29.06.2010

Yaşasınn! Hayat In Flames'le daha da depresif

Bu daha bi' ayrı...
Yeterince sabırlıysan...


"In Flames - The Chosen Pessimist"

Yaşasınn! Hayat Katatonia'yla daha depresif


Olmuyor mu sana da?
Bana oluyor.


"Katatonia - Deadhouse"

28.06.2010

Princess Feline'in günlüğünden mim

Lazanya'nın başlatmış olduğu mim, döne dolaşa Miyaw sayesinde bana kadar ulaşmış. :] Antrparantez ben bu mim olaylarının tee 2007 yılında falan bittiğini düşünüyordum, bayağıdır da rastlamamıştım, o halde cevaplıyorum.

Yalnız başlık konusunda ne yazacağımı tam anlamış değilim, Lazanya'nın günlüğünden mim mi? Miyaw'ın günlüğünden mim mi? (Evet öğrendik; "Princess Feline'in günlüğünden mim")

Gelelim cevaplara, merak içinde cevapları bekleyen siz yüzbinleri daha fazla bekletmeyeyim.

1. Hangi işleri yarım bırakırsın ya da bıraktığın neler var?
Oha soruya bak. Başlıyorum;

Elektrogitar aldım, hem de Japon, tam bir geyşa, kursa başlayacaktım, mesailer falan bir türlü olmadı, olamadı. Ama aşığım kendisine. Geyşa'mın çıplak fotoğrafı için tıkla; ahanda burada. (tıkla tıkla süper lan)

Tofıl'a girmeye niyetlendim, çünkü bayağı para veriyorlar ya maaş zıplıyor resmen, bir kaç hafta kastım, baktım olacak gibi değil bıraktım. Maaşım artmadığı için de ihtiyaçlarımı azalttım.

Kitap aldım geçen aydı sanırım, 420 sayfa, adını da yazıyim: "Benden Sonra Devam - Akın Öngör" her gün 1 paragraf falan okuyorum 5 yıla bitecek inşallah.

dSLR fotoğraf makinesi aldım geçen, ama onu tam bırakmış sayılmam, ama şimdilik fazla zaman ayıramıyorum, ama ayırmak istiyorum, ama çok çalışıyorum lan bildiğin gibi değil. Dertlendim bak.

Bir yıldır bir havuza kaydolup yüzmeye başlamayı planlıyorum, olmuyor. Beraberinde sportik aktiviteler falan, (ulan koşarım diye iPod aldım, serviste ya da ikikatlıda dinlerken uyuyakalıyorum olaya bak.)

Geçen gün de, yemek yiyordum beğenmedim yarım bıraktım.

2. Yakın zamanda kaybettiğin biri var mı?

Çelişkili bir soru aslında bu, her gün birilerini kaybediyoruz sonuçta, yakın akraba ise yok, uzak akraba ise var, ahbap diyorsan o da var, geçen de bahçede kedi vardı onu kaybettik, bulamadık hala.

3. En ağır bulduğun, sana dokunan bir yemek var mı?

Karnıyarık. Ama bana dokumaz. Ben de ona dokunmam.

4. Cinsellik ve aşk anlamında unutamadığın biri var mı?

Yok. Unuttum hepsini.

5. Çocukken sevdiğin çizgi filmler?

Çok var ya (hala izliyorum ki aslında): Voltron, Örümcek Adam, Red-Kit, Tsubasa, Benjamin (bunların sadece adlarını hatırlıyorum çizgi filmin adı neydi bilmiyorum :) )

6. Blogger'a ne zaman kayıt oldun? Kim vesile oldu? Nereden duydun?

Uuu çok maziye gittin ya, bekle hele bakalım bi' arşivlere bakalım.

Blogcu'yla başladım. 8 Mayıs 2006. Dün gibi hatırlıyorum çünkü hikayesi vardır, neyse anlatırım birazdan. Gerçi duruyor hala ama hiç bakmıyorum, şuradan: http://monera.blogcu.com/ (onları da bir ara bir toparlamak lazım ya) Sonra blogcu baya baya kasılmaya başladı satıldıktan sonra, -ki şimdi tekrar bi' login olmak istedim baktım hala kasılıyor- Ben de yetti canıma diyerekten blogspota geçtim, Tarih: 22.06.2008. (oha amma olmuş, ilk yazı: http://arenom.blogspot.com/2008/06/nerede-kalmtk.html) eşekten inip ata binmiş gibi oldum. Ata binmeyi bilmem gerçi. Hoş, eşeğe de binemem zaten. Bir süre ikisini beraber götürdükten sonra, baktım olmuyor, blogcuyla anlaşarak ayrıldık.

"Neden blogspot?"un cevabı yukarıda. Ha yok neden blog yazıyorsun deli misin divane misin diyecek olursan, e biraz. Ya o zamanlarda bir kız arkadaşım vardı, takılıyoruz hoşbeş falan, blog mlog bişeyler diyor, kendini ifade ediyormuş, versene dedim adresini bakayım bir nasıl ifade ediyorsun kendini, yok vermem falan triplere girdi. Ulen töbe töbe, bunu da anlamam, sanki bulamıycam, neyse ama üstüne gitmedim, sonra bu yine blog mlog bi'şeyler diyor, yahu versene şu adresini bakayım nasıl yazıyorsun dedim, yok vermem falan, kendin aç bak banane falan triballere girdi, sitenin adını verdi, blogcu'ymuş. Sen misin bunu diyen deyip, önce kendim bi' blog açtım, yazdım falan, çocukluktan severim zaten bi'şeyler yazmayı, sonra -gıcık oldum ya-, aradım budum tabi hanımefendinin blogunu. Abow, ulan bir de baktım ki neler anlatıyor? Bana başka, elaleme başka, yalanın bini bi' para, bana başka şey diyor, bloga başka şey yazıyor, lan n'oluyor? Bir kaç hafta böyle gizli gizli takip ettim, yalan yok. Ama yani ağır tahrik vardı napim. Neyse, baktım olacak gibi değil, elveda bile demeden kestim görüşmeyi. Bir sabah aradı, napıon falan dedi, uyuyorum dedim kapadım telefonu. Daha da aramadı. (Lan amma anlattırdınız he. :] )

7. Çok paran oldu neler yaparsın?

Çok param olmadığını nereden biliyorsun? :]

Ehehe, yok lan çok param yok, çok param olsa, bankaya yatırır, işi gücü bırakır, keyfime bakarım.

---
Oooy , amma uzun oldu.

Şöyle yapalım, tek tek belirtmek olmaz, sonuçta yazmak isteyen olur istemeyen olur, sonra mesela bi'kaç kişiyi seçerim, cevaplamazlar falan, sap gibi kalırım ben de, böyle olmasın diye, tüm izleyici kitlemi bu mim'e davet ediyorum, bu yazıyı görüp de, blogunda mim olarak cevaplamayanları tavşanlar kovalasın.

Ön kabullu diyalog

- ya ben birine uzun sure baglanamam.
- e bırakır gidersin o zaman sen de digerleri gibi.

27.06.2010

Fizy'ksel çıkarım Vol:13

Şimdi bu telif hakları falan dalgasına, özellikle TR gruplar için şarkı eklememeye gayret ediyorum, n'olacağı belli olmaz gümbürtüye gitmeyelim. [kıh kıh temkinli blog hurafesi]

Neyse, ama beğendim.

http://fizy.com/#s/1jq2ca (sağtıkyenisekmedeaçkidostkalasın)
"Kurban - Güneş"


3. Geleneksel Fotoğraf Pazarı - French

"Geleneksel Fotoğraf Pazar'ı için dün çektiğim "French" konulu fotoğraf.
(Bu arada bu oluşumu tamamen sallayan Miyaw'a da selamlar gidiyor :] )

(Tıklarsak büyür, inanın)

Pazar'ın günlük girişi

Sevgili günlük, bir Pazar sabahına daha uyanmış olmanın verdiği mutlulukla, ki sabahına değil öğlenine, seni bu yazıda tam bir günlük gibi kullanmaya karar verdim.

Sevgili günlük, kalktığımda saat 12:20 falandı, nereden biliyorum çünkü yüzümü yıkamaya giderken duvardaki saate baktım. Ama yüzümü yıkamaya gitmedim, mutfağa gittim. Anneme "Ginaydın" dedikten sonra masaya oturup masada duran takvim yaprağının arkasındaki bulmacağı çözdüm, sonra kalktım gittim salona yattım. Duvardaki tablolara bakarak 2 3 dakika geçirdikten sonra gittim yüzümü yıkadım. Sonra baktım annem mutfakta bi'şeyler hazırlıyordu ben de geldim tv'yi açtım. Yeni aldığım kitaptan 1 paragraf kadar okuduktan sonra tv'ye baktım biraz. [her gün 1 paragraf okuduğumu varsayarsak, ve bir sayfada da genelde 4 paragraf olduğunu düşünürsek, 420 x 4 = 1680, her gün bir paragraf okuduğumu düşünürsek de, 1680 / 360 = 4,6. Evet kitap yaklaşık 5 yılda bitiyor çok güzel.] Tv'de "teknotrend" diye bir program, ve programda -güya- teknoloji tanıttıklarını zanneden iki adam vardı. Sıkıldım. Gittim yemek yedim, ve güne 3. bardak demli çayla devam ediyorum. Bir yandan da düşünüyorum "Metallica", "Black" albümünden sonra daha iyi albüm yapamadı diye.

Ha bir de dün fotoğraflar çektim, onlara bakıyorum bir yandan "The Fray" dinleyerek.

Gelirim ben gene. Haydi bayimasu şimdilik.


"The Fray - You Found Me"

Düğünlerde fotoğrafçı sorunsalı

Eveet, şimdi sosyal sorunlu ve antipatik blog olmanın verdiği rahatlıkla siz değerli okuyuculara sosyal hayatta en çok korktuğunuz olgudan nasıl kolayca sıyrılabileceğinizi anlatacağım sevgili düğün severler.

Nedir? Düğün dernek sünnet gibi oluşumlarda ortada dolaşan fotoğrafçılar. Bu meslek erbapları çoğu zaman insanların korkulu rüyası olmaktadır. Pat diye herhangi bir anda karşınıza çıkıverir çat diye fotoğraflarınızı çekerler. (Tabi ki "çekmesene ulan dıkş" diyerekten fotoğrafçıya dalışabilirsiniz o ayrı.) Daha sonra da ellerine fotoğrafları alıp, dolaşa dolaşa sizi bulur ve tanesini 10 liradan size kilitlemeye çalışırlar. Buradaki vurucu kelime "kilitlemek" anladın sen onu.

Tabi şimdi modern hayatta bu tip cemiyetlerde hırgür çıkarmak pek hoş karşılanmayacağı için, takı takarken, masada otururken, ayakta dururken, yürürken, öperken, kısacası nerede yakalanırsanız o fotoğrafı seve seve çektirirsiniz.

Not: Lan bu arada bu Kurban'ın son albümü cidden iyiymiş. (Dinledik de konuşuyoruz. Ve evet korsana hayır, ben sadece bilgi edinmek adına dinledim, yerseniz.)

Ve sonra da yine medeni insan olmanın vermiş olduğu kasıntıyla o fotoğrafları seve seve almak zorunda kalırsınız.

Artık bu sıkıntılara son!

Fotoğraf çektirirken -eğer zaten almayacağınız bir fotoğrafsa- önünüze iri yarı birisini alıp arkasına saklanabilir ve kadrajdan çıkabilirsiniz, ya da en azından kafanızı saklayabilirsiniz. Kadrajda tam olarak görünmediğiniz için de fotoğrafı emekçi kardeşimiz sizi bulamayacak ve o fotoğrafı size kilitleyemeyecektir. Toplu halde çektirilen fotoğrafları umursamıyorsanız bunu uygulayabilirsiniz.

Ama resimde görüneyim ama resmi almayayım, sonra nasılsa arkadaşlar tarar face'ten mail'den falan atarlar, ben de oradan alırım diyorsanız, (lan acayip çakalsınız ha), o zaman yapacağınız şey biraz karmaşık. Öncelikle üzerinizde giyip çıkarabileceğiniz bir giysi olmalı, kadınlar için şal mal olabilir, erkekler ceket meket mesela. Sonra fotoğrafı çektirirken bu giysi üzerinizde olmalı. Ancak işlem bitip herkes yerlerine dağıldığında o giysi hemen çıkartılıp saklanmalı. (Bu sayede algıda seçiciliği zorlaştırıyoruz.) Hatta kadınların saçları dağınıksa toplanmalı, toplu ise dağıtılmalı. Erkekler kravat varsa çıkarmalı, kolları sıvamalı. Bu düzenlemelerden sonra, masada oturmak yerine belirli periyotlarla kalkılıp tuvalete gidilmeli, sigaraya çıkılmalı, ortalıkta sağa sola dolaşılmalı, başkalarının masalarına oturulup muhabbet edilmeli (ola ki böyle bir anda yakalansanız bile şu anda ceketim yanımda değil, bizim masaya gelince alırım diyerek tehlikeyi geçiştirebilir ve masa numarasını tabi ki yanlış verebilirsiniz), olabildiğince sabit kalınmamalıdır.

İşte bu sayede bir nebze olsun fotoğrafçılardan kurtulabilir ve gün sonu eve geldiğinizde "ulen şu kıytırık fotolara tonla para saydık, n'aptık lan biz, hanım tatil planlarını bi' daha düşünelim." gibisinden çıkmazlara girmezsiniz.

Ya da paşa paşa ödersiniz, üzülmezsiniz, gelir eve uyursunuz. O da bi' seçenek tabi. :]

26.06.2010

Ankete gel

Tam 4 kişinin katıldığı (Ahaha, voov bu bir rekor olmalı :]) yüzyılın anketinin sonuçlanmasına 30 küsur dakika kaldı, şu anda aldığım kesin olmayan resmi sonuca göre insanlar buzlu çay içmek istiyor.

:]

Same to me...


Bugünün diğerlerinden bir farkı yok...
Bugünün diğerlerinden bir farkı yok...
Bugünün diğerlerinden bir farkı yok...
Bugünün diğerlerinden bir farkı yok...
Bugünün diğerlerinden bir farkı yok...
Bugünün diğerlerinden bir farkı yok...
Bugünün diğerlerinden bir farkı yok...
Bugünün diğerlerinden bir farkı yok...
Bugünün diğerlerinden bir farkı yok...
Bugünün diğerlerinden bir farkı yok...
Bugün benim doğum günüm...
Bugünün diğerlerinden bir farkı yok...
Bugünün diğerlerinden bir farkı yok...
Bugünün diğerlerinden bir farkı yok...
Bugünün diğerlerinden bir farkı yok...
Bugünün diğerlerinden bir farkı yok...
Bugünün diğerlerinden bir farkı yok...



Bu yüzden kendime hediye:


"Motograter - Down"

"The clock is ticking
And you're still counting sheep"

25.06.2010

iPod üzerinde iOS.4

iPod üzerinde iOS.4'ten bir ekran görüntüsü meraklısına :]

Kafaya göre oluşturulabilen klasörlere hepimiz şahit oluyoruz. Hatta multitasking.

Kısa bir süredir deniyorum, ilk yorumum; "şık olmuş". Vatana millete hayırlı olsun.


Editmedit: iOS.4 ile gelen iBooks'un görüntüsü de şöyle, default olarak "vinidıpuu" kitabı geliyor, çohacayip. :]

Vuvuzelayı seviyorum, o da beni seviyor, sevişiyor gibiyiz

Vuvuzela; şunu anlamıyorum; insanların [bazı] maç boyunca böyle ses mi olurmuş, yasaklanmalı gibisinden tavırlarını, tüm maç zevkimizi kaçırıyor, tüm konsantrasyonumuzu bozuyor gibisinden sığ fikirlerini.

Tamam, müzik aleti bile diyemeyiz, sadece tek bir ses çıkarılabiliyor ona da tamam [hüsnü şenlendirici 2 ses çıkardı bu arada, ayrıca ne olacaktı senfoni mi dinleyecektiniz maçlarda?], gürültü yapmaktan başka bir işe yaramayan, arı vızıltısına benzeyen, beraber çalındığında 120 desibele kadar çıkan saçma bir alet değil mi? Hepsine tamam, da...

Sırf siz rahat tv koltuğunuzda oturup ucuz biranızı yudumlayıp, über konsantrasyon içinde çişe bile gitmeye üşenecek kadar ezik bir haldeyken, maç zevkiniz bozulmasın diye [nasıl bir zevkse], insanların farklılıklarına, yerelliğe ve gönüllerince gürültü yapabilme özgürlüğüne bu denli yasak getirilmesini istemeniz nasıl bir aymazlıktır?

[Ahaha milletvekili olacam ben :] Çok pis demagoji yaparım. ]

Ondan sonra, aman yutup niye kapalı, aman lastefem niye engelli...

24.06.2010

Disturbia

Oturmuş, Rihanna dinliyorum...




Bir beyin zırvalıyor sayın seyirciler

Sevgili günlük, uykum olmasından mütevellit çok kalamayacağım, ama dışarıda bir kuş var, viyk iyk diye ötüyor, çok meraklandım, ne kuşu acaba?

Ahaha, lan dur ciddiye alma hemen, yok kuşmuş. Kuş değilmiş yani kuş muş yokmuş. Yokmuş kuş muş. Kuş yokmuş. Alo kime diyorum, yok kuş muş.

Çok yorgunum be günlük, fiziken, ruhen, ötüken ve budokan.

Saat onmuyduneydi eve geldim anca. Üstelik bir de yağmur ve yaklaşık iki haftadır akşam yemeği niyetine yenen restoran yemeklerinin verdiği ufak bir göbekimsiyle. Ufak dediğime bakma lan, baya baya pavyon sahibi göbeği olmaya başladı bende. Eritmem lazım bunları adilen, adil bir şekilde yani, böyle vücudun muhtelif bölgelerine kas olaraktan, yayaraktan, güllerin içinden koşaraktan, gel bana gel bazı bazı, bana esmeyi anlat. (Rüzgar esmiyor ya, ondan sıcak biraz hararet yaptım.)

Restoran dedim de aklına bi'şey geldi mi? Geldiyse söyle yoksa konuyu değiştiriyorum. Oldu.

Bu iOS.4 patladı lan resmen hala kuramadım, ama kuranlar çok memnun kaldığını söylediler iş yerinde, pek bi eziklendim, Lan ben kuramadım daha diyemedim, işim gücüm var lan iOS'la mı uğraşıcam bi' ara kurarım diye artislik yaptım. Ühürükfırk.

Haa, bu arada iOS4 kurmak isteyenler, iPhone msn aplikasyonu kendi kendine kopmalar mopmalar yapıyormuş haberiniz ola. Ben duyduğumu söylüyorum kendim deneyince bakarız.

Bir de bu yağmur ne iş? Temmuz geliyor hala bi' yağmur falan. N'olacak bu işler?

Püüüü, lan gecenin bir vakti, çıt çıkmayan sokakta korna çalma angutluğunu gösteren idiyot şahsiyet, ben senin ta...aşşuku talat ve fıtnat. [Lan ne insanlar var ya, böyle insanları gördükçe çöp poşetlerine saygım artıyor.]

Neyse, oooldu o zaman, haydi bayimasu.

Not: aaa saate bak lan 01:11'e denk geldi.

all cried out

Yoruma mahal yok...
Hem de hiç.

Her insanın hayatında en az bir tane takıntı boyutunda dinlemesi gereken -üstelik yüksek sesle dinlemesi gereken- bir şarkısı olmalıdır.


"Fink - All Cried Out"

Aç aç sesi, bak hala açmamışsın?
Biraz daha.


Not: E madem öyle, tüm 69 izleyiciye gelsin bu şarkı, günün sürpriz promosyonu kontenjanından hedaye. :]


23.06.2010

iTunes

Sevgili günlük, ne olmuş bil?
 
iTunes Türkiye'den erişilebilir hale gelmiş.
 
Ben buna bir sevin bir sevin, mesai mesai umurumda değil artık. :] hobareey.
 
(mesai mesai)

Makinekafa


/(fena değil...)


Fazla mesainin kötü tarafları - #2


"Çünkü mesaiye kaldığınız akşam yağmur yağma ihtimali vardır. Ve hatta yağar. Ve hatta sizin de şemsiyeniz yoktur. Ve -özellikle normalde servis kullanan biriyseniz- eve dönmek eziyet olabilir."

Fazla mesainin kötü tarafları - #1


"Çünkü iş sonrası saatler tuvaletlerin hepsinin aynı anda temizlenmeye başladığı saatlerdir. Bu saatlerde size girecek tuvalet kalmaz. Mecburen beklersiniz."

Not: İşte bu yüzden fazla mesaiye kalacak olan insanoğlu işini gücünü mesai bitmeden bitirmelidir.

Nöt: Bu yazı dizime mütemadiyen [bitişi henüz belli değil] mesai sonrası fazla mesailerde kalacağım için başlıyorum. Çünkü bir bu eksik.

Nüt: Her postumuzda bir konuyu işlemeyi planlıyorum, ama iyi tarafları yok mu vardır tabi, onları da yazarım bilahare. Neden açıklama yapıyorum bilmiyorum.

22.06.2010

İçeride bi' dalgalanma var hayırdır?

Şimdi eşim dostum beni testteyim sanıyorum, restteyim kimse bilmiyor.

İşi gücü bıraktım işle güçle uğraşıyor gibi yaparaktan test dokümanına blog postu yazıyorum. Ee boşuna dememişler ayıdan post olmaz diye de saçma bir bağlama cümlesiyle ilk paragrafı alabildiğine manasız bağlıyorum.

Sonuç; can sıkıntısından mütevellit bitmesi gereken işlere tam başlayamamış olmanın huzursuzluğu ve kafa boşaltma aktivitesi olaraktan az biraz internet sitelerinde dolaşım, biraz da laklak.

Bu arada, hişt hişt gördün mü, kartopu alıp ördün mü? iOS.4 çıkmış, alıp da iPod’una indirdin mü? (Kağfiyeye gel Sağfiye) Hobeleey. (iOS.4: iPhone’un Operasyon Sistemi’nin 4.sü demek) iPod Touch’lara da kurulabilecek olması da cabası. Caba? Lan ne güzel. Hatta negzella. Akşam bir kurayım da bir bakayım. Neyse.

Sonra da bu “ateş topu” meselesi var. Kılabır gençliğin son zamanlardaki en sofistike dans figürü. Şimdi halka hizmet aşığı sosyal sorunlu blog olmanın getirdiği rahatsızlıkla bu dans figüründen bahsedeceğim biraz.

Herhangi bir klaba girdiğinizde beat’lerle senkronize olarak zıplayan ve elerini kollarını hareket ettiren gençliği görmüş ve “yahu ne kadar kabız dans ediyorlar” dediğiniz elbette olmuştur. Birincisi dans etmek zordur, öyle kabız mabız ağzınıza geleni söylemeyin. “Çık lan çok biliyorsan sen oyna” derler adama. İkincisi gerçekten bir süre sonra aynı hareketleri görmek izleyenlerde bile bir kabızlık hissiyatı uyandırmaya başlar.

İşte bu konuda, apaçi olarak aşağılanan, hor görülen, itelenen yaratıcı gençlik, “ateş topu” isimli dans figürünü geliştirmiştir. “Elektrik Bugi”den sonra eeen acayip dans figürü.

Figürasyona gel:

Eller sanki bir ateş topunu tutuyormuşçasına [büyüklüğü size kalmış] kavrama şeklini almış olmalıdır. Avatar’ı düşün, Ken’i düşün, Ryu’u düşün, aduket’i düşün anlayacaksın. (Bu dans figüründe street fighter’ın etkisinin büyük olduğunu aşikar.)

Daha sonra ufak ufak hareketlerle bu ateş topuna bir sıvazlama hareketi yapılmakta ve tabiî ki beat’ler asla es geçilmemektedir. Sıvazz, sıvazz...

Ve sonra da olayın soysal boyutu, ateş topu yanında dans eden kankaya doğru atılır. Aduket şeklinde olur, karpuzlama olur, her türlü olabilir. Yeter ki (Kral TV VJ’lerinin Türkçe'ye kazandırdığı gibi) devamiyet sağlansın.

Ve işler bekler, ben gider, tarih affeder ama trafik affetmez.
Oldu o zaman. :]
---

Editmedit: Lan kuramadım iyi mi? Signiçır hatası verdi. Yarın bakıcaz.

olur öyle şeyler ya da entertainus

Deli olduğumla övünen arkadaşlarım oldu. Onlara göre "vaay delisin sen"dim.
Bense sadece biraz eğlenmeye çalışıyordum büyük sıkıntılarımın içinde.
Büyük sıkıntının eğlencesi de büyük oluyor değil mi?
Değil. Olmuyor.
Sonra her şeyin eskisi gibi devam edebileceği sanılıyor.
Etmiyor.

Ünlü bir düşünürün dediği gibi;
"Here we are now, entertain us!"

altered copied and deleted




Tahrifat Var!

21.06.2010

Sığıntı

Her seferinde gelip ufak bir parça koparıyor...
Zamanla o oluyorum...
Sonra da bunlara sığınıyorum...



Kendime çekilip degajman ceza sahasından...
İçten ve samimi bir küfür...
Biraz da ağır...
Yoksa alkolik olurdum...

suni ve feyk

aslında çoktan uyumam lazımdı ama,
hayat boktan ben ne yapayım...
uyduruk Çin kopyaları gibi.


[kesinlikle tavsiye etmiyorum]

20.06.2010

Yeni nesil bi' acayip efenim

Haftasonu -hani şu günüikilik Antalya yolculuğu vardı ya, heh onda- ulan denizdeyim paşa paşa takılıyorum, dalıyorum dipten kum çıkarıyorum falan, bi' baktım yanıma bir tenis topu geldi. Ardından da sahilden bi çocuk bağırmaya başladı. "Amcaaa, topu atsana"

Amca mı? Ahaha, ne amcası lan velede bak.

Ben de topu sahilde herhangi bir yere attım, kılım çünkü.
[Amcaymış. Lan önce yüzmeyi öğren sen.]

Bu konuda anne babaların çocuklarına kim amca kim abi öğretmesi lazım. Çok top toplar yoksa bunlar. :)

Sonra, adı neydi bakiym bi saniye, Dağhan galiba, 5 yaşlarında, "abi ben de sizle oynıyim mi" diye yanımıza geldi. (Bak abi dediği için aldık aramıza. Gerçi biz bi' şey oynamıyorduk ama bozmadık.) "Şimdi siz köpekbalığı olun, beni yakalayın" dedi. (ahaha aynı benim küçüklüğüm) "ee yakalayınca yeriz ama biz seni" dedim, "yakalayamazsını ki" falan başladık biraz oynadık bunla. Sahile kaçıyor tabi yakalayamıyorum veledi. Bir iki üç derken "ee yeter habi biraz yüzelim biz geliriz gene" deyip bıraktım. Bu da sahilde kendi kendine takılmaya başladı. (Bir yandan da bakıyorum, ulan anası babası yok ortada, denize menize düşse tutup çıkarırız diye) baktım o arada iki genç güzel alımlı kızımıza doğru, "Ablaa oynasanıza benle" dedi. "Siz köpekbalığı olursunuz, beni yakalarsınız" falan. Kızlar da aa tamam falan kabul ettiler. Baktım aldılar bunu, bi o alıyor yakaladım falan, bi' öteki yakaladım falan.

Ahaha, ulan çocuk daha yüzümüze bakmadı sonra.

Çok senkronize bir an

Sevgili günlük, en sevdiğin ses nedir deseler hiç düşünmeden gök gürültüsü derim.

Az önce İstanbul civarında hava birden karardı, sokaktaki her şeri birbirine katan, balkonlardan plastik sandalyeleri falan uçuran bir rüzgar ve sonrasında şiddetli yağmur başladı. Ve tabi ardından da gök gürültüleri.

İşte o an ben bunu dinliyordum.

Seviyorum ulaan.



Dark Tranquillity - The Fatalist

Fatalistically fatalistic

The day!
Has come!



You are the fatalist!

Oooof of...





"Le Trio Joubran - Hawana"


ilimonluaysti

İnsanların buzlu çay içme isteği var kardeşim. Bunu seven insanlar var. O kadar içecek alıyorsunuz dükkanınıza, iki de buzlu çay alsanıza limonlu!

19.06.2010

Fizy'ksel çıkarım Vol:12

Şimdi hiç bloga şarkı ekleyesim yok...

http://fizy.com/s/1caykc [audioslave - be yourself]

Kaç yıl önceki şarkı, kaç yıl önce kimlere gönderilmiş, kaç yıl sonra kimler bunu bana göndermiştin demiş, nostaljik falan olunmuş. "all that you can"

Ama yok, hala pitbull diyorsan: buyur: http://fizy.com/s/1ff2gp

Yeni tasarım eski kafa

Yarın sabah işe gitmem lazım, ama ben oturmuş fired feed'de #sırfşarkı taglarını düzenliyorum. Gerçekten çok manalı...

(Aslında tamamen yeni şablon tasarımını bi' denemek için yaptım. Hem de böyle giderse yarın cidden i will be fired indeed.

17.06.2010

kill them all!


Ve evet, sonunda sivrisinekler gelir...
[aman geç kalmıştınız...]

Hangi dili öğrenmeliymişim?


Vay be yoruma gel! :]
LöDippnöt: Fakyu Fransızca nasıl deniyor?

bir istek

Göözlerim yanıyor,
Uykumuun şiddetinden,
Uuyuumak istiyooruum.
Dırırım dırırım...

16.06.2010

beybi wasyo neym?

Olm şu şablon tasarımcısı olayı cidddden çok iyiymiş, bak kaç tane "d" var sayaman, o kadar iyi yani.

Geçtiğimiz günlerde Miyaw dediydi draft.blogger falan, ama angut google henüz bizim lokasyonumuza bu uygulamaları açmadığı için girişemediydim.

Şimdi sevgili google, öncelikle bana kalbin kadar temiz şu sayfayı ayrıdığın için [hava çok sıcak lan] sana teşekkürü [şöyle soğuk bir limonata olsa] bir borç biliyorung [tsubasa]...

Gördüğün üzere beynimin sadece bazal metabolik kısmını kullanıyorum hali hazırda, bundan gayrı çok uzun yazamayacağım zaten kelime haznemdeki tüm kelimeler bitmek üzere, aklıma ilk gelen kelimeyse her zamanki gibi "refrigerator".

Şunu diyecektim, bu google'ın şablon tasarımcısı çok kullanışlı bir şeye benziyor, ileriki günlerde imaj meykırın olacam günlük.

Ha bi de şu pitbull - machel düetine acayip takılmış haldeyim, http://fizy.com/s/1ff2gp (tıkledinleoldu.)

pitbulla kılım o ayrı.

15.06.2010

Ben çok dolaştım bu ara

Ne kadar "dev" bir "yazı fotoğraf video müzik" bombardımanı altındayız bazen bi' garipsiyorum aslında bakınca durup.

Algılarımız -artık o kadar çok şey görmüşüz ki, o kadar çok şey dinlemişiz ki- her şeyi standartlaştırıp bir kefeye koyuyor. Her şeyden olabildiğince çabuk sıkılıp, merakımızın rotasını değiştiriyoruz. Sonra ondan da. Sonra ondan da. Sonra ondan. Sonra. Artık her şey bizim için aynı. 3 saniye resmine bakıp, tıklayacağız. up up. Çünkü tıklamak seni özgür bırakır. Nah! Tıkladıkça daha çok bağlar. Zaman seni içine alıp daha çok bekletir. Oysa ki ne çok yapacak hevesin vardı. Ne çok işin. Ne çok sevdiğin. Hepsini unuttun.

Bana bunu de, "ben bunu seviyorum zaten" de. Bok diyeyim ben de sana.

Her şey hakkında, her zaman bir fikrimiz var, üstelik fikrimizin doğru olduğundan emin bile değiliz. Sunulan her şeyi görüyoruz, her şeyi öğreniyoruz. Her şey bizim için evet böyle olmalı. Tam bir bilgi körlüğü içindeyiz oysa ki.

Bunun iyi ya da kötü yanları olduğunu düşünmek ve iyi yanlarının üstün olduğuna inanmak istiyorum, ama aslında hepsi insanın kendini kandırma çabası. Ortalıkta iyi bir şey yok.

Bilmesem ne olur?

Hiçbir şey olacağını sanmıyorum.

Yaşıyoruz, öleceğiz. Özeti bu. Arada yaptıkların, sen varsan var. Yoksa belki gülmeli mülmeli hatıralar. O da fotoğraflarda kağıda basılan.

Yapılan beyin uyuşturma gibi, o kadar boktan yani.

Yoksa kim takar?

14.06.2010

1 10 7 5 17 4 3 6 22 0

iPod'un kelime tamamlaması yüzünden yazı literatürüme "negzella" diye bir kelime girdi. Ne acayip. ne güzelle şükela karışımı bi'şey gibi.

Neyse aslında bunu denemecektim, (ne yazdım lan böyle), demeyecektim. Diyeceğim odur ki, haftasonu çok bi koşturmacalı geçti günlük kısa kısa geçiyorum takip et.

Cuma gecesi saat 1 sularında uykuya dalmak üzereyken telefonum çaldı, arayan arkadaştı, Antalya'ya gidiyor olduğumuzu, uyanıp aşağıya inmem gerektiğini hatırlattı. (Allah'tan çanta hazır sızmışım.)

Sonra Antalya'ya vardığımızda saat Cumartesi sabah 10'du. Sonra bi' arkadaş da uçakla 11:30'da geldi. olduk mu 7 kişi toplam. Çünkü bir tanesi de zaten Antalya'daydı. Buradan yapman gereken çıkarım, arabada 5 kişiydik, evet.

Sonra Pazar günü oldu. Akşam 17'de yola çıktık. Bu sefer arabada 4 kişi vardı. Afyon ikbal. Eve vardığımda saat gece 3'tü.

Sonra 6 da kalkıp işe gittim. Eve geldiğimde ise saat 22'ydi. Birazdan da yatıcam saat 0.

Bu koşturmacalı olduğu kadar eğlenceli olan haftasonu için herkese teşekkürü borç.

Notte: Bu arada bana bugün Cuma gibi geliyor sanki... negzella.

Lan dur bak ne dicem, her insanın içinde bir apaçi vardı, oooleey, ateştopu, fiyuu.
Lan clubber mı oldum ben:

http://fizy.com/#s/1ff2gp (Sağtıkyenisekmedeaçkidostkalasın)

Yaz aylarında böyle şarkıları sevmeye başlıyorum ben.

2. Geleneksel Fotoğraf Pazarı - Bağımlılık

Ve bir Geleneksel Fotoğraf Pazar [Pazartesisi] etkinliği ile daha beraberiz sevgili fotoğraf aşıkları.
Bu haftamızın konusu "Bağımlılık"tı. [Şurada da okuyabileceğimiz gibi. Şurası. Tık.]

Hafta sonu İstanbul sınırları dışında, tee Antalya'larda olduğumdan dolayı fotoğrafı ekleyememiştim. [yoksa çekmiştim yani hazırdı, valla :] ] Dün gece de saat 3 müydü neydi gece eve geldiğimde yine olmadı, bu seferlik Pazartesi oldu böyle artık idare ederimasu.

Bağımlılık konusunda aslında daha konuyu deklare ederken ne çekeceğimi kafamda oluşturmuş gibiydim [bu da geçen hafta Miyaw'ın bana yaptığı çakallığa bir göndermedir, kıhı kıhı...]

Gerçi henüz acemiyim, öyle çok istediğim fotoğrafları çekemiyorum, ama olsun.


Bu haftanın konusu olan "Bağımlılık" için çektiğim fotoğraf işte budur. Kol da benim kolumdur.
Bağımlılık da benim bağımlılığımdır. Tıklarsanız da büyür.


Notuznotsunuznotlar: Bu arada, yoğun iş temposu nedeniyle henüz kendisinden herhangi bir fotoğrafik aktive elimize ulaşmamıştır. :]

Öğrenelim

Kahve; yorgun insanın dert babası.
 

13.06.2010

Ant

Break break!
Antalyadayım.
O kadar. :]

Bu ani gerçekleşen ve yarın sabaha karşı sularında bitecek olan bu yolculuk ile ilgili büyük ihtimalle pazartesi sendromunu atlattıktan sonra, lan pazartesi senromunu da nasıl atlatırım bilmiyorum, çünkü biliyorsun messai mara. Oof of.

Oldu. Umarım yarın görüşürüz.

Edit: Lan yarın değil Pazartesi sabaha karşı.

10.06.2010

Mesai Mara'da bir gün daha biterken...

Messai'ler çok çalışkan bir kabiledirler.
Ama onlar da eve gitmelidirler.
Hatta gidiyorlardır.
Hatta git.
 

AONK!

Arzu, Oya, Neşe ve Kaya kardeşlerin iftiharla sunduğu "Fazla Mesaiden Baygınlık Geçirmeden Önceki Son Demler" isimli programımızdan herkese selamlar.
Şaka değil gerçek, şok şok şoki, hem de peşin fiyatına 12 taksitle, kredi kartına da %3 vadaa, harbiden izin mizin kalmadı be günlük. Fultayım mesaideyiz. Şuralara iki döşek atıp eve de gitmeme niyetindeyim böyle giderse. Boş yere yolda zaman kaybetmeyeyim değil mi, o saatte eve gitsen n'olur gitmesen n'olur, n'olur, n'olmaz, n'olabilemez. O değil de haftasonu planlarım vardı lan benim, onlar n'olacak? Hı? N'olacak onlar?
Kim ödeyecek kırılan hislerimin acı içindeki çırpınışlarının hesabını. Arzu, Oya, Neşe ve Kaya kardeşler mi?
A-o! Dırırırınn dırırırı rıı rırı. a-o! nırırırın nırırın rın!
Böyleyken böyle.

Google'a n'olmuş?

Sabah sabah gelip de, Google ana sayfasında, pembeli mavili cıbır cıbır hayvanlı balonlar görünce önce bir hezeyan geçirip "N'oluyo lan? Bu ne?" desem de, sonraki dakikalarda arka plan kendi kendine değişince biraz biraz kendime geldim.
 
İsterseniz Google'da oturum açıp kendi arka planınızı kendiniz de değiştirebiliyorsunuz. Ya da Google belirli aralıklarla bunu sizin yerinize yapıyor.
 
Ve günün polemiği: Google Bing'e mi özeniyor! Inınınnnn!
(Inının ınının ınının diyor...)
 
:]
 

Hüsranlar gelmiş

Ya o değil de, tüm izinler iptal oldu, bak o kötü oldu.

Evet doğru duydunuz sayın günlük. İzin mizin hak getire bundan sonra. Bakalım ne olacak?

İşkolizmin sınırlarında dolaşıp, sürmenaj çekmemek için uyumaktan başka çare bırakmıyorlar insana.

Hüsranlardayım biraz.

patetik

Bu saatler sevgili günlük.

Bu saatler tam da böyle her şeyin bitip, durup, uyuyup, biraz olsun kendimi rehabilite edebildiğim saatler günlük. Zaten kısa sürüyor. 1 saat. bilemedim 1 saat 10 dakika. yok bunu da bilemedin 50 dakika. (+,- %10) ehehe olur mu lan, %10 olursa 6 dakika eder, nasıl kandırdım ama.

Evdeki televizyon bozulmuş. Televizyon değil de, risivır. Uydudan sinyal alamıyor. Baktım orasına burasına, önce insancıl yaklaştım, "n'oldu ya bi' derdin mi var?" dedim. Cevap vermedi. Herhalde konuşmak istemiyor dedim, orasını burasını elledim biraz, gene bir numara yok. Ben de hiç öyle tavır çekemem, bıraktım kendi haline, hâlâ da çalışmıyor. çok da tın.

Çalışmayan uydu risivırımıza şu aşağıdaki parçayı gömçürtüyorum.


parkvey drayv - pikçır pörfek patetik.

Ben seni bozul diye mi sevdim lan?

9.06.2010

Truth


Günlük sana bir sır vereyim mi?


Ama uzun sürmez.

8.06.2010

Monera ile mutfak harikaları

Sevgili dostlar,

bir "Monera'yla muhteşem mutfaklar" programında daha buluşmanın haklı gururunu yaşıyorum. (Aslında bu ilk "daha" falan diyerek olayı biraz dramatize biraz da fertilize ediyorum.)

Bugünkü yemeğimiz, evde yalnız kalan bekar erkeklerin aklını başından alacak güzellikte ama yapılışı da bir o kadar meşakkatli olan, "hazır döner".

Malzemeler:
  • Hazır döner
  • Tava
Öncelikle herhangi bir semt marketinden itinayla hazır döner'imizi seçerek işe başlıyoruz. Soğuk dolapta duran hazır dönerlerden kişiliğinize en uygun olanı seçmek tamamen size kalmış. İstediğiniz gibi seçebilir, istediğiniz varyasyonları yapabilirsiniz. Hatta kimi gastronomi otoriteleri bu konuda "birisine en uygun hazır döner aslında ilk gördüğüdür" şeklinde saçma da bir motto üretmiştir. İsterseniz bu mottoya dayanarak kaptı kaçtı sevgili modunda hazır dönerinizi alabilirsiniz.

Hazır dönerimiz, (bakın nasıl da sahiplendik) için gerekli olan tutarı kredi kartımızdan cırt diye çektirdikten sonra, kasa görevlisinin fişi uzatmasını bile beklemeden koşarak evimize doğru koşmaya başlıyoruz. Çünkü açız. Çünkü aşık olduğumuz o hazır döner artık ellerimizin arasında. Çünkü birazdan onu yiyeceğiz. İşte bu yüzden, sırf bu yüzden, koşarak eve doğru koşuyoruz.

Eve vardığımızda mutlu izdivacımızın önündeki tek engel, tava. Teflon tava.

Tavanın nerede olduğunu bulmak bir erkek için gerçekten uğraştırıcı bir süreç. (Deneyimlerimden biliyorum.) Bu nedenle benim gibi milyonlar (oha) telef olmasın diye şimdi şu anda burada açıklıyorum. "Arkadaşlar tava fırının içinde." Boş yere bütün dolapları indirmenize gerek yok.

Küçük ocağı yaktıktan sonra (evde küçük çaplı bir yangın çıkarmamak için küçük ocağı yakıyoruz) tavaya eser miktarda ayçiçek yağı koyuyoruz. (Evet gençler ayçiçek yağı. Paketin üzerinde yağsız tava falan dediğine bakmayın, yapışıyor meret, az da olsa yağ iyidir.)

Çok önemli not: Paketin üzerinde yazanlara asla itibar etmiyoruz. "Kızgın tavada 2 dakika" Izgarada 1 dakika" falan gibi cümleler sizi aldatmasın, yok öyle 2 dakika falan. Zorlu ve sancılı bir kızartma süreci sizi bekliyor.

Tavayı ısıttıktan sonra, dönerleri diziyor ve beklemeye başlıyoruz. Aralıklarla dönerlerin altına bakıp piştiler mi, ısındılar mı gibisinden takip etmekte fayda var. Pişmeye başladığını anladığımız anda diğer taraflarını çevirip aynı uygulamayı bu yüze de yapıyoruz. Ve işte. Etrafa yayılan kokulardan da anlaşılacağı üzere dönerler biraz yandı. Ama olsun. İdare eder.

Şuna dikkat etmekte çok fayda var, ikinci parti dönerleri ısıtırken, tava ilk seferkinden daha sıcak olacağından dolayı, ilk sefere göre pişirme süreniz farklı olacaktır. Pakette 2 dakika yazıyor diye 2 dakika tutarsanız falan Allah muhafaza bunları da yakarsınız dımdızlak kalırsınız.

Sonra tabak ve ketçapla servis ediyoruz. Afiyet olsun.

Bir sonraki Monera ile harika yemekler programında daha buluşmak üzere, (bak farkettin, programın adı yazının sonunda değişti, böyle işte bu kadar tutarsız program. :] )


Aa pardon not: Ama ben vejetaryenim diyen gençler, et yiyemiyorsanız domates yiyin.

can sıkıntısına 1

Sevgili günlük, can sıkıntısına 1 kaldı.

Kendime formspring.me hesabı açtım. çok lazımdı. evet.

Neyse bi' çay koyiim ben.

Tam jumanji kafasındayım leyladan geçme faslında

Sevgili günlük bak aklıma ne geldi. Ulan manyak gibi yetiştirmem gereken işler var, ben böyle dingil şeylerle uğraşıyorum, ama kafamı toparlamam –pardon dağıtmam- lazım biraz yoksa aynen kopanzi. Kopanzi? Hee Jumanji gibi.

Neyse, ne diyorduk? Hah, evet, bu arada hâlâ yağmur yağıyor lan. Ohaşimatsu diyesim var.

O değil de, bu küresel ısınmayla ilgili bir fikir geldi aklıma. Daha önceden kutup ayıları üzerinden yaptığımız çalışmalarda küresel ısınmaya dikkat çekmeye çalışmış ancak başarılı olamamıştık. Bunlarla ilgili post linklerini ayrıca eve gidince eklerim buralara, çünkü şu an analiz formunun içine yazıyorum bu yazıyı, umarım silmeyi unutmam. Unutursam da artık sürekli beraberiz günlük, herhalde kovarlar beni, oleey salağım ben. Yippiee.

Ara edit: Mesela burada,

Neyse, şimdi bu küresel ısınmada karbondioksitin de etkisi var değil mi? Evet. Peki bu karbondioksiti kimler üretiyor? İnsanlar tabi ki, ulan 6 milyar küsür insan habire nefes alıp veriyor, gerçekten alması gereken de var, almaması gereken de var o ayrı.

İlk yöntem olarak, “aslında nefes almasa da olur” dediğimiz tipleri ortadan kaldırabiliriz. Biraz faşizan bir uygulama gibi görünse de dünyanın devamlılığı küresel ısınma falan der yediririz millete. Oldu mu, olmadı. Çok tepki alır bu uygulama, geçiyoruz.

O halde, şunu yapıyoruz. Karbondioksit depolayan sırt çantaları. Bu çantalar ağza yerleştirilen tek taraflı valf yardımıyla sadece üflemeye izin veren, karbondioksiti geri çekmeyi engelleyen yapıda olmalı, yoksa herkes ölür lan, olmaz, gerçi o zaman da ortadan kalkmış olacakları için karbondioksit de üretemezler. Üretim hatası tolerans molerans der bunu da yediririz. Olur bak bu. Ya da düzgün çalıştığını varsayarsak, burundan nefes alıp ağızdan verildiği sürece karbondioksiti sırttaki çantada depolayan ve toplanan karbondioksitin farklı kimyasal reaksiyonlarla zararsız moleküllere dönüşmesini sağlayan bir sistemin kurulması dünyanın sonunun gelmesini engelleyeceği gibi, ekonomik olarak da yeni iş sahalarının açılmasına neden olacak ve aslında gerçekten ne kadar sıkıldığımın da güzel bir ispatı olacaktır.

Okuduklarınızdan da anlayacağınız üzere kafam birmilyondan biraz eksik. Hadi hayırlısı. Bugün bitsin, başka bi’şey daha istiyorum, işe dönmeliyim. :] Uha diyorum.

7.06.2010

Dar

Aslında bunları dinlediğimi çok fazla kişi bilmez sayın günlük. (Oo ciddiyiz bugün? Lütfen aramızdaki resmiyeti koruyalım.) Şimdi NŞA'da 22,4 litre olan bir mol gibi, benim de genelde tercih ettiğim müzikler genelde çoğu kişi tarafından müzik olarak bile değerlendirilmeyen ve genelde de azınlıkların hakları çerçevesinde tahammül edilen müziklerdir. [Bir cümle içinde bu kadar genelleme yapılmaz, yapılmamalı.]

Ama bu başka. Bunlar başka.
Zaman zaman böyle rast gele darlandırıyorlar beni.


"Blackmore's Night - Wind Dance Of The Fairies"

Oynadığım herhangi bir filmde ölüm sahnemin arkasına bunu çalsınlar isterim mesela. Böyle filmin sonunda mesela, hayatının bir film şeridi gibi önünden geçtiği o anlarda. Hani hayatından kesitler gösterilir ya, onun gibi. İnsanlar da ağlamasın zır zır. Öldük ne var? Belki biraz gözleri dolabilir. İyidir öyle. Hem insan bir kere tam ağlayacakken tuttu mu kendini, ağlamadı mı, bi' daha ağlayamaz öyle kolay kolay. Şaşkın veya hayal kırıklığına uğramış olabilirler. Hava da bulutlu ve sarı olsun. Bulutlar buz mavisi görünsün. Karga olsun bi'kaç tane. Uçsunlar. Kimse siyah güneş gözlüğü takmasın. Sonbahar olsun. Ama yağmur yağıp da çamur olmasın, gibi gibi.


Dur! Daha bitmedi.


"Chimaira - No Reason to Live"

Sonra yağmurlu bir gecede de, şu şarkıyla tekrar hayata döneyim. Fonda şu şarkı çalsın. Çamurlu toprağın içinden yavaşça bi'şeylerin yükseldiği görünsün. Hava yarı aydınlık olsun, ay ışığı aydınlatsın, arada şimşek çaksın. O uçan kargalar geri gelsin. Yanı başımdaki ağacın dalına konup ay ışığını tamamlasın. Yağmur yağsın. Her yer çamur olsun, gibi gibi.

al da at

İnsan önce kendini inandıracak...

İnsanın herhangi bir şey yapmadan önce kendini inandırma çabası. Ne garip bir telkin silsilesi. Evet. Evet evet zaten aslında öyle. Zaten şimdi böyle olmazsa şöyle olur. Şu lazım evet evet. Tabi abi, iyi bu. Zaten bunu istiyordum. Böyle olmalı. Güzel güzel. Evet.

Veya herhangi bir şeyi yapmamak için kendini ikna etme çabası. Aynı tornadan çıkan iki kazık gibi. Zaten olmaz. Ya iyi böyle. Zaten aslında o kadar da ihtiyacım yok. Yok ya. Pahalı bu sanki. Uymaz hem bana. Güzel de. Yok be. Bunu mu istiyorum? Ya sanki başka yok mu? Yok yok iyiyim ben böyle. Neyse boş ver.

İnsan önce kendini aldatacak...

6.06.2010

2. Geleneksel Fotoğraf Pazarı Konu Başlığı

Sevgili Geleneksel Fotoğraf Pazarı fotoğrafçıları, fotoğrafa gönül vermiş üst insanlar [Şimdilik sadece Miyaw :) ]

Geçen haftaki konu başlığımızı Miyaw'ın belirlemesinin üzerine bu hafta konu başlığını ben belirliyorum. (Ve tribal tavırlarla sağlam bi' bakış atıyorum. :] )

Konu başlığımız; "Bağımlılık"

Haftaya Pazar günü 13.06.2010 (Cumartesi gecesi) yeni blog postumuz ve fotoğraflarımızla beraber görüşmek üzere.


Notdediğinböyleaçıklayıcıdaolmalı: Bu sinerjik oluşum hakkında bilgi edinmek ve ilk hafta fotoğraflarını görmek için şu aşağıdaki linklerden faydalanabiliriz.

Mesela buradan ya da buradan.

1. Geleneksel Fotoğraf Pazarı - İnanç

Merhaba :)

Günlerdir, aylardır, hatta belki de yıllardır içindeki fotoğraf çekme arzusuyla yanıp tutuşan biz, fotoğrafa gönül vermiş iki insan [Miyaw ve ben] olarak, düşündük taşındık, [Ki Miyaw benden yaklaşık 2 kat daha fazla gönül vermiştir :) ] sinerjik bi' hareket yapmaya karar verdik.

Bundan böyle her pazar, bir konu belirleyip, bir sonraki pazara kadar o konu ile ilgili bir fotoğraf çekip sayfalarımızda yayınlama kararı aldık. Hatta dedik ki, "cümle alem bize katılmak isteyebilir, aralarında böyle rahatsızlar olabilir, kendi kendilerine iş çıkartıp, bu hafta ne fotoğraf çeksem gibi saplantılı düşünceleri olanlar olabilir :)" işte siz de bu insanlardansanız ve bu sinerjik oluşumumuza katılmak isterseniz müthiş mutlu oluruz. [müthiş burada olaya abartı katmak için]

[Bu arada küçük bir not: Öyle profesyonel überseksi fotoğraflar peşinde olmadığımızı ve amacımızın eğlenmek olduğunu da belirtmeden edemeyeceğim, zira apertür nedir ben hâlâ bilmiyorum. Miyaw biliyor gerçi. :)]

Bu haftaki konu başlığımız "İnanç"tı.

[Tıklayınca büyüyor. Valla.]

Konu başlığımızla ilgili olarak Miyaw'ın fotoğrafına da şuradan ulaşabiliriz: Miyaw'ın fotoğrafı

Bu haftaki konumuz için Miyaw biraz çakallık yaptı, bakın şurada bahsediyor.

Çokönemlidipnotlar:
  • Bu olaya katılmak istiyorsanız benim ya da Miyaw'ın yazısının altına yorum yazıp, öncelikle sesinizi duyurmanız gerekli. [Gerekli üyelik ücretlerinin tahsilinden sonra üyelik kaydınız tarafımdan yapılacaktır, yalnız bundan Miyaw'a bahsetmiyoruz, tamam :] ] (Hehehe, yok yok herhangi bir ücret talep etmiyoruz tabi ki.)
  • Fotoğrafın konusuna Miyaw karar verdi bu hafta, haftaya ben karar verebilirim ve eğer bize katılırsanız bu işi sizin üzerinize yıkmayı da düşünmüyor değiliz aslında. Her hafta birisinin karar vereceği konu üzerinden döngüsel bir sıralama (ne demekse) yapıp, anladınız siz onu.
  • Biz her haftaki postta birbirimizin adreslerini de yazıya ekleyeceğiz, siz de sonraki haftalarda bu rahatsızlığımıza katılmak isterseniz, sizin de blogunuzun adresini kendi sitelerimizde vereceğiz, ki okuyucular daha fazla fotoğrafa erişebilsin. Tabi ki siz de bizim sayfalarımızın linklerini yazınızda belirteceksiniz. Boşuna sinerjik bi' oluşum demiyoruz.
  • Bu durum katılımcılar için her hafta olmayabilir, zira paşa keyfiniz bilir, darlanmak değil eğlenmek gibi ulvi bir amaca hizmet ediyoruz. Yani giriş çıkış serbest. İsteyen istediği hafta katılabilir ya da katılmayabilir.
  • Son olarak fotoğrafınızı nerede, nasıl ve ne düşünerek çektiğinizi belirten kısa bir de yazı yazarsanız çok iyi olur. (Ama yazmazsanız da olabilir, ben yazmadım mesela. Ama ileride hangi ayarda hangi makineyle, nasıl nerede gibisinden bi'şeyler planlamıyor da değiliz hani.)
Teşekkürler :)

ironi

İnsanlığın kendi sonunu getirecek olması ne kadar ironik.




truva apartmanı

Sevgili günlük, bugün yandaki apartmandan gelin apartmaya gelmişlerdi. Arabalar, jipler, davul, zurna, alımlı hanımlar, yakışıklı beyler falan, belli ki kalantor kısmısı.

Her şey tamam da, o ufacık klostrofobik apartmana herkes sırayla girmeye başladı.Abi girdikçi giriyo millet, apartman değil truva atı mübarek. Tüm sokak apartmana girdikten sonra, gelini alıp dışarı çıktılar. Sonrada o sokağın çohafedersin ağzını yüzünü yamultan arabalarını jiplerini alıp basıp gittiler. Bi' gürültü bi' nümayiş sorma gitsin.

De,

Ulan bunu akşam üzeri yazacaktım ben aklımdaydı, saat kaç olmuş, gece olmuş lan.

5.06.2010

Ben çok sevdim, sen de sev.

Şimdi, bilenler bilir, çok fazla Türkçe sözlü hafif batı müziği dinlediğimi söyleyemem, yani dinlerim de, bakalım neymiş diye dinlerim, çok beğenirsem bi' üçyüzellibinkere daha dinledikten sonra artık hâlâ şarkıyı dinleme isteği duyuyorsam o zaman arşive yollayıp aylarca bekler ve olgunlaştıktan, kıvamına geldikten, biraz pembeleştikten sonra çıkarıp üzerinde ahududu reçelli sosla marine edilmiş ahtapotla servis ederim. (Böylece insanlar da benim ne kadar manyak olduğumu iyice anlar.)

İşte Emre Altuğ'un yeni single'ı da, (işte Emre Altuğ'un yeni tekili de, işte Emre Altuğ'un yeni bekarı da, işte Emre Altuğ'un yeni kırkbeşlik plağı da) [hah oldu.] bu kategoriye, yani manyakça dinlenebilecek ve arşive kaldırılabilecek eserler arasında yerini aldı. (Belki de havalar sıcak ondan.)

Şimdi telif hakları zamazingosundan yırtmak için henüz yeni bir single olmasından dolayı fizy linkleriyle idare ediyoruz. Saygılar Müyap, seni seviyoruz.

Bak şu şarkısı gerçekten çifte kavrulmuş: http://fizy.com/s/1j8qb0 (sağtıkyenisekmedeaç)
Ben çok sevdim, sen de sev. :)

Başlığa bakıp da sayko arabesk aşk yazısı sandınız değil mi, nıhaha yok burada öyle şeyler...

17:53 nedir?

Ya bak böyle bazı saatler var, ve bu saatleri olur olmaz yerlerde görüyorum. Ve artık iyiden iyiye garipsemeye başladım.

Mesela: 17:53.

Çok uzun zamanlardan beri, rastsal bir şekilde zaman zaman saate ne zaman baksam, saatin 17:53'ü gösterdiğini görüyorum. (Sayko) Az önce yine oldu. Tam bloga girip bi' yazı yazayım dedim. O arada istemsiz şekilde netbuk'un ekranındaki saate gözüm kaydı. [lan zaten bit kadar ekran ister istemez, (bakmasan da bakmasan da manasında, yani sarımsaklasan da sarımsaklamasan da gibi, bu da sarımsak mı sarmısak mı, sarımsaklasak da mı yazsak, sarmısaklasak da mı yesek gibi, bir o kadar saçma.) saati görebiliyorsun o derece yani, kikiko. neyse.]

Lan gene 17:53.

17:53'ün ise bendeki yeri pek mühimdir sevgili günlük.

17:53 nedir?

17:53; Haydarpaşa'dan, Adapazarına kalkan ve üniversite yıllarında her pazar binilen Ada Ekspresinin kalkış saatidir. Yıllarca binilmiştir. Gidilmiştir. Görülmüştür. (Yenip yenemediğimi hâlâ bilmiyorum.)

Halbuki ben başka şeyden bahsedecektim. Dur onu da yeni bir blogpost'unda mevzubahis konusu yapalım ki arada kaynamasın.

Oldu.

4.06.2010

Stupidic

Lan ne acayip, tam gece olup, herkes köşesine çekilip [sanki dövüşüyoruz], ortalık sessizleşip, kendimle baş başa kalabildiğim şu anlarda da, uykum geliyor.

Güya bugün eve iş getirmiştim.
Çalışacaktım.
Ya da güya erken yatacaktım.
Saat kaç oldu yine.
Çalışmadım.
"İşte bu yüzden, sırf bu yüzden" diye bi' şarkı vardı.
İşte o yüzden Cumartesi işe gitmem gerekebilir. De bundan sanane?
Ama yarın bitirebilirsem işleri gitmeyebilirim.
Gitmesem ne olacak ki sanki?
Aslında gitsem daha iyi, evden çıkmak için bir sebebim olur en azından.

Haklısın. Uyumalıyım.

Ouuv it's stupidic crazy.


"Shadows Fall - Stupid Crazy"
Oldu o zaman...

"Yeni bir isim verdim sana..."
[Evet Yeni Türkü'ye zaafımız olabilir biraz.]


"Nasıl muhtacım buna"

3.06.2010

Ben çok seviyor bu karikatür


ebek :]

Sen?

.

2.06.2010

1.06.2010

Al sana mod

Aha aynı şu moddayım sevgili ginobili. [gerçekten iğrenç bi giriş oldu, ki ginobili'yi görmüş bile değilim, ismen tanıyorum, üstelik ismine de gıcık oluyorum, kendisine de ayrı gıcık oluyorum. ginobili, gerzek hayatta karşıma çıkma, çok uzunsun. ne diyorum ben ya.]

Pardon sevgili günlük, şu anda senden özür dileyecek kadar angut bi' haldeyim. Bu ne sıcak, bu ne sıcak, bu ne sıcak. Resmen taksikeytıd.

Olaya bak şimdi, "aha aynı şu moddayım" diye başlarken, bir yandan da bi' şarkı vardı onu dinliyordum, aşağıya bi'yerlere eklerim diye fileden'e eklemek için girdim. Baktım ki koskoca 1gb'lık kapasiteyi doldurmuşuz. Hadi yeni bir hesap açayım dedim. İki saat bilgi gir, registrasyon bekle, onayla falan derken lan kaç dakika geçti, o arada şarkı da değişti, benim mod da değişti, e tabi durur mu Çelik de yapıştırmış cevabı, "ben de değiştim."

Gördüğün gibi, aslında burada okuyacakların çok saçma şeyler. Ama ben yine de masaüstü bilgisayarımı seviyorum çünkü ekranı büyük ya da işte aslında başta gerçek hayat yazacaktım ama gerzek hayat yazdım, ki hayat bazen gerçekten çok gerzek falan gibi alabildiğine.

Lan sevindim hâlâ böyle yazabildiğime. Abi demek ki netbuk'tanmış. netbuk çok kompak bir alet olduğundan kelli, insanın yazılarını da kompaklıyormuş. Kopmak na'mümkünmüş kompak netbukla, anladın? Anladıysan gel beri.

Bu arada masaüstü bilgisayar eternet portunu görmüyordu ya, işte o günden beri açmıyorum bilgisayarı, bugün ilk defa açtım tak diye gördü. Demek ki tavır koymak işe yarıyor.

Ee bi' şarkı ekleyelim o halde, şu şarkı kendi imkanlarıyla kendi kendini tamir eden süperzeka bilgisayarıma gelsin. Öpüyorum ben onu.



Vın!

Nöet:
- Biz ne yarışlar bitirdik senlen beraber hay nitrona kurban.
- Sen mi? Pardon ama bu ne samimiyet? siz bana sen diyemezsiniz, siz diyebilirsiniz.
- Biz diyebilir miyiz?
- Siz diyemezsiniz.
- Demin diyebilirsiniz dediniz, siz mi diyemeyiz?
- Sen diyemezsiniz, siz diyebilirsiniz.
- Biz diyebiliyor muyuz şimdi?
- Siz diyemezsiniz.
- Lan kim neyi diyebiliyor?
- Saksı değilim ben!

Ahahaha lan moda gel.

aşkımemnu

Lan sıcak mıcak gürültülü mürültülü ama seviyorum ben masaüstü bilgisayarımı. canım benim. nokta.

2saatsonragelenedit: Yok! Sanırım o kadar da çok sevmiyorum. Zaafım var diyelim.