30.09.2010

Ne işimiz var el alemin sitesinde?


Ne işimiz var efenim el alemin sitesinde?
Mis gibi kendi sitemiz dururken... :]


Madem sürekli engelleyip duruyoruz, o zaman bence bunu ciddi ciddi düşünelim.
Tübitak n'apıyor? Buna da el atsın.

"Devlet destekli, hukukçulardan onaylı, güvenli videolar."
"Millî Video Teşkilâtı"

Mim olayı

Bu mim işlerine çok fazla dahil edilmediğimden genelde kendi kendimi mimlerdim. :] Mesela bunda kendi kendimi mimlemiştim ahehıhihohuhü. Daha başka da böyle kendimi mimlediğim bazı yazılar vardı da onları bulamadım şimdi neyse, sonra bunda da beni mimlemişlerdi.

Geçiyoruz...

Mim özetlerini bitirdikten sonra, Syrakusa'nın beni mimlediği konuya gelecek olursam :]

"Hangi ünlünün yerinde olmayı isterdim?" sorusuna hiçbir zaman "şu kişi" dediğim olmadı. Sanırım olmayacak da. Ama soruyu belki şöyle değiştirip, cevabı şu şekilde verebilirim.

Mesela;

  • Ritchie Blackmore gibi gitar çalmak isteyebilirdim.
  • Şu milyondolarlık internet sitelerinden birini yapacak kadar kodlama bilgim olsun isteyebilirdim. :]
  • Metallica gibi bir grup kuracak bir ortamım olsun isteyebilirdim.
  • Lan dur iPhone4 de istiyorum arada onu da söyliyim. :)
  • gibi gibi...
Ama direkt olarak, "şu kişi"nin yerinde olmak isterdim diyemem.

Ayrıca da Syrakusa'ya beni mimlediği için teşekkür ederenzi.

28.09.2010

Sancılı süreçler bizim işimiz! Vol:2

Oleey iş görüşmesine çağrıldım!!! Ama, fakat, lakin?

Evet, serinin bir önceki yazısında [mesela bakınız burada olabilir] iş arama süreci, CV hazırlama teknikleri ve sair konularda hayat kurtaran bazı tüyolar vermiştim. (umarım uygulamadınız) Bugün ise, artık mülakata çağrıldınız ve ne yapacağınızı bilmiyorsunuz, midenize sancılar, karnınıza kramplar giriyor. Ama endişeye mahal yok, çünkü sancılı süreçler bizim işimiz.

Her şey bir telefonla başlar. Alo, vıdıvıdıyla mı görüşüyorum, biz bıdıbıdı şirketinden arıyoruz falan, yarın saat 2 sizin için uygun mu filan. Özet geçtim buraları. Son soruya dikkat; (hep böyle sorulur çünkü) saat "şu" sizin için uygun mu?

İşte bu anda "from victim to killer" olma vakti size gelmiştir. Diyeceğiniz şey şudur: "Aa hayır, saat "şu" bana uygun değil, saat "şu" size uyar mı acaba?" Bu soruyu sormanız bile yeter, uysun ya da uymasın farketmez, karşınızdaki de zaten "o saat uygun değil, şu saat uyar mı" diye başka bir saat önerecektir, onu kabul edebilirsiniz. İlk tepki her zaman iyidir, ikinci tepki can sıkar, telefonda amerikan atasözlerini saydırtmayın. (mesela: biliyorsunuz) :] (hemen tıkladın di mi linke, "from victim to killer" deyince, hiç üzerinde durup bi bakma acaba bu link nereye açılıyor diye, neyse :])

Belirlenen gün ve saatte (önemli: asla geç kalmayın, geç kalıyorsanız arayın haber verin. Doğru lan valla, makara yapmıyorum bak bu sefer ciddi ciddi yazıyorum. Bu sizin karşı tarafa ne kadar önem verdiğinizi gösterir.) [Parantezler yüzünden ana fikirden kopuyorum] mülakata gittiğinizi varsayıyorum. Maddeler halinde gidelim;


Kendine güven çok önemli: Mülakata girdiğinizde kool bir hava takının, böyle burnu! bir karış havada tipler gibi olun, sanki o görüşmeye gittiğiniz adam 2o yıl çalışıp koskoca bir şirket kurmamış, ya da işin başına geçmemiş de, siz öyle evden çıkıp gelip onun yapacaklarını serçe parmağınızla yapabilirmişsiniz gibi yapın. Kendinize güvenin. :]

Gülümseyin ve güldürün: Sürekli kahkahalar atın. Gerekli gereksiz her şeye gülün. Karşınızdakinin espri konusu yapılabilecek bir özelliğini bulum abandıkça abanın. Bu sizin ne kadar samimi olduğunuzu gösterecektir. Ayrıca karşınızdakinin tiki falan varsa mülakat sırasında muhakkak en az bir kere dürtün. Soğuk terler dökmesini sağlayın. Huylanırsa kahkahayı basıp sağdaki soldaki insanlara gösterin.

Kuruma bir şeyler katabileceğinize karşıdakini inandırın: Sürekli mülakat yapılan yeri eleştirin mesela, "of ne kadar sıcak, çalışanlar bu sıcakta verimli olmaz", "aman o perdelerin rengi ne öyle?", "masif mi bu masa?", "sizin gözleriniz lens mi? ay pardon karıştırdım", -bilançocuğunuzu görebilir miyim bi incelemek istiyorum?" - bilanço olmasın? -olabilir. (asla bilmediğinizi çaktırmak yok :] )

Kaliteli olun: ( ? ) :) Bunu göstermeniz kolay değil, herkes gibi yapın, çakma rolex saatinizi, şık görünsün diye boya küpüne sokulup çıkarılmış ayakkabılarınızı, ya da ipek kravatınızı göstermeye çalışın konuşma arasında :] Mesela şunu yapabilirsiniz, kaleminiz yere düşürür gibi yapıp bir anda tutarsınız, hop dikkatler kalemle saatte.

Başvurduğunuzun işin gereklerine göre davranın: Mesela yönetici asistanlığına mı başvurdunuz, hemen karşınızdakine hayata dair öğütler verin, kültürel olaylar ve gelişmelerden bahsedin. Pazarlamaya mı başvurdunuz, hemen kiralık olan eniştenizin evine kiracı bulmaya, satılık olan amcanızın arabasını oracıkta satmaya çalışın. Pazarlık yapmayı da unutmayın.

Hobileriniz olsun: Tüm gün kültür ve sanat haberlerini, spor haberlerini, sosyal medyayı takip ettiğinizi, internet ve televizyon bağımlısı olduğunuzu söyleyebilirsiniz. Ayrıca sürekli kitap okur, caz dinler, yıllardır yüzme sporu ile ilgilenirsiniz unutmayın. Omuzlarınızın darlığı ve boyunuzun kısalığı ise ailedendir.

Ehehe, artık yeni işiniz hayırlı olsun diyebiliriz.

Not: Lütfen burada okuduklarınızı denemeyiniz. Denerseniz sizi tanımıyorum, şimdiden söyleyeyim, başınıza geleceklerden kendiniz sorumlusunuz. :]

Haftasonu Dövmecisi ve Kitap Üzerine bir ikileme

Sevgili günlük, bugün sırf bir arkadaş internet sitesinden aldığı CD'ler için 3,75 TL kargo parası ödemesin diye, siparişi 50 TL'ye tamamlamak için, 12 TL'lik kitap satın aldım. Salak mıyım lan ben? :]

Aceleye geldi alemin kitap delisi Gizem'ine de soramadım hangi kitabı alayım diye, o anda ortalarda yoktu. Ben de en çok satanlar listesinden 370 sayfalık "Sil Baştan" isimli kitabı aldım. Vurgu burada 370'te olacaktı aslında. Lan 370 sayfa. İyi bir yatırım olduğunu düşünüyorum. Evet.

Her gün 1 sayfa okusam 1 senede anca bitiririm. Hatta daha önceki kitabımda olduğu gibi her gün bir paragraf okusam 10 yıla kadar sürebilir. Bu arada daha önceki kitap gerçekten belirlediğim hızda ilerliyor, sanırım 5 yıla bitiriyorum onu da.

Sonra, asıl ne anlatıcam bak dur dinle, sayın İris Hanımcım blogunda bahsetmiş, artık ben de bahsedebilirim, (çünkü beni tehdit etmişti önce ben yazıcam diye :] ) hafta sonu dövmeci gördüm ben. Bu hanım kızımız gitti dövme yaptırdı. Ben de Cumartesi günü sabahlarında metrobüslerin bu kadar dolu olduğunu bu sayede bizzat görmüş oldum. Sayın İstanbul Büyükşehir Belediyesinin başkanına seslenmek istiyorum; "Bence metrobüsler çok kalabalık. Ama güzel gene de 20 dakikada Mecidiyeköye geçebiliyoruz." (Yiğit öldürmek hak yememek)

Sonra efenim, tabi sabah hiç bi'şey yememiş olmamın (çünkü sabahleyin o karanlıkta buzdolabını bulamadım evde, uu sezdin kinayeyi :]] sez sez. ) getirmiş olduğu mide gurultusuyla daha önceden internet sitesini bulmuş olduğumuz şu güzel mekana gidelim dedik. Josefine. Bakınız iletişim kısmısına ne diyor? Teşvikiye diyor değil mi? Evet. Ama hayır. Gittik aradık bulduk, kapısında koskocaman bir kiralık ilanıyla karşılaştık. Karşısındaki emekçi esnaf tekel bayisine sorduğumuzda da aylar önce kapandığını söyledi. haybink. Böyle vurdumduymazlık, böyle aymazlık görmedim efenim. İnsan şu sitesini bir günceller. :]

Neyse ki imdadımıza KaraFırın yetişti de, tüm Nişantaşı mide gurultularımı duymadan karnımızı doyurabildik. O halde -zaten aslen gurme olduğum için- şu KaraFırın'ı da önereyim boşa gitmesin. Giderseniz selamımı söyleyin, tanımamış gibi yapacaklardır, reklam sevmiyorum çünkü. :]

26.09.2010

Fizy'ksel çıkarım Vol:15 (Gad dem fizy)

Sevgili günlük eğer vaktim olsaydı -ki aslında var- #ironiyegel, sana yalancı olmadığıma dair binlerce yalan sıralayabilirdim. Ama ne yazık ki vaktim yok. Bu nedenle şimdilik şu nadide ötesi süper muhteşem şarkıyla seni baş başa bırakıyorum.

Bu arada yazının başlığından da anlayacağın üzere, fizy'de bu şarkının doğru düzgün bir kaydını bulamadım. Oturdum gecenin bir vakti uğraştım didindim kendim ekledim. Zaten kurda sormuşlar boynun niye kalın diye, senle muhattap olamam demiş. Burnu da büyükmüş çünkü.

Sonra n'aptım? Az önce eklemeyi düşündüğüm şarkıyı yüklemeye çalışırken, playlist'te başka bir şarkı kulağıma ilişti. O yüzden de vazgeçip yine fizy linki eklemeye kadar verdim. Ne kadar boş bir 15 dakika harcadım hesabı yok. Kim verecek bu giden 15 dakikamı şimdi geri? Şimdi bana kaybolan yıllarımı verseler? Şimdi bana seninle bir ömür vaat etseler? Şimdi bana yeniden ister misin deseler? Onlara koskocaman bir Amerikan atasözü söylerim. #meselafakyu

#kesinliklesanagöredeğil :]
Buradan (sağtıkyenisekmedeaçanzi)
Önemli: Sesin çok açık olmadığından emin olmadan linke tıklamayınız.

Boşa geçen zamanı okudunuz.

23.09.2010

Alt kimlik ve değişimlikler üzerine bir çıkarsama, ya da #yokdeve

Sevgili günlük, n’apanzi?

Bak mesela, şu kürdan meselesi. İnsan kalitesiz kürdanlar yüzünden sinir hastası olur da kendini rehabilitasyon merkezlerine kapatır da tedavi olmaya çalışır da yine de iyileşemez, o derece yani.

Çünkü niye; şimdi bu kalitesiz kürdan bi’ kere dayanıksız olur, dişlerinizin arasını vıcır vıcır kurcalarken (laan neler diyorum ben? Bu konuya nereden geldik biz be, öğük.) Velhasıl, kısaca, özetle, kürdan dediğin kaliteli olacak arkadaş, bence devlet buna bi’şey yapsın. Kürdanlar konusunda bir teftiş ekibi mi kurarlar, denetim mekanizması kurup ülkeye giren (hep Çin malı bunlar ya, çünkü memleketimizde her şeyin en iyisi var çünkü, çok iyi insanlarız biz çünkü, hiç öyle alavere dalavere yalan dolan olmaz bizde çünkü, her şeyimiz on numara çünkü ya o bakımdan hep Çin’e yüklen.) [kinayeyi sezz] [sezz] [sezdin mi?] (Efferim) (oha parantez içine yazarken cümlenin kendisini unuttum iyi mi?) Çünkü ülkeye giren çıkan yok, giren çıkan bize be azizim.

Neyse ne diyorduk? [Ve yazar, ohaha kendine yazar dedi, bu anda aslında hiçbi’şey demediğini fark eder, ama olsundur, böyle de güzeldir, böyle de iyidir.] Sonra efenim, ondan sonra, onbir.

Olabilir yani insanın dişinin arasında bi’şeyler kalabilir, ama onu çıkartmaya çalışırken kullandığı kürdan da kalır mıymış hiç insanın dişinin arasında kırılıp ezilip mezilip. Nıç nıç nıç. Dava etsem mahkemere koştuğuma değmez, çünkü çıkarttım, ama ne olacak şimdi benim bu son 10 dakikadaki haleti ruhiyem hı? Geri verebilir misin bana beyhude bir stresle geçen son on dakikamı he? Kime diyorum ha? (Hı’lar He’ler ve Ha’lar hep vurgu dalgası.) Kime diyorum Abidin? Mutluğuna bir resmine iki.

Neyse ne diyorduk? [Ve yazar burada kopyala yapıştır yapar.]

Geçen gün sevgili iPodTaç’ıma bişeyler oldu. Bir baktım Hesap Makinesi ikonunun olması gereken yerde sıkıntılı bir boşluk var. Böyle siyah bir kül biraz da duman gibi, aa dedim lan alet gitti. Hemen Taaşşuk-u Talat ve Fıtnat isimli nadide eseri açarak ne yapmam gerektiğine baktım. Ekran kaydırdım falan, aha? Şimdi de hava durumu ikonu gitti. “Lan noluyo laan!” demeye kalmadan, (Bakınız: Güneşin Oğlu filmi Haluk Bilginer) kapatıp açarsak düzelir mottosu aklıma geldi. Hemen bi kapattım açtım, bazinga! Düzeldi meret. Ona da bi’ aferim verdim hemen. Ödüllendireceksin arkadaşım böyle bi’daha bozulmasın diye.

Bitsin artık yeter. Öğle tatilimi de şunla geçirdim ya aferim bana. Kendimi de ödüllendireyim. Yiii-ha! Bi’de topuk dansı, bak nası heyecanlandım gene ya. Panika tak mı vara cababen de? :] (Yok lan ne alaka? Aksine bir boşvermişçilik, bir vurdumduymazcılık, bir bana dokunmayan falan sana otursunculuk var bende. (Çok iyi oldu çok da güzel oldu.)

Gerçekten herkesin bi’ popisi var mı? Herkesin popileri farklı mı? Herkesin değişimlikleri ne? :]

21.09.2010

Sancılı süreçler bizim işimiz! Vol:1

Sevgili günlük. Şimdi sana, iş arama, iş görüşmeleri ve iş görüşmelerinde takınılması gereken tavırlar hakkında biraz bilgi vereceğim. Sevgili Yesari'nin yönlendirmesiyle bu konuyu işleme gereği duydum. :] (Bu arada evet google aramalarında Yesari Asım Arsoy'dan önce çıkıyor, çok ayıp :] )

Aaa, sevgili günlük, sol kolum camın boşluklarından efil efil içeriye üfürten hava yüzünden donma tehlikesi geçirmek üzere, anaaam nası esti lan birden, yazının ilerleyen safhalarında asdfg harfleri ile ilgili sıkıntı yaşarsam bilin ki sol kolumu dondurma yapmış yalıyor olduğumdandır, neyse. #evethavasoğuyor

Şimdi bu "iş arama ve iş görüşmeleri" dediğimiz sancılı süreç, kariyer, yenibiriş, monster, secretcv gibi bilumum sitelere paldır küldür girişip cv oluşturmakla başlar. Ama inanın ki yurdum insanı Facebook'a gösterdiği özeni bu sitelerde göstermez. :) (ya da belki gösterir, polemik olsun diye yazdım.)

İlk iş olan CV hazırlamada dikkat edilecek en önemli husus; İngilizcenizin "iyi" olmasıdır. Yurdum insanının İngilizcesi asla kötü ya da orta olmaz. Faks cihazını kullanmayı bilir, Office yazılımlarını iyi derecede kullanır, (örneğin excel'de büyükten küçüğe sıralama, word'de yazının rengini değiştirme, powerpoint'te... ya da neyse bunu geçelim) Windows'u gebertmiştir. Ağ bağlantılarında örümcek gibi dolaşır, paint'te çizdiği kareler photoshop kullanma bilgisinin temelini teşkil eder. (Temel düzey PhotoShop) (Süpersoniközeldipnot: Bunlar CV'nizde yoksa hiç boş yere iş falan aramayın) Siz şuradan geçip, dramatik dramatik ağlayın. (sağtıkyenisekmeadamıayaretme) :]

CV'nizi azırladıktan sonra, ahaha abe H nerde be? azırladıktan sonra be yaw. Düzeltiyorum, CV'nizi hazırladıktan sonra, olur olmaz tüm işlere başvurmanız gerekir, çünkü iş aslanın ağzındadır, midesine inmeden kapılmalıdır, her yere başvurulur, "amaan çağırırlarsa düşünürüm nasılsa" diye düşünülür.

Sonra sancılı bir bekleyiş ve tek tük gelen cevaplar incelenip beğenilmeyerek devam edilir. Bu arada afili firmalar otomatik mailleriyle, size, ilanlarıyla ilgilendiğiniz için teşekkür ederler. Çok mutlu olursunuz hemen bu gazla diğer başvurmadığınız firmalara da başvurmaya başlarsınız.

Falan filan neyse, buraları geçiyorum. Ola ki, herhangi bir firma tarafından görüşmeye çağrıldığınızı düşünelim. Ya da bunu şimdi düşünmeyelim ya, bunu sonra düşünürüz. Çünkü hemen öyle kolay olmayacak çağrılmanız.

Ama beklemekten sıkılıyorsanız şunu yapabilirsiniz;

- Zırn zırn, (böyle çalan telefon kaldı sanki, efekte bak!)
- Filanca falanca firma, buyrun?
- Ee iyi günler ben geçen gün bir iş başvurusunda bulunmuştum?
- Evet.
- Görüşmeye gelmiştim?
- Evet, pek çok kişi geldi.
- Evet, beni arayacağınızı söylemiştiniz, ama aramadınız?
- Aa aramadık mı? Hay Allah ya.
- Aaa hayır aramadınız, seni serseem. :]
- Evet, insan kaynakları yetkilimiz, CV'nizin yanındaki süslemeleri görünce, sanata yönelirseniz daha başarılı olacağınıza kanaat getirmiş.
- Aa cidden mi?
- Dııt dııt dııtt Dıııt. Dııt dıt dıt dıııt...
- Alo? Alo?

Yarın: "Oleey iş görüşmesine çağırıldım!!!" konulu yazımızla karşınızda olacağız :] Wait for it. (İngilizce falan, ba ba ba bi' havalar.) (ba ba ba bi?)(o beybi yes)

Hadi tamam, fazla umut kırıcı bir yazı olmasın, şöyle bir inspiration. (amannasılaçarsanaç :] )

Bu arada kolum da donmadı lan, çok abartmışım.

19.09.2010

Fizy'ksel çıkarım Vol:14


Bunu sevmeyen, bundan nefret etti, ama buna hasta oldu, buna ise delirdi.

[Bense hepsini seviyorum...]

18.09.2010

! Machete

Sevgili günlük, bu gün Machete'yi izledim.
Tek kelimeyle; hayvani.

Tikkat tikkat: Bu film, +18, Şiddet, Olumsuz örnek olabilecek... amaan neyse. :]

16.09.2010

Query fail

Sıkılganım bu aralar :]
 

Vejetaryen olmuş gidiyorsun, beni manipüle ediyorsun, etme.

Sevgili günlük, bir kaç gündür sana girişemiyorum farkettiysen, niye diye soracak olursan; sana ne lan? Sen kim oluyorsun da bana hesap soruyorsun? Keyfimin kahyası mısın sen benim? İster girerim ister çıkarım, ister girmiş gibi yaparım ama girmem, ya da çıkmış gibi yaparım ama aslında çıkmamışımdır, hayret bi’ olay, senle mi uğraşıcam? Bu baskıcı tavırlarında beni kaybedersin bak söyliim. Ne dedin sen? Şak! Ne dedin sen? Şak! Ahahaha kopanza.
 
Sevgili günlük bu saçma girişten sonra şunu açık yüreklilikle söylemeliyim ki, aslında açık yüreklilikle söyleyecek hiç bi’şey yoktur dünyada. Vohov ironiye gel.
 
Bu “ne dedin sen” repliği de yıllar yıllar önceden kalan bi’ olgu aslında. (Ne alakaysa şimdi.) Çok “mahalle kavgasıvari” bi’ durum olduğundan dolayı olaya biraz aristokratik bakış açısı katmak amacıyla olgu kelimesini kullanıyorum, birazdan da imge kelimesini kullanacağım. Hatta sanrı ve yanılgı kullanıp bitirmeyi planlıyorum yazıyı.
 
İmge. Hatta cümle içinde de kullanayım; İmgelendim de duruldum.
 
Sanıyorum ki canım sıkılıyor. Bu arada halüsinasyonun sanrı ile aynı anlamda olduğunu biliyor muydunuz? Eeey “Halüsinasyon” diyemeyen ve yazamayanlar! “Sanrı” deyin, :] daha kolay.
 
Çünkü sürekli halüsilasyon mı hanüsilosyon mu hasanülasyon mu hanisülayson mu diye yanılgılar içine girmek insanı yorar. Sonra bunun faklı versiyonları da var, acaba “manipülasyon muydu” yoksa “vejetaryen miydi” gibi. (Bak doğru bunlar ona göre).
 
Neyse ne diyorduk?
(Ve yazar tam bu anda aslında ne dediğini bilmediğini fark eder, bu da kendisini tarif edilmez üzüntülere gark eder, sonra atladığı gibi arabasına kendini evin ön kapısına park eder, dedeme sorsam en güzel döşeme parke der, birine güvensen iki dakika sonra çark eder, en sevdiğim hayal kahramanıdır Dark Vader.)
 
Düpnot: Dark değil Darth. :]
 

13.09.2010

şıpazım geçirenzi

Üstnotbirneviheader: Sevgili günlük tam anlamıyla mide şıpazım'ı geçirmek üzereyim, hatta geçiriyorum galiba, akşama kadar başka yazı girmezsem ölmüş olabilirim. Haberin olsun.
 
Sabah sabah bizibozmaz'da gördüm. Hoşuma gitti. NASA bilmemkaç yıllık fotoğraf arşivini flickr'da yayınlamaya başlamış. (Belki yeni başlamamıştır ama ben yeni gördüm neyse bu tamamen gereksiz bir detay.)
 
Orijinal Flickr linki için de şuradan. Baktım bayağı ilginç -tarihe tanıklık edecek- (vay be tabire bak) (tabir?) fotoğraflar var. Tarihin bu tozlu sayfalarında sizler de benimle birlikte tatlı bir yolculuğa çıkmak ve hoş anıları tekrar hafızanızda canlandırmak isterseniz bu muhteşem fotoğraf şölenini kaçırmayın derim. (ahahaha neler diyorum lan ben. :]] hep spazmın etkileri bunlar sanırım, haybing alonso morning good afternoon lunch keep going, fiyuuu kopanzinho.)
 
Dipnotbirnevifooter: Asdfg agh!
 

12.09.2010

yiheyt #bencesuperfikir

Saatin biriyirmiikigeçe'si gibi mübarek bir saatte başlıyorum sana bu satırları yazmaya günlük. Hiç beklemedim özel olarak, öyle denk geldi. 01:22 anladın sen onu. Anlamadıysan acil servis numarası işte. Hadi ya yazınca farkettim 122 değil ki o. Neyse napalm. İnşallah işimiz düşmez.

Napalm dedim de aklıma geldi nepal neyok? Vatsap gibin. İyilik sağlık.

Canım gerçekten çok sıkılıyor, yarının Pazar olması (aslında bugün Pazar oldu bile, ama ben uyumadan günün bitmediğine inandığım için [böyle de saçma bir inanışım var {ayrıca da parantez içinde parantez yapmaktan parantez işareti kalmadı, niye yapıyo'sam}] ve daha da uyumadığım için yarının Pazar olması diyebiliyorum) beni çok huzursuz içiyor. İçiyor mu? Ediyor yazacaktım içiyor yazdım. Uyusam mı ya? Kelimeleri falan şaşırmaya başladım yazarken. Ama uyursam Pazar olur. Ben daha Cumartesi'yi bitirmek istemiyorum. Daha bugünü tam verimli kullanabildiğimi düşünmüyorum. Henüz biterse buna katlanamam.

Çünkü biliyorsun ki verimlilik bir sistemden çıkanların girenlere oranlanması ile bulunan yüzdelik bir değerdir. Bu mantıktan bugün bana giren çıkanların hesabını yapmam lazım. Böyle söyleyince olmadı. Bence bu bahsi kapatayım ben. Evet.

Ne diyorduk, heh Nepal. İnsanın vakti olacak parası olacak böyle egzotik eksantrik yerleri gezebilecek azizim. (Bakıyoruz: İkisi de bizde yok ne güzel.) Bu konuda devlet bi'şey yapmalı. (Devlet, bi'şey yap!) (Her şeyi devletten bekle.) Mesela bence para versin herkese. Her boka vergi alınıyor zaten, bir de zenginlerden alıp zengin olmayana gezme ve kültür edinme yardımı adı altında vergi toplansın. Sonra bir "Yurt Dışı Seyahat Turu Fonu" oluşturulup, bu fonda toplanan paralar, üniversite bitirmiş ancak bordrosuna bakıldığında yurt dışına çıkacak kadar maaşı olmadığı anlaşılan vatandaşlar arasında bölüştürülsün. #bencesüperfikir. Hatta yüksek lisans yapanların önceliği falan olsun. Evet evet kesinlikle önceliği olmalı. :] Ya da sınavla falan da olabilir. (KPSS gibi olmasın lütfen) Ülkemizi yurt dışında en iyi şekilde temsil edecek insanlara bir şekilde yardımcı olunmalı. :)

Neyse, yazının sonuna geldim. Aslında sonunun burası olacağını bilmiyordum, sıkıldım bırakıyorum. Bırakınca tabi yazının sonu otomatikman burası olmuş oldu. Oldu o zaman.

Şarkı. (sağtıkyenisekmedeaçkigönüllerneş'edolsun) :)

Beğenmedin mi? O zaman bunu hiç daha beğenmezsin. (Elenktronik gitar solosu iyi ama bak söylemedi deme)

11.09.2010

Ne gereksiz yazı

Bunu seven bunu da sevdi ama bunu sevmedi.
Bense hepsini seviyorum. (pardon ama sorduk mu?)

Bu "sorduk mu" sorusu çokacayip. Herkese her an sorulup direkt olarak karşıdaki bozulabilir bu soruyla. Mesela bakınız;

- Vıdıvıdı bıdıbıdı
- Pardon ama sorduk mu?

- Bıdıbıdı vıdıvıdı vıt.
- Sorduk mu birader?

- Ben bu adamı buralarda daha önce gördüm.
- Sorduk mu?
(Ooo karikatür göndermesi oldu burada, [telif melif derlerse beni tanımıyorsunuz])

Sevgili günlük, şöyle böyle derken geldik bayramın ikinci gününe. (İkinci günü mü ya bugün bayramın? Sanırım. Neyse, şimdi bana her gün bayram esprisi yapmayacağım tabi ki.) O da ayrı bir konu; şöyle böyle derken bayramın ikinci gününe gelmek yani. İki gündür "şöyle böyle" dediğimi hatırlamıyorum, ama şöyle böyle derken geldik bayramın ikinci gününe diyebiliyorum, kendi içinde tutarsız ve kendi çapında çatlak olduğumu düşünmeme sebep oldu bu son cümleler bana. (Pi'yi 3,14 mü alıyoruz hocam? 3 alalım hesap makinemiz yok.)

Casio'nun fonksiyonlu hesap makineleri vardı günlük bilmem bilir misin? Bilmem belki bilirsin. Bilir misin bilmez misin? Bilip bilmeden konuşma. Neyse işte onlardan benim hiç olmadı. Hiç onlara fonksiyon kaydedip sınavlarda cayır cayır kopya çekemedim. Hiç onların o hayvan kadar arka kapağına 0.5 kalemle kopyalar yazıp çatır çatır kopya çekemedim. Hüzgünümç. Halbuki bayram dostluk kardeşlik ve neşe. Hey hey, günaydın çocuklar, siz hiç kırmızı bir ağaç gördünüz mü? (Paranteziçinot: Ben bu şarkıyı çok severdim çocukken, unutamıyorum.) Sahi gökyüzü neden mavi?

superdupersonikdipnot: yazıyı yazdıktan sonra farkettim onbireylül'ün şeysi bugün.

9.09.2010

Bir girift hallere girmişsin anlayamadım sevdiğim

Evet, sen de diğerleri gibi çıktın sonunda insafsız.

Halbuki başlarda ne kadar güzeldi. Diğerlerinden farklıydın. Hiç dolanmazdın. Düğüm olmazdın. beni bozmazdın. Diğerleri gibi karmaşık değildin. Murphy'e inat hiç sorun çıkartmazdın. Daha sayayım mı? Seni diğerlerinden farklı sanmıştım. Ne oldu ha? Ne oldu? Niye şimdi böyle dolanmalar, karışmalar, düğüm olmalar falan? Ne iş?

Ahaha, evet sevgili iPod kulaklığım, senden bahsediyorum. Lan akşam tam evden çıkmak üzereyim, hazırlanıyorken her şeyi bıraktım iki saat seni çözmeye uğraştım. Bir girift hallere girmişsin anlayamadım sevdiğim.

Böyle gidersen külahları değişiriz, sinirimi bozma.

Nöt: Yazının başına bakıp da arabesk dramatik modlara girdim sananlar için geliyoor :]


[İsmail YK - Feysbuk] (Ahaha yok lan değil, manyak.)

superdupersonikbeybe

8.09.2010

domatesbiber

Ya oof sevgili günlük of, "Bugün işe niye geldim" tarikatına üye olacağım. Bu kadar boş bir gün daha yaşadıysam o da bundan bir önceki arefe günüdür herhalde. Yarım gün zaten, hayır yani sabah niye hastalanmadım, niye kendimi kötü hissetmedim, neden, niye, sebep, what?

Neyse, bu arada tam saat 13:00'te işten çıkacak olmanın verdiği huzurla internet sitelerinde dolaşırken, tam da saat 13:00'te iki göktaşının dünyayı sıyıracağı haberini okuyunca sarsılarak yıkıldı dünyam, domates biber patlıcan. İrkilerek düzeldim ve oturarak düşündüm.

Olm ya sıyırmazlarsa! Bir tane de değil, iki tane birden ya. "Haşırt tu dı bilekbord" kıvamında Mecidiyeköy'ün ortalık yerine dalıverirlerse? Tam işten çıkmış eve giderken, küt diye kafama göktaşı düşerse, eve ulaşamadan astro kalıntı haline gelirsem, böhühüevogue. Hatta asdfgh ile karışık adfghkjshd.

O değil de boş yere yarım gün çalışmış olacağız ya. Ne fena. Düşecekse de erken düşse bari, boş yere mesai harcamasak.

Ondan sonra onbirden sonra onikiden sonra bir. Hiç zaman geçmiyor, acaba kendi kendimle toplantı düzenleyip gidip toplantı odasında uyusam mı? Saat de onbir oldu. Yiiha! Heyecan oldu sanki biraz. :]

Nipdot: Şuralara bir uzay gemisi falan inse de hayatımıza hareket gelse (Bir de mesela "şilep" lafı çok hoşuma gitmiştir, gemi deyince aklıma geldi ne alakası varsa.)

7.09.2010

Asdfgh!


Çok feci takıldım bu aralar şu şarkıya acayip hatta feci...

(you know you can't kill a man when he's dead...)


6.09.2010

Çelik gibi irade var bende

kareotuzbirkare


Acayip canım sıkkın. Çok ağır saçmalayasım var günlük, ama tutuyorum bak kendimi, valla... Çünkü çelik gibi irade, krom gibi sinir, paslanmaz da çatal bıçak takımı var bende.


Ağır zaçmalamak nasıl olur dersen; işte böyle olur daha ne olsun, mesela saçmalamak denmez zaçmalamak denir, zaten saç malanmaz, zaç malanır, zaç maç kaç kaç, üç bir.


Bipnotdediğin"D"ileyazılır: Bak yazmadan önce kareotuzbirkare yaptım ki benim yazdığım belli olmasın. :] (Yiiiiha! bak heyecanlandım gene.)

5.09.2010

Benim görevim Jim;

Sevgili günlük, bugün çok önemli bir görevim var. Az önce cama çarpıp balkona düşen güvercinin ayağına bağlanmış bir şekilde bir md (md minidisc demek oluyor, cd'nin guçüğü) gönderildi bana. Hemen alıp, cd okuyucuya taktım. Aha o da ne?

"Benim görevim Jim?"

Evet, "A Takımı"na gitmesi gereken cd yanlışlıkla bana ulaşmıştı. Uu çok heyecanlanmıştım. Heyecandan ayağa fırlayıp İskoç topuk dansı yapmaya başladım, yiiiiiiha! Aslen İskoçyalı olduğumuz içün böyle heyecanlanınca topuk dansı yaparız biz. Öyle değil mi O'Riley? Amatör olarak RiverDance'e katıldığımız da doğrudur evet, hurafe değil. Yok O'hara.

Asıl hurafe ne ben sana söyleyeyim, az önce tam 320GB'lık Sigeyt harici diskimi bilgisayarıma takmama rağmen, henüz bir aksiyon görememiş olmam. Dorilong dorilong sesler geliverip duru, ama henüz bir görüntü görünüverip durmaz. (Dürüye'ninGüğümlerigüzeldizi.com)

Durur durmaz durulan durak, çakar çakmaz çakan çakmak gibi. Heyoo.

Evet, "benim görevim Jim"e gelecek olursam, birazdan ev hayatımızın temel taşı olan televizyonumuzla ilgili çok önemli ve hayati bir görev ifa edeceğim, o yüzden de çok heyecanlıyım. Yiiiiiiha!

Bu heyecan olayına bir çare bulmam lazım.

Televizyonumuza takılı olan o biricik uydu risivırımızı geçen gün resetlemek zorunda kalmıştık, ama inanın ki şahsi bir olay değildi. Resertler resetlemez uydu güncellemesi yapmaya başladı velet. "Ulan şimdi bu uydu güncellemesi internet gibi bişey mi, kol böreği gibi fatura giydirmesinler uleyn bize" gibi düşüncelerin içindeyken zaten işlem çoktan tamamlanmıştı bile.

Tabi, uydu güncellemesi yapılınca da bizim özenle, çok izlenenden az izlenene doğru, haber kanallarını da kendi içlerinde popilerliğine göre sıraladığımız o süpersonik düzen bozulmuş oldu. Popiler dedim de aklıma geldi, herkesin bir popisi olmalıdır ve herkesin değişimlikleri farklıdır.

Şimdi benim görevim Jim; bu kanalları tekrar izlenme sırasına göre dizmek, ve ev ahalisi için daha rahat bir TV izleme ortamı oluşturmak. Bu zorlu görevde arada bir rengi kaçıp hayatı bize gri tonlarında gösteren emektar televizyonumuza da dikkat etmem gerekli. Çünkü herşey kumandadaki renkli tuşlarla anlatılıyor, ekranda renkleri göremeyince alimallah kanalları düzenleyemem valla.

Bugün de böyle işte. :]

4.09.2010

Aslında sorun sende değil senin gibilerde

Hani bir deyimimiz vardır, "aklında 40 tilki dolaşması", ya da benzer, belki de atasözü, neyse şu an için tam bilmiyorum, öğrenmeyi de düşünmüyorum. Bilmemek ayıp değil öğrenmeyi düşünmemek ayıp. Piyüü. (piyü mü?)

Peki, insanın aklında gerçekten 40 tilki dolaşır mı? Günümüz halklarının merak ettiği bu konuyu, deneme yanılma metodolojisinin en güzel metodoloji olduğuna inanan bir mühendis olarak çözümlemeye karar verdimç. Evet verdimç.

1. Şu anda çalan şu şarkının çok güzel bir şarkı olduğunu düşünüyorum.

2. Ancak şarkının linkini eklemek için girdiğim grooveshark'ın da muhteşem internet politikalarımız ve harikulade mahkemelerimizce engellediğini görünce ne düşüneceğimi bilemiyorum. (Bakınız ölü tilki 1)

3. Fizy'nin de engellenmesi gerektiğini düşünüyorum, kesinlikle çok zararlı bir site. Engellenmezse kendimi keserim.

4. Üşüyorum lan ben baya baya. Şorttan vazgeçmenin vakti geldi mi şimdi? Daha tatil yapacaktık?

5. Yaz ayları bitti mi cidden? Eylül yaz değil değil mi? Değil. Ama Ağustos'tan hemen Eylül'e geçilmesi çok saçma, bir anda hava bu kadar soğumamalı. Bunu dilekçeyle ilgili makarnalara makırmalı. Hava durumu sunucuları bunun için bi'şey yapsınlar, aloo Filaş TV uyuyor mu, Atv uyuyor mu?

6. "Forget forget forgeet!" diye şarkı vardı, ekleyecektim, unuttum. Kıhı ve mıhı. Ama çok güzel şarkıydı valla keşke ekleseydim, aa yazınca bi' hatırlama geldi. http://fizy.com/#s/1mbkeu
(Hözellikle 01:50'den sonrası, züpernaturel zeytinyağı hem de sızma.)

7. Bende sıkılma durumları baş gösterdi biraz, birisi popiler kültür ve değişimliklerden bahsetsin lütfen. Çok iyi olur çok da güzel olur. Çünkü tekrar tekrar söylemekte fayda var ki, herkesin hayatına kimse karışamaz. Ve herkesin bir popisi olmalıdır.

8. Bir arkadaşım "p*ç güveysinden hallice" isimli kitabı okuyor bu ara, kimin olduğu ve ne olduğu konusunda herhalde herkesin bilgisi vardır diye açıklama yapmıyorum, ama kitabı beğenmemiş. Bu da kitap okumayan bir insandan, ben oluyorum, kitap kritiği. (Gel vatandaş ezbere konuşan insan var.)

9. Kafamda 40 tilki yok galiba, nerede lan bu tilkiler?

10. Evet tilkiler hareketlensin diye, kafamı sağa sola salladım. (Bakınız: Televizyonun içinde gerçekten insan var sanıp da, "vay aslanım adamlar neler yapıyor" diyen insan zihniyeti.)

11. Tilki dedim de, firefox kullanmayan ve chrome'un firefox'tan iyi olduğunu düşünen bir ben varım sanki.

12. Çok canım sıkılıyor. Bu arada hapşırınca tilki milki kalmıyor haberiniz olsun. Ve yine bu arada hapşurunca yazınca yanlış, hapşırınca yazınca doğru.

Neyse boş verelim bunları, asıl önemli konu,

Şimdi düşün mesela, deniz biyoloğusun, ahaha biyoloğusun yazmak ne kadar komikmiş bu arada, deniz biyolokusun, nasıl yazılıyor lan bu, deniz biyologusun mesela, düşünüyorsun, evet... Şimdi mesela adamın biri pat diye yolda düştü, kriz mriz geçirmeye başladı, n'aparlar, "Hüop doktor yok mu doktor?" falan değil mi? Doktor varsa "açılın ben doktorum" der, herkes açılır.

Düşünüyordun ya az önce oraya dön tekrar, deniz biyoloğusun (nasıl yazılıyorsa artık) deniz kenarında kalabalık toplanmış, balinalar toplanmış intihar ediyorlar, sahile vurmuşlar, "yiheyt açılın ben deniz biyoloğuyum" diyorsun, herkes balinaları bırakıp gidiyor, 40 tane balinayla başbaşa kalıyorsun, ne garip olurdu değil mi? Ya. :]

Gördüğün gibi olay aslında boşluktan ibaret. Bat its nat may faolt... Saçmalayasım var günlük alabildiğine.

Sosyalsorunludipnothemdedipte: B.k eng..li ya.ı y..ıyor.m. Ne gü..l di mi.? (uuu sosyal gönderme var...)

Fizy de engellensin lütfen, olmaz böyle...


Grooveshark'ı da engelleyen muhteşem internet anlayışımız,
Fizy'yi de engelle!


Edüt:
Bu süper uygulamada katkısı bulunan ve internete uzaydan gelmiş gibi bakan tüm arkadaşlarımıza kendilerini daha iyi hissetmeleri için şu aşağıdaki parçayı armağan etmek istiyorum. :] (Lan playlist de gitti bu arada be...)


1.09.2010

Tam da saçmalama anıma denk geldi

Olm sevgili günlük, hava birden soğudu lan? [soru işareti burada biraz saçma oldu. ! ] Bunlar hep küresel ısınmadan, vauv ironiye gel.

Yarın da bir den ısı nır mı aca ba? Yani en azından biraz daha ılık gidebilir bir süre, ben tatil yapmadım lan daha, lütfen.

Böyle böyle akşama kadar bir kaç paragraf yazıp buradan direkt yemeğe bağlanırım diye düşünüyorum öyleyse varım diye düşünüyorum öyleyse varım diyoor.

Bir zamanlar ilyada ve odessa destanı vardı, lisede okumuştuk, şimdi sorsan sadece başlığını hatırlıyorum, ezberci eğitim engellenemiyor sayın seyirciler.

Amerikan filmlerinde en sevdiğim laf "idiyıt" az önce farkettim.

Chuck başlasa da izlesek. (İyi de Chuck başladı zaten) Kuzenden 3 sezon Chuck aldım. Haftasonu oturacağım hepsini izleyeceğim ve dil bilgisi kurallarına da riayet edeceğim, riayet, cümle düşüklüğü yapmayacağım, kelimeleri yutmayacağım, bu arada blogger metin editörü yutmayacağım kelimesinin altını kırmızı ile çiziyor, yanlış yazdığımı ifade etmeye çalışıyor, kendisine diyorum ki, saç en idiyıt. (Dedim)

Evet bir kere dedelere tıklama gafletinde bulundum itiraf ediyorum.

Bugün Limango'da Tissot kampanyası vardı, ama ne kampanya, lan getire getire bir tane "saç en idiyıt" kadın saati getirmişler, tipsiiz, eziiik, acayip bir saat. Lan erkek saati getirsenize aslanım, alcam diyorum daha nasıl anlatayım, getirin huleyin. (hımm ilginç)

Arkadaşa Tissot kampanyası varmış dedim, ney dedi, tissot dedim, ney dedi, isot isot dedim, kilo kilo isot satıyorlarmış. sonda işimize döndük, komik de olmadı kimse de gülmedi, aklıma geldi diye yazdım.

Çok iyi oldu çok da güzel oldu, çünkü herkesin hayatına kimse karışamaz, ben şu şekil geyinirim, bu bayan şu şekil geyinir, şu şekil geyinir, ha, ve herkesin bir popisi olmalıdır, ayrıca pazarda da artis bi'şey aramaz. (fiyuuu tam anlamıyla kontrolden çıkıyorum.)

Neys, şimdi harika mutfaklar diyarına gidip sofra hazırlama vakti, Behlül kaçanza... :]

Sosyal Sorumluluk Kokan Bir Yazı

Sevgili günlük, gün geçmiyor ki idiyot bir dolandırıcılık vakası ile karşılaşmayayım. :]

Bu seferki dolandırıcı vatandaşlarımızın gündeminde Pepsi var. Evet hani şu, Seda Sayan’lı übersonik reklamlar vardı. “Pepsii yaşatır senii pepsii” diyerek, zaten az olan pepsi müşterilerini de kaybetmesine neden olduğu angut reklam, hatta şimdi de Kenan İmirzalıoğlu’nun davul çaldığı, evet evet bildin.

İşte bu Seda Sayan’lı reklamda bahsedilen, 10.000 TL para ödülü ile ilgili bir dolandırıcılık mesajı dolaşıyor bu aralar cep telefonlarında. Mesaj metni şöyle;

Değerli abonemiz, Pepsi Yaşatır Seni +5757 (pardon ama bu nedir?) kampanyası başlattığı son cep çekiliş sonucu hattınız 10.000 TL para ödülü kazanmıştır. Bilgi İşlem için (vıdıvıdı burada cep telefonu numarası var iki tane) arayın. Turkcell ve Vodafone Merkezleri K”Emirzalıoğlu

Acemi ellerden çıkmış olduğu daha ilk cümlesinde anlaşılan bu mesaj ile dolandırıcılık yapmaya çalışan siz ilerizekalı dolandırıcı arkadaşlar, ünlü bir Amerikan atasözünü size hatırlatmak istiyorum; Fakyu! :]

Bakın şuraları düzeltirseniz, mesajınız daha bir inandırıcı olur;

Birincisi: Şu cep telefonunun görünmesi olayını bir türlü çözemediniz hala, bari karizma bi’ numara bulun o numaradan atın mesajları. 0539’lu numaradan kampanya mesajı mı gelirmiş? :]]
İkincisi: +5757 nedir? Bence bu büyük bir muamma.
Üçüncüsü: Bilgi İşlem’i neden arıyorum? Bu tip durumlarda Bilgi İşlem aranmaz, Müşteri Hizmetleri aranır.
Dördüncüsü: Mesajdaki cümlelerde anlatım bozuklukları ve kelime hataları var, bunlar beni çok güldürüyor. Bunları düzeltelim.
Hadi bi’ de beşincisi: K.Emirzalıoğlu kim lan? :]]

Ola ki zamanında Pepsi için böyle bir mesaj falan göndermiş ve 10.000TL çıkmasını bekliyor olabilirsiniz. Ancak emin olun 10.000 TL kazandığınızı belirten mesaj bu mesaj değil. Aramayın. Ararsanız da inanmayın.
Sosyal sorumluluk kokan bu yazımız da tüm Pepsi severlere armağan olsun. :]]