30.06.2009

ceterele

Yahu sevgili günlük, bak ne farkettim anlatayım da dinle. Şimdi bilgisayarın olmazsa olmaz tuş kombinasyonu var “ceterelealetedelete” [hehehe bunu da böyle söyleyince pek bi’ komikime gider.] Ama her derde deva bu kombinasyon tek elle yapılmıyor efenim, nasıl bir acayiplik, kaç senedir bilgisayar kullanırım daha yeni fark ediyorum. [Ah ezberci eğitim işte.] Deminden beri işi gücü bıraktım tek elle “ctrl alt delete” yapmaya çalışıyorum. Olmuyor da olmuyor, beni gören deli deli sanıyor, gözlerim dolu dolu oluyor, olabilir çünkü girmediğim pozisyon kalmadı. Kramplara geldim ey hey hat. :]

Ama olay “delete”de bitiyor. “Delete”ye bi’şekilde basabilirsen “ceterelealete” kolay. Ama işte barnakların da bi’ kapasitesi var efenim. Kıkırdakları kıkırtıyor resmen uzanacam diye. [Lan sen ne kıkırdak şeysin, deminden beri kıkır kıkır kıkır, kikikiki :] ] Ortalama bir karış 25 santim falandır diyelim, hadi 27 falan da olabilir, hadi 30 olsun be, koskoca karış olsun, ama olmuyor efenim olmuyor. Bakınız şimdi misal serçe parmağınızı deleteye sabitlediğimiz düşünelim, çekiyorum başparmaktan, kanırtıyorum, ama tabi işaret parmağını da bi’ şekilde “alete”ye yönlendirmek lazım, bu tarafa da onu çekiyorum, aaoh, ama yok, acı yok Edriyın acı yok. Edriyıııın… Olmadı be gülüm. :] [O bir makine değil, kaşı açıldı.]

Denedin gördüm. :]

29.06.2009

Co?

"Şunu biraz biberleyelim Co."

Kaç yıl geçmiş, aynı yerde, aynı duvara karşı, elimdeki tenis topunu fırlatıp duruyorum...

"Biraz da tuzlayalım Co."

Sonra düşünüyorum bak şimdi, geçen gün kuzen bana ne dedi, "80'li yıllarda doğan herkes muhakkak mahallesinde beyzbol oynamıştır" dedi. Ahahaha ulan olm cidden ya. Bunu diyen adamla kırılan sehpanın silindir şeklindeki ayaklarını alıp, tenis topuyla beyzbol oynadık biz sokakta. Ha biliyor muyduk sanki oynamayı, yo. Çizgi filmler ne kadar öğretirse.

"Şunu biraz biberleyelim Co", deyip at. Küt diye vursun, ee o kadar zaten, koşma falan oraları gereksiz. Ooo amma uzağa gitti. Sonra öteki geçsin. "Biraz da tuzlayalım Co." desin. Küt. Ooo ulan amma uzağa gitti. [Herkes de Co bu arada.]

Sonra komşunun kuyusuna giden tenis topuyla beyzbol biter. Bizde böyle. :] Sokak beyzbolu.

Rayiha

Sevgili günlük biliyor musun, hani geçen gün bahsettiğim velespit olayı vardı ya? Bugün eve gelir gelmez koştura koştura kömürlüğe gittim. Yıllaar yıllaar ve yıllaardır orada pinekleyen [ve net söyleyeyim hiç kullanılmamış] velespiti çıkardım ardiye yığınlarının altından.

İnanır mısın hâlâ unutmamış velespit olduğunu. Velet yaa, nasıl da hoşuma gitti. Mavi mavi, üzerinde de MountınKet yazıyor. Yani çamurlukları bile var azizim daha ne olsun. Dahası şamdak ayısı.

Şimano vitesler, MIG kaynağıyla yapılmış iskelet, çelik telli V frenler, italyan işi efenim. Maaaaaşallah tıkır tıkır. Şöyle bi' güzel yıkadım, tozundan arındırdım, sonra bi'de "dayı dayı bizde yıkıycaz" diye etrafımda dolaşan yeğenlere de su sıktım. Sıcak efenim, serinlesinler diye billahi. [Şimdi bu hortumun ağzına parmak tıkama olayını da çok acayip yaparım üstüme tanımam.] Sonra küçük yeğen de kendi bisikletini yıkadı. [Bakınız rol model.]

Hehehe, eğer yarına kadar hâlâ paslanmazsa yarın da inik tekerleklerini yaptırmayı düşünüyorum. Buradan da anladığın kadarıyla yeni velespit almama gerek kalmadı.

Hayata böyle rayihalar lazım.

28.06.2009

Dur ben bi' dalıp çıkıcam

Sevgili günlük, geçtiğimiz günlerden bir gün benim doğum günümdü. Aaa bunu duyunca bir yaşıma daha girdim. Gördün mü kaç oldum. Ama insan ne oldum değil ne olacağım demeli. Çünkü insan ne oldum derse bakıyor ki öyle böyle olduğu bi'şey yok daha, üzülüyor o zaman.

Neyse işte, öyle her sene oluyor bu, geçen sene de bir yaşıma daha girmiştim mesela. Ölmez de sağ kalırsam seneye de girerim diye düşünüyorum. Girerim herhalde. Ama bakalım, normal şartlar altında bir mol 22,4 litredir.

Ablam sayesinde hatırladım aslında doğum günüm olduğunu, bir önceki akşam ablamın "Yarın n'apıyosun?" sorusuyla irkildim. "Niye?" dedim. "Evde misin akşam?" dedi. Ulan iyice işkillenmeye başladım şimdi, durup dururken böyle gizemli sorular. "N'oldu ki? Gidiym istiyosan :] ?" dedim. "Akşama sizdeyiz" dedi. "Yani?" "Olum doğum günü ya?" "Haaa, evdeyim evdeyim."

Ama ben bu kredi kartımı boşuna sevmiyorum efenim, sabahın köründe doğum günümü kutladı sağolsun. İlk kutlayan o oldu, o yüzden de ayrı bir yeri vardır bende, aslan kartım benim, hiç unutmaz, gerçi ben bu ayın ekstresini ödemedim hâlâ ama olsun, yakında kanuni takibe falan da alır beni, alsın herşey helal olsun ona, yürrü.

Sonra ikinci gözağrımız türksel kutladı, kutlamakla da kalmadı 50 mesaj hediye etti. Sadece ikisini kullandım. Çok yanlış seçilmiş bir hediye. Halbuki ne biliym bu ayın telefon faturası da bizden olsun falan der yani insan, ya da ne biliym yılladır ödediğiniz faturaları aldık sardık sardık buyurun size kazık şeklinde bu şirin heykelciği yaptık falan desin, mesaj nedir efenim? Na'piym ben ellitane mesajı? [Hayır yani mesaj kaygısı güden bir insan da değilim ki?] [Kaygı gütmek?]

Evet abi, olay budur, son zamanların playlistteki shuffle'ı bozan tek grubu "Drowning Pool" oldu, az önce başlayan şarkı ile refleks olarak shuffle'ı kapattıysam işte bundandır. Ah bundandır. Bundan. Bun.

Çaldır Kapat

Sevgili günlük, gün geçmiyor ki televizyonda yeni bir program daha başlamasın.

Şimdi "telefon kulubesi" diye bir program başlamış. Esin kaynağının "Die Hard" olduğunu düşündüğüm yarışmada, acaba bana denk gelse böyle bi'şey ne yaparım diye düşünüyordum az önce, [gerçi denk gelmek uygun mu bilmiyorum, yani bu insanlar şimdi bu yarışmaya katılmak için başvurmuyorlar mı? Demek ki vurmuyorlar, neyse.] Rastgele bir ankesörlü telefon çalarken rastlayacağım [baştan kaybediyor yarışma benim için, açmam zaten neden açayım ki?] hadi açtım diyelim,

- Alo?
- Sana söyleyeceklerimi yaparsan bilmemkaçbin lira kazanabilirsin.
- Yok sağol.
- Dıt dıt dıt dıııt.

Programın benim için hiç şansı yok yahu düşündüm de, umarım rastlamaz bana. :]

Moonwalkcross

Sevgili günlük, bak bazen bi'şeyler görüyorum, diyorum ki ulan hâlâ güzel insanlar var şu dünyada.

Buyur sen de bak :]

Diyorsan ki geri geri yürüyen insanlardan başka bi'şey yok bu videoda, bak çarpı en yukarıda, tıkla.
:]

27.06.2009

Yeşil Monera Alemi

Sevgili günlük, biliyorsun küresel ısınma diye bi'şey var.

Ve yine biliyorsun ki bazen bu küresel ısınmayla ilgili şeyler geveliyorum sana. Hatta sana gevelemediğim şeyler de oluyor, dikkat ediyorum falan, bazı ürünler falan görüyorum falan, tasarruflu falan, karbon falan, dioksit falan, şimdi uzatmıyorum, zaten "bir cümlede ne kadar çok falan kullanılıyorsa cümle o kadar çıkmaza giriyordur" [bir dost]

Algıda seçicilik gereği, direkt olarak bu konularla ilgili postları postalamak için, liseden beri kafamı kurcalayan bir blog adresi aldım. "maviyeşilalg" :]

"Yok ben ille butona tıklayacağım."

Buradan buyur.

:] Teşekkürler Türkiye...

Away


Yürü git be...



26.06.2009

belespit

Sevgili günlük, sana bir sır vereyim mi, hişş yetmişmilyon bizi okuyor olabilir [yok deve] şu anda kimseye çaktırma, gizliden gizliden bisiklet bakmaya başladım kendime. Abow, şşşşh sus len sus. Ya aslında evde bi’tane var da, uzun zamandır kullanılmadığı için bisiklet olduğunu unutmuş olabilir. Yakın zamanda kendime bir pisiklet almayı planlıyorum. Hatta bugün gelirken serviste kendi kendime pisikletime belespit adını koyacağımdan falan bahsettim, gerçekten çok deliydi. Ama şimdi fark ediyorum ki belespit değil velespitmiş o, ühühü.

Geçen gün mediamarkt diye devasa bi’ elektromarket var ya bilirsin, oraya gittim. Kulaklıklara falan baktım, alacağımdan değil ya merak işte. Yahu nemenem kulaklıklar var azizim, böyle takıyorsun kulağına resmen boyut değiştiriyorsun, olum bu teknoloji çok acayip ilerliyor, vay anam oy dağlar fiyata baktım ki, of anamlar. 600TL ye kulaklık mı olur efenim? Ben misal kittikidiyor’dan alan bir arkadaşın elinde patlayınca ondan aldım. Vermeyin efenim bu kadar para kulaklıklara falan.

Sonra misal şu soni vaayo’lar yok mu? Ah o soni vayo’lar yok mu? Ne güzel yapıyorlar efenim şu soni vayo’ları. Gittim bir tanesinin o muhteşem tuşlarına basaraktan bir notepad dosyasına “naber?” yazdım. Ah sandım ki dile gelecek, “iidir senden naber” diye karşılık verecek.

Sonra eyzır da taymlayn serisi diye bir seri çıkarmış. Oy anam vay eman eman, halim yeman. Tuşlar muşlar böyle acayip. Ne güzel şeyler şu lapintoplar.

Sonra misal geri dönüşüm diye bi’şey var. Çok önemli bi’şey. Daha az önce söyledim burada yanımda oturan kalabalığa, “gidişim suskun olmuştu ama, geri dönüşüm muhteşem olacak” dedim, hehahahaow güldük. Sonra düşündük taşındık bunu böyle dersek kimse anlamaz, küresel ısınmaya dikkati çekmek için bir de İngilizcesini yazalım dedik. Hop hemen bir beyinfırtı yapıp şu cümleyi çıkarttık. “My pace has been silent but recycling will be gorgeous.” Hahahoyt, bir de kutup ayısı koyalım tam olsun.

Küresel ısınmaya destek olmak için, evde kullanmadığınız odaların ışıklarını bana verin. Heheh. Len küresel ısınmaya destek olmak ne demek? Küresel ısınmaya destek olmak için daha çok solunum yapın. Küresel ısınmaya destek olmak için daha çok ağaç sökün. Küresel ısınmaya destek olmak için toplu taşıma falan kullanmayın, her yere arabayla gidin. Yaşasın küresel ısınma. Oleey. Yanıoruz lan bu ne sıcak…

:]
[Ne gülüyon olum gafayı mı yidin?]

25.06.2009

Sinner Enemy Reminded

Sevgili günlük, yine oturmuş kulaklığımda dayanabileceğim en yüksek seste müzik dinliyorum. [çoğu kişi dinlediklerime müzik demiyor, olsun.]

Havadan mıdır nedir bilmiyorum acayip bir can sıkıntsı peydahlandı. Peydahlanmak? Peydah? Kimden peydahladım ki bu can sıkıntısını? Gelmiş babababa dibimde.

Bugün n'aptım, şu msn penceresinin altında sürekli çıkıp çıkıp beni sinir eden meraketmiyormusun.com mu ne öyle bi'şey var ya, hani parçaları birbirine ekliyorsun falan, ayfon bilekberi çekilişine falan katılıyorsun. Türkselin bir oyun reklam sitesi. Onu yaptım. "3G" yazıyor orda, siz de yazın siz de katılın. Böylelikle kendi kazanma şansımı da azaltıyorum oh ne güzel.

"Drowning Pool" diye bir grup duydum, kuzene buradan milyonlarca kere teşekkürler. En klas parçalarını sayıyim mi? "Sinner", "Enemy", "Reminded". Reminded of yoouuuu!

Hayat boş, ve doldurmaya çalışırken ölüyoruz.

Pazartesi'den beri çok aşmış bir kaç insanın olduğu eğitimlerde eğitiliyorum. Yahu bitirmişler be olayı, biz hâlâ kumda debelenip duruyoruz. aq var ya, yarın gidip 3 numaraya vurduruyorum kafayı. [Böyle psikolojim daraldı mı öyle yapıyorum ben de anlamadım.]

Akşam oldu ve karanlık yavaş yavaş çökmeye başladı. Tabi hemen sivrisinekler de başladı. Daha fazla dayanamiyciğim Nalan.

sıcak bulanttı, bak bunalttı bile yazamadım

Oğlum bu ne sıcak ya?

Oy anam vay niğdeyim niğdeyim ben nerelere gideyim vay dağlar oy.

Niğdeyim?

Niğde miyim?

[Ah insan bir kere niğde olmayagörsün.]

23.06.2009

Şizofrenik Reaksiyon

- Ah şu ıssız manzarayı sadece kuşlarla paylaşacağım.
- Ney?
- Bu beni öldüredururken asıl ihtiyacım ne peki?
- Ne diyon olm?
- Başka bir kusursuz mucizenin derin nefesi sarsa?
- Ohooo.
- Kar yağsa?
- ?
- Korku bir sel gibi yağıyor yine üzerime.
- Benle mi konuşuyosun?
- Yok.
- Eee?
- Konuşmuyorum dinliyorum.

:]

Verev




Seether - Truth


Ah Allah'ım, nasıl şarkı yapıyor bu bazı insanlar böyle, verev verev doğruyorlar insanı bazen.

20.06.2009

Konuş onlarla

Yıllardır [müzikle haşır neşir olmaya başladığımdan beri] içimde itiraf edemediğim bir Yeni Türkü sevgisi var günlük, ama aramızda şşşh, ben çok acayip hastayım bu adamların şarkılarına.


Nasıl muhtacım buna.

19.06.2009

Ağzımızı açıyoruz ama

Sevgili günlük gün geçmiyor ki şu dişçi koltuğu korkularım depreşmesin.

Yahu gece ne güzel yattım yani hiç alemi var mıydı sabah sabah bu ne ağrısı?

Evet bu iki cümleden de anladığımız üzere benim bugün dişim ağrıdı günlük. Nasıl bir dişti, neresi ağdırı, nasıl ağrıdı, neye benziyordu, falan bunlara girmiyorum. Standart bir diş işte.

Ama efenim bu dişçi koltukları yok mu o dişçi koltukları yok mu, o mu bu mu şimdi karar veremedim, bu diye başladım o diye bitirdim. Yok mu efenim işte onlar ah onlar, beni yakanlar onlar. neyse gereksiz yere uzatıyorum farkındayım. Yani bu da bir farkındalıktır. Aa bak ben bugün neyi farkettim birazdan onu anlatıcam sana günlük. Nasıl heyecanlandın dimi?

Efenim benim de nihayetinde normal insanlar kadar bir ağzım var, hatta belki biraz daha küçük bile olabilir. Bu da demek oluyor ki insanın iki elini birden buraya sokmak istemesi imkansız. Bakan anlar bunu yani," aa" der "yok girmez buraya iki tane el" der. Ama bu dişçi kızımız anlayamadı, oradan bastırıyor olmuyor, buradan bastırıyor olmuyor, bir de bana laf söylüyor, "açalım ağzımızı" lan açtık ya, daha ne açalım, bu kadar açılıyor benim ağzım, neyse şimdi tabi bunları kızın yüzüne haykırmadım. Ah işte insan nazik olmayagörsün.

Kanal tedavisi evet, yine bugünkü gündemimiz buydu. iki elini ağzıma sokup sokup elindeki o farklı kalınlıklardaki iğnelerle bastır Allah bastır, yardır Allah yardır.

Sonra o yetmedi, bir tane adam geldi, bu sefer ikisi birden 4 elle giriştiler ağzıma. Lan oğlum kızım delirdiniz mi n'apıyorsunuz? Zaten ağzımda bir boru, öte yandan biri o tarafa çeker, biri bu tarafa çeker, hart hurt iğneler. O arada bir de telefonum çalmaya başladı, hey Allah'ım ya, titreşimde bi'de, ulan uzanamıyorum ki cebime, ıh mıh yapıyorum, ah ağrıdı mı, acıdı mı, ok tamam biraz yavaş olun siz de bilmemne bey, yok bilmemkim hanım bunun tadı burada, lan durun lan telefon çalıyor alow, konuşamıyorum ki, anca ıh mıh. Zaten sustu o arada telefon da. Amaan dedim len burada canımla uğraşıyorum şimdi salla telefonu.

Sonra sonuç, "Efenim kanalları temizledik, ama iltahaplanma olabilir kökte, antibiyotik tedavisi diyoruz." "Antibayotik diyorsunuz." "Evet antibiyotik diyoruz. İlaç yazalım. Bir hafta kullanalım.""E n'apalım, yok hayır desem yapmayacak mısınız sanki? :] " "Yapacaz." "Karikatür müsünüz len siz?"

Ulan tamam ona da tamam. [Bir hafta bu geçici dolguyla gezecez yine neyse.]

Sonra işler bitti, paraları bayıldık tabi onsuz olur mu hiç. Sonra ben aldım elime faturayı yürümeye başladım. Binadan çıktım. Eczaneye gidiyorum. Yaklaştım. Yaklaştım. Yaklaştım. Hangi antibiyotiği alsam acaba diye içimden düşünürken bunun çok saçma bir düşünce olduğunu sezdim aniden. Ulan ilaç yazmadı bunlar bana. Oof of. Hadii gerisingeriye gittim kliniğe, yahu dedim siz bana ilaç yazmayacak mıydınız bilmemkim hanım? Aaa evet yazacaktım ya dimi, unuttum kusura bakmayın. [Hay ben size gelip de diş yaptıran beynimi çıkarıp da şu cayır cayır yanan asfalta atayım.] Ama işte başladık bi kere.

En başta bi'şey farkettim bak anlatıcam falan demişim ya, yeminlen unuttum ya. Yoksa vallahi anlatacaktım. O anda aklımdaydı, sonra yazarım dedim unuttum. :]

Böyle işte günlük. Ev ahalisi beni terkedip evden kaçmışlar gün içinde, eve geldim ki ah bir yemekler, bir yemekler, aman da bir yemekler, aman aman bir yemekler. Yemek var oğlum işte neyi büyütüyorsun. :]

aynıylavaki

Sevgili günlük, yine geldik bir solukta bir haftanın sonuna. Görüyorsun değil mi, nasıl da geçiyor zaman bir solukta, aah ah öyle bir geçer zaman ki, dediğim aynıyla vaki. Birden dursun istemez misin, seneler olunca mazi? Ah işte öyle bir geçer zaman ki, aklın fikrin şaşar. [Aynıylavaki.]

Geçen hafta içinde “zoptik” diye bir Türk twitter’ının çıktığını duydum. Yani bana sorsan günlük, lan derim twitter’i kullanmıyorum ki zoptik’i n’apıyim. Ne saçma bir yatırım. Ya da zaten twitter’i kullanıyor millet zoptik’i n’apsın? Ama işte işler öyle senin dediğin gibi yürümüyormuş bu internet aleminde demek ki, acı ama gerçek. Evet anladım şu an kendimi çok savunmasız hissediyorum, ühühü.

Sonra, Facebook alan adlarını ilk alanlar aldılar. Yani atı alan Üsküdar’ı geçti gibi. Bu da yani yıllardır kafamı kurcalar. Atı alan neden Üsküdar’ı geçiyor? Hayır yani Kadıköy var, Maltepe var, var da var. Üsküdar’ın olayı ne ki? Atışalanı var mesela, atla daha bir çok bağlantılı diye düşünüyorum, o niye değil?

Güzide bir internet gazetemizin manşetine takıldım. “İşte ÖSS’nin cevapları.” Len şunu 1 hafta önce veremediniz mi çoluk çocuk sevinsin. Böyle bir mutlu olsun insanlar, mutlu olsun tüm evren. Yeniyılda hepbirlikte yeni yılda hey hey. Teey teey.

Ama öyle de dememek lazım. Misal ben şahsen kendim çok acayip sınav mağduru oldum günlük. Anadolu liseleri vardı eskilerde, aah ah, [var mı hâlâ acaba bilmiyorum] onlara sınavla giriliyordu, bizim girdiğimiz sene sınav sorular çalınmıştı, sonra bir daha sınav yaptılar. Halbuki ilk sınavım ne de güzel geçmişti, ama sonra tabi bir demoralizasyon bir demoralizasyon sormayın, tam bir demonstrasyon yani.

Efenim bizim zamanımızda ÖSS de iki aşamalıydı, ÖSS başka ÖYS başkaydı. Başkaydı bee. Çilekeş öğrenciler, heey hey. Sonra n’oldu. Hayır yani, bizim nesilde mi bir cenabetlik var anlamıyorum ki, ÖYS’ye girdik, pat gene sorular çalındı. La noliy? Tabi yine aynı demonstrasyon periyodu. İlkini yapan ikinciyi de yapar değil mi? Aah ah, nasıl sığ bir düşünce bu? Belki ben o sınavdan çıkınca “Oh bitti” deyip bastım resetime. Sildim kafayı temizledim. Ha, n’olucak o zaman n’olucak? Ya ben silseydim kafayı basıp da resetime. Hı? Bassaydım resetime? Ya bassaydım. Resetime. Bassa. Resetime. Ya resetime. Bassayadım. Resetime. Ya habibi. [Aha kilitlendi] :]

18.06.2009

Üşen Geç

Ben neden bu kadar üşengecim günlük, neden bu kadar üşencecim ben günlük, neden bu kadar yengecim ben günlük, neden üşengecim ben günlük bu kadar, neden. [Farkettin mi arada üşengeç yerine yengeç yazdım, eheheh, len nasıl atraksiyonlar bunlar var ya heyecandan küçükdilimi yutucam neredeyse.]

“Gulp!” Aha yuttum. Sonra misal bir de “Degabow!” var. Çok çizgi roman okuyan birisi değilim kabul ediyorum, hatta takip ettiğim bir çizgi roman karakteri de yoktur, [biraz örümcek adamı izlerdim ama o da çizgi filmdi yani roman değil] neyse ama bu degabow’u da unutamıyorum yahu, silah ateşlendiğinde “Degabow!” diye ses çıktığı nerede görülmüş efenim?. Zaten görülmüş olamaz, nerede duyulmuş efenim? [Ses görülmez duyulur, duyurulur. Bu bir duyurudur. Duyalım duyuralım, duymayanları duyaralım. Duyurga. Ve duyurgaç. Evet şu anda neden bahsettiğimden hiç haberim yok.]

Yahu kaç gündür üşene üşene en sonunda cep telefonumu kapattırdım nihayet. Yahu çık öde kardeşim faturanı hayır bunun nesinden üşeniyorsun anlamıyorum ki hiç. Al şimdi dinle dur dıt dıt dıt kimi arasan meşgul. Hayret bi’şey ya…

Bazen var ya, o kadar kızıyorum ki kendime, ama üşendiğim için pek bi’şey demiyorum. :]

N’olucak benim bu halim.
Üşene üşene ne hale geldim.
Herkes seni meleek sanıyor.
Hadi hadi meleğim uç da göreyim.

[Yazmaya başladığım mânimi, ünlü Türk düşünürü Özc Andeniz’den iki tutam mutluluk vecizesi ile sonlandırmak istedim. :] Oh ne saçma oldu.]

16.06.2009

Ebzınt

Şimdi bak hiç öyle birbirimizi kandırmayalım sevgili günlük,

Akareköküçbölüdört'ü unutmuş olamazsın mesela. Bir de içgenin üç açıları toplamı da 180 derecede kaynar mesela.

Ya da misal, İngilizce derslerinde falan parmak kaldırırken haykırdığın "tiğçır" nidalarına ne demeli? Ve yoklamada yanındaki arkadaşın yoksa "ebzınt"larına. Herkes demiştir. Ebzınt'tır çünkü. Ah ne güzel kelimedir ebzınt. Ve de bir de hiyır.

Parabolun kolları yukarı olsa n'oluuurr aşağı olsa n'olur, benim x bilinmeyenli denklemimin limiti sonsuza giderken. Türevinden C sabiti gelmese n'olur, integrali tanımsız çıksa kim takar?

Sonra o periyodik tabloyu da hiç anlamadın itiraf et. Orbitaller falan. Ne kadar mânâsız değil mi efenim. Atom numarası büyük diye altta kalır mıymış hiç bir element? Nedir yani resmen çifte standart. Ayrıca Amerikyum da nedir kuzum biri bana anlatsın. Ne yani sen düşünmedin mi hiç?

Kovalent bağlarında dolaşıyorum, yitirdiğim yârimi aman sentezliyorum.

Gecenin bir vakti kapalı bir fanusta bir bitkiyle birlikte bırakılan bir farenin sabaha çıkmaması kimin sorunu? Peki farenin katili kim o halde? Bitki mi yani? Yeseydi efenim bitkiyi değil mi? [Ama nereden tanısın o sessiz düşmanını]

Hiç öyle birbirimizi kandırmayalım şimdi sevgili günlük, hiç öyle kandırmayalım sevgili birbirimizi şimdi günlük, hiç sevgili kandırmayalım öyle şimdi günlük birbirimizi, hiç birbirimizi kandırdık mı ki biz günlük? :]

Notuznotsunuznotlar: Sevgili merhum deney faresi için, evet sadece onun için geliyor,

"Mushroomhead - Sun Doesn't Rise"

14.06.2009

Kontraplak

Yahu nasıl bir aksiyon kabızlığı yaşıyorum anlataman günlük. Hayatımın ritmi şu vinampta [ya da winampta] çalan endüstriyel metal mucizesi olmasa tırt.

Evet, endüstriyel mutfak olur da endüstriyel metal müzik olmaz mı diyen çoşkun kalabalık, var efenim var. İsveçli, Norveçli, bilumum İskandinav kökenli dostlarımız yememişler içmemişler endüstriyel metal müzik yapmışlar biz ve bizim gibiler için. Hem de ne yapmak. Yerim ben o müzikleri yerim. Eklemeyeceğim, ama bir öneri; "Crossbreed - Pure Energy".

Sonra efenim dün kendime hayatımın kafein ve tein yüklemesini yaptım, bana mısın demedim. Kimeyim ulan kimeyim? Sana olmayacağım da kime olacağım. Bana mıymış? Hıh. Gerizekalı idiyot kendim. [Bak bunlar hep şizofreniden. :] Gülüyosun? Aah ah, gülü yosun bu denizlerin. Dalgaları kuzu.]

Sonra efenim, şöyle ihtirasla bakmış önünde duran, dibinde son bir yudum çay kalmış ince belli büyük çay bardağına ve tekrarlamış, keşke kaşığı çıkarsaydım içerken gözüme battı.

Endüstri dedim de aklıma geldi, bugün sınava giren Endüstri Mühendisliği okumak isteyen siz sevgili gençler. Şimdi şunlara hazırlıklı olmanız lazım sonra hayal kırıklığı yaşamayın;

Öncelikle ailenizde belirli bir yaşın üzerindeki beyamcalar hanımteyzeler mesleğinizi söyleyemeyeceklerdir. Çoğunlukla Elektrik Mühendisi zannedeceklerdir sizi. Hatta abartılıp "Ah bilmemkimin oğlu/kızı, o kadar çalışmış da 2 yıllık bi' bölüm kazanmış diye hanımgünlerine meze falan olacaksınızdır. Onlarca kere anlatsanız da [sanki kendiniz anlayacaksınız ya o da ayrı bir konu :] ] çok fazla bir verim beklemeyeceksinizdir, hiçkimse yaptığınız işi tam olarak anlamayacak ama bozuntuya vermemek için "hee üretim falan diyosun" gibisinden konuyu hızlı bir şekilde değiştireceklerdir. En kötüsü de, böyle size acıyarak söylenen "ah evladım ya makine inşaat falan yazsaydın tutmadı mı puanın onlara" gibisinden tüm eğitiminiz bir çırpıda silip atmanıza neden olacabilecek aşağılanmalarla karşılaşacaksınızdır.

Tabi ki bunların hiçbiri olmayadabilir. Ama oladabilir. Oladabilir olmayadabilir. [Buradaki "de" ayrı mı yazılır?] Neyse.

Sonuçta, sonuç paragrafının sonda olması gerekir ve yazılanları özetleyici bitirici bir özelliği olması gerekir. Ama nerde o eski bitiricilikler efenim bugünkü topçularda. Hepsi şimdi çıkıp 5 10 dakika gezinsin sahada, ondan sonda hop reinalar, hop sortieler, hanimiş bodrumlar, yalıkavaklar, torbalar.

Ben aslında dün tarihi sıtarbaks kahvecisinde rastladığım bir olayı anlatacaktım ama geç mi oldu sanki ya? Yatacak mısınız? dur bi 10 dakikada anlatırım ben şimdi, arkadaşım sen bir çevir bakalım hızlandırılmış tır yapalım. Tır mı? Heheheh olm ne tırı ya tur tur.

Havadan sudan muhabbetimiz sırasında karşı masamda yalnız bir kızın sıkıntılı ve tedirgin bir şekilde oturduğunu gördüm. Dönüp dönüp sağına soluna bakıyor, arkasına bakıyor falan. Ulan dikkatimi çekti ben de öküz trene bakar gibi kilitlendim kıza ööyle bakıyorum, muhabbetten de koptum, ne konuşuluyor farkında değilim. he he deyip kafa falan sallıyorum gülüyorum kahve içiyorum kamuflaj bir nevi. Bu sefer kız da meraklı meraklı çaktırmadan göz ucuyla bana bakmaya başladı. Sanki tanıyor da bir yerden çıkaramıyor gibi, çok uzun da bakamıyor, öyle kısa kısa, sanki başka yere bakarken denk gelmiş gibi. Ba ba ba.

Yani bir tedirginlik var ama dur bakalım, bir 10 dakika falan böyle geçti, baktım kız kendi kendine konuşmaya başladı, saatine bakıyor, telefonuna bakıyor, dönüp dönüp bana bakıyor. [Biz de o arada masayı değiştirdik yani o derece.] O zaman dedim ki tamam. Kahveyi ittim kenara gidicem kızın bir derdi var soracam öğrenecem. [Gerçi sanane değil mi? Kız çat diye "size ne" dese öeh kaldın mı sap gibi herkesin ortasında. Sonra gelip o koltuğa nasıl oturursun acaba, neyse bunu göze aldım merak işte.] Ulan tam ayağa kalkacağım, kız döndü ayağa kalktı gülümsemeye başladı. Lan noluyor. [Hatta lan noliy?] :] Ulan bana gülüyor desem çok saçma, ne alaka? O arada farkettim ki soldan bi' abi geliyor. Lan gözlükler benim gözlüklerden, üzerindeki tişört de benim giydiğimle aynı renk. Eh ben boylarında, benden biraz daha uzun ama şimdi hakkını yemeyelim. Benden yakışıklı yani ne yalan söliyim.

Hahahaha şimdi oldu dedim o zaman içimden dyanılmaz kahkahalar atarak. Hatta içimdeki kahkahalar dışıma taştı, muhabbete gülüyor gibi yaptım. [bakınız: aşırı gereksiz tepkili kahkahalarla gülme]

Sonra anladım ki bu iki genç arkadaşımız sanırsam internette falan tanışmışlar, ya da çok eskiden arkadaşmışlar buluşmak için sözleşmişler, falan filan anladın sen onu. Bir muhabbet bir muhabbet sorma. Birbirlerinin her lafına gülmeler, uzun uzun anlamsız sessizlikler, uzaklara bakışlar, nezaketen söylenen iltifatlar falan, böyle ortama bir romantizm geldi ki tadından yenmez yani. Ben diyeyim marimar, sen de yalan rüzgarı. Ama heyecan tavan.

Bir saaten fazla oturdular orada, sonra kalktılar bunlar, abimiz kendinden beklediğim kadar öküz çıkarak kalktı masadan yürümeye başladı. Kız da peşinden. Lan oğlum nasıl bir kafa yapın var anlamıyorum ki, hem kızı beklettin orada yarım saatten fazla, [hadi olabilir diyelim trafik falan] bari biraz nezaket ya. Lan bi'bekle, kız geçsin önce. Bastı gidiyor. Yok abi yok bu genç nesil harbiden odun, ya da preslenmiş talaş, ya da kontraplak. :]

Bir de kontra frenli bisikletler vardı değil mi efenim eskilerden, ne güzel düşer kafa göz yarardık.

:]

Anlık anne iletileri


- Ay halanın zoruyla Milli Piyango bileti aldım, ne zaman çekiliyormuş bak bakayım.
- Oo 19 Haziranda trilyoner oluyoruz.
- Aman.
- Oooh işi gücü de bırakırım, yatış ondan sonra.
- Aman Allah muhafaza.
- :]

kafeinkafa

Sabah ezanı eşlik ediyordu gözlerimi kapadığımda yatağa uzanıp uyumaya çalışırken. Ben karartmaya çalışırken etrafı inadına aydınlanıyordu dünya.


12.06.2009

Kısa Kollu Delüsyon

Sevgili günlük, ne farkettim inanmazsın, dersin ki, olm sen manyak mısın böyle şeyleri fark ediyorsun, çık gez çevrende daha başka fark edilecek şeyler var dersin.

Yahu şimdi bildiğiniz üzere gömlek diye giysiler var. Evet ben de giyiyorum. [Gömlekler, uzun kollular ve kısa kollular olarak ikiye ayrılır.]

Şimdi efenim, tabi hava sıcak, kısa kollu gömlek giymek lazım. İşte ben bu kısa kollu gömlekleri giydiğim zaman, 15 yıldır bankoda fıtıfıtı bir şeylerle uğraşan TEDAŞ memurlarına benziyorum azizim. [Geçen gün misal bir düğüne gittim yine bu kısa kollu gömlekle, kapıdaki adam “aman abi, yaman abi, borcumuz mu var hayırdır, kesmeye mi geldin elektrikleri” gibisinden yapıştı paçama, “anaaam, abi yapma etme, çoluğum çocuğum var benim” diye bir haykırışlar falan, rezilirüsva oldum azizim elaleme, “ya olm bi git manyak mısın?” dedim. Hay nereden giydim bu gömleği, giymez olaydım. Ben de bu dağların nesine geldim, gelmez olaydım. Meleşir kuzular sesine geldim, anam anam yandım dağlar oy.] Anlamış değilim nasıl bir fonksiyonu var bu kısa kollu gömleğin? Neden var ki bu kısa kollu gömlekler? Hava neden bu kadar sıcak ki? Neden ki, nedeeen? Çıldıring.

Halbuki uzun kollular öyle mi? Ah uzun kollular öyle mi? Ne güzeldir uzun kollu gömlekler. Hatta onlara gömlek bile denmemeli, göynek onlar göynek.

Ve bir ayılma hali ve gidip su otomatının başında bardağa sıcak su doldurmaya çalışıyorken bir yandan da düşünüyorum “yahu bu bardaktan şu anda buharlar tütmesi gerekmez miydi?” diye. Ah eski sıcak sular böyle miydi diye? Ah şimdiki sıcak suların niye buharı yok diye? Ah diye vah diye. Sonra baktım ki soğuk su dolduruyormuşum ondanmış. :] Oy anam, vay dağlar vay.

O kadar da doldurmuşum şimdi, koskoca bardak, hatta efenim bardak denmez ona bardah bardah. Döksen dökülmez, yazık yahu millet susuzluktan kırılıyor, çevreciler küresel ısınma küresel ısınma diye kutup ayılarıyla dans ediyorlar, [nayır bu kadar vurdumduymaz olabilemem, nolamaz.] İçeyim bari dedim, içtim. Bu seferde kahve içesim geri kaçtı efenim, neye niyet, neye kısmet, neye kıspet, neye nispet, nasıl ne.

Ama bi’ de kahve doldurmadım değil hani, nasılsa unutup buz gibi içiyorum sürekli, ha şimdi doldurup unutmuşum, ha sonra doldurup unutmuşum. Değil mi pek fark göremedim. Doldur be su otomatı doldurrr. :]

kahve

Geceden kalma bayat yazının üzerine 2 şekerli sütsüz koyu kahve.

İçelim ayılalım.

Akıl var mantık var

Hayat bazen çok b*oktan geliyor be günlük. Bak gene yaptım. B*k yazacaktım, böylelikle bok dememiş oalcaktım. "*" koyunca sansürlemiş olacaktım kendimi, ama gittim b*ok yazdım. Herşeyi bok ettim. Aferin bana.

:]

Yok be daha neler...

Yine sıkıcı bir gece ve yine delirmiş gibi randomise yapıyorum vinampın shuffle'ında [bunu da hep karıştırıyorum zaten winamp mıydı vinamp mıydı diye]. Bazen hani neden hiçbirşey yetmez ki günlük bu insanoğluna? Sorarım sana.

Böyle hep bir eksik hissedersin sürekli, sanki hep yapacak birşeyler kalmıştır, hep bekleyen birşey vardır [bu birşey de ayrı mı yazılır bitişik mi yazılır deminden beri takıldı kafama, hem yazıyorum hem de şüphe ediyorum acaba bitiştirsem de mi bitirsem, bitiştirmesem de mi bitirsem diye.]

Ama bazen mesela pat diye bir şarkı açılıveriyor aniden, o bir durduruyor işte seni, sanki böyle o içindeki eksikliği dolduruyor, bir dinginleştiriyor, falan. Mesela şimdi geldi bir şarkı, değiştiremiyorum, elim varmıyor, böyle sanki değiştirsem küsecekmiş de bir daha çıkmayacakmış karşıma sanıyorum, bir yandan sırtıma vuran gece rüzgarı bir yandan beynimi delirten fan vınıltısı [var mıydı böyle bir şey, yani vınıltı, bir de bu birşeyi bir birleşik yazıyorum bir de birleşmeyik yazıyorum, çok tutarsızım ne yapacağımı bilemiyorum.] bir yandan bu saçma sapan yeni klavye, bir yandan da aklımda kalan darı ambarı.

Kurtlar vadisine baktım biraz, hatta biraz değil bayağı bayağı baktım ya, sonunu izlemedim gerçi, neyse, şimdi geçen bölümün özetini veriyordu. Yakalanmamak için Polat falan evden çıkıyorlarken bunun eşi gelmiş kapıya son kez görmek için. Hanımefendi konuşmaya başlıyor, ya işte ben seni beklerim, son nefesimi seninle vermek istiyorum falan, romantizmik durumlar, sonra Polet efendi de bu alnından öpüyor kadını arkasını dönüp didiyor. Tamam, buraya kadar kabul edilebilir. Sonra aniden dönüyor şebek şebek sırıtıp "Elif Seni Seviyorum..." diyor. Lan olm nasıl bir idiyotsun ya sen. Lan kadının adı Elif değil. Armut musun angut musun nesin? Eski sevgilisiymiş bu Elif bu abimizin. Denyo, evlenmişsin hâlâ Elif de Elif. Ya yürü git. Gir hapse 30 yıl yat aklın başına gelsin.

Bu arada ben bu telekomun internet altyapısının ta.aşşuku talat ve fıtnat. Koptu bağlanmıyor yarım saattir, deminden beri de offline yazıyormuşum, az daha yazı gümbürtüye niyazi yani.

Hah ne diyorduk, işte böyle durumlarda yine diyesim geliyor şu hayatın nasıl b*oktan olduğunu...

Hahahahahahaha, lan şimdi okudum da yazdıklarımı şöyle, nasılsa internette gitti salla okuyalım bari mantığında, "horoz ölür gözü çöplükte kalır" lafıyla, "aç tavuk kendini darı ambarında sanır" lafını karıştırmışım yahu. Hatta lafı "öküz ölür aklı darı ambarında kalır" olarak düşünerek iyice saçmalamışım. Hehehe şimdi farkettim. Halbuki öküz ölür gözünden tren geçer.

:]

Ee nasıl kaydedicez şimdi bunu?

Of telekom ya of.

[Nort: Allah’tan flash disk diye bi’şey icat edilmiş de, böyle geceden kalma yazıları sabah sabah yazabiliyoruz tekrar. Gözünü seveyim flash disk.]

10.06.2009

Değişen Klayve

Sevgili günlük, sana bu satırları evdeki yeni klavyemden yazıyorum.

Evet maalesef eski, yıllar yıllar ve yıllaardır kullandığım, artık basılmaktan tuşları kararmış, rengi beyazdan griye hatta yer yer kahverengine dönmüş o takır tukur klayvemi terketmek zorunda kaldım. Çünkü artık ihtiyaçlarımı karşılamıyordu, bazı harfleri öyle pat diye birdenbire basmamaya falan başladı dün gece, space tuşu çalışmıyordu, shift desen hak getire, space çalışmıyor diyorum, daha shift nasıl çalışsın. Koskoca tuş space, o çalışmazsa zaten diğerlerinin çalışması mucize.

Neyse efenim, ama içim de az buruk değil hani, çok buruk. Yıllardır kullandığım klavye efenim, insan bir garipsiyor bu yeni klavyeyi. Bir de ne yalan söyleyeyim eskisi daha bir rahatmış yani.

Bu klayveden de öyle takır tukur ses bekliyor, ama nafile. Sessiz efenim bu, böyle pısır pısır tuş mu olurmuş, oluyormuş demek ki.

Ama şimdi bu garipsenme sadece klavyeyle alakalı değil, dün itibariyle odamın yerleşimini de değiştirdi dış odaklar. En son yine yıllar yıllar ve yıllar önce salondan taşınıp kendi odama konuşlanmaya başladığımda da bir garipsenme yaşamıştım. Koskoca salon efenim, oh yayıl, yayla gibi at koştur cirit oyna.

Yok yok deminden beri deniyorum hızlı yazayım diye olmuyor. Daha alışamadım ben bu değişime. Zaten ne demiş atalarımız, "Değişmeyen tek şey değişimdir." [Bunu da hangi atamız demişse artık çok merak ediyorum.]

Benim bu masaya bir ayar çekmem lazım. Olmaz bu böyle.

Evet başlığa da klayve yazmışım şimdi farkettim. :] Uzun zamandır klavye yazmak için çabalıyorum ama sürekli klayve yazıyorum. N'olacak şimdi? Anam anam, vay bana vaylar bana.

Neyse yeter gibi şimdilik, henüz alışamadım. Bakalım ortamı biraz değiştireyim sonra bir daha denerim.

9.06.2009

Rutin Dönergeci

Evet günlük, sana bu yazımda hayatımın nasıl bir rutine bindiğini anlatmaya çalışacağım. [Aman da ne güzel başlarmışım yazıya.]

Mesela sabahları sürekli aynı saat ve aynı dakikada kalkıyorum ben günlük. [Bakınız: 06:45]. Bak şimdi ne geldi aklıma, bundan yıllar yıllar ve yıllar önce Çeşme’de tatil yapar iken, teyzemin zoruyla aldığım “Hobbit” isimli kitabın yayıncı firmasıydı Altıkırkbeş. Hatta kitabın ilk sayfasındaki yazı da sanki dün gibi aklımda, “Dün oradaydık, bugün buradayız.” Dün orada o saatte okuyorduk, bugün burada bu saatte uyanıyoruz.

Sonra yataktan uzanıp waterdrop tone’un susması için cep telefonunun herhangi bir tuşuna basıttırıyorum. Ve kalkıp banyoya doğru yelteniyorum direkt olarak. Yüzüme tıraş köpüğü sürüp tıraş oluyorum. Sonra yüzümü yıkıyorum. [Bu arada 2 3 haftadır burnumda bir yamukluk var, ondan kelli sabahları burnum tıkanıyor, bak bu rutinin dışına çıkarıyor beni acayip bir mutlu oluyorum.]

Sonra mutfağa gider gibi yapıp, sokak kapısına gidiyorum, kapıyı açınca sesi duyan yan komşunun köpeklerinin bizim tarafa doğru koşmalarını ve oturup kuyruklarını sallaya sallaya bana bakmalarını seyrediyorum. O arada bizim kedi de kapının sesini duyduğu için oradan buradan duvarlardan atlayıp merdivene doğru koşturmaya başlıyor. Bunu gören köpekler kediye havlarken, ben de kapıya bırakılan gazeteyi alıp, kapıyı kapatıp mutfağa gidiyorum. [Arada bir köpekler gelmiyor, ya da kedi gelmiyor, ya da gelse de köpekler havlamıyor, bazen gazete gelmiyor, işte bu durumlarda rutinin dışına çıkıyorum.]

Sonra mutfağa girip, anneme günaydın dedikten sonra masaya oturup masanın üzerinde duran reçel kavanozunun üzerindeki “Mulberry” yazısını görüyorum. Gözüm takılıyor hep buna. mulberry'i okurken aklıma "malfunction" geliyor hep. Sonra bir kaşık alıp yutuyorum. Gazeteye hızlı bir göz gezdirdikten sonra bi’şeyler yiyip içip kalkıyorum. [İşte bu yediğim bi’şeyler zaman zaman değişiyor, beni bu rutinin dışına çıkarıyor, ne diyeceğimi bilemiyorum heyecandan.]

Sonra gidip dişlerimi fırçaladıktan sonra cep telefonumu açıyorum. Geceleri cep telefonunun açık olmasının hiçbir lüzumu yok diye düşünüyorum. Lüzum evet. O kadar radyasyon cildi bozar.

8.06.2009

Enter'imin üzerine şıp dedi damladı

Sevgili günlük, şu anda hatırlayabildiğim en biçimsiz halimle sana bu satırları yazmaya çalışıyorum.

Omurgam integral işaretine doğru gidiyor, ama yanlamasına, klavyeyi kullanabilmek için de sağ tarafıma doğru yaklaşık bir 30 derece dönmüş durumdayım. Böyle olunca karşımdaki kitaplıkla da bacağımın arasında kalan açı 60 derece oluyor. Demek ki ben dik açıyım. Paragraf yapmakta zorlanıyorum gördüğün gibi, çünkü enter'a basmak için kıta avrupasına falan geçmem gerekiyor, benim ise pasaportum yok. [Vay, şu parantezi yaptım ya, daha ölsem de gam yemem, bu arada dün sadece enter'imin üzerinde olan boya lekelerinden artık muhtelif tuşların üzerinde farklı ebatlarda bulunmakta.]

Evet badana boya işleri. Velhasıl-ı kelam zor zamanlar geçiriyorum.

Sırtımı dayadığım gardrobun arka kontraplağının kıymıkları omzuma batıyor mouse'a uzandıkça. ["Sırtımı dayadığım gardrobun arka kontraplağının kıymıkları" süper zincirleme isimli sıfat tamlaması.]

Aklıma boya yaparken bi'şeyler geldi ama onları şimdi bu saçma yazıda yazıp heba etmek istemiyorum, bilahere inşallah. umarım unutmam. :] [Vayt gene yaptım. übernatural beceri.]


7.06.2009

Kornişini sökerim

Sevgili günlük, sana bu satırları böyle ajanlı majanlı laboratuvarlı maboratuvarlı filmlerde yıllardır kullanılmayan odalara girip de örtülerin altından çıkan eski bilgisayarları kullanır gibi yazıyorum.

Örtü dedim de, şu kasanın üzerindeki örtüyü kaldırayım da zaten sıcaktan iyice kafayı yiyen fan iyice kafayı yemesin. [Ne düşük cümle oldu.]

Klavyemin enter tuşunun üzerinde beyaz bir boya damlası var günlük. Numpad'deki virgülde de var. Anlayacağın üzere evde badana boya işleri vardı.

Korniş sökmek nasıl bir eziyettir yahu. Literatüre geçsin.

Uzun zamandır koşacağım koşacağım, yorulana bayılana kadar koşacağım falan diye atıp tutuyordum ya ben günlük, iyi ki öyle bir şeye yeltenmemişim, herhalde ölürmüşüm. Cesedimi de martılar gagalarmış sahilde.

Tavanda o kornişlerin bıraktığı izleri temizlemek kornişleri sökmekten daha da büyük bir eziyet. Sonra onların üzerinden tavan boyasıyla geçmek daha da ayrı bir eziyet. Sonra oraları boyanıp da tavanın diğer bölgeleriyle oluşan renk farkının farkedilmesiyle, baştan tüm tavanın boyanması daha da bir eziyet. [Yok hepsini ben yaptım diyemeyeceğim günlük.]

Ama kornişim söküldü anlayacağın.

Bunu da böyle bir gün olarak tarihe altın harflerle kazıyalım.

Bink Google'ı Neden Geçemez?

Sevgili günlük, Microsoft geçtiğimiz günlerde yeni arama motoru "Bing"i duyurdu. Bu konuda bi'şeyler yazasım geldi. Çok atıp tuttular yok Google'a rakip geldi meldi diye. [Ancak şu andan sonra kendisine "bink" diye hitap edeceğim. Tavırlıyım çünkü kendisine:]]

Bakınız çok basit bir arama yapıyorum, hem de ne kadar ayrıntılı, "monera alemi blog". Kendi blogumun bir yerlerden karşıma çıkmasını umarak heyecanla bekliyorum bink efendi bize ne gibi sonuçlar çıkartacak diye...

Ve evet, tam 45 [yazıyla tam kırkbeş] sonuç çıkarıyor. Voov. Çok heyecanlı.

Sonra bakıyoruz ve tam bir hüsran kaplıyor tüm ilçeyi. Yahu adı "monera alemi" olan bir blogu bulamıyor bu bink! Farklı biyoloji bloglarından tutun da sevgili yesari hanımın bloguna kadar pek çok blog ve sitenin linki verilirken, kendi blogum güzel günlükümün yerinde yeller esiyor. Bu nedenle tüm kalbimle kınıyorum binki.

Ama Google öyle mi? Ah Google öyle mi?

Yaklaşık 65.700 sonuç buluyor efenim sevgili Google.

Ve heyecanla bakıyoruz bir de ne görelim? En üst sırada çıkıyor efenim blogumuz karşımıza. [Blogcu uzantısıyla açtığımız günlüğümüzde çok daha fazla kayıt olduğu için o en üst sırada çıkıyor. Şu an kullanılmadığı halde yazılar orada bulunduğu için mantıklı.]

Araya lisebiyolojisi ile ilgili bir blog girip ikinciliği alıyor. [Kabul edilebilir. Hatta belki de birinci sırada bu olmalıydı.]

Ve Blogspottaki şu an okumakta olduğunuz günlüğümüz de üçüncü sıraya yerleşiyor.

Beşinci sırada da daha önceden açtığım ama taslak olarak beklettiğim bir blogum vardı o listeleniyor.

Ah bu ne neş'e. Tarifi mümkün değil. :]

İşte sadece bu nedenle bile Bink benim için bir Google olamaz. [Çünkü ben acayip gıcık oldum bu binke] :]

Eski Türk Filmi İzlemenin Sakıncaları Vol:1

Şimdi tabi, komedi filmi de olsa böyle eski Türk filmleri izlemenin bazı sakıncaları var günlük, mesela nedir bak ben sana söyleyeyim de öğren.

İlk evvela bu tip eski Türk filmleri ayrıca zamanın yeni şarkılarının tanıtımlarının yapıldığı, bir nevi araya kliplerin serpiştirildiği filmlerdir. Bu nedenle genellikle böyle bir Kamuran Akkor'un sesinden [ki daha önce dinlememiştim hiç], efenim böyle bir Orhan Gencebay'ın sesinden, efenim bir Emel Sayın'ın sesinden, yani işte o devirde kimler yeni bir 45'lik çıkarmışsa [evet 45'lik, hep bunu söylemek istemişimdir.] o şarkılar dinlenir, hepsini teker teker saydırmayın şimdi bana.

E tabi o şarkılar da eski şarkılardır, böyle bir damardır, bestesi beste, güftesi güftedir. Böyle bir, hani midenize çatal saplanır da sağa sola çevirilir ya ekseni etrafında, öyle hisler uyandırır bazıları.

Misal şu sözlere bakınız;

"Bak yüzüme gül diyecek yüzüm kalmaaadı,
Sana aşkı anlatacak sözüm kalmaaaadı,
Senin için ölmeyeee lüzum kalma-dıııııııııııııI"

lüzum diyor efenim lüzum. Daha ne di'yim.

[Kamuran Akkor'un sesinden dinlediğimiz bir Orhan Gencebay şarkısı]

İşte bunu seviyorum


Sevgili günlük, bir pazar sabahı aileyle kahvaltı ederken televizyonda herhangi bir eski Sadri Alışık filmi izlemeyi seviyorum. Evet çok seviyorum ben bunu.

Bugün "Ayıbettin Şemsettin"i izledik misal.

"Ulen sen de gülsene inek, heah heah heah heaah."

[Kendisine Allah'tan rahmet]

6.06.2009

Giderek hızlanıyoruz

Giderek hızlanıyoruz...

Dün nihayet ilk defa kendi kendime bunu izlemeliyim dediğim bir programı tv'de kaçırmadan izleyebildim.

Daha önceden fotograflarını yayınladığı siteyi takip ettiğim Yann Arthus Bertrand'ın yönetmenliğini yaptığı "Yuva" isimli belgesel.

[Bu arada dün akşam siteye giremiyordum, tüm dünyada aynı anda yayınlanınca tüm dünyanın çevrecilik duyguları kabarmış sanırım. Site bu yoğun ilgiyi kaldıramamış.]

Aslında verilmek istenen mesaj çok belli, yönetmen de ropörtajında açık açık söylüyor, üzerine de bir şey söylemek çok abes aslında.

"Sen ne yapıyorsun?
Siyasilerden bir şey bekleme.
Amerikalılardan bir şey bekleme.
Çinlilerden bir şey bekleme.
Sen ne katkıda bulunuyorsun?
Komşunun harekete geçmesini bekleme.
Kendi ölçeğinde bir şey yapmakla başla.
Bazen pek bir şey yapmıyor olabilirsin.
Diğerleri daha fazla katkıda bulunabilir.
Ama bu ufacık katkı bile önemli."

[Biz bu gezegeni terkedemeyiz. Buradan çıkamayız.]

Böyle bir belgesel yaptıkları için kendilerine teşekkür ediyoruz. Sağolsunlar varolsunlar.

[Not: Giderek hızlanıyoruz ya, umarım çarparak durmayız.]

5.06.2009

Yow! Yow! Yağmur

Sevgili günlük, şu anda İstanbul’da Mecidiyeköy civarında aciyip bi’ yağmur başladı. Ama öyle böyle değil, sel götürüyor her yeri. “Şakır şakır yağmak” diye bir deyim varsa, işte o deyim bu deyimdir. [İngilizler de diyorlar ya “cats and dogs”, tam öyle, kedi köpek gibi yağıyor yağmur. Yavrum be laflara bak. (Yahu bu deyimi de unutamıyorum bi’türlü, nasıl bir yer etmişse artık. Görsel hafıza teknikleriyle mi ezberledim n’aptım?)] Hatta deniz falan yükseldi. Yollarda su akarsuları, duraklarda su gölleri falan oluşmaya başladı. Hatta… Yok artık! Oha… Gemi mi lan o gelen?

İnsanlar sağa sola kaçışıyorlar, sokaklarda tam bir panik havası var, trafik de tıkandı, ooh akşam eve kaçta gideriz böyle giderse belli değil.

Sonra böyle ani başlayan yağmurlarda da aklıma hep Bertuğ Cemil’imizin Yağmuur yağmuuur yağmur yağmuuur isimli şarkısı gelir ki, ben pek güzel sever, pek hoş dinlerim o şarkıyı. Direkt mesela başladım şimdi söylemeye, yağmur yağmur yağmuuur yağmur, yağ yağ yaaağmur, teknede haaamur, ah şu çocukluk travmaları da geçmek bilmiyor azizim. Dıs! “Yow!”Dıs! “Yow!”

:]

4.06.2009

Buka Lemon

Sevgili günlük şu penguenler ne ilginç hayvanlar. Penguen mi dedim, ah özür dilerim bukalemon diyecektim. Bukalemun. Bu kalem un. Bu kalem bu da un. Buk alem un. Neyi uzatmaya çalışıyorum hâlâ bilmiyorum.

Eve geldiğimde koridorda duran terliğin üzerinde bir tane hayvan gördüm. Aaa bu bizim ne zamandır ortalarda olmayan bukalemundu. Yazık hayvancağız sıcaklardan bunalıp kendini koridorlara atmış.

"Yahu aaa sen nereden çıktın bakayım" diye, mahallenin her küçük çocuğunu alıp mıncık mıncıklayan hanımteyzeler gibi bukalemuna yaklaştım. Tam tutacağım gövdesinin ortasından, ulen ne kıvrak havyan, fıtıfıtı hop kaçıyor. Gerçi yürüme özürlü bunlar, öyle bir çabalıyor ki hızlı yürümek için sanırsın ki uçacak birazdan. Ama yok, yer karolarının üzerinde bir buz pateni sporcusu edasıyla olmasa da, yani ayakta durmaya çalışan biri gibi ilerliyor.

Biraz ilerledi, hop oraya uzandım. Fıtıfıtı biraz daha ilerledi. Hop oraya da gittim. Fıtıfıtıfıtıfıtıfıt [bakınız hızlanıyor, neden çünkü halının üzerine geçti, orada daha hızlı yürüyor.] Baktım yakalayamayacağım bende bastım ezdim.

Hahahaha, yok yok lan ezer miyim, seviyoruz biz onu. Baktım yakalayamıyorum bıraktım nereye giderse gitsin diye. Hoşt dedim ayağımı yere vurdum, o da gitti mutfak balkonuna doğru fıtıfıtıladı.

Öyle işte günlük, hayata böyle heyecanlar lazım. :]

---
Edit:

Ünlü bukalemun uzmanı sayın doktor winston wolf'tan aldığımız bilgilere göre, bizim evde yaşayan bu canlının küçük bir kertenkele olduğu anlaşılmıştır. [Sayın mali polis, bu edit size, lütfen kapımıza falan dayanmayınız. kalbim var benim hık diye giderim, sebebim olursunuz.]

:]

tebrikler

Telefonuma gelen ve "Tebrikler!", "Ücretsiz" diye başlayan bütün mesajları okumadan siliyorum.

Kötü mü yapıyorum acaba?

3.06.2009

Sportik

İçimde bir sıkıntı var günlük.

Güya bu akşam koşacaktım sahilde...

En en en parçalardan oluşan bir playlist bile hazırlamıştım kendime. Kulaklığımı geçirip de kulağıma, durmadan koşacaktım. Yorulup da bir banka yığılana kadar.

Olamadı yine.

---
Ve geceye son noktayı koyarken, sevgili sivsisinek tüm benim gibi sıkılanlar için söylüyor. Herşeyin üzerine tuzbiber oluyor. "Vızzzzz."
[Hey Allah'ım ya, bir sivrineğimiz eksikti. Sivrinek yazmışım, sivrisinek.]

İçim Geçmiş Dışım Gelecek

Yorgun geçen bir günün ardından yine seninleyim günlük. Havalardan mıdır, yoğunluktan mıdır, bu saçma bahar alerjisinden midir, gereksiz depresyonlardan mıdır nedir, müdür müdür müdür modundayım sürekli.

Servisin güneş ışınlarını tel tel süzen sarı perdelerinin arkasından bakıyorum dünyaya. Köprü altında metrobüse akbil basanların sesleri yankılanıyor. Turnikeler tıkırdıyor. Sıcak. Sessiz. Hem de çok. "Klimayı açabilir miyiz?" diyor arkalardan birisi. Sessizlik bozuluyor. Ama önce havalandırma bacaları kapatılmalı. Sonra biraz serinliyoruz.

Sonra sızmaya başlıyorum. Bir yandan düşünüyorum, öyle saçma cümleler yağıyor aklıma, hatta düşünüyorum bunu bloga yazmalıyım, unutmamam lazım diye. Hatta tekrarlıyorum birkaç kere, ama şimdi farkediyorum ki unutmuşum. :] [Zaten böyle oluyor hep, işte o sızma anlarında çok güzel şeyler geliyor aklıma, unutmamam lazım dediğim halde söz dinlemiyorum. Kalem kağıda başlamam lazım.]

Rüyalar görüyorum, yarım yarım, içinden köprüler, kavşaklar geçen. Otobüs duraklarında insanların beklediği sıcaktan bunalan. Korna sesleri giriyor araya bir uyandırıyor. Önce kaşlar kalkıyor gözler açılmadan, biraz sonra sağ göz açılıp camın dışarısındaki araçları görüyor. Sonra güneş yine desteğini esirgemiyor sırtımızdan. Rüya başlıyor.

Yan koltuktaki adam da uyuyakalmış sanırım, ineceği yeri tam kaçırmak üzereyken uyandırıyorlar, ben de uyanıyorum. İçim geçmiş.

Ne heyecanlı olurdu halbuki biraz daha uyusa.
:]

Çok alakasız başlıklar koydum sonra hiçbirini beğenmedim sildim

Tam da kendimi bırakmıştım playlistimin shuffle'ına. Çilek geldi, bozuldu herşey.

Sadece tek parmağımı hareket ettirerek, dakikalardır rastgele şarkılar dinliyorum hiçbirini bitirmeden. Yapıyorum bunu bazen.

Ama işte çilek geldi bozuldu, mecburen diğer elimi de hareket ettirmek zorunda kaldım. O zaman da ipler koptu zaten. Çünkü çileğin ağızda bıraktığı o hafif ekşi tatlı tat şu anda bünyeye yayılmakta.

Bugün adını bilmediğim bir baharat koydum yemeğime. Daha önce hiç tatmamıştım. Ancak adını bilmiyorum işte bir daha tadabilir miyim emin değilim. Ne olur? Ancak bir yerde yemek yerken mesela rastgele önüne gelir, o zaman hatırlarsın, çünkü tadı damağında kalmıştır, takma damak kullanmıyorsan. O zaman da getiren adama sorarsın eşşek değilsin ya, "Birader şu baharatın adı nedir?" diye. O da söyler "Şudur" diye. Sen de öğrenirsin. Ve başın göğe erer. Habire o baharatı istersin bundan sonra, sürekli her yemeğe, çorbaya, tatlıya koyarsın. Ama işte sonra, sıkılırsın, artık senin için o baharatın diğerlerinden hiçbir farklı kalmaz.

Beslenme böyledir.

2.06.2009

İyice

Hahaha, sevgili günlük, televizyonda "Manyak Dükkan" diye bir dizi var. Yahu ne ilginç bir dizi. İzlemek istiyorum hatırlat bana.

Beyin -Abuk- Sarsıntısı

Kahve de buz gibi olmuş…

Uzak masaüstü ruhları gibi bağlı, güvenli ağ kadar yalnız. Bir de, nereden bakacağını sormadan bugünün tarihini gizleyip de yarının tarihini nasıl bulacaksın dün ne yazığını bilmeden diye sordum, öyle yüzüme baktı. Ööyle baktı. Öööyle baktı.

Kaynak kodum bozuk benim, üstüne gizli, lisanslı. Ama kahretsin ki bende değil lisansı. Bazen çok gıpta ediyorum şu açık kaynak kodlu yazılımlara.

Şimdi mesela demin aklıma geldi, bu beyin var ya, hani hafıza. Yahu ne acayip bir şey bu hafıza, tüm yaşantının kısa film şeridi gibi gözünün önünden geçmesine falan neden oluyor. Neden oluyor? Genelde ölürken mi? Yani “neler yaptık neler ettik şu fani dünyada”nın ansilümen yansıması mı bu film şeridi? Biletsiz, en önden.

Şimdi bu beyin yaşanan her şeyi kaydediyor ya, kimi zaman sonsuza kadar, kimi zaman anlık, kimi zaman önbelleğe, kimi zaman altbeyne, kimi raikonen, kimi değil.

Peki mesela hayvanların da hafızası var. Hafızalarına falan kaydediyorlar bazıları tüm yaşadıklarını. [Balıklardan emin değilim. Ama var onların da bir numarası bence. Akvaryumda yaptığım deneylerde hafıza kırıntılarına rastlamıştım öyle yenmeden bırakılmış. Yalan, deney falan yapmadım, yem vermeyi saymazsak.] Peki çoğu hayvan yaşadığı şeyleri daha sonra hatırlayabilir diyebiliriz o zaman. Hatta anılar diyebiliriz o zaman. Hatta diyorum. Hatta dedim.

O halde şimdi mesela bu hayvanların beynini yediğimizde anılarını da yemiş oluyor muyuz? Yoksa pişirince anıları da ölüyor mu tavada? Ya da domates renklendiriyor mu sıkıcı anıları? Çiğ mi yemek lazım, trene bakan ineğin aşkını anlamak için?

- Telefonun çalıyor.
- Çalsın.

Kahve de buz gibi olmuş…

---

Edit medit:

just breath...

1.06.2009

Dell i Many a.k.

Woohaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaa...

Şşşşşşşşşhhh!



Allah'ım delirdim de geldim.

[Böyle bazen inzanlar, evet inzanlar, inzanlar böyle şeyler yapıyorlar beni mahvediyorlar. Şarkı diyemiyorum dilim varmıyor, hatta bile dahi ve de konuşamıyorum, parantez içinde düşünebiliyorum ancak. Hem de köşeli. Abowaaa. :] ]

There is no soul to me beybi.

Kırk7

Ana bilgisayar çözümleniyor, oturum açılıyor.
Oğlum senin oturumunu bir kaparım, bir de yer kapar.
Çok oturgaçlı götürgeç.
Oturgalı canlılar.
Oturgasızlar.
Oturuk.
Ot.

Boşuna demiyorlar efenim, olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi, especially ruh sıhhati, ve filhakika hafıza sıhhati ve bilhassa extended memory. Çünkü, it was totally failured. Fatally failured. Killing me failured.

Dinleyenlere Kırkaltıdan - Kafası güzel.

Dinlemeyenlere kırkaltıdan kırkyedi.

:]