendine bir fenalık yapacak diye edişeleniyorum çok] benci de olma bencilik de çünkü zamanla bencilliği getirir o da çok kötüdür fenadır fena ne diyorum ben yahu fenayım ben fena oft.nokta.

[Lan ne biçim hasta oluyorum ben böyle, bug'ım var sanırım benim.]

Garipal enfeksiyonlardayım günlük. 

Bir de Garibaldi vardı, neydi o? Nereden geldi ki aklıma? Yok artık hiç çıkmamış mıydı mı ki?

Ve son olarak köfte kıymadan möfte de mıymadan. [Mıymınt.]

:] Sevgili günlük bu okuduklarından ben sorumlu değilim demek isterdim ama bu benim galiba evet. Tanı. Kafam birbuçuktan iki oldu.

Kabotaj Zeta Zort

Selam günlük, boğazlarım yanıyor. Nasıl? Böyle de başlanmaz ki kardeşim bir yazıya. Boğazlarım yanıyormuş. Hem boğazlar nedir? Kabotaj.

Yahu çevremde hasta olup da bana hastalığını bulaştıramayan ilk insana karnıyarık yapacam valla. Bu nedir kardeşim. İlla birileri hasta olacak, illa gelip yanımda öksürecek hapşuracak, illa illa. Böyle de bir şarkı vardır günlük, ki hâlâ illa mıdır ille midir, nedir, ayrıca yine müdür müdür müdür onun kavgasındayım içten içe.

Hadi boğazlarımı geçtik, peki bu baş ağrısı nedir mirim? Zaten sabahtan beri bilumum koşturmacadan muzdaribim. Kafa birnoktabeş, bir de baş ağrısı gelsin. Gelin ulan gelin hepiniz gelin. Teker teker de gelmeyin, hepünüz birden çullanın üzerime. Hem de hepünüz, hepiniz bile değil.

Şu anda da kendimi tam bir müzikal terapiye sokurtmuş durumdayım. Akşam yemeğine kadar iyileştim iyileştim, ilaç almalıyım bu arada, Katarina Matarina bi'şeyler alsam belki biraz ekmek değil de pasta yiyebilirim o vakit. Neydi o kadının adı, Kraliçe Viktorinox muydu neydi bak gitti aklımdan, bunda kulaklarımda zoruldayan [zoruldamak da nedir?] In Flames'imizin The Hive'ının da etkisi büyük sanıyorum.

Anaaaa, bizim tavık ölmüş. Evet sevgili günlük, az önce mutfaktan bana doğru bağırılan habere göre uzun zamandır bahçemizde neden bir tavuk var sorunsalıyla beni başbaşa bırakan bu esrarengiz hayvanat bugün itibariyle kendini bilinmezliğe bırakmış. Ah güzel beyaz ligorin tavıkımız, bizi bırakıp da nerelere gittin, kaç yıl oldu saymadım köyden göçeli, 10 falan oldu sanırım. Olabilir. Olabilir çünkü geliş tarihi ile ilgili hiç net bilgi yok şu anda sulanmış beynimde. Hatta bir de horoz vardı da o daha erken gitti kavuştu rahmete. Tavukcuk da iyiden iyiye yaşlanmış yumurtlamayı bile unutmuştu hatta. Ne yapalım, güzel alengirli bir mezar mı yapalım yani şimdi? Yoksa kesip pişirip etlerini kedilere mi dağıtalım? Bizim tavuk, öldüğümde organlarımı kamu yararına bağışlıyorum diye bir kağıt gagalamış mıydı acaba? Sonuçta onlar da hayvan, acıkıyorlar, ihtiyaçları var. Etraf neden karanlık yahu, lambayı açsa ya biri? O biri ben olmalıyım.

Burada oturmuş karanlıkta dünden kalan soğuk pideleri yerken, bir yandan da kalkıp gidip sofrayı hazırlamalı diye düşünüyorum, kulağımda In Flames'in The Hive'i bitip, The World Within The Margin'i başlıyorken de artık iyiden iyiye ağrımaya başlayan boğazlarım için bir Katarin Zeta Zort bulmanın vakti geldi diyorum. Böyle haller içindeyim günlük. Halim hal değil. Hem de hiç.

Başlık da çok saçma oldu zaten.

5.05.2009

Limonlogin



Sevgili günlük, evet şu yukarıda gördüğün şey benim oturum resmim. Artık değiştirmekten vazgeçtim. Neden bak anlatıyorum dikkatli dinle.

Küçük yeğenim bilgisayarı ele geçirmeye başladığından beri, -ki biz sonra doğana küçük yeğen diyorduk, bunu geçiyorum- oturum resmimi ne yaparsam yapayım, nereden öğrenmiş nasıl öğrenmiş bilmiyorum, adam üşenmiyor oturum resmimi ördeğe çeviriyor. Hayır yani neden ördek evladım? Bakşa resim mi yok? Bak bakşa yazdım zaten aceleyle yazayım derken, neden acele ediyorsam o da ayrı konu. Başka.

Canım Ailem'in reklam arasında bilindik bir bilgisayar reklamı "Exper", reklam basit, kadıncağız bıkmış bir vaziyette exper'e sesleniyor, "Eksper eksper, eksper" diye. Ve yerde küçük torunu ile uğraşırken olan bitenin farkından çoktan caymış valide hanımdan yükselen bir soru, 
"Ekber kim?" :] Hohoho yahu ben biliyordum, olmalıydı bizim ailede bir gariplik, yoksa ben neden böyle oldum :]

Neyse, limonatam gelsin. Vak!

4.05.2009

Banal onalma

Sevgili günlük, aslında sana şöyle bir Ankara kolajı yapmayı istiyordum ancak şu andaki haleti ruhiyem, ya da ünlü magazinel Türk büyüklerinden birinin deyimiyle ruhayilıtim, inan ki buna izin verecek kadar net değil. O kadar resim çektim o kadar resim çektim ki şu kısacık Ankara gezim sırasında inan sayısını ctrl+a'sız sayamıyorum. Varol eeindoes. [Bakınız: kayan parmağın w yerine e'ye basması. :] ]

Neyse efendim herşeyi geçin, yanarım da şu Niğde Gazozu'ndan içemedim 2 gün boyunca ona yanarım. Her girdiğim markete Niğde Gazozu sormaktan helak oldum. Ama nafile. Bulamadım. [İstanbul'lu müteşebbislere açık teklif, getirin siz de Niğde Gazozu'nu İstanbul'a mirim, bakınız potansiyel gazoz içebilme katsayım yüksektir benim, pişman olmazsınız.]

Bu da böyle bir kayıt olarak düşülsün şu uçsuz internet günlüğü alemine. [ne banal bir bitiriş oldu]

İstek kipi


Yahu şu 2009 Yeni Megane Coupe'ye hassssssssta oldum be. Amma güzel yapmışlar. Helal olsun röno. Rgöno. 

Bir de yahu şu menü müdür mönü müdür kavram karmaşası var. Kimileri menü yazıyor kimileri mönü. Bilmiyorsanız yemek listesi yazın kardeşim menü mönü uğraşmayın. 

Değil mi ama? :]

Eki eke ekü

On puan on puan on puan on puan,
Taam, kırk puanla şampuan.

Alkışlıyoruz. :]

[Bugün dişime kalıcı dolgusunu yaptırmaya giderken Mecidiyeköy'ün meydanında kollardan yapılmış bir reklam ya da ilan neyse gördüğümde (10 puan 10 puan yazan şeyleri tutan kollar saplamışlar) aklıma geldi bu.] [Stresli miyimdir neyimdir, eki eke ve ekü :] ]

Bak böyle :] ] yazınca da ]'lardan birisi sanki daha küçükmüş gibi gözüküyor.

3.05.2009

Geçirgen

- Ah ben size aşık oldum sanırım.
- Ahahahaha, ne kadar şirinsin.
- Ahm, neyse geçti.

2.05.2009

Oleeey neler oluyor hayatta?

N'apıyoruz?

Oturmuş hiç bir iş yapmadan televizyon seyrediyoruz zap yapıyoruz. Zapt. U rapt. Ouuv beynim dokatlandı. Dokat dokat.

Yahu şu reklamlar bittikten sonra, yok tek reklam, yok advertorial, nedir kuzum, bizi mi yiyorsunuz? Reklam işte.

Wipe Out'a pıst pıst İsmail katılmış. Adı da pıst pıst İsmail kaldı adamın, yok mu çıkıp da demiyor bana pıst pıst diyenin düt düt falan. Pardon fıs fıs'mış. Seviyor demek ki.

Üstüste 2 beşyüzbin açtıran kız [Deniz] ağlamaklı oldu. Ama yani tam da teklif kutusunda olunca tabi biz bile bir gerildik burada. Ağlıyor muyum yahu ben de ne? Yokum diyoor. Yürrü be Deniz. Yürrü be. [Bu da yani, sağdan soldan kıza "yürrü bee" diyorlar, ulan kaybetti mi siz mi tamamlayacaksınız üstünü?]

Bu Hekim Abi de acayip yahu.

Ah hassas kız, kusura bakmayın ağlıyorum dedi, yahu hiç kusura bakar mıyız, ağla ağla açılırsın.

Kuzenden süper tasarı geldi, "Bu yarışmada herkes açtığı kadar borca girsin, işte o zaman gerçekten ağlarlar." Ohoho.

Küçük açana neden teşekkür edilir kardeşim bu dünyada? Sanki isteyerek açtı, Allah Allaaaaah.

Heyecanlı bir kadın var yarışmada, deminden beri saftik gibi anlatıp duruyor bi'şeyler, aha buraya yazıyorum yakında şiddetli gerilim. Adam gülüyor ama yani nereye kadar? Ooo tehditler başladı. İntikam falan alıcakmış. Aha 70milyonun önünde bi'şeyler yapmasını istiyor adamın. [Neden 70 milyondur ayrıca?] Gurur duymanı istiyorum benimle diyor, ve konu git gide daha da çıkmaza giriyor. Yalan söylüyorsun falan diyor kadın, ooo baya baya adam bozuldu bak şimdi. Akşam evde ben sana gösteririm gibisinden bir bakışı var. Arada da çocuk var bir tane, sanırım psikolojisi artık iyice yamulmuştur. Valla bravo ya pskiyatro.

Oooooo stüdyoya Balkanlardan soğuk hava dalgası girdi, kutupta kış gibi oldu aynen, kızımız ikiyüzbinaçtı. Moralini bzmasın diyor Hamdi efendi. Ne bozmayacak yahu, boz kızım moralini boz, daha düzelmez bu tablo ben sana söliym. Kızın anası ağlamaya başladı. Hislendi zaar.

Kızın anası şimdi de, ben iyiyim canım ne üzülecem, ben ona üzülüyorum dedi. Ya teyze ne diyon?

Takıldık değiştiremiyoruz kanalı, acayip gerildik şimdi bak. Hayt, reklam girdi. Reklamdan önce ayrı reklam, reklamda ayrı reklam, reklamdan sonra ayrı reklam.

Guaranalı lipton çay reklamı, ne diyon aslanım sen, bi' sakin ol.

Bize mutluluğunuzun sırrını anlatır mısınız diyen Şebnem Dönmez'e, izledikleri televizyon programlarını anlatıyorlar yahu, bu mudur? Boşuna uğraşıyoruz o zaman biz, aç abi aç sesi iyice. Oooh ne kadar mutluyum. Yok böyle neş'e.

Yeni Laguna'nın önü, Nissan 350Z'den, arkası da Aston Martin DB8'den arak gibi geldi bize biraz ilk bakışta.

Ama ben küçük hissediyorum ama genelde büyük açıyorum ama tam emin değilim ama aç dersen açarım, bi'de kutumdan korkuyorum çünkü kırmızı giydim bugün, ben kırmızı giydiğim günler bazen sarı hissediyorum ama genelde mavi açıyorum, ama mavi giydiğimde mesela hep sarı açıyorum, açim mi, bi 759'dan geriye bi' sayalım o zaman. Hey maşşallah. :]

Aha yüzellibin.

Ankara'nın taşına bakiym de...

Ankara'nın taşına bakan şaşkın İstanbul'lunun gözlerinin yaşına kim baksın? [Neiy?]

Sevgili günlüküm, Ankara'dayım.

[Ayaklarıma karasular inmiş vaziyette, kahve ve lapintopla.]

Haftasonu için Ankara'dayım evet, ilk izlenim olarak şunu demeliyim ki [Evet ilk defa geliyorum Ankara'ya ne yapalım şimdi]; hayatındaki ilk ve son 28 yılını İstanbul'da yaşamış birisi olarak cidden garip duygulara garkoldum özellikle Ankara'nın sanki 1980'lerin renkli çekilmiş fotograflarından çıkmış gibi duran Kızılay'ını görünce.

Pek çok fotograf çektim, pek çok fikir geldi hatta aklıma evde bulduğum geçen haftanın Uykusuz'unu kurcalarken, bunlara İstanbul'a dönünce bakacağız, bu bahsi kapatalım kuzum şimdilik.

Şu aralar Ankara'nın muhteşem bir tasarıma sahip olan cadde aydınlatma direklerini [Ouv çılgın], başkente süpersonik bir hava katan delik deşik kaldırımlarını, yavaş yürüyen, yürüyen merdivenin solunda durup bekleyen, yürüyen bantlarda yürümeyip etrafı seyreden, hayatı sanki inat edercesine yavaş yaşamak isteyen insanlarını, sadece 15 dakika sürüp bizi bizden alan sağanak yağmurlarını ve sıcak mı soğuk mu olduğu anlaşılamayan netameli havasını incelemekle meşgulüm.

Hepsine ayrıntılı ayrıntılı gireceğim sonra. Şimdilik çıkarimasu. :]

1.05.2009

Damage Done

It seems these days are getting shorter
Derails my train of thought


Dark Tranquillity - Damage Done