31.01.2010

Dertli incir

Sevgili günlük,
yine,
tipik bir pazar sabahından merhaba...


- [Ordinarily] Hello World."
- Ardinal gibi mi yani?
- Adrenalin o?
- Hangisi?




Şimdi inip, dün kesilen incir ağacının içinden çıkan kurtlarla ilgilenicem. Resmen kurt, böyle parmak kadar falan, onlarca, ne onlarcası yüzlerce. Ağacı kemire kemire içinde yüzlerce tünel oymuşlar...

Sonra da götürüp kütükleri boş bi' arsaya atıcam...

Biz de diyoruz ki, bu ağaca ne oldu kaç senedir doğru düzgün meyve vermiyor, bi' derdi var...

Derdi içindeymiş...

ooooooy! ve eeeeeeh!






ooooooy!!!!


Edüt:




ve eeeeeeeeh!

30.01.2010

Ben bugün ünlü gördüm

Sevgili günlük, bugün uzun zamandır yapmadığım bi'şey yaptım. Ünlü gördüm.

Daha önceki zamanlardaki yazılarımda da bahsettiğim üzere zaman zaman bazı ünlüleri görüyorum tamamen rastlantısal. Kimiyle konuşuyorum, kimini görmezden geliyorum, kimi beni görsün diye bekliyorum, kimi selam veriyor almıyorum falan... Neyse.

Bugün Taksim dolaylarında sevgili arkadaşlarımdan birinin işlettiği seramik mağazasında oturmuş muhabbet ediyorduk. Hava su güneş kar falan yağdı yollar falan deniz iş güç koşturmaca derken, o arada kapıdan birisi girdi, "ezilmiş şarap şişesi formunda tabak gibi bi'şey arıyorum, siz de bulunur mu acaba?" dedi. Baktım tanıyorum.

Önce bi', yok lan dedim değildir. Sonra yaklaştı yaklaştı, bi'şeyler anlatıyor ama dinlemiyorum (keşke dinleseydim) ben kilitlenip kalmışım, o mu, değil mi, o ya, yok değil, ya o gibi, aa o lan o. Demet Evgar bu.

Allah'ım o nasıl bir nezaket, o nasıl bir konuşma, o nasıl bir şirinlik, Allah'ım n'oluyor?

Gerçi dükkanda geçirdiği 58 saniye içinde angutlaşan bünyem yüzünden konuşamasam da tam dönüp arkasını gitmek için hamle yaptığında kendime gelip, "Demet hanım Yahşi Batı'da çok iyiydiniz, tebrikler" dedim, can havliyle son nefesini vermek üzere olan fok balığı gibi. Sonra da öldüm zaten.

Kendisi de yeryüzünde şimdiye kadar yapılmış en şirin jestle teşekkür etti ve gitti.

Ahahaha, böyle bazen ünlülerle irtibata geçiyorum... :]



Bu şarkı Demet Evgar için gelsin...

29.01.2010

Tepkisel


Ooooooaaaaaaaaaaahhhhhhhaaaaaaa!

[Şimdi sevgili günlük ben normalde böyle tepkileri çok sık vermem,
ama şu şarkıyı dinleyince bi' tepki veresim geldi. ]


oldu.

28.01.2010

iPad geldi de bana mı geldi?

Sevgili günlük, biliyorsun Stiv abimiz dün, o aylardır teknoloji bloglarının dilinden düşmeyen "ayped"i (IPad) tanıttı. Engacırt'tan takip ettim ben de biraz. Baktık gördük, izledik falan neyse, mesele o değil zaten.

Mesele ne biliyor musun günlük? Abi milyon dolarlık adamsın, milyonlarca insan senin şirketinin ürünlerini kullanıyor, epıl epıl diyoruz, ulan çok tarz, çok janti aletler diyoruz, tasarımınıza kurban diyoruz, da...

Abi o kazak ne ya??? Kot pantolonun içine de sokmuşsun eteklerini. Abi yapma, gözünü seveyim bitirme kendini. Stiv abii.


[Bu arada kendisine geçirmiş olduğu hastalık yüzünden geçmiş olsun diyoruz.]

Gelgelelim şu iPad olayına.

Abi alet hoş, güzel, tasarımı falan şık, devasa bir iPod gibi. Ancak bir kusuru var yalnız kızın, biraz entel takılmakta, optimist hem de pesimist biraz, idealizmi de savunmakta.

Herkesin "Multi-Tasking yok, Multi-Tasking yok" diye car car öttüğü mesele, evet, aynı anda birden fazla programı çalıştırmıyor abisi bu alet. Handikap mı? Bence handikap. Çünkü düşünüyorum da, herhangi bir iPod veya iPhone kullanıcısı bu aletin vaat ettiği pek çok şeye zaten sahip halihazırda. Onlar dokunmatik bir iMac istiyorlardı. Çoğu netbook kullanıcısı da (aa bunlardan biri de benim) netbook'un verdiği kullanım alanı genişliği ve sunduğu yüksek depolama kapasitesine sahip halihazırda. Onlar da ulan şu özellikler dokunmatik bir alette olsa mesela adı da apple olsa diye bekliyorlardı. Ama ikisi de olmadı olamadı.

WiFi'li modeli 680 gram, WiFi+3G'li modeli 730 gram.

İşteee, süpersosyalsorumluluk projesi: Monera Alemi, 3G'nin ağırlığını siz değerli okuyucuları için ortaya çıkardı.

"Yaptığım araştırmalar sonrasında gururla söylüyorum ki; NŞA'da 1 3G=50 gramdır."

[Götingen Üniversitesi'nden Prof. Dr. Y. Yering'e, İsviçreli Bilim adamlarına ve Norveçli balıkçılara çalışmalarında bana destek oldukları için teşekkür ederim.]

Sonra tipik Apple bencillikleri ile de karşı karşıyayız aslında, USB portu (girişi) yok mesela, onun için adaptör kullanmanız lazım, ya da entegre kamerası yok mesela, onun için kamera kullanmanız lazım, gibi gibi. Neyse uzatmıyorum, girin sitesine bakın. Şuradan. (Link bir kelime önde.)

Ama çok şık alet ulan! (Koruma kılıfı bile şık.)

Stiv'e not: iPod'ların fiyatında bi' ayarlama yaparsınız artık. He hacı?

notped

Sevgili günlük, I-Pad le ilgili bi'yazı yazıcam unutturma...

27.01.2010

Zombik

Oüeeeeef diyorum sevgili günlük...
[Türkçe telaffuz kuralları yetmiyor ruh halimi yansıtmaya]

Oooooooooooooooooooooooooof.

Bi' sıkıntı bi' sıkıntı, başka da bi' numara yok.


25.01.2010

Çıkarsamalar

İnsanların Ipod Touch ya da Iphone almaları, dokunma ihtiyacından mı? [Ben de ondan mı almak istiyorum?] [Çok dokunaklı.]

Ünlüler Twitter'ı biraz fazla mı sahiplendiler? Sanki zaten bunu bekliyormuş gibiler, herkes delirmiş gibi. [Bunun bir analizi yapılmalı, twitleyen ünlüler, ünsüzlerin kaç katı twitliyor?]

Peki bu twitlemeler, halkla bütünleşme isteği mi aslında ünlü kimselerin? Kime yazıyorlar? [Zaten birbirlerinin arkadaşlarıysa birbirlerinin telefonları da vardır, birbirleriyle görüşüyorlardır, birbirlerine gidip geliyorlardır, amma çok birbir dedim...]

Web 3.0 dedikleri, daha az, daha öz, daha anlıkmış. [Bir twitter mı yani, bu mu web 3.0? Yetiyor mu bu?]

Alıcam abi ben de bi' Ipod, yeminle alıcam. Sinirlendim ya.

Şu mu ya da, ifade özgürlüğü diyoruz, insanların içindeki duvarlara yazı yazma isteği mi dökülüyor böyle? [Duvara yazınca içeri alırlar çünkü, belki de almazlar. Ama soğuk şimdi ya.]

Herkes aslında çok mu anarşik (anarşist). Herkes aslında çok mu dertli? Herkes aslında hayatından çok memnun gibi. [Yoksa neden bileyim ki Kanyonda kimin ne yediğini?]

Ya da, kısa, öz ve anlık yazı yazmak, tamamen insanların tüketim alışkanlıklarıyla mı alakalı? [Kalın kitaplar okuyup, kısa yazılar yazıyoruz. Çok tüketip, az üretiyoruz.]

Web 4.0 ne olacak? Mors alfabesiyle mi anlaşacağız? [Ben anlamam.]

O zaman şu paparazzilik mesleği de artık ölecek mi? [Herkes zaten kendisinin magazin basını olmuş.]

Bir de herkes Bill Gates'i takip ediyor ya, işte ben onu hiç anlamıyorum. [Neden lan neden?]

Herkes aslında çok yalnız.



Çok önerilmez...
"Katatonia - Criminals"

Nası' yani?


Yahu günlük, şu Twitter ne acayip. Üvey evlat gibi.


24.01.2010

Müzikal yanıma ağrı bastı

Sevgili günlük sana bu satırları karlı bir pazar sabahı buz gibi bir bardak üzüm suyu eşliğinde yazıyorum. Bardağı tutan sol elim dondu donacak. Fonda ise onyüzbinmilyonuncu kez dinlenen Katatonia - Complicity yatmakta. O kadar yüksek sesle diniyorum ki az önce önümde çalan telefonu duyamadım. Neyse. (or wadevır.)

Epılın (Bakınız: Apple) yeni tablet pc çıkaracağını duyduğumdan beri içimde bir heyecan bir tantana yani öyle böyle değil. Kalbim güp güp güpingen. Bir yazıda okudum, "Apple'ın yeni tablet pc'sinden ne bekliyorsunuz?" diye soruyor. Ne bekliycem lan önce insan olsun. Onu bunu bıraksın ipod fiyatlarını düşürsün önce.

İsmail YK, "feybuk feysbuk her gün aradım durdum" isimli acayip şarkısıyla yine listelere girmiş, adam patır patır şarkı yapıyor. (buradaki vurgu patır patırda) Ahaha, şarkının sözleri ne acayip. Çılgın.

Ay vont givaaaaaAap... Ulan çok güzel şarkı be. Resmen soğuk bir kış gecesinde köprü altından (mesela Galata) yağan karı izlemeye benziyor sarkıtlı saçakların üst kenarını oluşturduğu bir bakış açısıyla köprünün ayağına yaslanıp, siyah beyaz. Deliberation'dan sonra (Wolf'anıma sevgi saygı hürmet bu şarkı için) Complicity akli dengemi bozan ikinci bir şarkı oldu.

Bir de "noise" var. Dün Gü' hanımdan "noise" diye bir müzik türü varolduğunu öğrendim. "Daisukeeee" neydi yahu tam adı bi'saniye, "Kashiwa Daisuke". "Requiem" diye bir şarkısı var. Kısıtlı numuneler içinde en çok bunu beğendim. Kendisini hiç bir müzik türüne ait hissetmeyenler için çok önerilir.

Ben bi'şey daha diyecektim. Ama şimdilik unutmuş gibiyim.

Nedensiz hezeyanlarım yersiz düşüşlerim zamansız



1 2 3 !



Hiç öyle bakma günlük...
Oturmuş ağlıyorum mücrim gibi baktıkça istikbalime...

23.01.2010

Lay's'im gelsin

O diil de, Seda Sayan Lay's reklamlarında da oynamaya başladı. Bir Lay's vardı severek yediğimiz, ondan da mı vazgeçeceğiz şimdi?

21.01.2010

Hahah valla kafa kalmadı azizim

Uzun zamandır şarkı indirmiyorum günlük, bu iyi bi'şey mi bilmiyorum? Umarım iyi bi'şeydir. Bugün okuduğum bir habere göre, İngiltere dolaylarında yasadışı empeüç indirenin eydiyesel'ini keseceklermiş. (Yasadığı mp3 indirenin ADSL'ini keseceklermiş.) Ama önce bir uyaracaklarmış önce, ilkinde uyarılmazsan bir kere daha uyaracaklarmış, ikincide de uyarılmazsan, çıtık, keseceklermiş kablonu. Hee bildiğin yankeski.co.uk

Yine bugün Dış İşleri Bakanlığındaki dayımın komşusunun büyük büyük amcasının anne tarafından eniştesinin küçük torunundan aldığım bilgiye göre, Moğolistan 20000 (yirmibin) (20bin) (yirmi1000) Türk erkeğine talipmiş. Ohaşimatsu diyorum. (Gerçi daha öyle resmi bir talep yokmuş, olsa ne olacakmış onu da anlamış değilim ya neyse.) Moğolistan'a vize var mı? Ya da Rusya'ya vize kalktı mı? Ulan dünyadan bi'haber yaşamanın sırları diye kitap yazacağım yakında.

Bugün eve geldiğimde kafam orta yerinden çatlayacak gibiydi, sonra da çatladı. Tam çorba içiyordum, aa çıtırk diye bir ses geldi, baktım alnımdan aşağıya doğru bi'şey gidiyor. Hemen annem uzattı kaşığını tabi, aradan sızan beyin suyunu (beyin suyu diye bi'şey var mı ki?) burun hizama gelmeden yukarı doğru sıyırıp, çatlaktan içeri döktü tekrar, sonra da ekmek çiğneyip bastık çatlağın üzerine, oleley artık eskisinden daha anormalim.

Aslında biftek çiğneyip basalım dedik ama, birincisi kilosu 30 lira olmuş, çöğş, ikincisi çiğ et bende şık durmuyor.

N'oluyor kuzum bu et fiyatlarına. Bugün yine Türkiye Kasaplar Federasyonundan aldığım bilgiye göre, birileri piyasadaki canlı hayvanları toplayıp bi'yerde saklıyormuş, kasaplara pahalı et veriyorlarmış. Kim len bu birileri. Milletin etiyle sütüyle oynamasanıza kardeşim. Protein alamıyoruz.

Ahaha protein dedim de aklıma geldi. Ette, çaydaki tein'in daha profesyoneli olan protein var. Bunu biliyor muydun? Sütte de var. Kuru fasülyede de var.

Kafa iyi kafa, harbi.

Sonra işte bu tein geldi, bi' muhabbet bi' sohbet, ağrı mağrı bırakmadı, çohacayip bi'şey bu tein. Ya valla dost canlısı sıcak kanlı, sıcak içiliyor zaten, şekerli mekerli, tatlı mı tatlı, şekerci mi baban senin?

Ha, yeri gelmişken söyleyeyim, ben kahveyi de şekerli içerim günlük. Türk kahvesi tabi. Neskahvesini sade de içebiliyorum, sütsüz de içebiliyorum, sütlü de içebiliyorum, şekerli de içebiliyorum, çeşitli varyasyonlar da yapabiliyorum, farklı kombinasyonlar da deneyebiliyorum.

Aslında çaydan önce de bu suda eriyen aspirinimsi bi'şeyler var, yok o değil, başka, adını hatırlamıyorum şimdi ondan içmiştim, belki de çay denk geldi. Belki de çayın hiç alakası yok. Belki de, yoksa, yoksa?

Ehem, ne diyordum, heh, hatırladım, aslında öyle kayda değer bi'şey de demiyordum hattızatında. Yarın iş var. Hafta sonu kar fırtınası bekleniyormuş. Meteoroloji' de çalışan bizim yan komşunun dış kapısının mandalından aldığım bilgiye göre eksibilmemkaç dereceye düşecekmiş sıcaklık. O zaman ona sıcaklık denmez ki soğukluk denir.

Bi' de probis vardı, üzerinde üçgenler falan vardı, yeşil bir ambalajı vardı.

Aha, dur lan, kafadaki ekmek düşmüş, ben de diyorum nereden geliyor bu saçmalıklar...

Editim editsin edit:

Yahu günlük, hadi yine iyisin, iyisin, iyisin:
"Metallica" söylüyor, "My Apocalypse" diyor, ya da bu böyle yazılmıyor.
[Şimdi bu "Det Manyetik" albümleri çıktığında ben baya baya bi' beğenmiştim, sonradan unuttum araya başka şarkılar girdi, bak yine döndüm dolaştım geri geldim, müzikal tekerrürler yaşıyorum.]



Sesli

Sevgili günlük, bu şarkı çoook ama çook eskilerden gelen bir şarkı, aklımda kalmış nereden kalmış nedir, neden saklamışım bilmiyorum, ama inan onlarca kez üstüste dinlediğimi biliyorum, garip.





19.01.2010

Karsever insandan kar manzaraları


İlginç ki, aslında dünya sanıldığından da daha küçük...



Sevgili günlük, bugünkü yazımıza eskilerden bir şarkı ile başlıyoruz. Hemen avatara'a bakıp da, tahmin yürütme, korkma, aç sesi dinle. [Billy Talent - Perfect World]

Kar yağdı lan bugün burada.
Acayip.
Bakiym?
Yok artık yağmıyor.

Balkanlardan gelen soğuk hava dalgası resmen bizi teşrif etti bugün. Kafakontak olmak üzere işlerle boğuşurken, ötelerdeki camdan İstanbul Sapphire'in görükmeyen üst yarısına doğru bakıp, "Lan kar mı yağıyor?" dedim. Baktık ki yağıyor.

Bu arada dipnot: Bak yarın bi'gün uyarmadı demeyin, bu İstanbul Sapphire'in yarısından sonraki katlar kış aylarında sürekli duman altı bulut içi. Manzaraydı agıydı bıgıydı diye alacaksanız benden söylemesi yan basarsınız. [Göremiyoruz ki kardeşim binayı, onlarda bizi göremiyordur herhalde...] Aa bu arada agıydı bıgıydı diye bi'şeyi de ilk defa kullanıyorum, zira çok da saçma olmuş tekrar okuyunca farketting.

Neyse, içimi bir sevinç kapladı ki bilemezsin sevgili günlük. Şimdi burada bir şarkı sözüyle terennüm etmek vardı, ama yok.

Öyle işte. Kar falan yağınca bir mutlu oluyorum ben bir mutlu, bir de lerzan mutlu. (Nayııır, yapmadım bunu, yapmadın deyin, yapmadım. Yaptım mı? Yapmadım. Yaptım ya kahretsin.) [The Pixies'den benim için gelsin Where is my mind.]

Sonra tabi kar ile İstanbul trafiğinin sonsuz uyumsuzluğu yüzünden çekilen trafik çilesiyle bayık bir halde eve geldim. Bu tip günlerde servisi tek geçiyoruz. Yaşasın servis, süper servis, var ol servis.

Sonra kar yağışı da bitti zaten. Eve bir geldim ki, tüm hafta yağacak falan diyorlar, haftasonu da yağacak diyorlar, okullar tatil olacak mı falan diyorlar, lan ne diyorlar? (İşleri de tatil yapalım. He, hadi be bi' zahmet...)

Monera kar manzaralarının merkezinden bildirdi.

18.01.2010

Fransızmışım


Hayır bir ben mi Fransız kalıyorum çoğu zaman bazı şeylere,
yoksa çoğu şey sürekli bana mı Fransızmışım gibi davranıyor ben onu anlamıyorum...

Sonra sızmışım.

Sonram yokmuş benim.

Sonrasızmışım.

Çay da buz gibi olmuş...
Her şey mi bana Fransız ulann?



[güzel güzel dinleyin...]

how i fish egg


Uzanmış koltukta tv izliyorken, bir an için gözüm koltuğun üzerindeki pembe karaltıya takıldı. (pembe karaltı tamlamasını çok sorgulamıyoruz.)

Gözlerini dikmiş bana bakan hipopotamı gördüğümde gerçekten çok irkilmiştim. Yıllardır evde varolduğunu düşündüğümüz ve zaman zaman soğuk kış gecelerinde sobanın önünden geçen gölgesini gördüğümüzü sandığımız minik hipopotam kanlı canlı koltuğun üzerinden bana bakmaktaydı. Eşşedü, hemen telefona sarılıp fotoğrafını çekmeliydim, ve çektim de. Tam dönüp ev ahalisine sessizce hipo'yu gösterecektim ki,

bir anda ortalıktan kayboldu. Birden geldiği gibi sessizce kayıplara karıştı.

[Ahahaha deliriyorum Allah'ım...]

[Başlık: Havai fişek işte ya, i run each team gibi.]

:]

17.01.2010

neden direniyorum ki uykuya?

Şimdi oturmuş bilgisayarınızın başında vıdıvıdı bi'şeylerle uğraşırken küçük yeğeniniz geliyor [sonra doğana küçük diyorduk, bunu biliyorsun] eliniz mouse'da, uzanmış tabi öne doğru, bıdıbıdı ekranda bi'şeyler yapıyorsunuz, "Dayı n'apıyosun? " diyor, "Bi'şeylere bakıyorum" diyorsunuz, o da o uzanan kolunuzdan öpüp "iyi geceler" diyor, "hadi Allah rahatlık versin sana da" diyorsunuz, kıkıkıkı güle güle gidiyor.

Sonrada büyük yeğeniniz geliyor [önce doğana da büyük diyorduk, bunu bilmesen de artık tahmin edebiliyor olman lazım] o da geliyor yanağınızdan öpüyor, "hadi dayı iyi geceler" diyor, "hadi Allah rahatlık versin sana da" diyorsunuz, o da gidiyor.

Yatmam lazım benim, zira harflere basmakta zorlanıyorum artık, el göz koordinasyonum dip.

Noğt: Önce başlıktaki "-ki"nin ayrı yazılacağını düşündüm, düzenlemek için girdim, sonra "başlıktaki" derken ayrı yazılmayacağını düşünüp başlığı değiştirmedim, bunu böyle bir not olarak yazayım dedim, şimdi az önce notun başında da "başlıktaki" yazınca daha net anladım ki başlıktaki "-ki" ayrı yazılmaz.

Sonra düşündüm de tekrar, yok lan ayrı yazılır.

Oha ya, hala kendimle çelişiyorum, bunu sabah salim kafayla tekrar düşünmeyi düşünüyorum.
Ahahah salim dedim de aklıma geldi, şimdi de aklı başında olan herkese geliyor, "Salim" söylüyor "Alo" diyor.

Halbuki birazdan dön'cektim güzelim ben sana...

sıkıcan iyidir esprisi ile büyüyen gençliğin dramı

Ne demiş ünlü Türk düşünürü;

"Biiiiir çok sıkıldım, ikiiii yerim çok dar, üüüüüç senden çok var."

İşte günlük, canım bunu buraya yazacak kadar çok sıkkın. Yok lan aslında yorgunum galiba.

kısaveöz

Sevgili günlük, kısa geçiyorum, bu akşam Yahşi Batı'ya gittim, o kadar da beğenmedim. Bitti.

16.01.2010

what the hell am i trying?






[Ne lan bunlar gıy gıy gıy, sözlü olan yok mu bunların diyenler için geliyor...]

Yok.

Şaka şaka, var.



15.01.2010

Anne bana Toruk al

Pişt, Bişıp. Bak hele... (ahaha bişıp ne lan? jeykıb alo, helmut, don dı dragon vilson, ahohoh kafa bimilyon.) Bişıp derken Bishop yani, nedense, nereden geldiyse, ve neden gitmek bilmiyorsa, hayır komik olsa gam yemeyeceğim.

Neyse, açık ve net söylüyorum ki (tarihe altın harflerle yazılsın) xpand 3d > real 3d. (evet yaptım, Avatar'a ikinci kez gittim) (>, yani büyüktür demek)

Ama sağdan soldan aldığım yorumlar çerçevesinde imax'in hepsini dağıtıp kırıp geçeceğini düşünüyorum, sanırım bir de ona gideceğim. 7 katlı bina kadar perde falan diyorlar lan istinye park'ta, ohaşimatsu.

İkaa diye bi'yer var, Meydan diye bi' yerin içinde Anadolu yakasında Ümraniye civarlarında bilen bilir, işte oradaki Cinebonusçu abiler, aldım valla ben 3d gözlüğü haberiniz olsun. Hani eksik çıkarsa bilesiniz ki bende. (Size bir şarkı hediye etmek isterdim şimdi ancak geç olmuş sanki, yarın artıkın.)

Neyse, evet ne diyorduk, anne bana Toruk al.

13.01.2010

N'ayır evladım... Senin asla bir wifili telefonun olmayacak

Sevgili günlük, başbaşa kaldığımıza göre, şimdi sana bugün aklıma gelen bi'şeyden bahsetmek istiyorum hazır demliğin dibinde kalan ve demi yetmeyen çayı haşlama çay yapıp, ince belli bardağımdaki kayık kahverengi rengine bakarak huzurla yudumlarken.

Şimdi ben ağaçlara çıkıyordum ya, wifili telefon wifili telefon diye, nokia falan diyordum 5800 alacağım falan diye, yalan oldu hepsi. Vazgeçtim almaktan. Zaten yılbaşından ertesi günü yazdığım bu yıl yapabileceklerim listemsisinde de bahsedip, ya bunların hiç'birini yapmam ben diyerekten için için de gülüyordum hani.

Ama mobil bir insan olmanın gerektirdiği gariplikle, aypoddaç almaya karar verdim. (Çünkü Türkçe, okunduğu gibi yazılır. Nam'ı diğer ipod touch) Tabi verdiği kararları genelde yapmayan birisi olarak bunu da yapmayacağımı sanıyorum, ama bu alet cezbedici albenisiyle beni mahvediyor da aklımı da başımdan alıyoree. [Alırsam da Amerikadan alacağım valla, arkasına da engraving mi ne dalgaysa ondan yaptıracağım, "Angelinaaa" yazdırcam arkasına. kıh kıh. Yok lan şaka. Amerika da beni bekliyordu zaten. Daha bir vizen bile yok. Ama misal Güney Afrika Cumhuriyetine gideyim desen, vize mize yok, elini kolunu sallaya sallaya gir çık, ne bilim bi Japonya'ya gideyim desen, oooh rahat, ama elin Amerika'sı öyle mi, adamın göbeğinden kan alırlar girene kadar.]

AraNotDediğinAradaOlurVePekDikkatEdilmez: Apple'ın USA sitesinde, "baynav" dediğiniz zaman, engraving dalgasından faydalanabiliyorsunuz. Tıklayalım görelim fonksiyonu.

İşte günlük, çünkü nokia'nın dokanmatiği aslında dokanmatik değil de tıklamatik hafiften, üstelik de nokia takozumsu biraz, yani al, aracında taşı, yolda kalınca indir tekere koy. (Ki tekerine nokia koyacak bir arabam bile yok leyn, bu utançla nasıl yaşarım ben.)

- Anne, bizim de wifili bir telefonumuz olacak mı?
- N'olmayacak yavrum.
- Neden anne?
- Çünkü onların SAR değerleri çok yüskek.
- Yüksek olmasın?
- Bak bak adam olmuş da annesini düzeltiyor, köftehor.
- Köftehor mu?
- Çünkü biz fakiriz oğlum.
- Afaki konuşuyorsunuz bence anneciğim.
- Uzatacak mıyız böyle bunu?
- Bilmem ki yazıyor gece gece, yatıp zıbarsana kardeşim, saçmalamaya başladın, ben mi kalkıcam sabahın köründe?
- Kalkar mısın?
- Kalkmam.
- O zaman geberrrr.
- Nayııır, evladımmmm,
- Lan delirdiniz iyice.
- iz derken?
:]

bir çeki düzen alacaktım

Şişşş, günlük,
Bak online ziyaretçi var, kendine çeki düzen ver.
Şimdi bi'şeyler yazıcaktım, helecanlandım yazamıyorum. :)

11.01.2010

Whap?


Ahahahaaa!

Müzik mi? O da ne?



10.01.2010

monera harika mutfaklar diyarında

Bir "monera'yla basit ve zararlı yemekler" yazısında daha birlikteyiz sevgili günlük. (sanki daha önce bu konuyla ilgili bişeyler yazılmış havası veriyorum halbuki bu ilk.)

İnsanlar acıktıkları zaman yemek yerler sevgili günlük, bunu bilmeyen yoktur.

İşte bir Pazar günü, tüm sülale efradının (hadi tümü demeyelim yarısının) toplanıp geldiği bir öğle yemeği merasiminden sonra, evin çocuğunun akşam ne yiyeceği sorunsalı, başa çıkılmaz bir sorunsaldır. Çünkü ailenin diğer bireyleri akşam herhangi bir şey yemezler. Akşam olmuştur ve karnın acıkmaktadır.

İşte bu durumda yapacağın şey, mutfakla tanışmak olur. Önce evde ekmek olmadığını görüp astronomik kelimelerle cümleler yapmaya çalışırken, cebindeki 4 lirayla kendini ekmek almaya giderken bulmuş olursun. Dışarda da yağmur yağmaktadır. Bakkala gider 2 ekmek alırsın ve ekmeğin fiyatını bilmediğin için 2 lirayı verip beklemeye başlarsın. Bir yandan da düşünmektesindir, ulen verdik parayı ama kaç lira para üstü verecek, ya az verirse, nerden anlıcam, saf mıyım lan ben, anladı galiba ekmeğin fiyatını bilmediğimi, versene lan para üzerini, niye vermiyor, kesin anladı, kazıklayacak beni... "Beeen kazıklı voyvoda, ben adamı kazıklarım" (spiritüel gelen film repliği, yüreğimin en komik köşesinden.)

Eve gelindiğinde yapılması gereken öncelikle o alınan ekmeği ikiye bölmektir. Hassas davranılmalı ve tam ikiye bölünmelidir. Sonra o yarım ekmek yanından kesilerek, içindeki fazla hamur kısım çıkartılır (ama atılmaz, bi' kenara ayrılır o).

Ekmeğin içine bir kat mayonez sıkıldıktan sonra, üzerine öğlenki yemekten kalan İzmir köfteler ve İzmir köftelerin patatesleri özenle yerleştirilir. Bu ikilinin üzerine de Himalaya'lardan gelen serin bir dağ esintisi gibi yeşil salatalar serilir. En son olarak da bu yeşil salataların üzerine mayonez dökülerek, elde sıkma işlemine geçilir. Üstten ve alttan bastırılan bu ekmek kıvama gelince bırakılır ve boş bir bardağa limonata doldurularak yemek hazırlanmış olur.

Bu yemeğin en geç 10 dakika içinde yenmesi gerekir ki, daha beyniniz doyduğunu anlamadan, o diğer kalan yarım ekmeğin yarısına da aynı işlemi uygulayarak bir bardak daha limonata ile mideyi doldurmak gerekmektedir.

İşte böyle yapmalısınız ki, bundan yıllar yıllar sonra arkadaşlarınız kalp ameliyatı olmak için doktor doktor gezerken, siz safti gibi boş boş bakmayasınız, en azından bir stent taktırmış olasınız, hatta belki de çoktan ölmüş olasınızdır. :]

Ve bu nadide yemek resitalini, iki mandalinayla süsleyip, hemen yatınız ki, bir önceki paragrafta anlatılanlara daha çabuk ulaşınız. :]

Notumnotsunnot: Fazla kalori sadece kömürde güzel durur.

malseparate

Bugün bir dizide de duyduğum gibi;

"Ben sıradan bir hayat isteyen sıradan bir insanım."

Heyecan aramamıza gerek yok, hayatımızı değiştirmeye çalışmamıza gerek yok, sürekli yeni şeyler peşinde koşmamıza gerek yok... Çünkü yorar bu insanı. Çünkü hiç biri o kadar da uzun süre geçirmeyecek yaşantına dair sıkılmışlığını, eğer varsa. Belki bir süre yaşadığın hayatın farklılaştığını hissedeceksin. Ama sonra baktığında aslında debelendiğin yer duvarları biraz daha farklı renklerle boyanmış başka bir kuyu olacak çok da fazla esneyemediğin.

O yüzden sakin ol biraz. Sana anı yaşa da demiyorum. İster yaşa ister yaşama, keyfin bilir. Ama şu yapamayacağın şeylerin hayalini kurmaktan vazgeç. Yaptıklarınla eğlen. Yapabileceklerini düşün. Kimse sana her şeyi yapman gerektiğini söylemedi.

:] Bak ne güzel çalıyor ihtiyar abimiz.



9.01.2010

Bir şarkısın sen idiyotluğu

Şu ateve'deki "Bir şarkısın sen" programında çocuk istismarı yapıldığını ısrarla savunmaya devam ediyorum sevgili günlük. İlk çıktıkları zaman da böyle diyordum şimdi de böyle diyorum.

İlk başladıklarında şöyle angut bir slogan türetmişlerdi, "Aaa burada çocuklar değil, sevdiğimiz şarkılar yarışıyor."

Şimdi de şöyle diyorlar, "Tüm Türkiye'yi dolaşıyoruz, sizin de çocuğunuzun -Bir şarkısın sen-çocuklarından biri olmasını istiyorsanız, çocuğunuzun şarkı söylemesi gerekmez, taklit yapabilir, fıkra anlatabilir, şiir okuyabilir... sizin şehrinize geldiğimizde elemelerimize katılın."

Elemeler mi? Neyi eliyorsunuz lan, çakıl taşı mı bu çocuklar?

(İşte böyle ikiyüzlü bi' program bu günlük bence.)

metro, hamam ve taksim üçlemesi

Sevgili günlük (tıkı tıkıtıt tıkıtı tıktıtık), biliyorsun ki (tıkıtık tıktık tık), haftasonu Cuma akşamından başlarsa, (tıktıkıt tıkı tıkıt tıkıtık tık tıkıtık tık), haftasonu tatili daha uzunmuş gibi gelir. (tıkı tıkıt tıkıtıkıtıktık tıkıtık tıkıtık tııııık tık.) [Süper daktilo efektleriyle yazmak artık daha keyifli. :] ]

Yahu her şeyi anlarım, trafiği anlarım, kalabalığı anlarım da, bu metronun gitgide kitlesel bir hamama benzemesine ne diyeceğimi şaşırıyorum arkadaş. Ne abi bu, bu ne lan. İki durak için çekilecek dert değil be.

Bir kere o kadar kat merdiven iniyorsun, yerin dibi, ulan cehennemin dibine iner gibi, in in bitmiyor. İnene kadar zaten bi' ısınıyorsun, böyle hafiften sırtından ter akmaya başlıyor. Çünkü üzerinde gömlek vaar, ceket vaar, pardösü vaar, elinde çanta vaar, var oğlu var. Sonra iniyorsun aşağıya, beklemeye başlıyorsun ya, birazdan metro gelecek belli, sesi geliyor. Ama sesinden önce önünde sürüklediği hava akımı geliyor en soğuğundan, böyle bir estiriyor deli deli, sana esmeyi anlatıyor. Sen de tabi o esmeyi alıp, terlemiş sırtına anlatıyorsun, o da anlamak istemiyor, böyle bir titretiyor, kendine getiriyor.

Sonra sana doğru bir cisim yaklaşıyor, yelleri estire estire estire gürültüye. Sen sarı çizgiye odaklanmış, geçmemek için akla karayı seçiyorsun. Çünkü cisim yaklaşırken ahali de cisme yaklaşmaya başlıyor. Aman sarı çizike dikkat. Hüop bastın mı len n'aptın?

Sonra tam önünde duran cismin kapılarının açılmasıyla, az önce cama yanağı yapışmış olan bey abi "swishhh" diye kendini metrodan fırlamış buluyor. Ve içerideki sıcak kalabalık bir anda dışarıya akın etmeye başlıyor. [Ama bu fizikte de kimyada da böyledir, yüksek basınçtan alçak basınca doğru akış olur. (Aaa metroyu fizik kuramıyla açıkladım. Ya da kimya.)]

Sonra o az önce swishh'leyen bey abi, yanlış durakta swishh'lediğini anlayıp, tekrar içeriye girmeye çalışıyor ve diğer herkes de bey abinin peşinden doluşuyor cisme. Doluşan insanların korkak olanları "leaayn kapıda sıkışacam lean" diyerekten duraktaki güvenli alanlarında kalmayı yeğlerken, gözüpek ve civanmert delikanlı abiler ablalar dalışıyor içeriye. (Bu arada son 3 paragrafa "sonra" diyerek başlayıp, ilkokul seviyesinde kompozisyon nasıl yazılırın da örneğini sergilemiş oldum. Aferim bana. Ayrıca aferim değil aferin.)

Ve işte! Toplu sauna hizmeti yeşil otobüs ve metrobüslerden sonra şimdi de metroda. Sevgili belediyemiz hiç bir masraftan kaçınmayarak, bu ayaklı gider saunaları bizlerle buluşturuyor. Kapılar kapandığında -çünkü henüz klima, havalandırma diye bir şey icat edilmediği için- içerideki o balık istifi kalabalığın sürtünmesinden dolayı oluşan ısıyla doğal bir sauna ortamı oluşmuş oluyor. Ne muhteşem bir duygu, ne eşsiz bir denge.

İşte bu ısınan ve terlemeye başlayan kalabalık, bir de ayakta durmak için egzersiz hareketleriyle iyice hararetleniyor, buram buram bahar çiçeği kokuları yaymaya başlıyor etrafına. İşte o an insan diyor, "İşte keşmekeşimin kokusu."

Sonra bu sıcak cisim Taksim'e ulaştığı zaman, yine aynı "swishh"le içerideki herkes yürüyen merdivenlere doğru akmaya başlıyor. (Çünkü artık viskoziteleri sıfıra yaklaştı. Bir cismin viskozitesi ne kadar düşerse akışkanlığa direnci de o kadar düşer.)

Bu sefer de o inilen yerin dibinden, gerçel dünyaya çıkış için binlerce, onbinlerce, yüzbinlerce merdiven basamağı aşındırılarak, temiz(?) oksijene ulaşmak için büyük bir çaba göstermeye başlıyor insanoğlu. Yaradılışından beri en meşakkatli yolculuğu bu belki de. Sürü psikolojisinin en canlı örneği ile topluluk halinde bir yere doğru ilerlemenin en can alıcı örneği. (Tabi engelliler asansöründe yer kapmak için yanınızdan koşarak geçen ender zeki türleri saymazsak.)

Ve oksijennn! Yanında da çıkar çıkmaz burnunuza dolan sigara dumanıyla. Üzerinize gelen kalabalık ve herkesin o aceleci hali. Kimsenin kimseyi görmediği ve sadece ilerlediği modern dünya. İstanbul'un kalbi olarak nitelendirilen Taksim.

Ne güzel yer değil mi Taksim? İnsanların sonsuz özgürlük mekanı. Herkesin özgürce her istediğini yapabildiği, mesela caddesinde fütursuzca böğürebildiği, gelene geçene laf atıp sarkabildiği, idiyot turistlerin angut angut hareket edebildiği, kalabalığından dolayı yolda tek bir doğrultu üzerinde yürünemeyen, çılgınca eğlenilen mekanlarında saçma tiplerin kol gezdiği, her tarafından ayrı kokular gelen, her tarafında ayrı bir dilencinin konuşlandığı, apaçilerin, tikilerin kol kola kardeşçe naralar atabildiği ender bir toplanma mekanı. İstanbul'un kalbi. hayaqbentaksimin!

Dipnotdediğindipteolur: Bence bu taksim-bostancı dolmuş şoförlerinde büyük potansiyel var. Bu abilere imkan verilse Dünya ralli şampiyonları sadece Türkiye'den çıkar. İşte o zaman hep beraber çığırırız, "Yemişiz ulen Markus Gronhölm'ü."

8.01.2010

Dir komutu kullanmayalı kaç yıl oldu, dir ne lan?

Virüslüyüm ulan ben günlük. Uçuklandım yine.

Bu uçuk virüsü insan girdi mi bir daha çıkmazmış biliyor muydun? Az önce Kırmızılı hanım da onayladı. Bi' kere bulaştın mı bi' daha kurtulamazsın dedi, mafya gibiymiş, bi' kere girdin mi çıkışı yokmuş. Ya format ya da virüs programı lazım dedi.

Şimdi iyi de efenim, bu virüs programı dediğini kurdum ben, krem mrem sürdüm, bana mısın demedi.

Format desen? Yahu başlangıç CD'mi bulamıyorum ki? Hadi "Format C" dedik varsayalım, bi' de sap gibi [C:/>] kalmak var cd'yi bulamayınca. [Böyle miydi lan bu da, kaç sene geçmiş üzerinde, MSDOS mu kaldı azizim?]

Anaam, n'apıcam lan ben? [Ya geçer of.]

MSDOS dedim de aklıma geldi. Geçen gün, aslında dün, geçen gün aslında dündü. İş yerinde tee ortaokul yıllarımdan kalan oyunları indirdim. 486Dx33'ler zamanında. Misal bir pac-man, misal bir lemmings, misal bir prince of persia, misal bir prehistorik 2, misal bir the incredible machine, misal bir micromachines. felan feşmekan. Allah'ım nek kadar mes'utum. Netbuk'uma kuracağım bunları, artık hayat bana daha düşük çözünürlüklü, hoeleley. :]

7.01.2010

sen bana birini bi' yerden androiding

Sevgili günlük, n'aber, nasılsın? Beni soracak olursan eh gülmediğimizi ölmediğimize sayıyoruz, öyle yuvarlanıp gidiyoruz, kafa bi'dünya ama söyliyeyim, harbi bu son hafta işsel yoğunluk vardı, kafakontak oldum, neyse, bana bu kalbin kadar temiz sayfayı ayırdığın için sana teşekkürü borç.

Aa bak ne dicem, az önce ekmek almaya giderken geldi aklıma, bizim burada eve su getiren bir bakkalımız var, mobiletle su dağıtıyor mahalleye, güzel.

Güzel de, adam bana sürekli Uğur diyor. Nereden öğrenmiş, kimden duymuş, ne zaman tanıştık da neden bana Uğur diyor bilmiyorum. Çünkü benim adım Uğur değil. :]

Ehehe bozmuyorum ben de adamı, su getiriyor mesela, "N'aber Uğur?" diyor, "iyidir abi senden n'aber?" diyorum, "iyilik valla n'olsun, koşturuyoruz" diyor, "Dayı nasıl?" diyor, [babama da dayı diyor bu arada] "O da iyi" diyorum, "takılıyor işte öyle", "aman aman sağlık olsun" diyor, "öyle valla" diyorum, [baya baya muhabbet ediyoruz adamla] üçbuçuk lira veriyorum, [normalde 4, bizden 3,5 alıyor], "hayırlı işler" diyorum, "iyi günler, dayıya selam" diyor, gidiyor.

Ulan bizi kesin başka bi' aileyle karıştıyor gibi ama du' bakalım :]

6.01.2010

ttnet twitliyor

Ahaha sevgili günlük n'oldu bilemezsin, ne kadar sürprizlerle dolu bir akşam geçiriyorum böyle.

Az önce TTnet, twitter'da beni kendine ekledi. (Ooo çok ilginç bi cümle yapısı oldu bu.)

Öyle hemen kabul etmedim tabi, n'olur n'olmaz. Baktım biraz, sağını solunu bi' kurcaladım, zarar gelmeyeceğini anladım, ama yine de eklemedim, bıdı bıdı sürekli twit dolar oradan şimdi.


Yukarıda ekran görüntüsünü de gördüğümüz üzere, Ramazan ve Güner abi ciddi ciddi sorun yaşayan insanlara bu platform sayesinde ulaşıyor, sorunlarını çözmeye çalışıyor. [Bu hizmet bayağı zamandır var mıydı ben mi yeni duydum, abow.]

Gelişen sosyal medyada TTnet de bu şekilde varolduğu için kendisini tebrik ediyoruz. (Umarız bekledikleri başarıyı yakalayabilir ve insanların kendilerinden bekledikleri hizmeti sunabilirler.)

[Bu arada webrazzi kurucusu Arda Kutsal'ın da twitlerini burada görmek beni şaşırtmadı değil hani. Webrazzi'yi sık takip ettiğimi söylemeliyim. Kendisine de yeri gelmişken tebrik.]

Anne ben geek oldum

Sevgili günlük, bugün ne gördüm bir dergide, ikibinüçyüzondört yıl düşünsen aklına gelmez, taş gördüm taş. usb 2.0 bağlantılı taş parçası. Ahaha çok acayip. Öyle duruyor, takıyorsun usb'den, duruyor öyle. Hiç bi' numarası yok. Duruyor öyle. :]

Hehehe daha da güzeli az önce çok daha acayip bir şey daha gördüm. Bele takılan gitar amplifikatörü, 45 dolarmış. Gerçek boyutlu marshall kadar ses çıkarır diyor, biz de kendisine "hadi leyyn" diyoruz. Ama yine de muhakkak ses çıkarıyordur, bu bile yeter diyoruz, abartmayın diyoruz. Yok ille kendim bakıcam diyorsanız, buradan.

Ve sonra çok çok daha acayip bi'şey daha görüp, küçük dilimizi kaçan boğazımızdan çıkarmaya uğraşıyoruz. Cep amplifikatörü geliyor. [Oaha 15 saat pil ömrü varmış.] Buyurun bunu da buradan yakın.

5.01.2010

-eceğim -acağım

Evet sevgili günlük, ulan ben de karar verdim, şunu şunu yapacağım diye kendime liste yapıp sonra onu onu yapacağım. [Günlüğün self motivasyon algısı sağlayıp sağlamadığını da böylelikle görmüş olacağız.] [Bu deney İsviçreli bilim adamları ve Norveçli balıkçılar nezaretinde yapılmaktadır.]

Öncelikle birazdan armut yiyeceğim. (Kolay hedeflerle başlamak lazım.)

Sabah işe gideceğim. [Bak bunu kesin yapmam lazım.]

Abrakıt denen aletten alacağım bir tane ve direkt yarım mekiklere başlayacağım günlük. Göbeeme doğru bir can simidi oluşmaya başladı.

Hatta yüzme evet. Kendine bir havuz bul. [Kış geldi lan soğukta b.ku donar insanın. Hem grip mrip.] (Ok tamam ikna oldum, bahara kadar bekleyeyim bari.)

Akşamları eve gelince koş biraz. [Kış geldi lan soğukta b.ku donar insanın. Hem grip mrip.] (Oo baya ikna ediciyim.)

En geç 1 sene sonra. Evet ölmez de sağ kalırsam 1 sene içinde çalış uğraşıp didinip, bunları [hadi bunların tamamını olmasa da bunlara yakın bi'şeyleri][bunlar aşağıda][aşağısı da aşağıda] çalabiliyor olacağım. Koydum olm kafaya, kurssa kurs, dersse ders.

Web tasarımı. Bak bunu hep sallıyorum. Buna biraz zaman ayıracağım. [Olm iş güç ya, zaten kafa 1, bi' de haftasonu bunla mı uğraşacaksın.] (He valla ya, neyse bakarız.)

Eve televizyon alınacak. Sevgili günlük ben sana anlatmış mıydım bizim evdeki televizyon artık siyah beyaz göstertmeye başladı dünyanın tüm renklerini bize. Neyse anlatırım, zira anlatılacak bi' tarafı da yok, bozuldu işte o kadar. Şeytan diyor ki, git al bi'tane led tv, çatır çatır girsin kredi kartı ekstresi. Rahatla bi'. Ama işte yapamıyor insan. Neyse bu konuyu çözmem lazım, ulan akşamlarımız gri tonlarında sürekli.

Hangi şarkılar mı?

Misal şu:
[Bak buna yürekten bir "ohhaaa" geliyor yine.]

Ya da bu:
[Bu tamamen tasnif dışı.]

Şu wifi'li telefon olayı, evet, sanırım nokia 5800. Yakında, tarih verelim, önümüzdeki ay içinde olabilir, alacağım demiyorum ama, bakalım, cayarım ya ben bundan almam herhalde.

Ulan doğru düzgün hedeflerim bile yok, oof of.

Neyse, armut yiyerek deneyimin ilk aşamasını başarıyla geçtim bu arada günlük. Kayıtlara geçsin. Hişş, Norveçli balıkçı bakmıyo' musun lan sen buraya?

---Süperedit:---

Yukarıdakilere ek olarak bir de bu şarkı var:

[kalpli malpli diye hop diye basıp dinlemeyin derim ben.]

--- Bir yazıda bu kadar çok edit olmaz, olmamalı:---

Yahu dün yazdıklarımı bugün okuyunca aslında hiç birini yapmayacağımı farkettim, ne kötü :]

Bi' kere abrakıta ihtiyacım yok, çünkü taş gibi göbek var bende, 6 katlı. Televizyondan da vazgeçtim, annem alma dedi, iyi dedim ben de, çabuk ikna olduğumu söylemiştim. Cep telefonundan da vazgeçtim, farkettim ki aslında bu kadar mobilite cilde zarar. Yok lan taş gibi göek falan sende bizi mi yiyon, al sen abrakıt bi' tane. Olm alayım da, kullanmam ki ben onu. Al al kullanırsın. Gitar n'olacak? Aaa ulan onu unuttum bak bi' ondan cayamıyorum işte, kahretsin.

3.01.2010

Kazık derken?

Oğlum sevgili günlük;
Az önce TNT'de "Karamurat Fatih'in Fedaisi" vardı. Oturdum izledim.

Repliğegel;

- Benim adım Kazıklı Voyvoda, ben adamı kazıklarım!

Ahahahaa, bu ne len :]
(koptum durup dururken)

istek parça da çalıyor musunuz?

Bir pazar sabahı, akşam yağan yağmurda saçakların altındaki kovalarda biriken suları boşaltıp yerlerine yeni kovalar koymak için bahçeye inmeden önce oturmuş bilgisayarımın başında sağ kulaklık sol kulağımda sol kulaklık sağ kulağımdayken şu aşağıdaki şarkıyı dinliyorum ve diyorum ki, bir şarkıcıya yakışacak en cool isimlerden biridir Dupree bence.


[Bir get down on it kavırı]

günün keşfi

Ahaha, sevgili günlük, şimdi bu kulaklıklar sağ ve sol olarak ikiye dallanıyor ya, bunları sığını sola solunu sağa takınca çok acayip bi' müzik deneyimi yaşıyor insan bazı şarkılarda.

Lan ne acayip.

2.01.2010

meri krismıs

Hoşgeldin 2010.

Sana hayatta başarılar.
[O 2009'dan devraldığın kırık ellerinle hangi yaraları iyileştirebileceksen artık?]

Seni anlıyorum.
Korkunu ve acizliğini hissedebiliyorum.

İlk gün koşturmacan geçtiyse,
bu da benim sana hediyem.

Güle güle dinle.


(siz dinlemeyin o dinlesin...)

şöyle durup da bakınca bazen

Bir of çeksem?
Karşıki duvardan seker mi?
Nemirof?

Durup şöyle çevresine bakınca insan bazen, [durup ama], [dur], bakınca şöyle, durup, bakınca uzaktan, durup bakınca böyle uzaktan, bakıyorsun, bakıyorsun ki, aslında öyle çok da zor değil, fazla düşünmeden, insan, yani aslında durup bakınca insan şöyle durup çevresine, bakınca görüyor bazen, çok da düşünmeden geliyor bazen aklına, birden, uzaktan, şöyle durup da bakınca bazen, birden, kilitleniyor öyle, ama her zaman değil, bazen, durup da kalınca öyle, işte, herkes yavaş yavaş siliniyor, matlaşıyor, bulanıklaşıyor, her zaman değil ama bazen, kilitlenince öyle, durup bakarken, şöyle durup, insan, bakınca bazen, o zaman görüyor, aslında işte o zaman, biraz daha sadece, ayaklara biraz daha yük biniyor, dizlere, bazen, sonra duruyorsun, gidiyor, dizlerine de gerek kalmıyor, ayaklarına da.

Korku bir ahmak ıslatan gibi yağıyor üzerine, durduruyor seni. Halbuki sen ıslanmaktan hiç korkmamıştın şimdiye kadar [o yüzden mi bu kadar çok ıslandın?] O yüzden mi artık daha çok şemsiye taşıyorsun yanında? O yüzden mi artık daha çok hava durumu dinliyorsun? O yüzden mi daha az yürüyorsun? Ondan mı hep bunlar?

Ondan duruyorsun.
Ondan gidiyor.

pick

Kesinlikle, [ve kesinlikle] yüksek sesle dinlenmemesi gereken bir şarkı ekliyorum sana günlük.
Aşağıda.
Sakın sesi açma.
Hatta bence dinleme.
Şiiiş, yapma.

Yaptın mı? [Yapmadın.]
Yaptın. [Yapmadın.]
Dinledin mi? [Yapma.]
Dinlemedin.

:]