29.12.2009

9:14

"Ohhaa" diyerekten beğenilerimi sunduğum şu nadide şarkıyı yaptıkları için tüm "Avenged Sevenfold" grubuna teşekkürü borç.

Şimdi bu aşağıdaki play dalgasına basmadan önce 9 dakika 14 saniyelik boş vaktiniz olduğundan emin olun ki, dinlerken araya başka şey girmesin.

Ama tabi ki zevkler ve renkler tartışılmaz mottosundan (bunu da kullanmayı hiç sevmem, düstur diyelim, destur diyelim, neyse uzatmıyelim) hareketle, "yok ben bunu beğenmedim, ne biçim şarkı bu" diyenlere herhangi bir yaptırım uygulamayacağımızı da bildirmek isterim. Gönül rahatlığıyla basıp gidebilirler. :]


[Avenged Sevenfold - Strength of the World]

Bir vayfaylı telefonum olmasını istemek çok mu bu fani dünyada?

Ya sevgili günlük, kendime acayip şekilde vayfaylı (Bakınız: Wi-fi) telefon alasım var. Hatta sadece vayfay'lı değil, bir dokunmatik. Böyle fıtıfıtı basıyorsun, acayip. (Nokia'nın 5530'una kafayı takmış gibiyim. Gibi gibiyim gibiyim gibi gibi gibiyim. Ya da 5800. Tabi ki express müzik. Çünkü kışlar müzikle daha ılık, yazlar daha serin ve yağışlı.)

Dipnotdediğindipteoluramabununyeriburası: Nokia'nın 5530 veya 5800 modellerini kullandım, şöyle şöyledir, böyle böyledir, diye ahkam kesecek (ahkam deyince ortam yesari'den sorulur :]) ve yorum yapacak kişiler için işte tamyeritamzamanı.com. [Hiçbir fırsattan kaçınmayarak yazının altında yorum butonu eklettirdik, sırf siz değerli yorumcular için. (Hehe, yok len vardı zaten orada.)]

Ama gel gör ki, bu istek sadece bir istekten öteye geçemiyor şu zamanlar. Böhürtlen.

Ulan reklamlarda bi' adam var. Yeni yılda sigarayı bırakıp gidip kendime fotograf makinesi alacağım diyor. Ya bırakıp da parasını arttıracak bi' kötü alışkanlığım bile yok lan. Ot ot. Önce sigaraya mı başlasam acaba? 2 3 gün içerim. Sonra yeni yılda bırakıyorum bu mereti deyip, kabaca bi' hesap yaparım. Kaç para ki marlboro acaba (aşaasını da içmem) 5 lira var mıdır? 5 lira diyelim. 3 günde bi paket içsem. Oha n'aptım ya? (Bi'de bırakamazsam?) Haftada 1 paket diyelim. 52 haftada 52 paket. Çarp 5'le. 260 TL. Tüh yetmedi. 3 günde 1 içecez mecbur.

Böyle yaparsam, fırsat maliyetinden yırtarım, telefon da bedavaya gelir. Obaa çok akıllıyım lan. :] Sonra gelsin kahve köşelerinde wi-fi bağlantıları, anlık saçmalamalar, bloglar mloglar, twitler mwitler. Yippiheoooo!. (Bu da gelmiş geçmiş en salak sevinç ünlemi olarak tarihe geçsin.)

28.12.2009

travmatolojik sifon

Ya sevgili günlük, ben senin ta! [N'oldu bi' şaşırdın gözlerin açıldı? :] ]

Bi'şeyler yazayım diye girdim ama inan ki içimden hiç bir şey yazmak gelmiyor. Hiç bir şey ayrı yazılmaz. Hiç bir şey ayrı yazılır mı?

Gördüğün gibi yazdıklarım yazacaklarımın teminatıysa, bana kimse kredi mredi vermez mirim. Hangi banka kabul etsin böyle tutarsız teminatları.

Neyse, asıl ben sana neyden bahsedeceğim hele bir dur da dinle.

O değil de, misal mesela [misalle mesela aynı şeydir] şimdi alafranga tuvaletleri bilirsin, bunları sifonlarının içine mavi enerji topları falan atarlar, mikropları öldürsün diye. Bi' nevi dezenfektasyon. [? Kelimeye bak] İşte o sifondaki mavi dalga eridikten sonra sifonu çekince tuvaletin içindeki su mavi oluyor. İşte bu suya insan küçük hacetini giderdiği zaman [kibarlığını yesinler] işte o zaman sarı ile mavi sıvılar birleşince yeşil renkli bir sıvı oluşuyor orada. Ço kaca yip. (çiş sarı ya olum o bakımdan.)

İşte çocuklarına renklerin karışınca nasıl başka renkler oluşturduğunu anlatmakta güçlük çeken analar babalar, bu örneği kullanarak çocuklarınıza cici bir travma yaşatabilirsiniz. :]

[Yazımızın ilkokul çocukları için anafikri: Sarı ile mavi birleşince yeşil olur.]

Oldu o zaman. Ben yatsam iyi olacak.

27.12.2009

fazlalıkları alalım

Sevgili günlük,
içimde manyak bi' heykeltıraş varmış...
...da, haberim yokmuş.


Bu üçlememizde, labirentten çıkmaya çalışan bir farenin açmazını işledik...

(Yalnız, tamamen plansız ve düşünmeden yaptığım bu şeylerin ciddi ciddi böyle bir konuyla bağdaştırılabilir olması da beni endişelendirmedi değil hani.)

[Yayında ve yapımda bana yazılım desteği sağlayan "buzdanheykeller.com"a teşekkürü borç...]
[Fon müziği konusunda yorum yapmak istemiyorum :] ]

26.12.2009

skip intro

Herşeyin sürekli kendini tekrar etmesi ne garip. Tekrar tekrar yaşıyoruz şu hayatı. Ve ben bunu şu şarkıyı her dinleyişimde tekrar tekrar farkediyorum.

Sonra aradan zaman geçiyor. Tekrar bakıyorum, ya bunları sanki daha önceden yaşamış mıydım ben sanki diyorum, bakıyorum mesela geçen ay yaşamışım. Ahaha diyorum ne kadar salağım sürekli aynı şeyleri yaşayıp duruyorum. Sonra bu şarkı çalmaya başlıyor, tekrar tekrar dinliyorum bi'kaç kere daha, sonra başka şeylere dalıyorum, unutuyorum. Sonra aradan zaman geçiyor. Tekrar bakıyorum, ya bunları sanki daha önceden yaşamış mıydım ben sanki diyorum, bakıyorum mesela geçen gün yaşamışım. Ahaha diyorum ne kadar salağım sürekli aynı şeyleri yaşayıp duruyorum. Sonra bu şarkı çalmaya başlıyor, tekrar tekrar dinliyorum bi'kaç yüz kere daha, sonra başka şeylere dalıyorum, unutuyorum. Sonra aradan zaman geçiyor. Tekrar bakıyorum, ya bunları sanki daha önceden yaşamış mıydım ben sanki diyorum (ısrarla bozuk cümle kuruyorum), bakıyorum mesela geçen yıl yaşamışım. Ahaha diyorum ne kadar salağım sürekli aynı şeyleri yaşayıp duruyorum. Sonra bu şarkı çalmaya başlıyor, tekrar tekrar dinliyorum bi'kaç bin kere daha, sonra başka şeylere dalıyorum, unutuyorum. Sonra aradan zaman geçiyor. Tekrar bakıyorum, ya bunları sanki daha önceden yaşamış mıydım ben sanki diyorum, bakıyorum mesela geçen hafta yaşamışım. Ahaha diyorum ne kadar salağım sürekli aynı şeyleri yaşayıp duruyorum. Sonra bu şarkı çalmaya başlıyor, tekrar tekrar dinliyorum bi'kaç milyon kere daha, sonra başka şeylere dalıyorum, unutuyorum. Sonra bu şarkı çalıyor. Sonra dinliyorum. Sonra unutuyorum.

Sürekli başa dönen bi' intro gibi.


Avatar 3D



- onun beni seçtiğini nasıl anlayacağım?



[Kesinlikle 3D (ve atyazılı) izlenmesi tavsiye edilen acayip film...]

[Tek kelimeyle ha-rika.]

23.12.2009

Ve işte sonunda aynı kaz aynı kafa

Sevgili i-günlük, hişt, naber, özledin mi len beni?

[Bak sana havalı bir karizma katsın diye i-günlük dedim, hişş kıyağa gel.]

Kaç gündür kendi kendime konuşuyorum, ya şu günlüğe de ne zamandır giremedim, ya şu günlüğe de nasıl giresim var, ya şu günlüğe ben girmezsem sen girmezsen kim girecek, ya şu günlüğe bi' gireyim... gibi içi "giriş" temalarıyla dolu cümleler kurup kurup durup durup grup şurup. [farkettin, grup biraz bozdu olayı ama olsun, onun telaffuzu yeter be.]

Ve girdim.

Gördüğün gibi o eski halimden eserler var şimdi. Kafa aynı kafa. 1500. 2000. 2009. 2010. Lan 1010 yazmak ne kadar da zor geliyor insana o kadar 2009 yazdıktan sonra. Çünkü neden? Çünkü parmak hafızası diye bir olay var. Onların da alışkanlıkları var. Onlar da can. O kadar gün 2009 yazdıktan sonra, o 0'a ardarda iki kere basmanın vermiş olduğu dayanılmaz tutkudan bir anda vazgeçemiyorlar. [ne diyorum lan ben]

O değil de, "bir şarkısın sen" diye bir program var ateve'de. Çoluk çocuk çıkıp şarkı falan söylüyor. Bir temaşa bir nümayiş. [ooo laflara bak.] İşte mesela, sen onca yıl konservatuvar, ya da konservatuar, ya da konservetuvar, ya da konverseduvar oku, o kadar sınava gir çık, lalala ses egsersizleri yap, yok kafa sesi, yok diyafram öğren, ulan sonra gel çoluğa çocuğa vokal yap, adaletin bu mu dünya? :]

Ya da o değil de şimdi oluyor mudur acaba bir anda, öyle kapılıp giderken hayatın korozif akışına, ne zaman sonra durduğunda, kaybettiklerini farkediyor mudur insan sağından solundan kopup kayboldukça? [Anlamsız...]

Evet, anlamsız ve sanki anafikir barındırıyormuş gibi duran bu saçma paragrafı da yazdıktan sonra sanırım artık çay içmenin vakti geldi de çattı kaşlarını.

Bu arada farkettim de, ulan harbi harbi standart bir geek olmaya başladım lan ben. Lan teknolojisiz bir günüm geçmiyor yeminlen, sürekli lapintop fiyatlarına bakıyorum, kendime wi-fi'li bir telefon almaya çabalıyorum, ekran kartlarının farklarını falan biliyorum, yeni çıkan oyunları oynamak için bilgisayar toplamaya falan yelteniyorum, netbook bile aldım lan, daha n'olsun. [Eee n'apalım, oturup ağlayalım mı şimdi? Ayrıca bundan memnunsun, sen seviyorsun olm böyle tuşlu muşlu şeyleri. Teknoloji senin göbekadın.] Göbe kadın?

O değilde şu samsung'un wi-fi'li star modeli acayip göz kırpıyor bana. Ulan biri alsa bi' kurcalasam şöyle bi önce, bak'im wifi'si falan nasıl. Sonra yılbaşında kendime hediye edecem bi'tane. Dün de arkadaş ayfontricies almış. Yüeh. Olm inadına mı yapıyosunuz lan.n [bak o kadar sinirlendim ki nokta koydum ama "lann" bitmedi, bi' tane "n" dışarı sarktı.]

Oldu o zaman.

:] şarkı markı da yok şimdilik.

Dipnotdediğindipteolur: Lan 2010 yazmak zor derken 1010 yazmışım zaten, cidden zormuş demek ki.

21.12.2009

iterasyon

Bak,

bi'şeyin ne kadar pahalı olduğuyla, ne kadar değerli olduğu, farklı şeylerdir.

15.12.2009

Gele

Sevgili günlük sana bu satırları koyu demli çayımın damağımda bıraktığı kekremsi tat yüzünden sürekli yutkunurken yazıyor ve sürekli şu şarkıyı dinliyorum. Şu, yani şu aşağılara bi'yere birazdan ekleyeceğimdir, dur hele bir çay daha alayımdır, geleyimdir.

Şimdi bak, hayatta her zaman hep herşey daima ve mütemadiyen nokta nokta nokta

Yine bir yılı daha bitiriyor olmanın hiçbi'şeyi yok içimde, ne kadar acayip. (Gerçi daha 15 gün var. Haftaya bir daha bi' bakalım, bakalım ne alemdeyiz.) Eskiden ne olurdu da sevinirdim biliyor musun, yılbaşına yakın kar falan yağardı mesela. Acayip olurdu içim. Bak şimdi düşündüm de gözlerim doldu, hay bin kunduz. Kunduz mu? Haskktir gibi bi'şey. (Bakın alo, ufaklıklar, burayı okurken bipliyorsunuz ona göre)

Ne diyorduk, yeni yıl. Yeni yıl yeni yıl yeni yıl yeni yıl...

Tam 2009 ya, oha. Eskiden izlediğimiz bilimkurgu filmleri olurdu, "1999 Sınıfı" falan (adı böyle miydi şimdi bakamıycam, böyle bi'şeydi işte neyse) Yahu o zamanın bilimkurgu filmlerinin geçtiği yılları yaşıyoruz lan ne acayip. 2010 ya. yuh.

Şöyle dönüp de baktığımızda insanlık tarihine, bu idiyot insanlık aleminin dünyayı boka benzetmekten başka hiçbi'şey yapmadığını görüyoruz ve üzülüyoruz. Çok gariptir ki, şu aralar okumakta olduğum kitap da bunu söylüyor, hatta başında bir yazı var, dur lan yazıcam, cidden çoluk çocuk okuyorsa akıllarında düzgün bi'şey kalsın. Hişş çoluk çocuk, burayı okuyun; (demli çayından son bir yudum alarak yazmaya başlar...)

"İnsan buraya dek hayatta kaldı, çünkü arzularını gerçekleştirmek için fazla
bilgisizdi. Şimdi, gerçekleştirebiliyorken, onları değiştirmek zorunda. Yoksa
ölüp gidecek."

William Carlos Williams (1883-1963)

"Ooo" diyor insan değil mi? Abimiz olayı daha sanayi devrimi başlarken bitirmiş. Görmüş bu dingil dünyanın ne bok yiyeceğini de, laf söylemiş.

Hayatımın hiçbir aşamasında (hayatın aşaması mı olur lan salak salak konuşma) hayatımın hiçbir level'inde noel babalı, geyikli meyikli, hediyeli mediyeli yılbaşı hikayelerine inanmadım. Hâlâ da inanmam. Yılın son günü yapılan tüm yılın muhasebeleri falan, gelecek yıla ilişkin planlar falan, gece countdown'ları falan. (Ya yapan yapar banane, kimseye de bi'şey dediğim yok, neyse.)

Yılın son günü, benim için "hadi seneye görüşürüz" şakasından ve tam yeni yıla girerken evin içinde sağa sola koşturan annemden ibarettir. Peşinden koşarım ben de. Eğlenceli olur.

Çünkü yeni yıla nasıl girersen yılın öyle geçer. (Bu yüzden koşturup duruyor bütün yıl kadıncağız biri bunu ona anlatmalı. :] )

İlerde bir gün bunları ağlayarak okuyacağımı biliyor ve bu yazıya bir son veriyorum günlük.

Aha da şarkı...


[The Shins - A Comet Appears]

14.12.2009

Asebalite

Sevgili günlük,
Bu geceyi Habib Koite gecesi ilan ediyorum...

Yaz bi'yere, [ayın kaçı len bugün?] her yılın 13 Aralık'ını 14 Aralık'a bağlayan gecesi Habib Koite gecesi bundan kelli. [kelli derken?]

Ya yarın şimdi iş güç, her ne kadar olmuyor desem de, bir miktar pazartesi sendromu oluyor insanda. Az ama. Kafayı bi toplayalım bununla.

Şşşhh, sakin :]


(Rehabilite) [Ahahaha, hiç bi'şey anlamıyorum dinlediğimden ama acayip ya...]

13.12.2009

bir şarkı


[Your Vegas - Aurora]

Rüya da olsa bi' garip yani

Erkekler ağlamaz.

Ulan günlük son zamanlarda acayip acayip rüyalar görüyordum ya, bu acayip rüyalar silsilesine iki rüya daha katıldı geçtiğimiz günlerde.

İlki çok garipti cidden, sabah kalkıp giyinip servise binip uyumaya başlamıştım (hergünkü rutin sabahlardan biri) uyanmama yakın (artık vücut biyolojik olarak kendini işe yaklaşırken uyandırıyor) apacayip bir rüya gördüm. Üstelik efektli mefektli.

Uuupuzun ve yeemyeşil çayırlar vardı, ben de üstlerinde uçuyordum. Acayip soğuk metalik bir fon sesi geliyordu arkadan, iki metal birbirine sürtünü de bir ses çıkar ya işte ondan. Acayip ama resmen üşüdüğümü hissettim. Çayırlarda yatan bi'şeyler vardı, neydi tam anlayamadım ama. Hafif korkuyla karışık bir merak duygusu vardı içimde. Bir süre uçtuktan sonra uyandım. [ulan bak düşününce şimdi tüylerim diken.]

Ötekisi daha da bi' garipti. Nedendir niyedir bilmediğim halde hüngür hüngür ağlıyordum dün yine sabaha karşı gördüğüm rüyada. Çevremde kimse yoktu. Yerde bağdaş kurmuş şekilde oturmuş, başımı önüme eğmiş, hıçkıra hıçkıra ağlıyordum.

Lan olm n'oluyoruz? Nereden geliyor bu bilinçaltı duygusallığı, ne iş?

[Yalnız rüya da olsa garip bi' şekilde rahatlıyor sanki insan sorma.]

12.12.2009

Absürd IT İnsanları

- Çayın dem suyunu koyuver.
- Taam.
- Altını da yarım yap demlensin.
- Altı yarım zaten (tamı 12 o zaman)

Böyle öğlen çay demliyoruz günlük biz. Çünkü kahvaltıda çay içmedim. Çay içmeyince de başım ağrıyor. Tein işte bildiğin. Teinsiz yapamıyorum uleayn. Tein bağımlısı oldum. Bana tein verin, tein teinnn. Nein. Hop dur ya noluyoruz.

Sevgili günlük gece mayaklar gibi IT Crowd'un ilk 4 bölümünü izledim. saat 4 müydü neydi. Ahahahoo, hatta dizide ana 3 karakterin haricinde Mighty Boosh oyuncularından Noel Fielding'i de görünce manyaklığım tavan yaptı. (Aaa ne ki bu Mighty Boosh diyenler, örnek iki videoynan oyalanabilirler. Tıkla)

Buz diziyi daha önceleri duymuştum, ama ne yalan söyleyeyim, bu kadar absürd olabileceğini düşünmemiştim. Dün rastgele bir arkadaştan aldığım bölümler marifetiyle aslında dizinin nasıl da eğlenceli olduğunu görmekle kalmadım bir de üstüne üstlük hayranı olma yolunda ilerliyorum.

Misal bir replik, gecenin 3'ünde millet uyanıp da "n'oluyor ulen oğlan sapıttı gecenin bir vakti" demesinler diye sessiz sessiz içime içime kıhı'lamama sebep oldu. (Hani böyle ağzını açmadan akciğerlerinden gelen hava ses tellerini titreştirir de boğazından yukarı çıkarken gırtlağını hıtthırt yapar, ne anlatıyorum ben ya.)

Aynen aktarıyorum...

Kapalı ve penceresiz bir odanın içinde 6 parçadan oluşan ve üzerinde ufak kırmızı ışıkların olduğu bir blok bulunmaktadır. Üzerindeki kırmızı ışıklar ise aralıklarla yanar ve söner. Konuşma Richmond (Noel Fielding) ile Jen (Katherine Parkinson) arasında geçmektedir. (aaa baya aya senaryo yazıyorum lan ben, bunun üzerine gitmeliyim.)

J: Vay canına burası baya soğuk, değil mi?
R: Hımm, havalandırma. Bu şeyleri serin tutuyor.
J: Evet, ne bunlar?
R: Hiçbir fikrim yok. Onları kontrol etmem için ben buraya koydular.
J: Moss ve Roy
R: İsimlerini bilmiyorum.
Demek istediğim, buradaki aletlerin ne yaptığını bile bilmiyorum.
Burada ne oluyor. (bu arada aletin üzerinde küçük kırmızı bir ışık hızla yanıp sönmektedir.)
Bilmiyorum.
Bunu yapması iyi bir şey mi? (Hızla yanıp sönen ışığı göstererek.)
Genelde bunu yapmıyor.
Bunu onlara söylemeliyim, ama, çoğunlukla onlara bakmıyorum.
Bir de bu: (yanyana yanan iki kırmızı ışığı göstererek)
Işık, (ışık yanar)
Işık, (ışık yanar)
Işık, (ışık yanar)
Şimdi biraz bekle,
Bir süre hiçbir şey yok,
Şimdi geliyor,
Çift ışık. (iki ışık birden yanar)
Harika.
J: Vaay, delirmeye başladığın çok açık.

Ahahahaha, geyik ulen, ne acayip dizi :] (sanki böyle yazınca çok komik olmadı gibi...)

Amanın çay kaynamış. Halbuki altını yarım da yapmıştım ama, du' bi' çay koyim gelecem.

9.12.2009

Bana da yazık ulann...

Sevgili günlük sana bir sır vereyim mi?
Bazen hayat çok küstahlaşıyor bana.
Ama hayat küstahlaşmaz, insanlar küstahlaşır.
Bu yüzden zaten insanlara da aslında genelde güvenilmez.
Çünkü güven öyle her yerden alınabilecek bir ipod kılıfı değildir.
Ve aslında ipod'un da konuyla hiçbir ilgisi yoktur.
Konu tamamen karaktersizlikle alakalıdır.
Karaktersizlikse boktur.
Bok da pistir.
Pislik temizlenir.
Temizlemek için de silinir.

[Genel itibariyle çok takmayan bir insan olduğum için "takmıycaksın tak açıcaksın" mantalitesini güdüyorum. Peki bu mantalite koyun mudur? Neden güdülür? Ayrıca sadece koyun güdülmez, inek de güdülür. O zaman bu mantalite inek de midir? Bu nasıl bir cümle yapısıdır?]

Şimdi sana -di'li geçmiş zaman kipinde çekimlenmiş bir şarkı armağan ediyorum.

Dinleyelim.

Rot!
Notumnotsunnot: Ha şimdi bir çılgınlık edip de play tuşuna basarsan, sesin çok açık olmadığından emin ol bence, imza bir dost. [küçük yazdım ki daha çok dikkati çeksin diye, böyle de duyarlı bi' insanım.]

8.12.2009

incoming

Can sıkıntısı, başka da bi' numara yok.

5 mesela, al sana numara, gördün mü ne kadar sıkıcı.

Bildiğin bardağın yarısı dolu yarısı boş durumları, benimki boş.

Can sıkıntısı işte bildiğin,

başka da bi' numara yok.

Sabah sersemliği

Sevgili günlük kaç gündür dikkat ediyorum, [evet dikkat ediyorum ben öyle bazen] camdan dışarı baktığımda sürekli bir sis sürekli bir duman. İstanbul’un havası pek bir kirlenmeye başladı sanırım ya. Gözle görülüyor yani. Misal şu anda camdan dışarıya bakıyorum, ilerlerdeki devasa İstanbul Sapphire bir karartı olarak görünüyor. Oha diyorum, kafamı çevirip bakıyorum İş Kuleleri de öyle yuh diyorum, öte yana bakıyorum, aaa Kanyon görükmüyor bile, abarii diyerek normalde hiç vermediğim bir tepki veriyorum.

Kanyon’a gitmişliğim de yoktur hiç ayrıca, sevdiğimi söyleyemem de çok. [Ne biçim cümleler kuruyorsun evlat?] Gidemen gidemen gidemen, o kadar uzaklara gidemen.

Arkadaş geçen Gogıl Veyv davetiyesi gönderdi. Açıp da bakamadım uleayn. Yanarım da ona yanarım. Süreli midir acaba, süresiz midir, nedir, müdür? Süreliyse şimdi bir mazeret de bildirmek lazım, o oldu da, bu oldu da, aman giremedim de, n’olacak da, olur mu da, olmaz mı da, eeh boş yere uzatıyorum farkındayım…

O değil de insan alışıyormuş be günlük… Şimdi böyle deyince duygusal gireceğim sanıyorsun ama öyle değil, şu masa üstü simge büyüklüklerinden bahsediyorum. :] Monitör aldım ya geçende, hayvani bir çözünürlüğü olunca simgeler bit kadar kaldı, kaşındırmaya başladı. Alışıyor işte günlük insan alışıyor, ah alışıyor da, sonra zor geliyor, vay anam ben öleyim.

Lan biri aradı şimdi, telefonda Yahya diye birisinden bahsediyor, anlattı anlattı [nereden bulucam da sistemde, nasıl ulaşıcam da, nereye gircem de, n'apıcam?] "Yayla Bey'i şuradan şuradan şöyle bulursunuz sistemde" dedim "oradan işlem yaparsınız." [Sonra 2 saniyelik bir duraklama yaşadım] (Lan içimden düşündüm adama Yayla dedim galiba diye) Aynı cümleyi baştan kurdum, "Yayla Bey'i şu şu şu işlemleri yaparak bulabilirsiniz sistemde" dedim. [Sonra bir 2 saniye daha durakladım] "Pardon Yayla Bey'i" dedim. [Sonra artık duraklamayı bıraktım, gelişine denemeye başladım] Yayla Bey'i, Yahla Bey'i, Yahha Bey'i, [lan Yahya diyemiyorum...] en sonunda dayanamadım baktım bi'türlü doğruyu bulamıyorum, adama sordum "Ya adı neydi yahu?" diye. Ulan kafa kalmadı azizim...

Oldu o zaman.

6.12.2009

Şimdi bu başlık alanına en çok kaç harf yazılabileceğini deniyorum günlük. Çok manasız bir araştırma biliyorum. Denedim bu arada. Ama sonunu denk geti

remiyorum. Ve artık da uğraşmıyorum. Denedim buldum. Cevabı da söylemiyorum. :]

Neyse hadi, sosyal sorumlu blog zırvası: Tıklayalım kaç olduğunu öğrenelim.

Aşağı

İnsan yerden yükselince ilk olarak aşağıya bakar...

Bu kibir midir?

(öyle çok da tavsiye edilmez hani...)
[Chimaira - Down Again]

5.12.2009

fakdisret

Sevgili günlük, bugün, [aslında dün] çünkü şimdi yarın, yani bugün, çünkü dün bugündü, yani aslında dün, [lan n'oluyo kafakontak oldum] tipik Cuma akşamı çıkışlarından birinde daha birlikteyiz saygılı günlük.

İş çıkışı Taksim'deyim evet. Çünkü biliyorsun tatile Cuma akşamından başlarsan sanki tatil daha uzunmuş gibi gelir. Böyledir bu şimdi birbirimizi kandırmayalım. Yok öyle değildir diyen varsa ilk paragrafı bir daha okusun öyle gelsin.

Cuma akşamım artık geleneksel hale gelmeye başlayan "Ekvador'da çikın'lı bi'şeyler" etkinliği ile başladı. Şimdi bak günlük, böyle durumlarda arkadaş grubunda sigara içen vatandaşların olması çok büyük handikaptır. Çünkü içerde oturmayı tercih etmezler, dışarda sokaklarda titreye titreye yemek yemenize neden olabilirler, ki oldular. Sağolsunlar ben yine zatürre olabiliyore. Bakalım daha net bi'şey yok ama.

Sonra bu İstiklal Caddesi'nin baş tarafına doğru bir kahveci var, neydi ulen adı, ferricini mi fertici mi, [Bi' saniye kahve bardağının altına koydukları bardak altlığını yürütmüştüm bi' bakıp geliyorum, kaybolma bi'yere] "Filicori"ymiş, oha amma atmışım. [Günün tavsiyesi çok klas bi'yer.] Donmakta olan benliğimize ılık bir maneviyat dolsun diye iki kahve içelim güzelleşelim dedik. Tabi kapalı mekan olması nedeniyle bizim arkadaş tayfasının sigara molası geldi, kapının önünde sigara içilmesini beklemeye başladık...

İşte ne olduysa o an oldu, ayaklarımızın altından hızla siyah bir varlık geçti. "Aaa fare ulan", "fareye bak" diyerekten, kahakaha, kihihi, hahaha, hohoho, nidaları eşliğinde farenin nereye gittiğine bakınırken, yurdum turist kafilelerinden birindeki idiyot turistlerinden bir tanesi angut angut "Rat" "Rat" dedi bize. Bunu demekle de kalmadı, ayağını yere rap rap vuraraktan, "ezicen geçicen ne korkuyon" gibisinden sarhoş ingilizcesiyle bi'şeyler böğürmeye başladı. Ya tabi turisttir şimdi fazla da muhattap olmam ben öyle turistle muristle, "he he ok" diyip gülümsedim elin gevuruna. Bu dingil ukala hâlâ "What the f*ck", "o man it's a rat", "ayağını yere vurmalar falan", "like this falan". Töbee töbee, lan yürü git akşam akşam götleğe bak ya, fak mak diyor bir de. Ulan dedim içimden, kültür başkenti falan tanımayacam dalacam şimdi sağlı sollu. Gerçi herif de iri, sarhoş zaten, elinden alamazlar valla beni, ooh tam mahalle kavgası, ondan sonra magandalar turist dövdü diye haber, bi' maganda damgası yemediğimiz kaldı zaten tam olur bu da... Ya sabır dedim, adamın yüzüne gülerekten de "hehehe ya yürüyün gidin hadi işiniz gücünüz yok mu" deyip, kahve kapısı önündeki arkadaş arası muhabbetimize geri döndüm.

Şimdi söyle bakalım günlük, sen gitsen, elin Fransasında, Almanyasında, İtalyasında, Andorrasında, Lihtenştaynında, yollarda böyle böğürür müsün, tanımadığın insanlara fak'lı mak'lı cümleler kurar mısın? Kurmam tabi dediğini duyar gibi oluyorum, kurma zaten, çünkü döverler adamı. Belki de dövmezler, bilmiyorum. Ama hoş değil. Nahoş. Nahoş, hoş değil demek.

Peki şu daha garip değil mi, bir turist, tatile geldiği memlekette, böyle rahat davranma hakkını nereden buluyor? Kimsin lan sen? Gelmişsin zaten domuz gribi kuş gibi ne bok olduğun belli değil, almışız seni tatilci diye sokağa salmışız, hayır yani usturubunla gez, bas git nereye gidiyorsan. (Çok mu faşizan oldu be? :] ) Gerçi şu davar ki, yok öyle değil, şu da var ki, sanki bizim öz hakiki öküzlerimizin bunlardan aşağı kalır yanı var mı? Yok tabi ki. Hatta fazlaları var eksikleri yok diyebiliriz. Bu iki konu acayip su götürür. Girmiyorum şimdi ama...

Şu aralar okuduğum kitabın da etkisinde kalmıyor değilim hani, "Çivisi Çıkmış Dünya" dejenere Batı kültürü ile, memnuniyetsiz Doğu kültürü arasındaki etkileşimi inceleyen bir kitap, deneme aslında. Ama etrafa bakınca cidden farkediyor insan. Bitirince onun da yorumunu yapabilirim sanıyorum, bitirebilirsem. :]

Oldu o zaman, saati de 3:00 yaptık püü. Ne 3ü? 3:30 olmuş.

Hadi bana iyi geceler.

1.12.2009

Kapıl

Sevgili günlük, yine için kaldırmadı, bir kaç kuple bi'şey yazmadan geçemeyeceğim. Bu arada sorarım sana, kuple kapıl'dan mı gelir? [Kapıl için bakınız: couple]

Bak nedir ben sana söyleyeyim, dilimizdeki Fransız etkisinden kaynaklanmıştır kesin.

Fransız dedim de aklıma geldi, bu aralar çoğu şeye Fransız kalıyorum. FarmVille'de tarla sahibi insanım, hergün soya fasülyesi ekiyorum GDO'lu GDO'lu. Kesin GDO'lu bunlar, 1 günde yetişiyorlar çünkü, hele çilekler 4 saat.

Kitap okuyorum demiştim ya, evet okuyorum, ama kitapta tek paragraflık cümleler var, sonuna geldiğimde başında anlatılmak isteneni unutuyorum, sonra başına tekrar göz gezdiriyorum, bu sefer sonuyla bağlantı kurmak için tamamını okumam gerekiyor, sonra sonuna geliyorum, baş tarafını yine unutmuş oluyorum, bu yüzden biraz uzun sürüyor okumam. [Balık yemiyorum ya ondan...] (İlkokula giden henüz dimağları gelişmekte olan vatandaşlar, alo, okuyorsanız bunları bakın benim gibi olmamak için balık yiyin.)

Ne diyordum, bak unuttum şimdi araya başka şeyler girince. [Bak görüyorsun işte...]

Hah, kendime monitör sipariş ettim bugün, tamı tamına 21,5 inç. Devasa hayvanilikte. [Oha tabire bak.] Bakalım ne zaman gelecek? En son süper hızlı gönderi dalgasına sipariş ettiğim netbuk 4 günde gelmişti. Bu süper hızlı falan da değil, artık yaza yetişir herhalde.

Netbuk dedim de aklıma geldi; kitap güncel bir kitap aslında, akıcı gidiyor, ama daha ilk 4 bölümünü okuyabildim yukarıda anlattığım zeka geriliğim yüzünden. Bitirince buradan sana kritiğini yapacağım hiç merak etme. [dipnotdediğindipteoluramabudipnotdeğil: ilk iki bölümü atlattıktan sonra kitabı okumak biraz daha kolaylaşıyor... :] ]

Oldu o zaman.

Kısa mesaj...

Sevgili günlük,

Seni çok boşladım biliyorum, yalan dolan yok, aldatıyorum bu aralar seni haberin olsun...

Öptüm.
Görüşürüz.

[Al sana şarkı...]