31.03.2009

muvın muvın

Uzun zamandır, havaların erken kararmasından mütevellit içimizde tarifi namümkün sıkıntılar vardı. Ama artık hepsi geçti mi, yok geçmedi, ama en azından havalar artık daha geç kararıyor, sanki bahar geldi, havalar güzel, holeley holeley.

Evet bu girişten sonra bu yazıya çok pek uygun bir şakıyı gömçürteyim istiyorum. Evet gömçürtmek.

Hani şu Visa PayWave reklamları var, değneklerle dansederken elindeki visa kartla tıkır tıkır ödemeler yapıp tabiri caiz ise kendisini hayatın akışına bırakan hiperaktif tarz adamının hikayesi. Oradan oraya hipidik hopuduk zıplarkene fonda çalan şarkı içimizi kıpır kıpır ediyordur diye düşünüp, üşenmeyip aradım buldum, ahanda aşağıdadır.

Zevkle dinleyiniz. (Yok ben illa indirmek istiyorum diyenler yorum mail falan, bir şeyler ayarlarız.)

Sepet sepet yumurta,
akşam yedim makarna,
dongi dongi dongi donga,
don thomas'tan come on train




Editmedit: Reklamda oynayan Amerikalı engelli gösteri sanatçısı Bill Shannon'a saygı. [Respect man.]

Heavy

Masamda duran çeyrek bardak çaya bakarken hatırlıyorum şu arkamda baş ucumda duran kitabı ilk ne zaman okumaya heveslendiğimi, sadece ilk paragrafını [o da yarısına kadar] okuyup bırakmıştım.

Hâlâ da orada duruyor, kim bilir bir daha ne zaman alırım elime. Belki şimdi biraz? Dayanabilir miyim?

Babadan kalma kitapların sarı sayfalarındaki tozlu kelimeler ve ağır edebiyatın önlenemez sancısı, baş ağrımın sadece yarısı. Diğer yarısı daha gelmedi.

First

Önce sık kullanılanlar silinir...

[Az daha gümbürtüye sen gidiyordun günlük, sadaka falan ver.]

Risk, boş kağıt vermektir


Keşke sadece bilgisayarımız olsa...
[Üstelik tıklatacak bir balonum bile yok.]

30.03.2009

Deformasyonumuz daim

Ne düşünüyorum biliyor musun günlük?

Sabah kalkıyorsun ya, kalkabilirsen. İşte, zor bela gidip de baktığım aynada tanıyamadığım bir yüzle karşılaşırsam ne yaparım diye düşünüyorum.

Çünkü, her gün benliğimizden bir şeyleri kaybediyoruz. Kimilerini biz bırakıyoruz, kimilerini zorla söküp alıyorlar. Her dem deformasyon bildiğin. Bir gün o kadar değişmiş olacağız ki, çevremizde bizi tanıyabilen kimse kalmayacak. Biz bile her sabah başka birisiyle uyanıp, gece başka birisiyle yatacağız. Ve emin ol, o zaman şarkılar bizi rahatlatmayacak.

İçimizdeki saf çocuk çok uzun zamandır bitkisel hayatta.

Ne kadar canım sıkkın bilemezsin. Ki bilsen de kimin umurunda. Ki zaten geçer.
Kik Kik Kik.




"All that remains - Empty inside" (Tavsiye edilmez.)

Pardon ama...

Sen beni..., sen beni..., sen beni...
diye başlıyor cümlelerin hep.

Pardon ama,

biz ne zaman senli benli olduk ki sizle?

29.03.2009

Miyav...


Bir saat

Yorgun gözlerle boş ekranlara bakarken bir saatim daha çalınıyor sessiz sedasız.

28.03.2009

Şuradan 2 Kadıköy... (Abuk hikayeler dizisi)

Kimsenin benimle ilgilenmediğini anladığımda aslında pek çok şeyi çoktan bitirmiştim.

Herşey ilk olarak o minibüsteki yaşlı teyzeye yer vermek istememle başladı. Daha inecek olmama çok varken nezaket olsun diye [çünkü nezaket sadece bir bayan adı değildir] kalktım, "Buyurun teyze siz geçin" dedim.

Kadın benim yerime otururken, ben de sevgili minibüs şöförü abimizin gaza yüklenmesiyle arka koltuktaki genç ve güzel bayanın kucağına oturuvermiştim. Çok da hafif sayılmam, [geçen gün tartıldım, eve digital, neden digital yazıyorum ki, dijital işte, bir baskül almışlar, aslında kaz tüyü yorgan almışlar da bu da yanında hediye gelmiş, mânâyı çözemedim, kaz tüyü yorganla dijital baskül. Bas kül bas kül. Dudağında uçuk çıktığında sigara külü basanlar, birleşin.] Evet sadece 72 kiloydum. Belki 72,5'tan 73. Ama 74 değil, 75 hiç değil. Oysa ki ben bi 80 okka çekerim diye düşünmüştüm. Sonra bir dijital baskülün koskocaman ekranındaki 72,5 yazısına bir de göbeğime bakarak hafif bir gülümsemeyle baskülden indim. Neden sevindiğimi bilmiyorum.

Nerede kalmıştık, evet, ezdiğim genç kadından özür dilemem gerekiyordu, hemen toparlanıp ayağa kalktım, genç kadın şaşkın gözlerle bana bakıyordu. Sanki hayatında ilk kez bir minibüs yolcusu kucağına düşüyor gibiydi. "Kusura bakmayın" dedim gülümseyerek, "Hâlâ şu minibüslerde ayakta durmayı beceremiyorum." Genç kadın da "Olsun," dedi gözlerini benden kaçırarak, "memnun oldum."

Memnun mu olmuştu?? Bu haldeki bir kadının söyleyebileceği en son cümlelerden birisi dökülmüştü ağzından, oysa ki ben kolundaki o koskoca torba çantayı başıma geçirir, ben de o hengamede düşen gözlüklerimi arayayım derken iyice yerlerde yuvarlanırım diye düşünüyordum. (Gözlüklerim ne demek yahu? gözlüğüm, zira sadece bir adet gözlüğüm var, daha yakın gözlük level'ına atlayamadık.)

Ama beklediğim gibi olmamıştı, genç kadın üzerine düştüğüme memnun olduğunu söylediği için benim de bir şeyler söylemem gerekiyordu şimdi. Çok pis köşeye sıkışmıştım. Bir yandan da sağdan soldan para uzatmaya başlayan insanlar belirmişti. Böyle durumlar çok sıkıntılı durumlardır, çünkü o anda genç kadına bir şeyler söylemezsem bir daha asla söyleyemeyebilirdim, konu bölündükten sonra tekrar bu konuyu açmak çok saçma olurdu. Etrafımdan uzatılan "şuradan 2 tane Kadıköy uzatır mısınız?" başlıklı paraları görmezden gelerek genç kadına döndüm, gülümseyen bir ifadeyle, "Çok memnun olduysanız bir kere daha düşeyim üzerinize." dedim.

Ne dedim? Allah'ım ben ne diyorum böyle? Ne alaka, aklınca espri mi yapıyorsun. Salak gibi laf, dur bir daha düşeyim. Düş aferin, kır kızın bi tarafını ondan sonra, ooh ne memnuniyet ne memnuniyet.

Oluyor böyle bezen ama, ağzımdan çıkan kelimeler angut tarafımın kontrolünde ilerliyor, akıl ve mantığım donup kalıyor.

Ama söylemiştik artık, yani ok yaydan çıktıktan sonra nereye saplanacağı belli olmaz. Kurbanlık koyun gibi beklemeye başladım etraftan yağan garip bakışlar altında. Genç kadın ise iyice gülümsemeye başlamıştı. "Tamam o zaman, şu yeni açılan XXX alışveriş merkezine gidelim mi saat 3'te? Kadıköy'e gidiyordum ama ben de orada inerim minibüsten." dedi. Ama bana bakmıyordu, utandı herhalde diye düşündüm.

Ne yapmak istiyordu? Ne şimdi bu? Aksine gitmem gereken başka bir yer vardı benim, ne alışveriş merkezi şimdi? [Düşün olum düşün?] [Yetişebilir misin alışveriş merkezine gitsen?] [Saat şimdi kaç?] [3'te diyor.] Acele cevap vermem lazımdı. Bu kadar düşünce arasında arkamdaki el ise kolumu çekiştirip "Şuradan 2 Kadıköy..." şarkısını söylemeye devam ediyordu. [Hay Kadıköy'ünüzü, sırası mı şimdi Kadıköy'ün?]

"Ya" dedim, "Tabi ki gelmek isterim ama, acil olarak yetişmem gereken bir yer var şimdi benim. İsterseniz bu buluşmayı başka bir güne erteleyelim, olmaz mı?" Ve beklemeye başladım merakla, ilk tepkisi çok önemliydi. Cep telefonunu çıkartıp bir şeylere baktıktan sonra, "Hımm, tamam, o zaman ben Kadıköy'e gidiyorum şimdi, sonra görüşürüz." dedi. Bu arada o arkamdaki sabırsız el, parayı gözüme sokar gibi burnumun ucuna kadar uzatıp "Yahu şuradan 2 Kadıköy uzatır mısın kardeşim." diye çemkirdi. Aman Kadıköy yaman Kadıköy, aldım uzattım adamların parasını. Tam döndüm genç kadının cevabını alacağım, bu sefer de şoför efendi çağırdı, "Kadıköy üzeri". [Böyle durumlarda parayı minibüs şoförüne kim uzattıysa geriye de o getirmek zorundadır, bu bir minibüs ritüelidir ve asla yıkılmaması gereken bir para akışı sürecidir.] Tabi haliyle onu da aldık, sahibine verdik, gıcık bakışlar atarak.

Tekrar genç kadına döndüğümde, genç kadın, "Tamam o zaman, akşam görüşürüz, hadi öptüm, baay" diyerek diğer kulağındaki bluetoot kulaklığı çıkardı ve çantasına koydu. [Şaşırmış gibiydim] Cep telefonunun kapağını da sertçe kapatıp çantasına koyduktan sonra yüzüme bakıp, "Ne diyorsun sen yahu deminden beri?" dedi. [???] Aman Allah'ım, bu nasıl bir terdir sırtımdan akan? Kaşları küçük emrah modunda gözleri kocaman açık ağzı ufal da cebime gir şekilde genç kadının suratına bakakalmıştım. Birşeyler söylemem lazımdı ve aklıma gelen ilk şeyi söyledim arka koltuklara doğru dönüp, "Evet, var mı ücretini gönderemeyen..?"

[Endipnot: Bu yazılanların hiçbirisi yaşanmamıştır. Ya da şöyle diyelim, hiçbirisi aynı minibüs yolculuğu sırasında yaşanmamıştır. Yaşanmıştır ama farklı farklı zamanlarda farklı farklı kişilerle... :) ]

27.03.2009

Medic

Günlük iyi geceler, yatmazdan önce bir uğrayayım dedim. Bu yatmazdan önce lafını da aslında hiç mi hiç kullanmam, ama yatmadan yazayım derken, parmaklarımdan soldan 3.sü yönünü şaşırıp gitti z'ye bastı, ne oldu tabi yatmazdan önce oldu, bunlar hep yatmadan önce oldu biliyor musun? Evet neyse.

Gördüğün gibi aslında yine hiçbir mantıklı cümle yazmayacağım. Sırf konuşacak kimse olmamasından mütevellit etrafta, burada kendi kendimi tedavi ediyorum. Tedavi dedim de, şu anda uzun zamandır dinlemediğim "Flaw - Medicate" çalmaya başladı, ve ben de döndüre döndüre sanırım 4 kere dinledim. 5.yi dinlerken de yahu dedim bunu eklemeliyim. Ve ekledim.

İşte burada.



























Pek hoş bir şarkı.

Nasıl diyeyim, böyle, dalgalı bir bir denizde sandalla sürüklenmek gibi falan yani. Böyle inişli çıkışlı hayatımın dip noktasındaki karanlık çıkmazlar gibi sanki yani. En üstteyken baktığın aşağının garip çekiciliği gibi sanki biraz. Kurduğum devrik cümlelerin 12 eşit taksitle aylık ödemesi gibi sanki.

25.03.2009

bot_add.dll

Evet sanırım sevgili tetenet'imiz kendine geldi de biz de kafayı sıyırmaktan kurtulmuş olduk. Bu arada, kendine geldi mi, kendisine geldi mi? Buyur buradan yak, al sana çıkmaz bir polenik konusu. Haha polenik dedi. Polenik mi polemik mi politik mi yoksa popmundo mu? Bu popmundonun adı da ilk çıktığında popomundoydu, hahahahehehekakarakikiri.

Neyse, o kadar adam öldürdüm ki şu teteneti beklerken sayısını ne ben hatırlıyorum ne de gülhanedeki ceviz ağacı.

Bizim büyük yeğenin zorla cebren ve hile ile bastırmalarından sonra bilgisayarıma Counter-Strike Source yüklemiş bulunuyorum sayın günlük. Kendisiyle anlaştık, head-shot yapmıyoruz, e tabi bir nevi çocuğun psikolojisini de düşünmek lazım değil mi? Evet. Ah ah, internet kafelerde mi öğrensin velet counter'ı değil mi, gelsin burada uzmanından öğrensin. Hişş.

Sonra mesela şu iş yerinde toplantıların en kötü yanı nedir biliyor musun günlük, birincisi konuşulan konular hakkında hiçbir fikrin yoktur, çıktıktan sonra bir toplantı tutanağı hazırlaman lazımdır, ama aklında hiç mi hiç bir şey kalmamıştır, kafan sanki bahar kokulu aceyle yıkanmış gibidir, ooh mis gibidir, huzura erdiğini hissedersin o an bulutlardasındır, holeley, işte bunlar delirmenin ilk belirtileridir. Ho ho ho. Yılbaşı adamı mı geldi gene?

Lan bunları yazarken gene gitti bu tetenet. Bak, msn de kastırıyor acaba bağlansam mı bağlanmasam mı diye. Allah'ım benim bu internet aplikasyonlarım neden herkesinki gibi stabil çalışmıyor?

İşte bu nedenlerden ötürüdür ki, tetenet altyapımıza "10 Years"tan "Half Life" isimli şarkıyı armağan ediyorum. Ama eklemiyorum. İnat çünkü. Gıcığım ben.

Lan!

Lan!

N'oluyor lan bu internete?

Hişşş, aloo, tetenet? Kendine gel.

Tetenet arası Counter-Strike oynayabiliyorum o derece yani.

ay vant tu kil yu internet.
fayr in dı hool.

24.03.2009

İşteş Olgular

Günlük,

İnsanların birbirleriyle iletişmeleri sırasında dikkat etmeleri gereken bazı konular olduğunu düşünmüşümdür hep. Nasıl bir giriş bu böyle? Sanki oturup kalkıp bunu düşünüyorum gibi oldu, yalan, sürekli bunu düşünmüyorum.

Neyse, sonuçta olay şu ki, konuşurken insanları incitirsiniz bazen, isteyerek ya da istemeyerek, bilerek ya da bilmeyerek ve sonra, mesela 10 dakika sonra, "ben ne yaptım, neden öyle dedim ki sanki"lere başlarsınız kendi içinizde. İşte bu, insanı gerçekten çok huzursuz eden içsel bir sorgudur. Huzursuzluktan öte, insanda mide kavitasyonlarına sebep olur, ruhunu falan aşındırır. Tehlikelidir.

Sürekli iletişimdeki insanlar birbirlerini nasıl etkilediklerini farketmezler çoğu zaman. Çünkü rutindir ilişkiler, hatta sabrutindir. Öyle ki tüm konuşmaları refleks olmaya başlar artık, iletişildiği zannedilir ama bağlar çoktan kopmuştur.

Çok önceleri çalıştığım bir pazarlama şirketinde insanlarla ilişkileri kuvvetlendirmek için onlara sanki 24 saat ömürleri kalmış gibi davranmamız gerektiği anlatılırdı hep. [kaçbindolarlık eğitimden inciler bunlar kıymet bilelim. :)] Düşünsenize 24 saat ömrü kalmış birisini kırabilir misiniz? Bunu neden sadece müşterilerimize yapalım ki? Ya da neden sadece menfaat beklediğimiz kişilere yapalım ki? Nerede kaldı ki o zaman insanlığımız?

İnsan ilişkilerinde bu kavramı kullanmanın faydalarını göreceğinizi düşünerek, iletiştiğiniz insanlara sanki 24 saat ömürleri kalmış gibi davranmanızı [her zaman değil :) ], sporun ve sporcunun dostu fıratpen olarak öneriyoruz. Düşünsenize, ya gerçekten 24 saat ömürleri kalmışsa? (Vov son cümle çok vurucu oldu, umarım kimse ölmemiştir.)

Bu yazıyı Mahsun Kırmızıgül'den "Hepimiiiiz kardeeşiiiiz, bu kavgaaa, ne diyeee, nerde bu insanlıııık, noluyo bu milleteeee, lan adam oluuuun, adamı dellendirmeyiiin, getirtmeyin orayaaaa" temalı şarkıyla bağlamak çok manidar olurdu diye düşünüyorum ama hemen cayıyorum bu fikrimden. :)

Ve Silverchair'den Young Modern Station'ı göndertiyorum.


























Gönderttim.

zbonk

Yoruldum ulağn!

Sana bu satırları saatlerdir kurcalamakta olduğum analizin word belgesi içinden yazıyorum günlük. Zira öyle ki, internet explorer’i açmaya, açtıktan sonra blogger’a girmeye, kullanıcı adı ve şifre girerek oturum açmaya, sonra yeni kayıt’a tıklayıp yeni kayıt döktürmeye ve dahasında (ve dahasında da ne demek?) kaydedip yayınlamaya hiç mi hiç vaktim yok. [Zaten şimdi böyle ayrıntılı yazınca da bayağı bir uzun geldi işler, her seferinde bu kadar şeyi yapıp nasıl da yazı yazıyormuşum diye kendime hayretler içinde kaldım da kaldım.]

Evet, yoruldum ulağn! Beyin zbonklaması yaşıyorum. Ve beyin zbonklamasının ne olduğu hakkında da hiçbir fikrim yok. Ve hatta karnım aç.

22.03.2009

Müzika

Ve nihayet...

Nihayet şu playlist olayını çözdüm günlük. 909'a bağladık işi. Nedir yahu o üçbinler falan. Ben çekemem bir milenyum daha. Bu milenyum hayırlısıyla inşallah göçerim diyorum artık.

Yorgun bir günün akşamında "şarkılardan şarkı beğen" oyunuyla zaman geçiriyorum, bakalım bu yepisyeni playlistimizin shuffle'ından hangi nanide eseler patdadanak önümüze düşüyor. Bu sefer hediye mediye yok.

Önce, yeni keşfimiz "Silverchair"den "Pop Song For Us Reject" geldi. Pop şarkıları ne yazık ki bizi uçuramıyor.
Şimdi de "Billy Talent"dan "Living In Shadows" geliyor. Hiyaaaa! Gölgelerin gücü adınaaa! Hey gidi He-Man, kimbilir hangi alemlerdesin şimdi?
Sırada "Children Of Bodom" varmış, "Downfall" diyorlar. Ve diyoruz ki, evet.
Sonra da bir zamanlar psikolojimizi alt üst eden şarkı çıkageliyor köşedeki bakkalın hemen yanından, "Incubus" söylüyor, "11 A.M." diyor. Ama uzatmadan bunu da geçiyoruz ve,
Sadece bir tık kadar uzağımızdaki diğer şarkımız, "Trivium" - "Rain" oluyor. Hohohoow. Playlistimize alışmaya başlıyoruz, evet, hohohoow. Yılbaşı adamı hohohosu.
Bir zamanlar yüzyılın en iyi başlayan şarkısı seçtiğim "Avenged Sevenfold - Bat Country" ile listemizden haşırt diye bir ses geliyor.
Henen ardından da graaw diye "Dry Kill Logic" yetişiyor, "Hindsight" ile artık yatma vaktinin geldiğini vurguluyor.

Yatmadan bu amaçsız yazıya bir de dipnot şarkısı ekleyeyim, ne de olsa iyice koptuk artık, bakalım ne geliyor, bakalım ne geliyooor, ne geliyooor, tık.
"Beirut"tan geliyor, son haftaların listeme en üst sıralardan giren hit mi hit grubu, günün anlam ve önemine yakışan şarkıları "A Sunday Smile" ile geliyor. Beni bu grupla tanıştırdığı için indis'e teşekkürü borç.

Şans Kader Kısmet Böyle İşler. Niyetçi Geldi.

Evet sevgili günlük, n'aber? Nasıl gidiyor? Watsap falan?

Şans kavramı önemli bir kavrammış biliyor muydun? Ben normalde şans kavramına pek inanmayan ama şanslı olduğunu düşünen bir insanımdır. (Bu garip bir tezat mıdır? Değil midir? Nedir? Müdür?) Bu sabah bir radyo programında dinlediğime göre şans kavramının pek çok alt açılımı varmış. Mesela nelermiş?

Bilmemnerede yapılan bir deneyde, oradan buradan toplanan ve içlerinde şanslı oldukları kabul edilen (ya da kendisinin şanslı olduğuna inanan) kişilere ilgi çekici resimlerle dolu bir kitap verilmiş ve incelemeleri istenmiş. Sayfalardan birisinin içinde çok ufak puntolarla "Bu yazıyı okuduysanız 300 dolar kazandınız." şeklinde bir yazı bulunmaktaymış. (Demek ki deney büyük ihtimalle Amerika'da yapılıyor olabilir. [Bu bir çıkarsamadır.]) Sonra ne olmuş efendim, işte sadece bu kendini şanslı hisseden abilerimiz ablalarımız bu yazıyı farketmiş 300 doları kapmış, diğerleri de avcunu yalamış.

Radyodaki konuğun söylediğine göre (Bkz: Nevzat Tarhan) şans kavramının altında yatan 3 neden varmış (Aslında 4 dedi ama ikisi birbirinin aynısı gibi geldi bana). Birincisi; olumlu düşünce, iyimser tutum, ümidini kaybetmemek. İkincisi; farkındalık, etrafındaki olayların farkında olmak. Üçüncüsü; ulan üçüncüyü unuttum sanırım. (Uzun bir bekleyiş...) Hah hatırladım, üçüncüsü de yeniliklere açık olmakmış.

Yani kendinizde bu 3 özelliği bulundurduğunuza inanıyorsanız kendinizi şanslılar kategorisine sokabilirsiniz, bekleyin büyük ikramiyeye çok az kaldı.

"Siz de mesela bu yazıyı okuyabiliyorsanız şans kavramını yemiş bitirmiş biri oluyorsunuz." Bu da böyle küçük bir deney olsun tarafımdan yapılan. :)





























Silverchair'den gelen süppert bir şarkı "Ana's Song"

Dejenere

Dejenere oluyorum.
Duygularım hasta benim.
Gülümsemesini beklediğim sabah güneşleri hep üzerime ağlıyor.
Herşey apaçık ölüyor.





























"Silverchair - Emotion Sickness"

Yuha!

Uzun zamandır şu müziklerimi bir toparlayayım, kendime standart bir winamp playlisti oluşturayım da, mevcut playlistim silinirse falan sürekli şarkı ekleyip çıkartmaktan kurtulayım, pat diye hazır listeyi ekleyeyim diyordum. Bilgisayarımdaki müzikleri toptan winamp'a ekleyip, çok da beğenmediğim şarkıları sile sile sabit bir liste oluşturacaktım.

Ve bugün tüm "müziğim" klasörünü "enqueue in winamp" yaparaktaaan...

3063 mü? Yuha!

21.03.2009

21

Günlük, bu gece bir şeyler var bende yanlış giden. Hiçbir cümlemi aklımda tutamıyorum. Resmen bir fikir erozyonu yaşıyor gibiyim. Aklıma gelen her cümle -hatta kelime- daha ne olduğunu anlamadan kayıp gidiyor gırtlağımdan mideme. Her yuttuğumu unutup tekrar hatırlamaya çalışıyorum. Hatırlamaya çalışırken başka şeyler hatırlıyorum ve sonra onlar da kayıp gidiyor ve ben boş gözlerle bakakalıyorum 15buçuktan 16inç olduğunu tahmin ettiğim şu elsidi monitöre, kulağımda da az önce yanlışlıkla sildiğim binküsür şarkılık playlistime aceleyle eklenmiş üçbeşonyirmibir şarkıyla.

Çok kötü gibiyim günlük, gecenin bir vakti, bu buz gibi odada, beynimden akan cümleler midemi bozuyor.

19.03.2009

Tabii Felaketimsi

Sevgili günlük, şu anda var ya, İstanbul’da acayip bir kar yağışı başladı. Aman Allah’ım göz gözü görmüyor. Herkes camlardan dışarıdaki felaketi izliyor. Sanırım mahvolduk. O da ne? Yok artık! Astorya Tavırs’a çığ düştü galiba.

Herkes büyük bir endişeyle yollarda sağa sola koşuşuyor. Tam bir kargaşa tam bir karmaşa var. Ulan akşam ceket almaya gidecektim ben kendime tüh. Yollar da felaket bu arada. Yollardaki araçlar tamamen birbirine girmiş, sanki dünyanın sonu gelmiş, Mecidiyeköy yarım saat içinde yok olacak demişler gibi, herkes Çağlayan istikametinde kuyruk olmuş durumda, nereye gidiyorsunuz kardeşim alow.

Adamın biri de gelmiş implantasyon mimplamatasyon diyor. Ne iplamantasyonu yahu, dışarıda kıyamet kopuyor bu gelmiş bıdı bıdı. Ayrıca implamantasyon da ne demek?

Ooo evet, anonslar gelmeye başladı sanırım radyoaktif serpinti de başlayacak birazdan. Belediye herkesi uyarıyor. “Breyk breyk. Lütfen sayın ilçe sakinleri, kendinizi camlardan atmaya falan kalkışmayın, sayın araç sahipleri araçlarınızı bırakıp yollarda sağa sola koşuşmayın. Lağn, nağpıosun, ver megafonu geri. Alo alo, düdüt. Kırash. Sayın ilçe sakinleri, herkes delirdi burada, sanırım beni de belediyeden istifaya davet ediyorlar, seçim öncesi de böyle dert olur mu ya, o kadar da taksite girdik. Hay şansımı breyk. Breyk breyk.”

18.03.2009

Ani Karar

Evet bir anda aniden birdenbire şöyle bir karar aldım az önce.
"Yutub kendini Türkçeleştirene kadar, yutuba girmiyorum"

İşte buna tavşan ve dağ ile ilgili olan o atasözünü söylüyor olabilirsiniz. Ama olsun.
Türkçeleştirsinler gireceğim. Haydi yutub, bunu başarabilirsin.

17.03.2009

Sam neden gülüyor?

What a day ulan!!!

İnsanların ne kadar çok arabası var, pardon ne kadar çok arabası olan insan var yahu, sonra mesela evler ne uzun uzun apartımanlar, sokaklar falan ne kadar kalabalık hatta caddeler, trafik falan, resmen karmaçapraşık haller. Üstelik yok bir tek samimi yüz şu amaçsız kalabalıkta.

Ço könce leri apartımanımızda bir ihtiyar yaşardı vakti zamanında kendisi öldü. Yalan söylüyorum çünkü biz hiç apartımanda yaşamadık, haliyle hiç de ihtiyar komşumuz olmadı, ki olsaydı da ölseydi de burada bunu yazmadım. Ne diyordum hah, ço könce leri apartımanımızda bir yaşlı teyze otururdu, komşumuz değildi, öyle oturuyordu orada. Kim olduğunu da bilmezdik, nedir yani nerden gelmiş, kimdir n'apar falan, çok da ilgilenmezdik. O da bizle ilgilenmezdi zaten, n'aptı bilmiyorum. Bu da yalan, çünkü biz apartımanda oturmamıştık hiç. Bir keresinde ço könce leri biz apartımanda oturuyorken bir tane manda çıkageldi o güzelim yokuşun başından başladı salına salına yürümeye, geldi apartımanın önüne pisledi, biz de nasıl sinirlendik, nasıl ama öyle böyle değil, oracıkta boğazladık mandayı, mangal yaptık, hâlâ o sucukları yeriz ne bereketli mandaymış. Bağırsaklarından da kokoreç yaptık pis pis, ama yemedik, kokoreç yapıp attık. Çünkü temizlenmiyordu, en sonunda hortum gibi musluğa taktık, suyu çok açtığımızdan olabilir bağırsak patladı. Sen hiç patlak bağırsak gördün mü günlük? Ben gördüm. Ne kadar b.ka saran bir muhabbet oluyor bu böyle kusura bakma da muhabbetin hiç çekilmiyor bugün.

Gördüğün gibi günlük kafam yerinde değil. Sürmenaja mı giriyorum nedir? Bu arada çok ilginçtir her sürmenaj deyişimde aklıma ajda pekkan gelir, ama onun henüz bundan haberi yok.

Yazıya "what a day ulan" diye başladım, nedeni aslında dinlediğim şarkıyı (nonpoint - what a day) buraya eklemekti, ama tüm isteğim kaçtı gitti bitti kül oldu inek içti sonra da sıçtı.

Ahahahaa, yoruldum be bugün, manyak mıyım neyim neden gülüyorsam?

İsteğim geri geldi.



























Oh oh kendime geldimk ve gumk.

Günün özlü bözü: "Herhangi bir anahtar için kimseye yalvarma." (Çünkü şarkıyı yanlış çevirdim, ama bayağı da özlü oldu aslında :) )

15.03.2009

Bakıp

Az önceki şarkının psikolojik daraltmalarından kurtulup hayata döndüm günlük.

Ve şu konuda sana bir şey söylemek istiyorum ki, benim de vardı çocukken öyle silindirli müzik çalan "adının ne olduğunu bilmediğim" aletten. Şiir gibi oldu. En'ler tam kafiye. Neyse. Çok severdim onu. Sürekli tıkı tıkı tıkı çaldırırdım kurup kurup. Nereye gitti ne oldu bilmiyorum, keşke eşyalarıma daha çok sahip çıkabilseydim.

Az önce annemin radyoda dinlediği "radyo tiyatrosu'nu duyunca daha da bir gariplendim. Resmen antikalaştım. Aradım, işte o aşağıdaki resmi buldum internetten. Sonra da bakııp, bakıııp, bakıp.

(Ne garip bi' kelime len bu bakıp.)

Müzikli Silindir Ez Geç Beni






























Dakikalardır gözlerimi ayırmadan bu resme bakıp bu şarkıyı dinliyorum.
Ah!

14.03.2009

Ne yazı lan bu kutupta?

Yahu "Kutupta Yaz Gibi" diye şarkı olur mu be? Nasıl bir şeydir bu, hangi mantığa dayanıp da böyle bir şarkı yapılır? Millet bas bas bağırırken küresel ısınma küresel ısınma diye, ne yazıymış bu kutupta? Kardeşim dünyanın sonunu mu getirmek istiyorsun? Neymiş efendim özlemişmiş, kutupta yaz gibi özlemişmiş, çöllerde vaha gibi özlemişmiş, ne yapalım kardeşim şimdi? Oh, sen özledin diye eritelim buzulları kutuplarda, sonra kabarsın taşsın denizler, su bassın bizim alt katı. N'olacaksın, mutlu mu olacaksın o zaman? Kutupta yaz gibiymiş! Hay kutup ayıları kovalasın seni.

12.03.2009

Waydın mı var? Ne güzel.

Şu wayd sıkrıin elsidi monitörler yok mu, ben onlara eskiden acayip gıcık olurdum günlük. Ne o öyle, düz kare diye kandırmışlardı bizi hep, düz kare monitör. Aldın mı düz kare alacaksın. Oo monitör aldım düz kare. Oh oh düz kare monitör aldım artık hayat daha bir güzel. Her insan hata yapar.

Wayd sıkrıinlere mutasyona uğramış monitörler gözüyle bakardım ben de bu kadar yönlendirmeden sonra. İçimde waydlara karşı bir önyargı oluşmuştu. Waydın mı var derdin var modundaydım. O yüzden de waydı maydı bırakıp, kapkare bir monitör almış idim zamanında onyediinçinden. O zamanlar elsidiler pahalıydı evladım, cerete bunlar geeel, cereteye gel. En çok radyasyon burada geeaaal.

Şimdi bakıyorum da, piyasada düz kare monitör kalmadı yahu. Ne oldu kuzum, ne oldu, n'aptınız o kadar düz kare monitörü?

Şimdi ben de yeni bir monitör alma havasındayım, çünkü işte ayrı monitör, evde ayrı monitör, artıkın gözlerim isyanlarda. Wayd alıcam bu sefer ben de, hemde en waydından, gidecem dükkana, sarın bakayım en waydından bir tane diyeceğim, sar sar. Bir de haricidisk attır bakayım arasına. Efferim. Tabi bunun için önce kredi kartımın limitinin açılması, sonra benim elektrogitar almam, sonra kredi kartımın limitinin tekrar dolması, sonra tekrar onun açılmasını beklemem gerekli. Nedir kuzum benim bu bankalardan çektiğim? İnsan sevdiğine çektirirmiş derler (nasıl bir sadistlikse, olayın fetiş boyutuna girmiyorum.) Bankaların da beni sevdiği gibi bir hisse kapılıyorum. Ve evet itiraf ediyorum, ben de sizi seviyorum. Ben de, ben de.

Mesela bana bugün mesaj attı bankam, bilmemnerde monitörlerde indirim var diye, aklımı okudu sanki, nereden de bildi monitör alacağımı? Bazen takip ediliyormuşum hissine kapılıyorum. Ama bankamın beni bu kadar yakından tanıyabilen ender varlıklardan birisi olduğu hissine de kapılıyorum. Ama aramızdaki ilişkinin tamamen maddiyata dayalı olduğu hissine de kapılıyorum. Bu aralar çok fazla hisse kapıldığım gibi bir hisse kapılıyorum. Hayırdır bakalım.

Şu anda bir seçim yapmak zorundayım günlük, sana bir şarkı ekleyeceğim şimdi hangisi olduğuna karar veremedim daha bu yüzden yazı tura atacağım, attım. "Your Vegas - In My Head" geldi, hadi hayrını gör.



























11.03.2009

Nöronal Yanılsama

Yahu şu "Komple" (Bkz: Kompile) kelimesini her duyuşumda aklıma sanki İzgilizce kelimeymiş ve sanki "Compile" (Bkz: Kompayl) yazılırmış (ve tabi okunurmuş) gibi geliyor. Yok hayır Türkçe biliyorum ben. Ama işte nöronal yanılsama diyoruz biz buna deliler aleminde.

Peki az önce "Avrupa Yakası"nı izleken, bunun aklıma gelip de reklam arasında gelip "compile" diye bir kelime var mı acaba diye araştırmama ne demeli? Tabi ki sessiz kalınıp uzak durulmalı, çünkü doktor kendi haline bırakın demiş olmalı, çünkü bayağıdır da kendi halime bırakılmış olmalıyım.

Günlük ya, şu elektrogitarı hala alamadım inanır mısın? Ki alamamış olmam da bir şey değil, bu çok afedersin bilmemnaptığımının doları da yükseldikçe yükseliyor. Ulan 400 liralık dolar fırladı 600 liraya. O yetmezmiş gibi 100 liralık amfi de fırlamış 150 lere. Kredi kartımın limiti ise çoktan simiiiiit. Simit diye bir oyun var biliyor musun? Vallahi bu yeni nesilin oyunları hiç bizimkilere benzemiyor mirim. Misal benim yeğenimden biliyorum büyük olanından. Neyse.

Bir keresinde çok yaklaşmıştım, geçtiğimiz yazılardan birinde de anlatmıştım bunu, girdim önüme çıkan ilk dükkana diye, hatta adamla pazarlık bile yapmıştık. Gerçi çok beğenmemiştim ama yani alıştırmıştım kendimi. Zaten insan sevmezmiş, alışırmış. Sevgi mevgi ilginç şeyler bunlar kurcalamıyorum çok. Neyse, Merkür ileri gidiyor diye aldırmadılar bana gitarı o gün. Banane ulan merkürden venüsten. Ben ne anlarım astrolojiden. Ki astroloji de beni sevmez. Belki alışmış olabilir. Sonra ooh ertesi hafta zatürre oldum, pat üstüne dolar patladı, çat üstüne benim işler yoğunlaştı, küt üstüne havalar bozdu, zbam benim kredi kartının limiti doldu, haşırt. Şimdi bekliyorum ki şu saatler ileri mi geri mi ne alınacak ya, o zaman havalar biraz daha geç kararıyor olacak, hatta belki yağmur falan da yağmayacak, hatta benim de kredi kartının limiti açılmış olacak, hatta bir kurs bile bulabilirim belki o zamana kadar akşamlarımı geçirecek. Neyise yahu amma uzattım. Ne diyorduk?

Hah, compile. Nedir compile bakalım. "Derlemek, toplamak, sıralamak" Hımm, bir nevi editasyon yani, Editasyon da nedir hahaha, şu an uydurdum. Gördüğüm üzere kompile ile kompayl'ın uzaktan yakından alakası yokmuş. Yani çok zorlarsam bir anlam çıkartırım da ben buradan akşam akşam uğraşamayacağım.

Evet, bu akşam nöronlar cidden başımsızlıklarını ilan etmiş gibiler, yazının alakasızlığı bir kenarda dursun, mesela şu kenarda dursun mu, dursun. Bir o kadar da boğğş bir yazı oldu. Bu nedenle de arşivimize yeni katılan güzide bir gruptan güpgüzide bir şarkı geliyor. Hayatımdaki boşluklara dikkati çekmeye çalışacaklar, bakalım ne derece başarılı olabilecekler.

"Ünloco"dan geliyor, "Empty".





























Ünlü bir Türk düşünürünün de söylediği gibi, "Hayat boş, süppper efemle coş."

10.03.2009

Dörtbinbeşyüz

Sevgili günlük bugün köprüdeyken şöyle bir baktım da, bizim Boğaziçi Köprümüz bir nev'i otopark gibi kullanılıyor aslında, yahu resmen bir ara duruyorduk köprüde, denizin üzerinde, İstanbul'un en ortalık yerinde, keşke hava da aydınlık olsaydı da, üzerimize yağmur yağsaydı da, ıslansaydık da, gökkuşağı çıksaydı Kız Kulesi'nin üzerinde, değil mi ama? Neyse. Baksaydık şöyle sisli tozlu Marmara'nın açıklarındaki şileplere doğru. Evet neyse.

Peki, kısa bir hesap, o anda köprünün üzerinde kaç araç olduğunu hesaplayalım mı, çünkü manyaklık bizim genlerimizde var. Köprü yaklaşık 1 km biliyoruz, bilmiyorsak da öğrenelim, yani 1000 metre. Ok, bence bin iyidir. üç üç toplam altı şerit eder, yani 3+4=7. 6 şeritli köprünün, sadece Anadolu'ya geçiş tarafı tıka basa dolu ise, diğer taraftan da o anda yaklaşık hesaplamayla bunun yarısı kadar araç geçtiğini düşünelim. Düşünüyoruz. Ortalama bir araç 4 metredir. 3 yazacaktım 4 yazmışım, şimdi bir ikilemde kaldım, 3 müdür 4 müdür, ve yine işte o ilkokul yıllarının dayanılmaz esprisi, müdür müdür müdür?

Ok, 4 diyorum. Dört. Dedim. Çünkü otobüsler metrobüsler falan da var biliyorum, ortalamanın sapması normal. Hatta bence daha da çok sapar, çünkü o saatte servisler mervisler de dolu, kafadan 9 diyorum ben. Bir (1) metre de benden takip mesafesi sana yürü be. Etti mi 10? Etti. 1000 metrelik güzide duran köprümüzün bir şeridinde tam 100 tane 10 metre vardır. Bu da demektir ki, tek şeritte 100 tane araç bulunmaktadır anlık olarak. Ouva. 3 şerit olduğuna göre bu da 300 eder. Bunun yarısı kadar da karşı tarafta vardır demiştim, kendimizle çelişmeyelim, 150, toplam 450 araç.

Yani o saatte köprüde yaklaşık 450 araç mı vardı şimdi, yuha.

Abartalım, hiç yapmadığımız bir şey çünkü, bu araçlarda ortalama 10 kişi olduğunu varsayalım, neden, sebebi yine metrobüstler otobüstler servisler mervisler, tek kişilik bencil otomobillerin ortalamasını yükseltiyorlar. Ve işte hergün yaşadığımız bür İstanbul gerçeğinin aritmetik ortalaması, 4500. Aritmetik mi aritmatik mi? Matik olduğunu zannetmiyorum çünkü hiç de öyle otomasyona dayalı değildi bu işler ben lisedeyken. Haldır ve huldur uğraşıyorduk. Hâlâ da değil gibi.

Ortalama 4500 kişi ile her gün o saatte oradan geçiyoruz.

Kalabalık be.
Kuru.

9.03.2009

Lay tu mi vans

Söyleyeceğin hiçbir şey seni rahatlatmayacaksa, dinlemek daha iyi be günlük.





























Şşş.

Gel sana müzik açtım...

Sevgili günlük, bugün seninle bir oyun oynayacağım, çünkü canım sıkkın ve emesende de kimse yok. Her psikopat seri katil adayının yaptığı gibi ben de yalnız başıma oyunlar icat ediyorum kendi kendime.

Olay şu ki; tamamen edilgensin sen oyunda merak etme, hatta olmasan da olur, ama olsun. Evet olay şu ki, eskiden yaptığımız radyolardan şarkı beğenme oyununu günümüz şartlarına ve 1000küsür -Evet yanlış okumadın binküsür, evet doğru okudun- parçalık vinamp playlistime uyarlamaya karar verdim.

Şafılı (Bkz: Shuffle) açıp, rastgele şarkılar seçeceğim şimdi, seçmeden önce de kime göndereceğimi söyleyeceğim, sonra gönderdiğim kişiye o şarkıyı armağan edeceğim, çok eğleneceğim çok, resmen kopacağım, zaten çok da bağlı sayılmam. (Güleyim mi endişe mi edeyim psikolojikman bilemedim. Psikolojikman da nedir? Haha peki psikolojik manda nedir? Ama manda ve himaye kabul edilemezdi, öyle öğrendik biz, kimsenin mandasını istemiyoruz kardeşim.)

Evet ilk olarak, ortaokulda elime cetvelle vuran tipitip edebiyat hocası için geliyor, hıyar ben konuşmamıştım orada, yani tam olarak konuşmamıştım, konuşmuştum da yani ne demiştim, bişey demiştim, "elalemin ağzı torba değil ki büzesin" mi ne demiştim hocaya, o da geldi elime vurdu, lan töbe töbe, olaya sosyal bir açılım getirmek istediğimi anlayamadı etimelo. Neyse, şarkımız geliyor bakalım ne geliyor; Ohohow, "All That Remains - I Die In Degrees" geliyor, kendisini vicdan azabıyla başbaşa bırakıyoruz.

İkinci şarkımız da, bu sefer lisede, "bienal" kelimesini bilmeyerek beni tüm sınıfın içinde rezil eden edebiyat hocasına geliyor. Lan öğretmen olmuşsun, İstanbul Bienali varmış hocam diyorum daha yeni, bizi bu konuda aydınlatır mısınız falan diyorum, kadın dönmüş bana,o ne yahu diyor yok öyle bir şey, hay ben senin edebiyat bienalini bienali biel. Neyse, teyzecim bu şarkı da senin için geliyor; Ohhoho, "Smashing Pumpkins - The End Is The Begining Is The End."

Evvet, üçüncü şarkımız için şanslı kişiyi seçiyoruz ve evet seçtik. Ortaokulda, resim dersinde, bana şarkı söyleten gerizekalı resim öğretmeni için geliyor, Allah'ııım, düşündükçe adama suluboya fırçasının tersiyle dalasım geliyor. Lan algım bozuldu senin yüzünden, neymiş efendim, patates baskısı yaparken boş durmayalımmış, bir yandan da teker teker şarkı söyleyelimmiş, Ah ama tahtaya kalkmamıza gerek yokmuş, yerimizde söyleyebilirmişiz, hah lütfetti, haydiymiş. Sonra diyorlar sanatta neden geriyiz, ulen böyle öğretmenlerle bu bile iyi bence, mağara duvarlarında da kalabilirmişiz bu gidişle. Şarkıyı unuttum bu arada, evet geliyor bakalım ne geliyor; Ohha, "In Flames - Like You Better Dead", dostum ben söylemiyorum, kaderin çağırıyor.

Bir tane daha gönderelim mi? Hadi gönderelim bakalım, hımm, kime gitsin kime gitsin, o ye, Üniversite yıllarımıza gidiyoruz, oha hatta bunu yazarken biri daha geldi, onu da sonra yazacağım, ilk olarak üni'deki bölüm başkanına, ya yok yok salla şimdi onu, tez hocama gidiyor. Bu kadıncağız bana, konuyla ilgili Türkçe kaynak olmadığını bile bile, yaptığım tezin bir başucu kaynağı olacağını bile bile, o kadar çeviri yapmaktan gözümün döndüğünü göre göre, sırf yanına tez sürecinde fazla uğramadım diye CC verdi. Hatta başta DC falan dedi, leayn dedim içimden n'oluyor (Gene var yani hocaya saygı içimden dedim.) Artık nasıl gözüm döndüyse, CC'ye çektim notu. Neyse, bakalım ne geliyor, bir de vinampın adaleti yok derler, "Children Of Bodom - Black Widow" geliyor, şu an içimin yağları eriyor valla, nıhahahahaa, nıhahahahaa, nıhahahahhaaa!

Evet, tüm katılımcıların şarkıları hayırlı uğurlu olsun, tepe tepe dinlesinler. Dinledikçe fakir ama gurulu bir genç vardı desinler, akıllarına kutup ayıları gelsin. Ha bu arada küresel ısınma diye de bir şey var bilmiyorum hiç dikkat ediyor musun günlük? Valla etsen iyi olur, bir de seni soğutmaya uğraşmayalım.

8.03.2009

Santrifüj Dünya

"Lidiya Lidiya...
I can't stop these crying eyes
Maybe its the thinking mind that lies
And tells us that its over."





























Yarın olmadan yatacaktım güya. Nerede? Yarın olmadan yatmak önemli, çünkü;

Yarın tekrar derin bir nefes alıp dalacağım kalabalığa, içinden geçip koşacağım akşama. Ve sonra gece tekrar ruhumu teslim edeceğim güvenli kollarına. Ve sonra yine, ve sonra yine, ve sonra yine, ta ki uykumu kaçırıncaya kadar.

Dönmekten dönen başım bu dünya santrifüjünde, fırlayıp uzaya saçılacak düşüncelerim diye korkuyorum bazen ben uyurken. Rüyalarımdan kaçan tüm yalanları toplamaya çalışırken, farkediyorum ki aslında hepsi zaten çoktan yaşanmış gerçekler oluyor geçmiş günün yazılmış kaydında.

Dünya bizi üzerinden atmadan sağlam bir kazık lazım. Bir de çakmak.

"Your Vegas - Troubled Times"

Kalbi mi kırar?

Bu benim kalbimi kırar...

[Buraya "Your Vegas - It Makes My Heart Break" eklenecek.]

Eklendi.





























(Tam da haftasonunu bitiriyorum derken bu şarkıya rastladım günlük, eklemezsem eksikliğini hissedecektim, ekledim, neden açıklama yapıyorum ki, neyse, malum haftaiçi böyle yoğun bilgisayar mesaisi harcayamıyorum, gerçi yoğun bilgisayar mesaisi harcıyorum ama farklı kulvarlarda. Kulvar?)

Helikoptuk

Sevgili günlük, öksürüğümden kelli yaptığım şu Zencefilli Süt Shot'larının arasında yazmaya çalışıyorum bu satırları. Allah'ım bu nasıl bir tattır böyle. Tekrar içmemek için insanın öksürüğü geri kaçıyor korkudan.

Ben hayatımda hiç zencefil görmemiştim günlük biliyor musun? İlk defa hani ben geçenlerde zatürre oldum ya, o zaman gördüm, halbuki çok da masum bir toza benziyordu. Ama nereden bilebilirdim ki böyle hidroklorikasitten hallice olduğunu?

Neyse, bugün bizim büyük yeğenin (evet önce doğana büyük yeğen diyorduk bunu artık çakmış olman lazım) doğum günüydü.

Notarası; şimdiki çocuklar oyuncak konusunda çok şanslılar mirim, binbir türlü oyuncakları var, ancak bu sefer de bir değer bilmezlik başlıyor oyuncaklara karşı diye düşünmeden edemiyorum. Neyse o ayrı konu.

Nereden geldim bu konuya, şuradan, sivrisinek gibi ya da şöyle diyeyim pervaneler vardır ya, uçan böcek cinsinden olan, onun tipinde, yaklaşık 20 cm boyunda, 10 cm yüksekliğinde uzaktan kumandalı minik bir helikopter almışlar yeğene. Böyle basıyorsun havalanıyor falan, sağa sola gidiyor, vıızzzzzz diye de sesi var. (Ulen acayip hoşuma gitti oyuncak, kendime not; büyüyünce kendime helikopter alacağım.) Bir ara baktım oyuncağı yeğenden almışız, babası, amcası, dayısı, sırayla oynuyoruz. Haha bir eğlence bir cümbüş, sanırsın ki helikopteri biz keşfetmişiz. Gerçi bu eğlence, helikopteri masanın üzerindeki kereviz salatasının üzerine düşürmemizle sona erdi ama olsun, yediğimiz terliklere değdi doğrusu. Yani tam olarak da üzerine düşmemişti ama, orada bir kulis döndü farketmedim değil.

Olay şu ki, bu 3 insan, bu talihsiz 3 genç adam, çocukluklarında böyle bir oyuncak görmemişlerdi. (Hatta ne çocukluğu, bu yaşıma geldim yerden havalanabilen herhangi bir oyuncağım olmadı benim.) İçimizdeki bu bastırılmış helikopter pilotları bir anda fırtlayıvermişti gerçel dünyaya. İşte o yüzden helikoptuk biraz biz bu akşam.

Bu Cumartesi günü de bu şekilde hafızalarımıza kazınarak tarihteki tozlu sayfalar arasında yerini almak üzere geçip gitti sayın günlük. (Breh breh, cümleye gel.)

Bugüne son noktayı Polonya dolaylarından bir türkü ile koyalım.
"Akurat" söylesin, "Piekarnik" desin.



























7.03.2009

Hiç Farksız

Televizyonun başına geçtim biraz, bilgisayara bak bak gözlerim ağrıdı zaten gün boyunca, biraz da televizyon ağrıtsın dedim. Öyle, sürekli aynı aletle göz yorulmaz.

Ve gerçekten ne kadar yerinde bir davranış sergilediğimi gördüm. Ülkemizin haber karakteri Reha Muhtar "Çok Farklı" adında bir program yapmaya başlamış. Geçenlerde Güneri Civaoğlu ile Şeffaf Oda'da görmüştüm de, şakadır, falan diye düşünmüştüm. Değilmiş. Bence programın adı "Hiç Farksız" olmalıymış, kihiriköhürü.

Gerçekten adıyla tezat bir program "Çok Farklı". Hah, gülesim geldi. Tipik Reha Muhtar programlarından biri bence. Gündemden kendilerine göre 5 başlık seçip üzerinde konuşuyorlarmış, konuklar falan, ne yalan söyleyeyim 30 dakika dayanabildim. Aralarda ilkokula giden yeğenimin bile ilgisini çekmeyen tizırlar falan. Komik yahu, bir de şimdi iyiden iyiye İtalyan mafya babalarına benzemiş zaten, tip olarak Carleone'leri (böyle mi yazılıyor lan bu?) rol model alıyor olabilir.

Kendi basın-yayın orfanımı kuracağım sonunda o olacak, ne bunlar böyle ya? Orfan? Orfan da nedir? Orhan sen misin? Nayır, organ olacaktı o. Orhan kim uleyyn.

Notumnotsunnot: Yahu nasıl gıcık oldum anlatamam, ne yaptıysam başaramadım, bir önceki şarkıyı çaldıramıyorum, bandwith sorunu mu oldu nedir, ne değildir, nayır, nolamaz, bakalım gece gece de hiç uğraşasım yok. Yani olur da şarkıyı dinlemek için basarsanız harbiden basın-yayın organı olursunuz ona göre. Umarım kendiliğinden düzelir. Bir kapatıp açalım, bir odadan çıkıp girelim, ilden çıkalım, ülkeyi terkedelim?

6.03.2009

Ayna mayna söyle bana...

Allah seni dondurmasın yaaaa...

Ulen günlük, az daha sana giremiyordum.

Giriyorum giriyorum şifre yanlış diyor, ben de "haha olur mu lan" deyip pişkin pişkin tekrar giriyorum, gene yanlış diyor, ben de "haha olur mu lan" deyip pişkin pişkin tekrar giriyorum, gene yanlış diyor, bu embesil döngü bir süre devam ettikten sonra kullanıcı adımı yanlış girdiğimi farkettim. Peeh, aman ne iş.

Ama hep bu yorgunluktan oluyor bunlar biliyorum, gözlerim ağrıyor, bugün saat 17:00 miydi neydi artık iflas etti mantığım, kendimi işyerinde, masanın üzerinde, sürpriz yumurtanın içinden çıkan oyuncak arabayla oynarken buldum günlük, sanırım sınırlarım iyiden iyiye genişledi. Sınır mınır kalmadı, sürpriz yumurtalar bile artık beni şaşırtmıyor.

Bazen oluyor böyle, olur da, şaşırma.

Önce bir göğsünde yumuşatacaksın, ondan sonra indir yere çak.

Bugün İstanbul'a çamur yağdığı gibi söylentiler vardı ofiste ne kadar doğru bilmiyorum, zira değil camdan dışarıya bakmak, kafamı kaldırıp aynaya bakmaya fırsatım olmadı, ki zaten masamda ayna falan da yok, bu demek oluyor ki, fırsatım olsa da büyük bir hayal kırıklığı olacakmış, ki hiç aynaya bakmayı düşünmemiştim aslında gün içinde şimdi nereden geldi bu saçmalık şimdi.

Ne göreceğini bile bile sürekli neden aynaya bakar ki insanoğlu? Belli işte, ne bir eksik ne bir fazla, dün neysek bugün de oyuz, yarın da o olacağız. Bugün neredeysek, yarın da oradayız, kimsek oyuz, neysek neyiz. Değişmeye çalışma, çünkü değişemeyeceksin.

Bir de şu metrobüsün Anadolu yakasına geçiş olayı vardı, sanki köprü trafiği biraz hafifledi gibi, yani kendi tecrübelerimden biliyorum bugün işe bir saat önce gittim. Hımm, akşam da bir saat önce çıksaydım keşke bak şimdi aklıma geldi, tühürt. Neyse. Bak ne diyeceğim.

Bakıyor musun?
Bakmıyorsun galiba?
Baksana be.
Bakmazsan bakma.

Al o zaman sana şarkı kalbimin en gri derinliklerinden geliyor, "All That Remains"ten geliyor, "Deepest Gray" diyor. Bir aralar da In Flames'e sarmıştım böyle, bu arada süprem ötesi bir In Flames arşivi oluştu ki dinleme de yanında uyu. Neden bilmiyorum. Uyu da büyü.





























Aç sesi sonuna kadar öyle dinle benden sana bir manyak tavsiyesi.

5.03.2009

Bogdan Sayko

Sevgili günlük, şu iki üç tane kişisel gelişim kitabı okuduktan sonra, az biraz psikolojinin p'siyle konuştuktan sonra kendilerini psikoloji profesörü sanan insanlar vardır bilirsin. Nedir kuzum bunlardan çektiğimiz? Hayır bir b.ok bilseler afedersin yüreğim yanmayacak. Bak ya self-censor yapalım dedik olmadı yine, noktayı yanlış yere koyduk. Yani b.k yazacaktım, o zaman bok olduğu anlaşılacaktı ama ben bok yazmamış olacaktım, ama gittim b.ok yazdım, herşey bok oldu şimdi. Neyse artık olan oldu.

Bu morinek davasında da öyle. Çıkıp da karşıma morinek morinek diyorlar muhtelif yer ve zamanlarda, hay morinek kadar manda düşsün başınıza ya, morinek olacağınıza önce bir insan olun. Töbe töbee.

Neyse, yazıdaki bu iki paragraftan da anlaşılacağı üzere saykom bozuk bu ara. Yoksa banane psikolojilerden morineklerden, yazacak birşeyler bulmak için kafamı toplayamıyorum. Çünkü o kadar yoğunum ki o kadar yoğunum resmen inek oldum. Mö.

Şu aşağıdaki güzelim şarkıyı, tüm içiboş tenekelere armağan etmek istiyorum ama edemiyorum, çünkü o kadar sevdim ki şarkıyı heba edemem.

Ahada geldi.

All That Remains - Empty Inside



























Whaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaa!

4.03.2009

attım tutmadı

Bazen suda yayılan siyah mürekkep gibi bir sıkıntı yayılıyor içime en olmadık zamanlarda. Böyle bir durgunluk geliyor ya insana o zaman. Klavyeye basmaya bile üşeniyor insanoğlu. İşte böyle anların yaşandığı sıradan bir gün bugün de, sıradan insanların sıradan hikayeleri, sıradan tepkiler, sıradan üzüntüler, vah vah vah.

Ben seni kafamdan attım.
Ama tutmadı.

Ne çıkar?

Canım sıkkın yemeğe yetişmem lazım şimdi. Hayatı normal neş'e seviyesine çekince gelirim tekrar belki. Hatta silerim o zaman bunları büyük ihtimalle.

1.03.2009

Tiribüt

Sevgili günlük, şu, albümlerinin çıkış parçası olarak eski ünlü grupların hit şarkılarını cover'layan, ya da saçma rnb rap hiphop rhyme'larıyla yeniden şarkı yaptıklarını zanneden şarkıcılar gruplar falan var ya, ben onlara sinir oluyorum.

Yahu tamam cover iyidir, rap hiphop da iyidir, de, bunlarla eski şarkıları değiştirip orasına burasına bir şeyler takıp yeniden şarkı yapmış gibi çıkış parçası yapılmaz. Nasıl bir ezikliktir abi bu ya. Yani şu mu? Ben çıkış parçası olacak kadar güzel şarkı yapamadım, o yüzden bu parçayı agıdık bıgıdık bir şeyler yaptım, ortaya çıktım.

Aslında bu ne biliyor musun? Biten müzik sektörünün son çırpınışları. Ve de tamamen Amerika özentisi dejenere müzik kültürü. Neyse ya.