Über süper günler sevgili günlük.
Haftasonunun gelmiş olması -hafta sonunun bitişik yazılmamasını hesaba katmazsak- çok iyi oldu. Nedendir bilinmez aşırı derecede yorgun yoğun serseri bitkin bezgin bet bot bitlek bozlak bezik bozuk bir hafta geçirdim. Hoş, hafta sonu da böyle geçecek büyük ihtimalle ama neyse. Sanırım bu mevsim geçişleri yüzünden. Ama bu canına yandımının dünyasının mevsimleri de durmuyor ki, sürekli bir geçiş halinde. E haliyle biz de sürekli bir göçüş.
Bugün bir eposta geldi, Tuzla'da kimya fabrikası yanmış, etrafa zehirli kimyasallar yayılmış, bugünde yağmur yağabilirmiş, yağmurda dolaşmayın diyorlar. o fak. vat dı fak. vat dı fak iz goin on men. Valla yağacak yağmur burada hava kapadı. İster misin şimdi Borderland 3 olsun ortalık bir anda, posta apokaliptik lipstik gibi bişeyler olsun, yağmur damlaları çip çip eritsin bişeyler olsun, asit sonuçta, u asit beybisi.
Neyse kafalar karışık. Dudağımda yine uçuk çıktı. Uçuk şöyle bir şeymiş bilmeyenler için anlatayım. Uçuk virüsü omurilikte saklanırmış. Vat! Omuriliğim virüslü mü lan şimdi benim? Evet neyse. Vücut direnci düştüğü zaman, omurilikte artık ne oluyorsa salıyormuş virüsleri oradan. Hoop dudaklara. Omurilikten dudaklara ince bir yol vardır bilinmez. Ve hazır ol asıl bombasyon şimdi geliyor. Uçuk virüsü asla yok edilemezmiş. Dıdıdııın. Yani bir kez uçuk olduysan, merhaba, kulübe oş geldin be ya. Tri tu van ziro...
Şimdi arkadaşlar hiç unutmamanız gereken bir gerçekten bahsetmek istiyorum, bunu lütfen biyerlere yazın ve sürekli tekrar edin; "Killa destek verirse kafa tutar tanka!" bu böyledir, ona göre.
Bu kedi kankaları da yakın zamanda bir kırtlatmak lazım, -kırtlatmak it means kısırlaştırmak- çok korkuyorum bir gün kızışıp üstümüze atlayıp, mav mav diye duvarlara tırmanmalarından. Ama şu ara kırtlatmak için vaktim yok. İki tane bir de ne ediyor çarpı iki. 3 4 gün de yatalak oluyorlar kırtlatınca. Napıcaz bakalım.
Hadi şimdilik bu kadar yeter ben işlerime geri dönence.
20.09.2019
16.09.2019
Her buz kendi suyunda erimeye mahkumdur
Selam sana güzel günlük, nabersing?
Geçen gün arkadaşlarla Elenktrik Savaşları filmine gittik, güzel filmdi. Aralarda çıkan fil göndermeleri ve fil videolarını anlamadım ama olsun, sonuçta herşeyi anlamak da gerekmiyor öyle değil mi? Her şey bitişik mi yazılırdı ayrı mı yazılırdı şu an tam olarak hatırlayamıyorum, çünkü bu yazıyı yazarken bir yandan test yaparken bir yandan da bekliyorum.
Daha öncelerden çok öncelerden yazdığım bir yazıda aşağıdaki lafa rastladım;
"Bilgiçlik masumiyeti yok eder!"
Ne kaddar gaddar bir laf. Şaka şaka gaddar değil tamamen fonetik olarak attım. Çok güzel laf ya, arada bunu hatırlamam lazım. Tevazu önemli şey.
Bir de şu laf var;
"Her buz kendi suyunda erimeye mahkumdur!"
Tam olarak anlamı olmasa da ve "ee yani başka ne olacaktı ki" gibi konuşmalara gebe olsa da güzel laf. Sırf insanda kafa karışıklığı yaratıp düşünceleri sevk ettiği için bile güzel. Neden? Çünkü düşünmek güzeldir.
Son zamanlarda insanların hiç düşünmediğine şahit oluyorum. Sen de oluyor musun sevgili günlük?
Bir nesli magazin programları ve zengin aşiret dizileri yiyip yutmuştu, şimdikini de Youtube yiyor. Tamam ilk 3 gün ben de destekledim de bu yutubdur, tiviçtir falan ne hale geldi çok afedersiniz aq.
"Ama çok kaliteli içerikler de var onları izle sen de" dediğinizi duyar gibi oluyorum da, yine çok afedersin de aklını kendine saklamaya ne dersin? Ya da o kadar çok aklın varsa bunu bilime sanata kültüre harcamaya ne dersin, hatta şu an buradan ziktirolup gitmeye ne dersin?
Neyse gereksiz yükseldim, gitme gitme tamam.
"Cahilliğin ve görgüsüzlüğün yükseldiği yerlerde insanların gölgeleri uzamaya başlarmış." şaka lan şaka böyle bir laf yok, ben uydurdum az önce. Ama bence mantıklı, güneş batarken gölgeler uzar çünkü.
Olm karnım çok ya.
Olm karnım çok ya değil, olm karnım çok aç yaa...
Sabah da kahvaltı yapamadım, çok afedersin soktumunun İstanbul trafiği yüzünden iş yerine sürekli geldiğim saatten 15 dk geç geldim, bu da bana kahvaltıya mal oldu. Mutlu musun İstanbul ha, mutlu musun? Kıyarım olm sana.
Eskiden "okumadan yazdığım zamanlarda" daha rahat yazdığımı farkettim. Bu zikik twütter gündemini takip etmek insanın beynini gerçekten bitiriyor, kanalize ediyor, kanalizasyon ediyor.
Buradan siz değerli okuyucularıma naçizane önerim şudur; okumayın.
Kedi mamalarına da zamming. Ya sayın "hangisi ilgileniyorsa o bakanlığı" kedilerimize ithal mama alamıyoruz. Napalım yani mama bulamıyorlarsa pasta mı yedirelim. Pasta şekerli bir kere. Kediye ver pastayı ondan sonra Mortingen Strasse. (Yazar buradaki pastanın aslında o pasta olmadığını biliyor hemen artislik yapmayın) Şu işe bir çare bulun, vergisini mi indiriyorsunuz napıyorsunuz bilmem, sonuçta yatlardır matlardır elmasdır melmaslardır bunların vergisi gibi şu ithal mamalarında vergisine bi el atın yavrucaklar aç açıkta sefil lümpen lümpen geliyorlar evin içinde.
Neyse ne diyorduk, evet, evde iki tane kedim var, yavrik yavrik takılıyorlar, sırtıma falan zıplıyorlar, sırtımı "malkoçoğlu'nun kırbaç yemiş sırtı gibi" çizikler içinde bırakıyorlar, evin her yeri kıl tüy, mutfak dolaplarının üstüne de çıkmaya başladılar, ben de ithal mama alıyorum bunlara.
Uzatıyorum, acayip uzatasım var, karnım aç, işim de çok...
Şu T-Rap kadar çöp bir akım daha yoktur herhalde, ya da belki de olabilir emin değilim, ama T-Rap kadar boş bir tarz daha görmedim herhalde, ya da belki vardır emin değilim, ama T-Rap kadar çakmasyon şarkılar başka bir müzik akımında yoktur herhalde, ya da belki de vardır emin değilim, ama.
Gündelik hayatta karşılaştığın şeylere bak, kolay yoldan meşhur olmuşların mozolesi gibi...
Geçen gün arkadaşlarla Elenktrik Savaşları filmine gittik, güzel filmdi. Aralarda çıkan fil göndermeleri ve fil videolarını anlamadım ama olsun, sonuçta herşeyi anlamak da gerekmiyor öyle değil mi? Her şey bitişik mi yazılırdı ayrı mı yazılırdı şu an tam olarak hatırlayamıyorum, çünkü bu yazıyı yazarken bir yandan test yaparken bir yandan da bekliyorum.
Daha öncelerden çok öncelerden yazdığım bir yazıda aşağıdaki lafa rastladım;
"Bilgiçlik masumiyeti yok eder!"
Ne kaddar gaddar bir laf. Şaka şaka gaddar değil tamamen fonetik olarak attım. Çok güzel laf ya, arada bunu hatırlamam lazım. Tevazu önemli şey.
Bir de şu laf var;
"Her buz kendi suyunda erimeye mahkumdur!"
Tam olarak anlamı olmasa da ve "ee yani başka ne olacaktı ki" gibi konuşmalara gebe olsa da güzel laf. Sırf insanda kafa karışıklığı yaratıp düşünceleri sevk ettiği için bile güzel. Neden? Çünkü düşünmek güzeldir.
Son zamanlarda insanların hiç düşünmediğine şahit oluyorum. Sen de oluyor musun sevgili günlük?
Bir nesli magazin programları ve zengin aşiret dizileri yiyip yutmuştu, şimdikini de Youtube yiyor. Tamam ilk 3 gün ben de destekledim de bu yutubdur, tiviçtir falan ne hale geldi çok afedersiniz aq.
"Ama çok kaliteli içerikler de var onları izle sen de" dediğinizi duyar gibi oluyorum da, yine çok afedersin de aklını kendine saklamaya ne dersin? Ya da o kadar çok aklın varsa bunu bilime sanata kültüre harcamaya ne dersin, hatta şu an buradan ziktirolup gitmeye ne dersin?
Neyse gereksiz yükseldim, gitme gitme tamam.
"Cahilliğin ve görgüsüzlüğün yükseldiği yerlerde insanların gölgeleri uzamaya başlarmış." şaka lan şaka böyle bir laf yok, ben uydurdum az önce. Ama bence mantıklı, güneş batarken gölgeler uzar çünkü.
Olm karnım çok ya.
Olm karnım çok ya değil, olm karnım çok aç yaa...
Sabah da kahvaltı yapamadım, çok afedersin soktumunun İstanbul trafiği yüzünden iş yerine sürekli geldiğim saatten 15 dk geç geldim, bu da bana kahvaltıya mal oldu. Mutlu musun İstanbul ha, mutlu musun? Kıyarım olm sana.
Eskiden "okumadan yazdığım zamanlarda" daha rahat yazdığımı farkettim. Bu zikik twütter gündemini takip etmek insanın beynini gerçekten bitiriyor, kanalize ediyor, kanalizasyon ediyor.
Buradan siz değerli okuyucularıma naçizane önerim şudur; okumayın.
Kedi mamalarına da zamming. Ya sayın "hangisi ilgileniyorsa o bakanlığı" kedilerimize ithal mama alamıyoruz. Napalım yani mama bulamıyorlarsa pasta mı yedirelim. Pasta şekerli bir kere. Kediye ver pastayı ondan sonra Mortingen Strasse. (Yazar buradaki pastanın aslında o pasta olmadığını biliyor hemen artislik yapmayın) Şu işe bir çare bulun, vergisini mi indiriyorsunuz napıyorsunuz bilmem, sonuçta yatlardır matlardır elmasdır melmaslardır bunların vergisi gibi şu ithal mamalarında vergisine bi el atın yavrucaklar aç açıkta sefil lümpen lümpen geliyorlar evin içinde.
Neyse ne diyorduk, evet, evde iki tane kedim var, yavrik yavrik takılıyorlar, sırtıma falan zıplıyorlar, sırtımı "malkoçoğlu'nun kırbaç yemiş sırtı gibi" çizikler içinde bırakıyorlar, evin her yeri kıl tüy, mutfak dolaplarının üstüne de çıkmaya başladılar, ben de ithal mama alıyorum bunlara.
Uzatıyorum, acayip uzatasım var, karnım aç, işim de çok...
Şu T-Rap kadar çöp bir akım daha yoktur herhalde, ya da belki de olabilir emin değilim, ama T-Rap kadar boş bir tarz daha görmedim herhalde, ya da belki vardır emin değilim, ama T-Rap kadar çakmasyon şarkılar başka bir müzik akımında yoktur herhalde, ya da belki de vardır emin değilim, ama.
Gündelik hayatta karşılaştığın şeylere bak, kolay yoldan meşhur olmuşların mozolesi gibi...
28.12.2018
Gerçeküstü Cülük
Yalan değildi söylediklerim, sadece gerçeküstücülük akımına dair birkaç eser sunmuştum aslında.
Yani tabi ki sütunlar üzerinde yürüyen bir fil de görmedim, yüzünü söküp atan bir adam da. Ağaçların tuttuğu çaydanlıklardan çay da içmedim saatler "gerçekten" eriyip giderken. Burnumu da içmedim pipo ile, denizlerin altına da bakmadım...
Gergedanlara da bu konuda haksızlık edildiğini düşünüyorum açıkçası. Dünyanın en gerçek hayvanlarından birinin, gerçeküstücülükle ilişkilendirilmesi de yani ne bileyim biraz fazla iki yüzlülük bence.
Gerçeküstücülüğe baktığımızda, temelinde bilinçsizce bilinçaltının dışa vurumu gibi tanımlar görüyoruz. Yani ben şimdi burada aklıma gelen ilk kelimeleri kullanıp bir takım cümleler yazmış olsam, oldu bana gerçeküstücülük. Bu durumda siz de "ne saçmalıyor bu yahu" da diyebilirsiniz, "vay anasını sayın seyirciler" de. Bu da sizin gerçeküstücülüğünüz olur biraz bence. Sonuçta beğenilerinize gerçekten kendiniz mi karar veriyorsunuz bir düşünmek lazım.
Gerçeküstücülük deyince aklıma gelen başka bir imgede "Beşiktaş maçında üstsüz bir şekilde kolunu havaya kaldırmış olan adamın sol memesini sıkan bir el" görüyoruz. Bu resmi kafamdan atamıyorum. Bilinçsizce bilinçaltının bir dışa vurumu olan bu "erkek memesi sıkma" hareketi alabildiğine gerçeküstü. Bir yandan neden diye sorarken bir yandan da neden olmasın ki diyebiliyorum bu duruma.
Gerçeküstücülük bizim için gündelik hayatın bir yansıması olmuş aslında. Metrobüslere binmeye çalışırken birbirini iten insanlar tablosu, tüm gün plaza penceresinden dışarı bakıp gezen tavuk yumurtası düşleyen adam heykeli, erkek tuvaletlerinde duvarlara sümük parçaları yapıştırma fotoğrafları... İşte bunlar hep gerçeküstücülük.
Yani tabi ki sütunlar üzerinde yürüyen bir fil de görmedim, yüzünü söküp atan bir adam da. Ağaçların tuttuğu çaydanlıklardan çay da içmedim saatler "gerçekten" eriyip giderken. Burnumu da içmedim pipo ile, denizlerin altına da bakmadım...
Gergedanlara da bu konuda haksızlık edildiğini düşünüyorum açıkçası. Dünyanın en gerçek hayvanlarından birinin, gerçeküstücülükle ilişkilendirilmesi de yani ne bileyim biraz fazla iki yüzlülük bence.
Gerçeküstücülüğe baktığımızda, temelinde bilinçsizce bilinçaltının dışa vurumu gibi tanımlar görüyoruz. Yani ben şimdi burada aklıma gelen ilk kelimeleri kullanıp bir takım cümleler yazmış olsam, oldu bana gerçeküstücülük. Bu durumda siz de "ne saçmalıyor bu yahu" da diyebilirsiniz, "vay anasını sayın seyirciler" de. Bu da sizin gerçeküstücülüğünüz olur biraz bence. Sonuçta beğenilerinize gerçekten kendiniz mi karar veriyorsunuz bir düşünmek lazım.
Gerçeküstücülük deyince aklıma gelen başka bir imgede "Beşiktaş maçında üstsüz bir şekilde kolunu havaya kaldırmış olan adamın sol memesini sıkan bir el" görüyoruz. Bu resmi kafamdan atamıyorum. Bilinçsizce bilinçaltının bir dışa vurumu olan bu "erkek memesi sıkma" hareketi alabildiğine gerçeküstü. Bir yandan neden diye sorarken bir yandan da neden olmasın ki diyebiliyorum bu duruma.
Gerçeküstücülük bizim için gündelik hayatın bir yansıması olmuş aslında. Metrobüslere binmeye çalışırken birbirini iten insanlar tablosu, tüm gün plaza penceresinden dışarı bakıp gezen tavuk yumurtası düşleyen adam heykeli, erkek tuvaletlerinde duvarlara sümük parçaları yapıştırma fotoğrafları... İşte bunlar hep gerçeküstücülük.
21.11.2018
Mozart'a Doymak
Gün geçmiyor ki hayatımda yine bir takım gariplikler yaşanmasın sevgili günlük.
Bak ne oldu anlatayım da dinle; olaylar dün gerçekleşiyor, yani bugünden bir gün önceki gün;
Sabah mışıl mışıl yatağımda horuldarken acı acı çalan telefonumun zıngırdaması ile uyandım. Saat onbir falan. Baktım bilmediğim bir numara, aha dedim kargo gelmiş.
Evet, beni arayan bilmediğim numaralar ya kargocu oluyor ya da bilmemne hastanesinden check-up kazandınız kutlamaları. Bu yüzden eğer bir kargo beklemiyorsam genelde açmıyorum.
Neyse, açtım tabi kargocu olduğundan emin olarak, alo dedim, abi dış kapıda bekliyorum dedi. Tamam dedim. Dış kapı dediği iş yerinin dış kapısı. E ben evdeyim. Hatta evde olmanın ötesinde yataktayım. Hatta yatakta olmanın ötesinde uyuyorum. Bırak danışmaya geç git değil mi? Değil işte, bazı gereksiz prosedürler nedeniyle kargolar kişiye teslim edilmeliymiş de bik bik bik.
Aradım iş yerinden birisini, dedim böyle böyle, dedi tamam ben gideyim alayım. Pat üzerine bir telefon daha. Baktım yine kargocu, abi diyor sen gelmiyorsun herhalde, gelmeyeceksen gideceğim ben. Ulan dedim, (demedim) iki dakika bekle yolladım birisini gelip alacak şimdi, izindeyim ben, dedim. Bu başladı, abi öyle deseydin beklemezdim de, yok sana teslim etmem lazım da, öyle olmuyor da, bik bik bik. Ya afedersin de senin zihniyetine kereviz sokayım ben. Bekle aq sanki dünyayı kurtarmaya gideceksin ya! Sanki hemen oradan çıkıp başlamakta olan bir savaşı durduracaksın. Sanki kansere çare bulmaya gidiyorsun hemen çıkıp. Sanki hemen bi koşu gidip ekonomiyi düzelteceksin aq. İzindeyiz diyoruz anlamıyor musun, neyin tribine giriyorsun sen. Neyse kargoyu aldık da bu geçici sorun kapandı. Sabah sabah dellenerek uyandım tabi.
Şimdi diyeceksiniz ki, kim bilir o kargocunun da ne dertleri vardır, ya çok afedersiniz de sokayım kargocunun derdine, benim dertlerim bana yeter bir de kargocu tribi çekemem.
Bitti mi, olur mu?
Akşama kadar günüm fena geçti sayılmaz aslında, büyük yeğenle güzel bir fortinayting yayını yaptık, güzel oldu cidden, neyse, akşam konser var diye kalktım 4.Levent'in yollarına düştüm. Bildiğiniz üzere son dönem Osmanlı padişahlarından olan 4. Levent, eski zaman mimarisine duyduğu özlemi, yenilikçi bir bakış açısı ile harmanlayıp, koca koca binalar diktirmesiyle meşhurdur. Bu binaların arasına da millet giderken delirsin diye yollar yaptırmış ve bu yollara onbinlerce araba sokturtmuştur. Neyse, bu kısa tarih bilgisi detayının ardından, konser mekanına vardık.
Lucas Debarguegunterbundesligamayer (soyadı böyle değil) isimli bir piyanist ve Basel Oda Orkestrası, Mozart ve Stravinski miydi neydi (afedersin de Mozart varken bok yesin Stravinski) isimli bir kişilikten bir kaç eser hazırlamışlar, bizimle de paylaşmak istemişler. Gittik oturduk yerimize.
Her şey güzel, ara oldu, hanım bir dışarı çıktı, gelecek, kapılar kapandı. Haydaa hanım yok. Bekle bekle gelmez. Dink, bir mesaj, ben arkadayım, bırakmadılar öne geçemedim. Neyse en azından içeri girmiş. Parça arasında gelirsin dedim.
Kemanlarımızı dinlediik, bi daha dinledik, ama nasılız biliyor musun, kafamız nasıl güzel, o kadar güzel.
Parça arası oldu, müzisyenler sahneden çıktı, görevliler geldi, piyanoyu falan hazırlıyorlar, ışıklar karardı, o arada ben de dedim ki, hanımı bi arayayım da gelsin, çünkü sahnede inşaatçılar var piyano kuruyorlar yani sonuçta piyano kurulumunu izlemek için gelmiş olamaz değil mi insanlar? Aradım, yine salmamışlar ön tarafa. Haydaa falan, neyse filan diye mesajlaşırken, -bakınız buraya dikkat çekmek istiyorum, telefon kucağımda, pıtı pıtı yazıyorum mesajımı kimseye bir olayım yok- Hayrettin'e benzeyen Lucas tipitipi geldi oturdu piyanonun başına, bir alkışlar, bir nümayiş bir debdebe, ama kafamız da nasıl güzel biliyor musun, arkamda bir el omzuma vuruyor. Döndüm baktım, aaa kargocu. :) Yok yok değil. Yakın zamanda tarihi eser kaçakçılarından kurtulup kendini Mozart konserlerine atmış bir teyze bana "kapat onu" diyor. "Kapat onu" mu? Kapat onu? Ya sen afedersin de Mozart dinlemeye gelmiş bir teyzesin, "Kapat onu" ne ya? Bizim bakkal efendi gibi konuşursan olur mu hiç? "Kapatabilir misiniz lütfen" falan diyeceksin ki ben de utanıp, ulan ne kibar kadın, çok ayıp ettik deyip, özür dileyip, telefonu götüme sokup sessiz sessiz oturacağım.
Ama bu teyzemiz bunun yerine "kapat onu" demeyi tercih ettiği için, yüzüne anlamsız bir gülümsemeyle baktıktan sonra, elimi yumruk yapıp burnunun ortasına, yok yok şaka, elimi yumruk yapıp yanındaki adamın ağzına, yok yok değil, elimi yumruk yapıp başparmağımı kaldırıp, "oki" deyip önüme döndüm.
Kaç kere dedim şu Mozart konserlerine bu teyzeleri almayın diye. :)
Neyse sonuç olarak dün de Mozart'a doyduk be günlük. Bugün Allah kerim...
Neyse sonuç olarak dün de Mozart'a doyduk be günlük. Bugün Allah kerim...
6.11.2018
Uçurumlamak
Merhaba saygıdeğer günlük, hemen yazıp kaçıyorum,
Öncelikle salon adamı çizgimden kayıp yazıya ayımtrak bir giriş yaptım biliyorum ama sonuçta herkes zaman zaman biraz ayılaşmaz mı?
Neydi ulan bu aklımı kanatsız kuşa çevirip de uçurumlardan itekleyen ha, neydi?
Uçurumlar demişken neden çoğul kullandım ki şimdi ben bu kelimeyi? Uçurum sürekli atlanabilecek ya da birisinin sizi sürekli atabileceği doğal bir kaya oluşumu değildir ki? Uçurumdan bir kez atılınır o da eğer çok şanslıysan. Çünkü rivayete göre uçurumlardan paraşütsüz, planörsüz ya da gözleri açık bir şekilde atılan insanların daha henüz yere inmeden kalp şıpazımından şıpazladığı söylenir. Ne kadar doğrudur bilinmez. Bu yüzden insan uçurumlardan atılamaz.
Ancak ve ancak tek bir uçurumdan atılabilecek yürek vardır insanda.
Öncelikle salon adamı çizgimden kayıp yazıya ayımtrak bir giriş yaptım biliyorum ama sonuçta herkes zaman zaman biraz ayılaşmaz mı?
Neydi ulan bu aklımı kanatsız kuşa çevirip de uçurumlardan itekleyen ha, neydi?
Uçurumlar demişken neden çoğul kullandım ki şimdi ben bu kelimeyi? Uçurum sürekli atlanabilecek ya da birisinin sizi sürekli atabileceği doğal bir kaya oluşumu değildir ki? Uçurumdan bir kez atılınır o da eğer çok şanslıysan. Çünkü rivayete göre uçurumlardan paraşütsüz, planörsüz ya da gözleri açık bir şekilde atılan insanların daha henüz yere inmeden kalp şıpazımından şıpazladığı söylenir. Ne kadar doğrudur bilinmez. Bu yüzden insan uçurumlardan atılamaz.
Ancak ve ancak tek bir uçurumdan atılabilecek yürek vardır insanda.
2.11.2018
Her Yanım Hezeyan
Ya işte ondan sonra onbir sevgili günlük. 2 3 5 gündür üzerimde enteresan bir enteresanlık var, uykumu alamıyorum, dinlenemiyorum, uyuyamıyorum, uyanamıyorum, bütün olumsuzluk eklerini kendime toplar gibi gibiyim gibiyim.
Yine günlerden bir "Bugün Cuma Enseyi Kapa" gününden daha hepinize sevgiler selamlar. Hava çok kasvetli, kasım kasım kasvet akıyor bulutlardan. Yağmur mu yağacak, yoksa ben mi ağlayacağım bilemiyorum.
Herkes kendi aleminde, herkes de kendini çok beğeniyor.
Yazıp yazıp silinen cümleler gibi, bir an önce geçmesini bekliyorum bugünün, ki eve gidip uzun uzun uzanmak, kısa kısa televizyon izleyip mırıl mırıl uyuklamak istiyorum. Geç gün geç.
Gün geçmiyor ki bir gün daha geçmesin. Geçmiyor...
Geçtiğimiz günlerden bir gün "mutluluk" konulu bir seminere katılmıştım. Olayın ironikliğine bakar mısınız, mutluluk seminerde aranacak bir olguya dönüşmüş. Hayatta mutluluğu arama konusunda başarılı olduğunu düşünen bir abimiz çıkıp konuştu falan. Güzeldi aslında, ama beni mutlu etmedi. Zaten aslında mutlu etmeyi de vaat etmiyordu, neden şimdi sanki öyleymiş gibi bir algı yarattıysam. Adam çıktı, ben mutlu olmak için bunu bunu yaptım dedi aslında. Çok da yüklenmeyelim şimdi, araştırmış falan. Bakınca aslında çok da yanlış şeyler değildi zaten anlattıkları.
Hayattan beklentilerimi azaltmam mı lazım acaba mutlu olmak için? Mutluluğun formülü çok mu açık? Yoksa açık mı değil? Kapalı mı lan mutluluk? Kapattınız mı olm mutluluğu? Bu saatte mutluluk mu kapatılır? Saat daha onuyedigeçiyor.
Geçmiyordu... O kadar beklediğim halde henüz daha 37 dakika geçmişti bu yazıya başlayalıberi. Arada biraz iş de yaptım ama yani 37 dakika boyunca bu yazı ile uğraştığım düşünülsün istemem. Niye istemiyorsam? Düşünülürse düşünülsün be bana ne.
Kesinlikle ve kesinlikle uyku düzenimi korumalı ve spor yapmaya başlamalıyım. Spor derken mesela golf.
E-Sporculuk da spor sayılır mı mesela? Fortnite'da 11 kill aldım geçen tisko tisko partizani dalaşında. Nasıl? Bence sportif.
Beslenme de önemli. Huzur da önemli. O da önemli. Bu da önemli. Ulan her tarafımız önemli şeylerle doldurulmuşken, doldurulmuş demişken, siz hiç doldurulmuş bir hayvan gördünüz mü? Her tarafımız beklentiler, umutlar, hüsranlar, hezeyanlar, heyelanlar ve bilumum -larlar'la doldurulan hayvanat gibiyiz bazen.
Sabahtan beri 3 bardak çay içtim, bana mısın demedi. Kimesin ulan kimesin?
Ben kısmen kaçar, gelirim yine. Haydibayimasu.
Yine günlerden bir "Bugün Cuma Enseyi Kapa" gününden daha hepinize sevgiler selamlar. Hava çok kasvetli, kasım kasım kasvet akıyor bulutlardan. Yağmur mu yağacak, yoksa ben mi ağlayacağım bilemiyorum.
Herkes kendi aleminde, herkes de kendini çok beğeniyor.
Yazıp yazıp silinen cümleler gibi, bir an önce geçmesini bekliyorum bugünün, ki eve gidip uzun uzun uzanmak, kısa kısa televizyon izleyip mırıl mırıl uyuklamak istiyorum. Geç gün geç.
Gün geçmiyor ki bir gün daha geçmesin. Geçmiyor...
Geçtiğimiz günlerden bir gün "mutluluk" konulu bir seminere katılmıştım. Olayın ironikliğine bakar mısınız, mutluluk seminerde aranacak bir olguya dönüşmüş. Hayatta mutluluğu arama konusunda başarılı olduğunu düşünen bir abimiz çıkıp konuştu falan. Güzeldi aslında, ama beni mutlu etmedi. Zaten aslında mutlu etmeyi de vaat etmiyordu, neden şimdi sanki öyleymiş gibi bir algı yarattıysam. Adam çıktı, ben mutlu olmak için bunu bunu yaptım dedi aslında. Çok da yüklenmeyelim şimdi, araştırmış falan. Bakınca aslında çok da yanlış şeyler değildi zaten anlattıkları.
Hayattan beklentilerimi azaltmam mı lazım acaba mutlu olmak için? Mutluluğun formülü çok mu açık? Yoksa açık mı değil? Kapalı mı lan mutluluk? Kapattınız mı olm mutluluğu? Bu saatte mutluluk mu kapatılır? Saat daha onuyedigeçiyor.
Geçmiyordu... O kadar beklediğim halde henüz daha 37 dakika geçmişti bu yazıya başlayalıberi. Arada biraz iş de yaptım ama yani 37 dakika boyunca bu yazı ile uğraştığım düşünülsün istemem. Niye istemiyorsam? Düşünülürse düşünülsün be bana ne.
Kesinlikle ve kesinlikle uyku düzenimi korumalı ve spor yapmaya başlamalıyım. Spor derken mesela golf.
E-Sporculuk da spor sayılır mı mesela? Fortnite'da 11 kill aldım geçen tisko tisko partizani dalaşında. Nasıl? Bence sportif.
Beslenme de önemli. Huzur da önemli. O da önemli. Bu da önemli. Ulan her tarafımız önemli şeylerle doldurulmuşken, doldurulmuş demişken, siz hiç doldurulmuş bir hayvan gördünüz mü? Her tarafımız beklentiler, umutlar, hüsranlar, hezeyanlar, heyelanlar ve bilumum -larlar'la doldurulan hayvanat gibiyiz bazen.
Sabahtan beri 3 bardak çay içtim, bana mısın demedi. Kimesin ulan kimesin?
Ben kısmen kaçar, gelirim yine. Haydibayimasu.
11.10.2018
Raşitler Öğretisi
Yağmurlu ve aşırı gereksiz yere uyanılıp işe gelinen gerizekalı bir İstanbul sabahından merhaba günlük...
O kadar yorgunum ki, resmen sabah uyanılınca bir kenara atılıp yığılan alelade bir yorgan kadar yorgunum.
Düşünsene, geceden sabaha kadar üstünü örtüyorsun, koruyorsun, üşütmüyorsun, sabah kalkınca ilk gördüğün muamele ise bir kenara fırlatılmak oluyor. Evet yorganlardan bahsediyorum, yorganlar, yorganlarımız. Bu aydınlanma anından sonra yorganıma daha iyi davranmaya karar verdim. (vermedi)
Ülkenin %90'ında D vitamini eksikliği varmış. Belki de bütün bu sığırlığımızın nedeni D vitamini eksikliği olabilir. Sığırların D vitamini düzeyi nasıl acaba? Bakalım [Link]...
Bu arada az önce sığır dünyasının derinliklerinde dolaşırken, D vitamini eksikliğinden Raşitizm meydana geldiğini bildiğimi hatırladım. Raşitler Öğretisi, Raşit Doktrini, Raşitlerin Dünyaya Bakışı ve Vizyonu gibi açıklamalarla açıklayabileceğimiz Raşitizm kavramında, ne diyorum ben ya...
Neys.
Yorgunum da yorgunum, başka bir açıklaması yok, burada kendime Serdar Ortaçgil'den "hayaaat beni neden yoru yosun?" isimli yosun kokan parçayı armağan ediyorum. D vitamini konusuna biraz eğilmem lazım ama. Bu arada eğildiğime göre D vitamini konusu benden daha aşağıda demek ki. Ne eğilecem ya bi sn, vazgeçtim, o gelsin.
Dün gece uykumun arasında bir şiir yazıyor gibiydim, ama hayal meyal hatırlıyorum, sanki şiir de değil gibiydi ama, neyse hatırlayamadım şimdi,
Bazı kitaplar görüyorum, her sayfasında bir cümle var, 200 300 sayfalık kitaplar. Afedersiniz ama böyle kitap olmaz. harcanan kağıda yazık. Aforizma kasıp sürekli duyar yapan yazarların kitaplarını almayın, aldırmayın. Böyle saçma şeylere para harcayacağınıza gidin o parayla yarım ekmek tavuk döner falan yiyin. Artık tavuk mudur martı mıdır, döner midir dönmez midir bilinmez tabi...
Çay içmem lazım.
[Bir takım linkingparking şarkılaring...]
[Bir takım linkingparking şarkılaring...]
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
