29.07.2008

Meşgul Dünya

Dün yine aramıştım seni, son kez.
Ve yine meşguldün ya.
Zaten sen hep meşguldün ya.
Ve artık meşgul dünya.

27.07.2008

ilerizekalı idiyot reklam banneri

Sevgili günlük, şu anda internete giremiyorum. Sevgili telekomumuzu aradım, bana bölgemde 5 saat sürecek bir çalışma olduğunu söyledi otomatik cevap kadını. Bu yazıyı sana internete girebilirsem ekleyeceğim, ya da belki eklemem, ya da belki eklerim, belki de eklemek istemem, belki de eklemek isteyebilirim, bazen çünkü öyle yaparım ben, yazarım yazarım silerim. Ama tabi eklemezsem sen bunu bilemezsin, eklersem de bilemeyebilirsin, çünkü eklediğimde bu kararsız tavrımı açık ettiğim paragrafı silebilirim, bazen de silmem, ama silmediysem genelde eklemem, çok kararsız bir tavır sergiliyorum şu anda mesela ne yapacağıma karar veremiyorum. Neyse.

Gecemizi şenlendiren şarkımızla başlayalım. Şarkımız “In Flames”ten geliyor “Delight And Anger”. Çok hoş şarkı. Evet başladık.

I can’t sleep.

Dün gece bu saatlerde hatmeylimin tepesine kurulmuş gerizekalı idiyot bir reklam baneri vardı, internette melodi şirketlerinden birinin. Hani şu muhteşem bir reklam fikri olarak sorular soran, tık tık soruları bilince hoop bilingo, al sana melodi, n’oldu, hem reklam oldu, hem melodin oldu, aman da gözlerim doldu. :)

Yarışma tanımına yeni bir boyut kazandıracak kadar harika bir anlayışın eseri olarak, şu beynimin sınırlarını zorlayan sorulara bir göz atmak istedim ben de. 3 aşamalı melodi seçme sınavının ilk aşamasına tıklamış bulundum.

Ve karşımda tir tir titreten bir soru vardı “i-pod nedir?”

Cevaplara bir göz atalım, zira o kadar kafa karıştıran bir soru ki 50:50 hakkı koymuşlardı.

Cevaplara bakınca tir tir titremekte ne kadar haklı olduğumu bir kez daha anladım, çünkü cevaplarda doğru cevap yoktu :) :)

Bakınız beni dumura uğratan şu minicik kutucuk, ahanda screenshot’u aşağıda.


50:50 hakkımı kullandıktan sonra çok da emin olmadığım halde son kararım diyerekten, araba markası olmadığını biliyorum çünkü, (“bu aralarda i-pod diye bir araba çıkarmamış olsunlar lütfen” diye dua ederekten) olsa olsa “mp3 dinleyici”dir ne demekse? Dedim tıkladım. Vov bildim, acayip bir şekilde ikinci açamaya geçmiştim.

İkinci aşamadaki soru ise resmen beni olduğum yere çiviledi, sorusu olsun cevapları olsun, gerçekten üstü düzey bir soruydu, ve sanırım bunu bilemeyecektim. Keşke 50:50 hakkımı kullanmasaydım diye düşünüyordum ki, sevgili bilingo reklamcıları bu kadar zor soruyu herkes bilemez, en iyisi bir biraz yardımcı olalım memetali beğy diyerekten bir 50:50 hakkı daha vermişler, aman ne iyi etmişler, sağ olsunlar, var olsunlar.

İşte gördüğünüz gibi, hem nostalji öğeleri taşıyan, hem komedi unsurları barındıran, bir o kadar da genel kültüre hakim olunmasını gerektiren bir soruyla karşı karşıyaydım. Kullan yavrum 50:50’yi. Hımm. Yaniii. Zerrin Özer kadın onu biliyorum, soruda Şaban diyor. Şaban, erkek adı olmalı. Hımm, o zaman ben Kemal Sunal’ı seçiyorum evet o olmalı diyerekten yine çok da emin olmadan son kararım demiş bulundum. Voov, bunu da bilmiştim.

Ve yargı alanlında bir çığır açan, yarım yarım yarılmama sebep olan, krizler geçirtip krizantem’e sokan, şu muhteşem ileri zekalı geri soru ile karşı karşıya kaldım.


Evet, sanırım bunu bilemeyecektim. Artık yolun sonuna gelmiştim. Hayat artık eskiden olduğu kadar çekici gelmiyordu. Yalın bir hayal kırıklığı ve bomboş ellerimle, bu insanüstü siteden bir melodi indirememiş olmanın ezikliğini yaşayarak, gözyaşları içinde koşmaya başladım. Nayıııır… Nolamaaaz…

Evet sonuç, “In Flames – Sober and Irrelevant”

Daha sonuç, ben hâlâ internete giremiyorum.

Daha daha sonuç, uykum da geliyor gibi.

Daha daha kavuşmaz, nisan nisana karışır.

Dağa dağa nasılsınız?
Eh iyiyiz siz?
Eh biz de.
Eh iyi.
Hadi o zaman yeter bu kadar.

.
Evet internete girebildiğimi kanıtladığımız bu gönderiden sonra bir de şarkı gönderi o zaman ben size. Pazar pazar sabah sabah.
Doing Dıkşın Donga Bonga.




























25.07.2008

Hiddenmind


İnsanlar ne kadar da meraklılarmış güneş gözlüğü takmaya. Hele ki şu Mecidiyeköy Maslak Beşiktaş üçgenindeki şık giyimli beyler, alımlı hanımlar.

Yok mu arttıran?

Şimdi insanlar üstlerine, pahalı, ya da pahalı gibi duran, şeyler giydikleri zaman birdenbire bir karakter traşlaması yaşayıp dış uzaya ışınlanıyorlar. Kadını erkeği hepsi aynı. Hayır yani, nedir, üzerindeki de birkaç kumaş parçasının simetrik olarak bir araya getirilmiş hali, içindeki sensin yahu ne kadar benzemek istemesen de.

Şu kahverengi dikiş dolu kayıktan bozma ayakkabılı takım elbise katillerinden bahsetmiyorum. Ya da giydikleri kısa etekleri çekiştire çekiştire kambur olan hanımlardan. Bu arkadaşlarımız da tam tersi, gayet uyumlu giyimişler, üstü başı düzgün, bildiğin vitrin adamı kadını yani. Burunları da bir karış havada bu denyoların da. Kıl alayım desen aldırmazlar. Ama iki cümle kursalar ne idükleri belli. Konuşurken ağzı burnu kayan yave kadınlar, aptal aptal bakışlar, argo konuşmayı bir b*k sanan angutlar, kendilerini Bred Pit sanarak vitrin camlarından kendilerine bakan adamlar. Yahu ne kadar da özentisiniz?

Yok bir samimi bakış şu akıp giden kalabalıkta.

Yahu özenin özenin de, ama insansınız siz yahu, insanın bir karakteri olur, bir mantığı olur, bir zekası falan olur. Hiç düşünüyor musunuz, ne yaptığınızı bazen? Ne olduğunuzu falan?
Şarkı önerisi, "In Flames - Condemned"

23.07.2008

Çiğ

Yahu günlük bir koku ya da parfüm her neyse, almış annem geçenlerden bir gün. Zaten ben oldum olası kendime bir şey almamışımdır, şu 26 yok 27, kaç yaşındayım lan ben, 27, 27 yıllık hayatımda gidip de kendime bir şey almışlığım yoktur mirim. Sevmem alışverişi. Bununla övünüyor muyum? Yooo. Üzülüyor muyum? Yooo. Çok da tın.

Mesela bu aralar, aslında tüm zamanlar, üzerime giydiğim herşeyi ablam almıştır. Zaten öyle fazla da değiştirmem üstüme giydiklerimi. İki tişörtle yazı geçirebilirim bıraksalar. Yıllardan beri ilk defa kendime gidip bişey aldım o da mp4 player oldu, bunu işlemiştik.

Yahu geçen gün bu bir kilitlendi, ekranda görüntü falan gitti. Ama çalmaya devam ediyordu. Ne kapanıyor, ne açılıyor, tuşlar çalışmıyor, ama şarkıları çalmaya devam ediyor. Böyle saçma bir psikoza girdi. Sonra USByi taktım, elektriği yiyince kendine geldi.

Hava çok sıcaaaaaaaak.

Bu salak sersem sinir sivrisineklere bir çözüm bulmalı.

Bahçede 4 tane yavru kedi var bu arada. Oynuyolar falan, cidden neşelendiriyorlar insanı.

Neyse ne diyorduk, ha evet şu parfüm meselesi, kendime parfüm de almışlığım yoktur benim. Ablam alır genelde parfümlerimi de. Çok da parfüm meraklısı birisi değilimdir zaten. Şu açık satılan parfümler var ya onlardan almış annem, geçerken beğenmiş. Yahu dün bir fışk fışk yaptım iki tane, yahu çıkmak bilmiyor bunun da kokusu, iki günden beri. Fena değil, chi galiba, öyle bir şey. Neyse. Sonuçta fena değil, orijinali bu kadar kalıcı mıdır acaba :) Sanmam. :)
.
Şimdi bak bir şarkı ekliyorum ki, acayip hoş bir şarkı. Dur yahu, yanlış ekledim galiba, bu muydu? Bu bu, ok, "In Flames" söylüyor, "Drenched In Fear" diyor.
Ne diyor?
"You wont, find a friendly face in the crowd" diyor.
Pek güzel diyor.



























22.07.2008

maskalias






























Hayatta herkes herşeyi unutmaya programlanmış gibi sanki.
Kimse tam olarak olmak istediği gibi değil. Sadece olmak istediğimiz kişi olmaya çalışırken beceremediğimiz hayatları yaşıyoruz. Ve buna içsel mutluluk diyoruz. Ne istediğini bilmeyen, kime ne yaptığının farkında bile olmayan, saçma bir özgürlüğün kurbanlarıyız, gözümüz bağlı. Ama açık.
Aç gözlü tavırlar, umursamaz bakışlar, bencil yaklaşımlar, aptalca bir düşünce tarzı kendi ufak beyinlerimizin uydurması.
Bu yüzden maskeli hayatlarımız, tepetaklak ilişkilerimiz var.
Herkesin bildiği, herkesin gizlediği.

21.07.2008

good pessimist





























Sadece bak.
Sadece dinle.
Bi teslik var bu resimde.
Seçilmiş kötümserlerin iyileri gibi, bozulmuş resmin açığı var kendini farkettiren.

18.07.2008

Toprak Hattı


Enter'a vurmaktan, klavyem kırılacak...

Neden karanlık etrafı sardığında herkes yalancılaşıyor bana?

Ben sizin sahte samimiyetinizi istemiyorum ki.



























.

Kötü Ayı Kemalettin

Sevgili günlük,

Şu aşı olayının her yere uygulanabilirliğini sorgulayacağız bugünkü zırvamızda.

Aşı bilindiği üzere zayıflatılmış mikrobun vücuda enjektasyonuyla (bunu şimdi uydurdum, bişey diyenin tiz kellesi vurula, imdi.) narin ve nazik vücudumuzun, o zayıflatılmış mikrobun ağababalarına karşı direnç kazanmasını bir nevi anarşik olmasını sağlamak için yapılan bir tıp olayıdır.

Misal kutup ayıları.

Yani eğer mikroplarda işe yarıyorsa, onlar da hayvan bunlar da hayvan şeklindeki hastalıklı tümevarımdan hareketle, var mısın yok musun, o halde kutup ayılarında da işe yaraması lazım, değil mi ama?

Bu yüzden sarhoş edip ayyaş edip zayıflattığımız şu güzide kutup ayımızı, şu hiçbir şeyden haberi olmayan gencecik körpecik genç kardeşimizin üstüne atıyoruz. Hoop attık.

- Anağm ayı.
- Ayı değilim ben tontiş, kutup ayısıyım ben. Hıck.
- İmdat.
- Yahu ne kadar çok bağırdın tombik, kaç kişisiniz siz?
- Sarhoşsun sen, bunları sonra konuşalım.
- Buralarda bedevi gördün mü hiç?
- Cıks.
- Deve de olur.
- Görmedim. Şu anda zaten korkudan altıma yapmak üzereyim, bilmediğim bir yerde sarhoş bir kutup ayısıyla konuşuyorum, Allah’ım bu ne ya.
- Kırıyorsun beni kuzucuk. Burası da amma sıcak. Senin karbon ayak izin ne kadar?
- Neyim?
- Küresel ısınma diye bi şey var ya, hiç haber falan okumaz mısın sen?
- Ha evet.
- Ha evet tabi, işine gelince ha evet. Küçük tatlı pembe panjurlu bir buz dağım vardı uleyn benim, nedeğğn nedeeğğn?
- ?
- Alaska’da bir kıyı buzulu tutacaktım. Yazları oraya gidecektim. Nuraaağğğnn. Nuran'ı getirin, Nuraaağğnn.
- Nuran m? Adın ne senin?
- Kemalettin
- Ney?
- O kopan buzul aldı götürdü seni benden Nuğraağğn, nerdesin Nuran?
- İyi misin? Su ister misin?
- Böhühüüüüüüeeeöööö, ay pardon kustum galiba.
- Mühim değil, ee?
- Zaten babası da karşıydı aşkımıza, sevmiyordu beni, işsiz mişim, elim ekmek tutmazmış, ne ekmeği be ekmek mi yiyoruz biz? Gerizekalı moruk, ayırdı bizi. Bir gün buzullarda gezmeye gitmişler, akşam dönerlerken Nuran yokmuş yanlarında, Nurannnnn. Hangi sıcak su akıntısı aldı götürdü seni benden, Nuğrann?
- Yahu bunlarda sarhoşken hiç çekilmiyorlarmış.
- Hı? Bişey mi dedin?
- Hı yok.
- Beğenmediysen yiyiym seni?
- Yok yok iyi böyle, ee?
- Evim de eridi gitti, bi sabah bi kalktım, ulan sular içindeyim.
- Aaaaa?
- Yaaa, hiçbişeyim kalmadı, her şeyim mahvoldu, yeni bi ses sistemi kurmuştum, plazma almıştım, karşısında oturup dünya kupası maçlarını izlicektim. Hayallerim vardı? Nuraann? Neden ayırdın bizi nedeeen?
- Nese vakit dolmadı mı hâlâ, ben çıkiim artık.
- Noldu, sen de hoşlanmadın değil mi benden, babası da böyleydi işte, sevemedi beni, Nuran? Bu adam da sevmiyo beni, aşkımıza herkes karşı, ama ben direneceğim. Bhöühüüööüüüeeöööö, ay gene kustum galiba ben.
- Oldu artık.

Evet, konuyu özellikle kutup ayıları üzerinden döndürdüm ki, sınırlı sorumlu sorunlu blog olaraktan çevreye olan hassasiyetimizi pekiştirelim. Pekiştirdik mi, pekiştirdik, peki.

Hadi ben gittim o zaman.
:)
Şarkı var bi tane acayip ötesi süper deli bir şarkı. "Avenged Sevenfold"dan geliyor. "Darkness Surrounding"
süpppper.
Kimsenin alınmaması için Nurangillerden ve Kemalettingillerden özür diler, bunların sadece öylesine atılmış isimler olduğunu belirtmek isterim, çünkü deliyim.
:)

17.07.2008

Kritiğim Kritiksin Kritik


Ağır ağır ilerleyen servisin camından dışarıyı izlerken kulaklığımda tınlayan Incubus şarkısı içimi ferahlatıyordu. Sanki ruhumun arındığını hissediyordum. Hızla, pardon yani sinirle akan trafikteki insanları, arabaları ve çevremde konuşulanları duymadan etrafı izlemek gerçekten çok garip bir his aslında. Ama yazarken izleyemiyorum, bu da beni çok üzüyor, o yüzden şimdi bırakıyorum yazmayı, etrafı izleyeceğim, hatırlarsam yazarım.

Bırakamadım.

Kendi parasıyla alamayacağını düşündüğüm ikiyüzküsürbinytl’lik dev cipin içinde, kafam kadar güneş gözlüğü takmış, kırmızı ojeli, havuç boyalı derileri olan, makyajdan yüzleri kaybolmuş birbirinin aynısı kızlar etrafa bakıp bakıp ellerini kollarını ve kollarındaki görgüsüzlük altınlarını sallaya sallaya kıkırdaşıyorlar. Komik yahu. Duymuyorum ya bir de, iyice komik.

Şarkı bitti be.

Yaklaşık 1600 santimetrekarelik rahatsız edici ve vücudumun şekilden şekle girmesine neden olan koltuğumdan dışarıyı seyretmeye devam ediyorum. Tiki bozması yavşak kızlar devasa cipleriyle çoktan basıp gittiler. Etrafta ne kadar da çok araba var yahu. Köprüye de yaklaşıyoruz. Her köprüden geçişimde, “Acaba tam geçerken yıkılırsa ve suya çakılırsak yaşar mıyım?” diye düşünmekten kendimi alamıyorum. Dev gibi bir gemi geçiyor alttan şimdi. Ne bu ya, arabalar dev, gemiler dev…

Evet, her gün duyduğum OGS bip’ini bugün duymadan geçtik mesela.

Beton ormanların asfalt nehirlerindeki metalik yolculuğumuz her zamanki gibi aynı saatte aynı yerden geçerek devam ediyor. Fazla programlı yaşıyorum yahu ben hafta içlerinde. Hafta sonları bunu telafi etmem lazım.

Lies
inside
your head
your best friend.

Sshhh. Quiet.

Cam kaplı binaların plastik insanları, silikon dolu beyinlerinizin hangi kıvrımına gizlediniz samimiyetinizi?

Ben gömerim kendimi sağol.

Başladığımız şarkıyla bitirirken bu yazımızı, köprü altından geçerken karanlıkta pek hoş parıldayan mp4 playerımın mavi ışıklarına bakıp bakıp, o kadar, bakıp bakıp bakıyorum öyle.

Yanımızdaki otobüste de ayakta sıkış tıkış insanlardan bazıları bana bakıyor. Büyük ihtimalle gıpta, küçük ihtimalle küfür, yani öyle olmalı, çünkü kötü söz sahibinindir. :)

ABKYG


Anne ben kafayı yedim galiba.
Ehihiiii :) Sürmenaja girmiş olabilirim.
.

14.07.2008

Başkacıdır

Kritik sularda yüzerken bir gün, boğulmuş görebilirsin kendini ve iple asılmış şekilde dururken duvarda omuzlarından, korkma. Mecaz çünkü bu, dur. Eğer zaten herşey yolunda gitseydi, ne sen sendin, ne de ben ben değil mi ama? Aslında hiç birimiz istenmedik o kadar da çok değil mi? Gençliğine iç o zaman. Boşver çok da takma hiç. Çünkü bil ki artık ne geri dönüş var bu girdiğin yoldan, ne de çıkış. Ve bil ki gideceksin sonuna kadar. Ve göreceksin görmek istemesen de sonunda olacakları. Ki zaten merak da ediyorsun çok. Ve yine ki, zaten tilki de ölmemiş miydi meraktan?



























13.07.2008

Blog Hawk Down





























10.07.2008

Tsinganos


Vazgeçtim şu Roman - Çingene olayından. Bahsedecektim, bahsetmeyeceğim, çünkü bunların ikisi de aynı şeyler. Televizyonlarda dün bir Çingene olayıdır gidiyordu, nedir yahu? Ne oluyor yani? Roman şarkı yarışmaları, Roman star, ille de Roman olsun, Roman da Roman.

"A be Robanız biz be Roban."

Çingene bence daha güzel bir tabir Roman'dan.

(Notdip: Çingenelerin aslında Hindistan kökenli olduğunu bilmiyordum, bir yaşıma daha girdim, ee kaç oldum?)

Neyse, aslında konu ne biliyor musun? Roman Çingene falan değil de, Çingene olmayan, ama Çingeneler sayesinde, onları taklit ederek, onları kullanarak bir yerlere gelen insanlar çok. En basit örneği bu Romanstarlar falan işte. Yahu o kadar uyuz oluyorum ki. Yahu insanın kültürü Çingenelik olabilir, sonuna kadar her yerde de kültürünün gereğini yapar, eğlenceli de insanlar falan, ama yani mesela bir Çingene, Çingene olarak gidip lüks bir mekanda, zengin züppelerin takıldığı yerlerde, pahalı gece kulüplerinde yemek yiyip eğlenemiyorsa, hani görgüsüz insanlar ya Çingeneler, ayıp falan oluyor ya, millet böyle deve gibi güneş gözlüklerinin üzerinden falan böyle bakıyor ya aşağılar gibi, ayıplanıyorlar ya, çünkü belirli bir statü sahibi insanlar oralarda takılabiliyorlar ya, sonra Çingeneler revaçta olunca, herkes o yüzüne bakmadıkları insanların kılığına girmesin kardeşim, aman Çingeneler böyle eğlenceli insanlar, aman şöyle güzel insanlar, koynuma sokasım geliyor Çingeneleri, aman Çingeneler, canım Çingeneler falan. Bu sizi ikiyüzlü yapar, ki öylesiniz.

"Ay ama neden öyle diyorsun ki, biz Çingeneleri severiz." "Severiz dimi be yaw, a be severiz be" "Ay ne şirin bak."" A be a be"

Ptuh!!




























Kim olduğunuzu bilin...

Not umnot sunnot


Bir yere üye olmak her zaman için bana antipatik gelmiştir aslında. CV'lerde bile üye olduğunuz dernek ya da kuruluşlar kısmını hiç bir zaman doldurmam, zaten üye de olmam, endüstri mühendisleri odasına bile olmadım, ki öyle bir oda var mı onu bile bilmiyorum. Bir yere bağlı olmak bana ters galiba. Bir yerin çatısı altına girmeyi sevmiyorum sanırım ben. Yoksa bağlanma problemim falan mı var benim?

Sırf bu yüzden çok merak ettiğim halde google analytics'e bile üye olmuyorum, ulan kafayı yicem olsam mı acaba? Ki aslında o biraz paranoyak bir durum, bununla alakası yok. Blogcunun bir osu iyiydi, istatistikleri kendisi çıkarıyordu. Neyse yarın bakarız bu olaya.

Bir de şu antipopüler tavrım var. Ona sonra gelirim.
.
Bir de şu Roman - Çingene olayına eğileceğim, kendime not. Ulan bunların ikiside aynı şeyler, delirtmeyin adamı.

Bir de yarın erken kalkmam lazım.

Onun için de erken yatmam lazım.

Ama saat artık çok geç.

Warm Up






























Bayağıdır soğuk duş yapmamıştım...
İyi oldu...

8.07.2008

Wu


Sen de diyorsun ki hâlâ, bu hayatta her şey farklı falan...
Evler aynı,
Apartmanlar aynı, sadece bazıları rezidans, fazla para etsin diye,
Yollar aynı,
Arabalar aynı,
Kavşaklar aynı,
Otobüsler aynı,
Taksiler sarı,
İnekleri de boyamışlar, maymun etmişler,
İnsanlar aynı,
Köprü tıkalı,
Zaman az,
İş çok,
Keyif yok,
Her şey aynı değil tabi, mesela bu şarkı biraz farklı...



























Wake up, everything is same...

fikirfikirmidir


Yahu bu Çin'liler, (Çin'li demek doğru mu acaba, Çin'li ne ya, yazınca bir garip geldi şimdi, Chun Li gibi, ahaha Chun Li dedim de aklıma geldi, Sıtrit Faytır, ok neyse.)

Yahu bu Çin'liler, (Aslında Çin'liler demeyeceğim galiba ben, baştan yanlış başlıyormuşum gibi hissettim bir an, çünkü Çin yemeğinden bahsedecektim normalde ben, ortamda Çin'li falan yok, zaten Çin'li demek doğru mu o da ayrı bir polemik konusu, neyse.)

Yahu bu Çin yemekleri, (Ama aslında Çin yemeklerinden de değil de, ne kadar da çok de dedim, bağlaç anlamındaki -de -da'lardan çok kullanıyorum sanırım ben, Çin yemeği yenen şu çubuklarla ilgili bir fikrim vardı benim, ondan bahsedecektim.)

Yahu bu Çin yemeği yenen , daha doğrusu yenemeyen çubuklar var ya, (onlar da yemekmiş gibi sanki, yemek muamelesi yapıyoruz, ıvır cıvır şeyler, tatlı mı ekşi mi belli değil, amorf yemekler, garip garip öbürcükler, yemek deyip geçiyoruz, yemek öyle mi olur, yemek dediğin öyle olmaz, al sana böyle olur, dıkş, neyse.)

Yahu bu Çin yemeği yerken kullanılan, ama daha çok insanı sinir etmek için üretilmiş çubuklar var ya, hani insana tane tane pirinç yedirten psikopatik şeyler, işte onların yerine maşa kullansak ya, daha iyi olmaz mı? Hem öz be öz Türk malı. Yerli malı, yurdun malı, herkes bunu kullanmalı.

Böylelikle, donumuza kadar giren Çin'lilerden en azından yemek yerken kurtulmuş olabiliriz. Ha gerçi Çin yemeği de yemeyelim o zaman diyebiliriz, yemeyelim bana uyar. Bundan sonraki hayatımı Kamboçya Usulü Tavuk yemeden geçirebilirim sanıyorum.

Hı, ne dersin Bay Miyagi? Sen maşayla sinek yakalayabilir misin?

Deliksiz


Oaahhh!!!



























buşarkıyükseksesledinlenir

7.07.2008

Scared Face

İnsanlar her sabah yeni bir yalana uyanmayı ne kadar da seviyorlar...

Geçtiğimiz günlerden birinde, hatta dün, bu Ümraniye taraflarında daha önceden hiç gitmediğim, şu acayip bir oluşum var "meydan" denen. İkeğa, MedyaMargt, Raal, Sinebonüs, Sıtarbakıs, Giloryaciğs, falan feşmekanların toplaştığı bir mekan, ortası da meydan,

Babama tansiyon ölçen bir cihaz almam lazımdı, teferruatına girmiyorum. Bravn'lar iyidir dediler. Zaten brain gibi, beyin yani iyidir herhalde, öyle bir isim algısı oluşturuyor insanda. Neyse, algıları geçelim. Orada burada nette mette baktık, bulduk şu iyidir dedik, alalım, ki lazım. Kendine bir yıldır mp4 player almayan insanlar, böyle acil durumlarda acil karar verebiliyorlar, bu çok gelişme acayip pek iyi bir şey mi acaba, özne ben.

"Three Days Grace - Animal i have become" herkes olduğu hayvanın farkında olsun lütfen. Geçiniz.

Bu aralar bu "üçgünlükmühlet"e acayip takılmış durumdayım.

Evet, hadi dedik gidelim, ben de tenşın aleti bakarım. Sevgili bankam geçen ay ödememiş olsam da, bu ay hâlâ kredi kartımı kullanmama izin veriyor, ne güzel. Bu bende zorunlu bir alışkanlık haline gelmeye başladı, kredi kartım bloke olmadan parasını yatıramıyorum. İyi mi kötü mü bilmiyorum, ama risk kayıtlarımı tutuyorlarsa bana kredi falan da vermez bunlar.

İnsanların, "Len eve kedi girdi!" Anaa, kafamı bi çevirdim, yanımdan kedi geçiyo. Olaya bak ya. Bizim bahçedeki yavru kedilerin babası olması muhtemel bir sıyah kedimiz var bizim, ne kadar çok bizim dedim. Hâlâ da demeye devam ediyorum. Salına salına önümden geçti gitti. Evde kedi arama mesaisinden sonra kapıdan çıkarttık ve normal yazı moduma döndüm. Ne diyorduk?

İnsanların, böyle bir mekan arayışı mı vardı da biz mi bilmiyorduk, nedir yani, bu kadar da olmaz dedirtiyor insana. Herkes mi İsveç'liymiş kardeşim İstanbul'da. Bir İkeğa manyaklığıdır gidiyor. Tamam tasarım ürünleri falan var, çok da şık ürünler, biraz pahalı, ama cidden güzel. Ya aslında sözüm mobilyalarına değil zaten, ki zaten, İskandinavyayı genelde severim ben Finlandiya'dan başlayaraktan. Mobilyaları gibi, melodik metalleri de iyi. Olay ortam karmaşası. Yemek yenen yerlerinde, gerçekten de tadı güzel olan şu İsveç Köfteleri'nden yedim, pahalı da değil, ayrıca doyurucu. Ama ne bileyim, ortam bana çok yapmacık geldi, herkeste bir AB'ye girdim de çıktım havaları falan. Sanki az önce trafikte kavga ettiğim insan değil gibi, oturmuş karşımda entel dantel köfte yiyor. Sanki herkesin adı Markus Gronhölm ya da Jesper Strömblad.

Bu aslında toplu mekanlarda insanların kendilerini diğer insanlardan daha üstün gösterme takıntısından kaynaklanıyor. Böyle bir takıntı var, hatta hastalık derecesinde var, bence var yani, farklı göstermek bir yana, sanki diğerleri oradaki mobilyalardan birileriymiş gibi, yürüyüşler, kıt bilgilerini göstermek için, kataloglardaki isimlerle konuşmalar, "laxvik alalım" falan, ulan raf işte bildiğin raf, ne laxviki manyak, kocaman yüzünün yarısını kaplayan güneş gözlükleriyle mobilyaların arasında dolaşmalar falan, ya benzemek istediğiniz insan modeli bu mu yani?
.
Pek çok insan olmadığı ve hatta olamayacağı kişilerin hayatlarını böyle 2 3 saat yaşayarak tatmin oluyor. Ama bence bu çok garip. Çünkü hiçbiriniz aslında ne istediğinizi bilmiyorsunuz. Sizin istediklerinizi başkaları biliyor ve onları size sunuyor. Siz de o kişi olduğunuzu sanıp verileni alıyorsunuz. İşte bu garip, yani insanın kendisini tanıyamaması, kim olduğunu bilememesi, ne yapacağını düşünememesi. Üzülüyorum bazen, sonra 2 aylık kredi kartı borcum aklıma geliyor, kendime üzülmeye başlıyorum. Belki de gariplik bendedir.
.
Farkettim de ikinci paragrafı bitirmemişim ben daha, bitireyim, oraya gittim.
"Three Days Grace - Scared" ile bitiriyoruz günlük.
Bitirdik. Çünkü "So real these voices in my head"

5.07.2008

Forge tabout





























I'm standing on my own
Remembering the one I left at home
Forget about the life I used to know
Forget about the one I left at home
So now I'm standing here alone
I'm learning how to live life on my own

Forget about the past I'll never know
Forget about the one I left at home



Voov. Harikulade bir şarkı...

i'm not always flying


İnsanın hayatı kimseye ihtiyacı olmadığını anladığı an bitiyor...Ya da kimsenin ona ihtiyacı olmadığını...
i need music.

"Biz 80'leri severiz" diye bir şarkı yapmıştım bir zamanlar. Bu yazıyı yazmaya çalışırken de bir anda patırt diye vinampımın shuffle modunda çalmaya başladı. (Dipçik notçuk: Şu anda bu şarkının çalma ihtimali, 756'da 1, ve ben şu anda eskileri düşünmeye başlamıştım, aa eskiler eskiler falan demiştim, ama geçti, kozmik bir etkileşim mi oldu yani, öyle mi diyelim. Geç.)

Ve işte en sonunda oldu. Emesenimde benden başka kimsem kalmadı. Herkes bir bir biribirilerine bakar bakar kararırmış, aynen o hesap. Tenceredibinkara, gelbizebazıbazı.

Şarkımız da "Rob Zombie - Dragüla" oldu. Az önce gözümden akan uykular da şimdi metamorfoza uğradı, alaska frigo dondurma.

Bazen bu shuffle'a güvenmekte ne kadar haklı olduğumu bizzat şahsen kendim acayip derecede bişey ediyorum da o kelimeyi şimdi bulamıyorum. Tahakkuk mu ediyorum n'apıyorum? "Black Sabbath - After Forever".

Ama hiç bir şarkı yeterince iyi olmadığı için, minicik ufacık sevimlicik ok imlecimizin next track 'a tıklamasına engel olamıyor.

Hımmm, böyle şarkı da mı varmış bende, böyle bir anda şarkı küt diye vurursa duruyorum bir, çarpıntı geliyor, dinliyorum, yoksa gerişi boş zaten, genelde hep aynı şeyler, hayatta da karşına çıkar, aynı kişiler, aynı oyobüsler, aynı sesler, aynı sözler, aynı herşey, herşey aynı, mesela "Three Days Grace - Burn" neden bunu daha önce dinlemediğimle ilgili bendimle ciddi bir poleniğe giresim var. Ayrıca ona polenik denmez polemikrofon denir ya da poliklinik. Ben bunu eklerim sana belki sana belki sana belki sana belki sana, hehehe belkıs ana gibi oldu.

Sonra iyice uykum açılsın tabi, saat olmuş ikininbuçuğu, ben hâlâ bilgisayar başında günlük radyasyon yüklememi yapıyorum. "Children of Bodom - Lil Bloodred Ridin' Hood". It's a looooossss beybi, it's a loooooossss.

Eeeh, yatıcam lan ben. Ne bu böyle.

Yatmadan sözümüzü tutatlım. tatlım mı? ne tatlısı lan akşam akşam. sabah sabah. yok tatlı matlı. Bu burn'u gerçekten daha önce dinlemedim acaba ben niye diye kendimle polemiğe girmek üzereydim. Girmeden 250milyon kere dinledim aradaki farkı kapattım. Bu aşağıdaki de köprüden önceki son çıkış...




























Vooooooov, bu şarkı bitemiyor bir türlü, süpermiş. Sonuna kadar ilk defa dinledim şimdi de mestoldum. Sonra da bunu buraya sonradan yazarak psikolojik takıntımı açık ettim, iyi b.ok yedim. Ayrıca b.ok yazdım, hiç bi boka yaramadı. (.) 'yı (o)'nun yerine koyacaktım, ki bokun bok olduğunu anlayacaklardı ama ben bok yazmamış olacaktım, ama n'oldu 50 kere bok yazdık şimdi. iyi b.k yedik.

4.07.2008

Babil

Hayreting

Bugün eve dönerken sıkışık trafikte ilerleyen iki farklı araca gözüm takıldı sırayla, aynı anda değil yani, bukalemun muyum ben, aynı anda iki farklı araca takılması garip olurdu zaten, neyse.

Araçların ikisini de hoş, güzel, bakımlı, güneş gözlüklü bir genç kadın kullanıyordu. İkisini de aynı kadın kullanmıyordu tabi ki, aynı anda iki farklı aracı aynı kadının kullanması nahoş olurdu, neyse.

Sonra, gayri ihtiyari, bu kelimeyi de şimdi yani çok alakasız nereden geldiyse, normalde pek kullanmam, gayri ihtiyari, bu ne şimdi, gayri safi milli hasıla gibi ya da vadeli opsiyonlar borsası falan, hop dedik, dağıtmasana yavrum konuyu, ister istemez diyelim, ister istemez konu dağıldı evet, hayır ister istemez konu dağılmadı, ister istemez gözüm kaydı diyeceksin, ok, ister istemez gözüm daldı, dalmadı kaydı, pardon kaydı, birisinin yanında şortlu, bacak bacak üstüne atmış, koltukta iyica kaymış, üstte olan bacağının ayağı dikiz aynasına kadar çıkmış tespih sallayıp sakız çiğneyen, diğerinin yanında da şortlu, bacak bacak üstüne atmış, koltukta iyice kaymış, üstte olan bacağının ayağı dikiz aynasına kadar çıkmış, rayban gözlük takmış, gazete okuyan iki farklı öküz tipi vardı. Çok acayip, ilk defa arabanın ön koltuğunda oturan öküz görüyordum, çok şaşırmıştım, üstelik arka arkaya iki tane görmüştüm, bir günde bu kadar belgesel yeter dememe kalmadan, üçüncüsü koltuğu tam olarak yatırmış yatık halde yanımdan geçti.

:) hehehe.

Evet trafikteki yolculuğumuzu şenlendiren bu 3 farklı bayan arkadaşımıza ve yanlarında taşıdıkları öküzlere "The Clay People"dan "Awake" isimli parçayı armağan ediyoruz.

Ve rivayete göre Babil Kulesinin yapımından sonra insanlara çok kızan Tanrı onların dillerini farkılaştırır, birbirlerini anlamalarını engeller.

- Fakyubeybi
- Aa n'oldu ya iyiydik.

aytink

.


3.07.2008

needs leep

.
wake up


























Deepend

Güanydın.
Buügn ölye dalgnıım ki,
Ekrnaa bakrkaen
Çayı kraıştrıdığım eliimn parmğaı çaya girdi, yandı.

Oaf!!!






























2.07.2008

kelimetografi

insan
hayatı
ne
kadar
da
acayip
aslında
çok
basit
bir
o
kadar
da
zor
değilse
bile
karmaşık
sonuç
ise
sadece
garip
bir
his
gelip
geçen
zamanın
aksine
içinde
kalan
şeylerin
toplamından
yaptıklarını
çıkarttığında
kalan
her
şey
her
an
hazır
mısın
nesin
olacaklara
yorar
bu
seni
aldırma
durup
dururken
her
şeyin
bir
anda
değişebileceğini
bilmek
insana
iyi
gelmese
de
gerçek
budur
ve
değişmez
bunlar
başkalarına
göre
geçmiş
olsun
denen
sana
göre
geçmiş
olmayan
şeyler
hayat
oyun
oynamaz
oynasaydı
ben
hep
kazanırdım

eve gitmek istemek var ben


Sevgili günlük, iş yerinde ayrı bilgisayar ev yerinde ayrı bilgisayar olunca insanın hali pek yaman oluyor, çünkü barnaklar kafayı yiyor, ne orada bir düzen oturtulabiliyor, ne evdeki klavye ile muhabbet edilebiliyor, böyle uzuun uzun bakışmalar, açacak konu bulamamalar, ne yazdığını bilememeler, falanlar filanlar...

Sonra ben bugün ayrıca pek bir acayip yoğundan daha feci acayip sürmenajımsı bir gün geçirdim. Yarın da böyle olacak sanırım. Öğlen tatilinde sizlere "kafayı yemiş bir işkolik ne yapar acaba?" nın cevabını vermek için oturdum bunu çizdim. Şunu. Aşağıda. Şu işte.


Bu nedir?

Olay tamamen kaşıkla ilgili dostum, biliyorsun aslında kaşıkla sadece çorba içilmez.

Öğlen tatilinde -öğlen tatili mi öğle tatili mi polemiğine girmeyelim şimdi- benimlen poleniye girme polyanna lütfen, karşımdaki angut bilgisaylar yüzünden girdiğim psikolojik daralmalar neticesinde, bu binary hurdalara olayı düz mantıkla anlatmanın yolunu buldum, gittim "ben eve gitmek istiyorum" isimli duygu selimi modelledim. Ahanda yukarıda, şurada, üstte işte orada. Tıklayınca büyümesi lazım, eğer büyümüyorsa neden büyümüyor diye bana gelmeyin. Zira bugün yeterince jpeg, bitmap, word, visio, excel, excell, exell, bu ekseli bir defada hop diye doğru yazanlar birleşebilirler mi, gup falan kursunlar. Sana sevdanın yolları bana kurşunlar. Ahhahiyo.

Hayret edilecek bir kavram olaraktan, bugün üstelik günlerden Çarşamba olmasına rağmen, teee Mecidiyeköy'den, tee Maltepe'ye tam bir saatte geldim. Önceki haftalardan takip ettiğimiz kadarıyla Çarşamba günleri trafiğin diğer günlerden biraz daha yoğun olduğu kanaatine varmıştık biliyoruz. Hayreting, tam bir saat.

Ha günlük bu arada dün de ayrıca geçirdiğim sıcak daralmaları yüzünden de kafayı üçnumaraya vurdurmuştum. Cümle aleme hayırlı uğurlu olsun.

Yahu bir de misafir olayı var şimdi evde, gerçi zararsız kişiler, içerde takılıyorlar, ama yani ne bileyim, çak'ı izleyecektim, gitti güzelim dizi arada kaynadı.

Böyle işte günlük, işte ayrı klavye, evde ayrı klavye mi, tabiki hayır, evde aynı klavye, evde aynı klavye, şu işten bir atsalar beni ne güzel olur. :) İşkolik olmasam bir dakika durmayacağım da işte neyse. Ya da şu homeoffice olaylarına giren bir şirket falan? Hı ne dersin?

Morning

- Günaydın mı günlük?
- Hayır daha günaymadım.

1.07.2008

fandw