30.10.2009

Re-Hab




Ou bebek!

Bebek sana bu satırları tarhana çorbası ısıtırken yazıyorum.
Şunu da açtım dinliyorum. 5 mi oldu ne?
Şu dediğim şu yukarıdaki.

Sonra da köfte var, teyze köftesi, patatesli falan.
Aslında adı gerçekte ne bilmiyorum, izmir köfte olabilir, ama biz teyzemden öğrendiğimiz için teyze köftesi diyoruz adına, zaten ben de yapmadım annem yaptı.

Evet tahmin et. Kimse yok.

Biz buna rehabilitasyon diyoruz.
Ki başım ağrıyor ulan.

...and beware.

29.10.2009

Sevdiğim şarkılara resim de yapıyorum iyice manyadım




resmin orijinali için buradan
şarkı: "godsmack - faceless"

28.10.2009

Kendi rastgele yazı dalganı kendin yap projesi

Çok acayip bi'şey üzerinde çalışıyorum günlük. Dur bitireyim de yayınlayacağım.

Şu rastgele yazı getiren skript'ler var ya, böyle tıklıyorsun hop rastgele yazı geliyor blogdan, anaam ne güzel bi'şey. [Az önce Enteldantel'in blogunda gördüm, o kadar kurcaladım ettim bi' türlü ekleyemedim kendi bloguma, amanın dağlar vay ben ölem, oy niğdem, nerelere giğdem.]

Ulan olmuyor bi'türlü, na'pim na'pim, yahu dedim otur kendi rastgele yazı zamazingonu kendin yap, hayreting.

Uğraştım uğraştım daha iyisini yaptım, "telepatik çalışan rastgele yazı getirici bıdısı"

Şimdi bunun düzgün çalışması için önce aklından bir sayı tutman gerekiyor.
Tuttun mu? Tut.
[1-500 arası olabilir, fazla olursa o kadar yazı yok henüz.]

Sayı hâlâ aklındayken şu aşağıdaki linke tıkla. [Sayının aklında olduğundan emin ol. Bak bıraktın gibi sanki, tut bırakma.]

Sen de söyle, yüksek sesle, "random ulan randooom"
tam derken bas.


:]

Ulan bir ben yok mu benden içeri, aloo?


Ya hayat zaman zaman bir bok çuvalının içinde debeleniyormuş hissi vermiyor mu size de?

[Aaa bok dedi...]




"Passenger - Carnival Diaries"
What would you sacrifice for reality?

26.10.2009

Örtmenim bi' bakar mısınız?

[Yazı, Efsa ve BirgaripWomen (Neden women? Woman olması gerekmez miydi?)'in dürtüklemesiyle yazılmıştır. Şu blog için.] [Gerçi istenen konsepte çok da uymadı :] ]

Öncelikle şunu söylemeliyim ki, ilkokul öğretmeni hariç hiçbir öğretmeninden çok da fazla haz etmeyen çalışkan bir öğrencinin yazısını okuyacaksınız birazdan. (Lise Tarih ve Kimya tasnif dışı) Ki öğretmenler günü de yaklaşıyor diye, çok da öğretmenleri göklere çıkaran bir yazı yazmayacağım hattızatında.

Öğretmen deyince aklıma ilk kim geliyor biliyor musun günlük; sadece ilkokul öğretmenim. [Çocuğa öğretmen kavramını yerleştiren kişilerin ilkokul öğretmenleri olduğu kanaatindeyim ben.] Kendisiyle en son ne zaman mı görüştüm, geçen hafta. O aradı. Hatta yazmıştım. "Nasılsınız hocam?" dedim, "Keyifsizim be oğlum" dedi.

Çünkü öğretmen sadece ilkokul öğretmenimdi benim için, diğerleri Milli Eğitim memuruydular gözümde. Gelir, anlatır ve giderlerdi. Bu durum ortaokulda başladı yüksek lisansta bitti. [Ha yani, bu tabii ki saygıda kusur edileceği anlamına gelmezdi o ayrı.]

Ama bence öğretmen kusursuz insan olmalıydı. Örnekti çünkü o. Hem kusursuz olmalı, örnek teşkil ettiği çocuklara kusurlarını göstermemeye çalışmalı, hem de insan olmalı, onlara insan olmanın ne demek olduğunu aşılamalıydı. Yoksa, varsın bilmeyiversin çocuk kurbağanın sindirim sistemini, ya da varsın parabolün kolları yukarıyken x'in limiti sıfıra yaklaşmasın, çok da önemli değil.

Öğretmen, yetiştirdiği çocukları aslında şekillendirdiğinin de bilincinde olmalıydı. Daha henüz kendi kişisel gelişimini tamamlayamadan çoluk çocuğu eğitmeye çalışmamalıydı. [Bak böyle anne babalar da var, ama konumuz değil.]

Öğretmenlerle çok muhabbetim de olmazdı aslında zaten ya, uzatmaya gerek yok. 35.sayfadan 155. sayfaya kadar çalışır, sınava girer, istediğimiz sorudan başlar, bitirir ve çıkardık.

Ortaokulda edebiyat öğretmenine "Elalemin ağzı torba değil ki büzesiniz hocam" demiştim, o da cetvelle elime vurmuştu. Lisedeki edebiyat öğretmenine de "Hocam bienal varmış" dediydim de boş boş suratıma baktıydı, (Ha bilmemek ayıp değil tabiki, ama en azından öğreneyim de size de öğreteyim diyebilirdi.)

Hani hep denir ya, "öğretmen bir mum gibidir etrafına ışık verirken kendisi eriyip gider" diye. İşte, mum ışığı devri bitiyor gibi artık, öğretmen bir mum gibi olursa öğrencileri başkaları, başka şeyler aydınlatıyor o zaman. Sonra bu çocuk neden böyle oldu diyor gerzek ana babalar. Halbuki okulda dersleri de pek iyi. Hepsi beş!

Şimdi mesela doktorlar yemin ediyor ya "Hipokrat" yemini, ya da Mali Müşavir, oluyor ya Yeminli Mali Müşavir, öğretmenlerin bir yemini yok mu? Yani, "Para hesabında yamuk yapmayacağım" diye yemin ediliyor, ama "Çocuklarınızı düzgün yetiştireceğim" diye edilmiyor. Garip değil mi? Kim garanti ediyor çoluk çocuğumuzun okullarda saçma ideolojilere sahip kişiler tarafından eğitilmediğini? (Ulan bir de çoluk çocuk olsa n'apıcaz demek, yazıya bak iyice anarşik olduk. :] )

Bellki de, ben yanlış öğretmenlerle karşılaştım, yanlış insanlarla tanıştım, o da olabilir. Belki de herkesin öğretmenleri örnek insanlardır da bana yamuklar denk gelmiştir. Belki de çok takıyorumdur aslında. Belki de üstümüzden bir kuş geçer, kanadından da bir tüy düşer, işte o zaman o arı da ben olacağım.

Neyse, anafikri kaptın sen.

O zaman güzel bağlayalım, öğğğretmeniiim, canım benim, canım benim, seni ben pek çok, pek çok severim... Eğer insan olursan.

Dur son dakika editi:

"Öğretmen Andı" varmış, evet. Buldum içtim ben de. [And içmek] Şöyle dikkatlice bir okudum da içinde tek bir "öğrenci" kelimesi bile geçmiyor bu arada. Laik demokratik hukuk anayasa...? Yahu tamam bunlar iyi hoş da, öğretmenler, yeni nesil de sizlerin eseri olacaktı? Bu konuya da bi el atsanız.

Alışkanlık baki gerisi ise fasaryadan ibaret


Hep böyle... Hep güzel şeyler kısa... Her zaman...



Ve ne yazık ki insan alışıyor...

[Blitzen Trapper - Crushing The Wheat]

[Bildin, tanıdık bi'şeylere benziyor.]

25.10.2009

nurtopu gibi bağlantım oldu adını da top koydum


Oleeaaaaaay! Yaptım lan!

[Hem de otomatik kadınlı çağrı merkezini hiç aramadan, oleaay diyorum tekrar. Ulan bilgisayarı icat etsem bu kadar sevinmezdim. Nağadar sevindim anlatamam. Aferim bana.]

24.10.2009

otomatik kadınlı çağrı merkezi

Sevgili günlük merhaba? Beni tanıyabildin mi?

[Evet, günlerdir evinden internete bağlanamayan bu insan sana sürekli yazan adam, hâlâ evinden internete bağlanamıyor. Ühürt. (Abi yok, başkasının bilgisayarından yazamıyorum, ne saçma bi' psikozdur bu böyle?)]

Neyüse, olaylar silsilesine geçeyim de terim soğumadan anlatayım da bitsin de gitsin.

Şimdi günlük biliyorsun yıllardır kullandığım "zoom" marka modem (eve ben yokken gelen ttnet teknik adamının söylediğine göre) bozulmuştu. E haliyle bir internet bağımlısı olarak ben şahsen kendim hemen gidip kendime bir modem almalıydım, ve gittim aldım.

Önce tabi kablolu mu kablosuz mu sorunsalıyla çeliştim bayağı. Çünkü zaten sürekli radyasyona maruz kalan bu insan (yok nükleer santralde çalışımıyorum) bir de evde uçuşan dalgalarla mı muhattap olacaktı. (Lan ne düşük bi' cümle oldu, ne saçma bi' anlatım oldu, anlatım bozukluğu bile değil lan, bu ne bu?)

Gittim, "airties 5020" modem aldım, kablolu. Zira henüz vayırles bi insan olmadığım için fazladan bi' 60 lira daha vermek işime gelmedi.

Lan bu airties'ın çağrı merkezi gerçekten çağrı merkezi mi? Var mı böyle bir yer?

Helecanlı bir şekilde kalbim 3500 atarak eve gelip kurulum işlemlerine başladım. Aaaa kolay gibi gidiyordu, pek bi' süslemişler arayüzü. Tüm ışıklar yandı, start your engines'e geldik, eee "çat". durduk. Algı problemi var. Algılanamıyor bi'şeyler. Herşey ok'de bu algılanamama ne oluyor, acaba sorun bende mi? Evet sorun sende değil bende, lütfen, bu ilişki daha fazla yürümeyecek, ayrılalım, sen daha iyilerine layıksın.

Arayayım şu çağrı merkezini de bir sorayım bakalım sorun onlarda mı bende mi diye düşündüm. Olabilir yani sorunsuz insan olmaz, sorun bende de olabilir, ebende de olabilir.

Saat 23.00. Ara ara ara ara ara... bak özellikle uzatıyorum ki okurken bile insan sıyırıyor insan. Ulan birisi de açsın şu telefonu. Habire otomatik bi' kadın, bana, seri numarasını not edin, adsl ışığının yandığından emin olun, ttnet'in telefonu şu, önce orayı arayın, elemanlar diğer müşterilerle görüşüyor, bıd bıd da bıd bıd. Lan kardeşim (Bak kardeşim diyorum, ama lan da diyorum, demek ki sinirleniyorum.) nasıl bir müşteri yapınız var sizin ki, saatlerce bir telefonu bağlayamıyorsunuz. Hayır yani, "açmıyoruz bu saate çalışmıyoruz" falan deyin, bilelim aramayalım, boş yere sinir olmayalım.

Ertesi gün sabah işten aradım. Birisi çıktı telefona, anlattım derdimi, virüs programınız engelliyor sanırım, ben yönlendireyim beraber çözelim sorunu falan dedi. (Bak yaklaşım güzel, yardım et, et de, ulan evde değilim ki ben.) "Ya" dedim "Ben evde değilim, akşama eve gidince ararayım halledelim" dedim, tamam not alıyorum ben falan yaptı işkembeden kapattım telefonu.

Eve gittim saat 19:30. Aradım. Yine aynı otomatik kadın. (şaka maka bayağı alışmaya başladım ben bu kadına, hoş sesi var, gerçekten var mı acaba, ulan kocası dinlemiyordur kadını herhalde benim dinlediğim kadar.) Yine aynı martavallar. (vayt yeni kelime.) Yine kocaman bir hüsran.

Ulan dedim adam virüs programı falan zırvaladıydı bi'şeyler, hadi olm kastır bakalım diyerekten kastırmaya başladım. Onu kaldır, onu diseybıl et, onu sil, bunu yükle, eski modemi tak, onu yükle, çalışmıyor, kaldır, disable at, ağ bağlantılarına gir, ethernete bak, usb'den tak, yenisini kur, kapataç, tanımadı, kaldıri bi'daha kur, hay a.q. deli olacam.

Dipnotdediğindipteoluramaorayakadarbekleyememşimdi: Ya sorunun bilgisayardan kaynaklandığını az çok tahmin ediyorum,ya ethernet ya usb, ama tam olarak nerede bilemiyorum ki, hani teknik destek uzmanı ya, ulan bi konuşsak, sorun şundan falan dese boş yere uğraşmayacağım ben. Bi' de gitti virüs programı falan dedi hedef şaşırttı, uğraştırdı.

İyice sinir olduktan sonra, hay dedim nerede ulan bu anakartın cd'si. (Kafaya koydum basacam formatı.) Asıl bahtsız bedeviyi çölde tavşanlar kovalarmış, cd yok. (Lan sorunu kökten çözeyim dedim onu da yapamıyorum.) İyice kaldım mı sap gibi. Aramayı da bıraktım çağrı merkezini, nasılsa halledemiyoruz bi'şeyi.

Şimdi kurtarıcı bi' melek bekliyorum, gelsin bi dokansın orasına burasına, bi can gelsin sevgili bilgisayarıma. Yoksa basacam formatı yeminlen. [Çünkü indirdim driver'ları internetten hihihihi eki eki ekiiii kehü kehü kehüüü, lan saçma saçma gülme.]

Ha, tabi bildin, şu anda evde değilim.

Replay - Ken Grimwood




Yalnız bir geyik kafasını kaldırıp korkudan titredi, sonra olduğu yerde kalakalıp üstünde kalan devasa ve sessiz kuşlara baktı.



Jeff gülümsedi ve ona bir peçete uzattı.
"Bu ne için?" diye sordu Pamela şaşkın.
"Küçücük parçalara bölmen için."


23.10.2009

Ehehehe yok öyle bi'şey


Maalesef yok öyle bi'şey :)

21.10.2009

Lan n'oluyo?


N'oluyo lann?

[2 günlük toplamda evden sadece 10 dakika internete bağlanabilen bir insan başka nasıl tepki verebilir?]

[TTNet'le mi görüşmeliyim? Bana TTNet'i bağlayın. Henüz bana stabil bir bağlantı sunamayan TTNet nasıl bağlanacaksa o da ayrı mevzu.]

[Bak stabil falan dedim. Kesintisiz manasında.]

[Acele yazıyorum, her an kopabilirim günlük. O beni koparmadan ben kendimi koparıyorum.]

19.10.2009

Belgeseldir hayat bazı bazı derinden


"Fazla Mesailer" çok çalışkan bir kabiledirler.
Saat 22'de falan eve gelir,
Hazır paketlenmiş yiyeceklerle beslenir,
Soğuk çay içerler.


Ve demiştik ya, güzel şeyler hep kısa sürer diye, önceden,
İşte mesela bunun gibi yine...

[Burada şarkı var, göremiyorsan buraya tıkla]
[Yok, görüyorum da duyamıyorum diyorsan, şunun açık olduğundan emin ol]

18.10.2009

Öksürüyor muyum ki alkol alıyorum?


- E demiyorlar mı arkadaşların sen içmiyor musun diye?
- Diyorlar...

Sevgili günlük, çok sevgili iki arkadaşımın doğum günlerini kutlamak maksadıyla sana, [bugün şu anda nerededir ne yapar bilmediğimiz (aslında çok da ilgilenmediğim)] Çelik'ten, "Möyğhaneci Sarhoşum Bu Göce" isimli şarkıyı hediye ediyorum.

Evet, dediğim gibi iki arkadaşımın [aslında aynı gün olmayan ama ufak bir takvim hareketiyle aynı güne denk getirdiğimiz] doğum gününü kutlamak için Beyoğlu'nun gözde eğlence mekanlarından [Ahahaha ne lan bu magazinel tavırlar?] Asmalı Mescid'teydik Cumartesi gecesi. [Hee evet iki rekat namaz kıldık, mescid ya. İmam geldi sonra 3 kulhuvallah 1 elham okuduk üfledik doğum günlerini kutlayıp dağıldık, töbe töbe. (Aslında adıyla fazlasıyla çelişen bir mekan ok anlıyorum.)]

Gerçi bizim olayımız saat 20:00'den sonraydı, ama ben 16küsur'da oralardaydım, ve erken gelmiş olmanın faydasını trafiğe takılıp geç kalan arkadaşlarımın suratlarındaki acı gülümsemeleri görünce gördüm. (Ne saçma bir cümle oldu. Zaten erken gitmiş olmak için gitmemiştim işim vardı onun için erken gitmiştim, neyse uzadıkça saçmalaşmaya devam ediyor.)

Sabahtan beri açtım, ve akşam 20:00'den sonra fiks menü karnımı doyurup eğlenebileceğim arzusuyla yanıp tutuşarak dolaşıyorduk 15 metrede bir havalara fırlatılan mavi fırfır bi'şeylerin uçuştuğu İstiklal Caddesinde.

"Olm" dedim, "hediye de almak lazım aslında." Ne alalım, ne alalım derken, ikisine de birer tane o havalara atılan mavi dönerli oyuncaklardan aldık. Çok ilginç şeyler lan, valla.

Ama ben demiştim bi' yarım ekmek döner yiyip de gideyim diye kendi kendime...

"Fesleğen" isimli mekanı uzun arayışlar sonunda bulduğumuzda "Olm meyhaneymiş ya burası?" diyerekten aç kalacağım korkusunu iyiden iyiye yaşamaya başlamıştım. İçkisevmez bir insan olarak "ulen meyhanede doğum günü kutlanır mı?" sorunsallarıyla başa çıkarak daldım içeri.

Öneri notu: Mekan güzel bir mekan bu arada.

Neyse efenim, mezeler falan, efendi garsonlar falan, saz ekibi hafiften fasıl ortamı falan, yani ortam fena değil, hele içeride sigara içilmiyor olması da ayı bir güzellik katıyor, her ne kadar sıkışık oturulsa da biraz, fazla hissedilmiyor.

Ulan yemek diye de hamsi tava geldi iyi mi, hay ben şansımı bilmemnapim. Garson efendi 2 3 börek getir de bari dostluğumuz pekişsin...

Bu eğlenceli gecenin sonunda eve girdiğimde saat 4'e geliyordu, uyandığımda ise 12'ye...

- Oğlum geç geldin galiba bayağı?
(Yahu bekler işte ben bilirim, de işte söylemiştim zaten beklemeyin beni gece diye...)
- Ya 4'e geliyordu, anca.
- Arabayla mı döndünüz?
- Dolmuşu kapattık, neredeyse evlere servis gibi oldu.
- Aa iyi olmuş. Çok mu içiyorlar çocuklar?
(Evet çok içiyorlar...)
- Yok be, işte maksat eğlenceye kapak.
- E demiyorlar mı arkadaşların sen içmiyor musun diye?
- Diyorlar...
(Bekledim sonra biraz, heyecanlanmasın o, biraz durulsun kalbi çarpmasın.)
- Baktım öyle bi' duble, maksat gönüller bir olsun.
- Aman oğlum...
(Heyecan yapmasın, heyecanlanır şimdi...)
- :] Ee, ne yiyoruz?
(Sek olduğunu bilmesine gerek yok...)


Çok önemli editbüdüt:

Bu "Fesleğen" denen mekanın erkekler tuvaletinin kilit kısmısı çok tehlikeli çalışıyor, böyle biraz haşin kapatınca küt deyip içeride kilitli kalma korkusu yaşıyorsunuz, çevirdikçe boşa dönüyor falan, sonra biraz gıdısını okşayınca açılıyor.

Ha bir de o soldaki ilk masanın arkasındaki büyük klimanın yanında "Penguen" dergisi var, benim o, gelicem alıcam Cumartesi, atmayın onu.

Especially



Gözlerim yanıyor sana bakarken...

especially...

40 saniye

Bir şarkı son 40 saniyesi için dinlenir mi?
Dinlenmeli mi?


17.10.2009

Gripte Ötelemeli Transfer Fonksiyonu (GÖTF)

Şimdi bu grip hastalığı çok netameli bi'şey günlük. Sen kendini korusan da korumasan da bilmemkim beyler otosandan çıkıyor borusana giriyor. Anladın sen onu, olan sana oluyor her şekilde en sonunda tam zamanında şu anda burada.

O kadar vitaminiydi, ek besiniydi, aman üşütmemesiydi, falanıydı filanıydı, [en çok da bu falanla filan zaten, onlar tam grip koruması] derken, kendini bilmez idiyotun birisi gelip de üzerinize üzerinize "hepşüüeeeee"leyince, işte o an İstiklal Marşını tersten okumaya başlıyorsunuz, hayat sizin için daha bir anlam kazanıyor, daha bir mavi oluyor gökyüzü, daha bir sevimli geliyor asfalt.

Ha şimdiye kadar her türlü hapşuruk saçmalı organizmadan kendimi korumuş olsam da daha fazla dayanamayacağım sanıyorum, zira çevremdeki herkes birer birer borusana giriyor evet. Ki zaten boğazlarım hafiften ağrımaya başlamıştı dünden söylemiştim. Neiy? Hatırlamıyor musun? Lan kime anlatıyorum ben bunları?

Ama bak misal bir Japon'u ele alalım. [Evet bu adam gecenin bu vakti bir Japon'u neden ele alıyor?] Bak mesela bir zamanlar "japon malı tapon malı" deyip aşağıladığın, sonraları da aman 2 lira fazla olsun sony olsun diye ağaçlara tırmandığın malları üreten bu millet, böyle aksırıklı tıksırıklı, hapşuruklu mapşuruklu, öksürüklü möksürüklü [daha ne kadar devam edeceksin?] mikroplu mikroplu [haah kaldın mı öyle] bir hastalığa yakalandığı zaman, cart diye geçiriyor ağzına maskesini, onunla geziyor. Aman diyor mikroplarımı bulaştırmayayım insanlara, insan insaaaan.

Hadi maskeyi geçtim [maske bize fazla], ulan adam hapşuruyor da, elini ağzına bile götürme ihtiyacı hissetmiyor. Hadi götürdü diyelim, hapşurdu ağzını da kapattı, ulan deve, elini bi' sil bi'şey yap, şap diye tutuyor mesela otobüs minibüslerdeki tutma borularını. Töbe töbeeeeeeee. [Zaten tavuğundan tut atına kadar her tür hayvanla anılmaya başladı adı bu günlerde, lan insan bi' tedirgin oluyor yeminlen.]

İşte o zaman n'oluyor? Bilmemkim bey otosandan çıkmış oluyor, borusana girmiş oluyor.
:]
(Gül gül sen.)

15.10.2009

Boğazlar sorunum çözülmedi gitti

N'aber sevgili günlük girişi, nasılsın. Beni soracak olursan öncelikle sana bana kalbin kadar temiz bu sayfayı ayırdığın için teşekkür ederim. Çünkü benim akıl yaşım hala 12, ekiükühü. [saçma gülme efekti.]

Boğazlarım ağrıyor. Yutkunma güçlüğü çekiyor ve her yutkunamayışımda hastalanıyorum galiba diyerekten için için üzülüyorum.

Az önce kaşık kaşık bal yuttum rahatlatır diye. Dilimin üzerine koyup boğazımdan aşağıya süzülmesini sağladım. Acayip. Bal acayip bi'şey. Neyse. [Zaten hiçbi'işe yaramadı.]

Yarın bizim küçük yeğenin doğum günü. [Sonra doğana küçük yeğen diyorduk biliyorsun artık bunu bana milyonlarca kere söyletmesen diyorum.] Peki şimdi ne takvim mevhumu ne de yıl mevhumu olan bir ufaklığın doğum gününü, bugün senin doğum günün, iyi ki doodun diyerekten kutlamak ne kadar reel. (reel?)

Yani misal mesela farazi aralıksız biteviye aşina nümayiş (noluyo lan bildiğim tüm garip kelimeler bi' anda saçılmaya başladı :] ) yani mesela aslında doğum günü geçen ay olsa ne farkeder? Kim farkeder? Ne sen farkedersin, ne o farkeder, ne polis farkeder, ne de çöpçüler.

Körolmayasıca kahve otomatları aşkımı köpürtmüşler.

Ah aşkım dedim de aklıma karagitarım geldi. Bugün onla bi' kaynaştık bi'kaynaştık, anam ah dağlar yerinden oynadı yani öyle diyim. Çok acayip sesler çıkarttım kendisinden. [Her ne kadar daha dilini çözememiş olsam da artık vücut diliyle idare ediyoruz şimdilik.] Dur daha sen ben sana daha neler yapacağım...

Oldu o zaman bitti. :]

14.10.2009

Aynen Kovalaynen Aynen


"Oğlum bu sosyal medya adamı mahveder ha söliym..."
- Benni Kovalaynen (2003)


İşte, sosyal medyanın gelişiminin ilk yıllarında İsveçli topograf Benni Kovalaynen olayı aynen bu cümleleriyle açıklamıştı.

Bugün yıl 2009, [bugün yıl 2009 ne demektir?] ve işte insanlık sosyal medyanın esiri olmuş durumda.

Olduk. Oluyoruz. Olmaya devam edeceğiz...

Rahat uyu Kovalaynen, her nerede like'lanıyor, dürtülüyor ya da ban'lanıyorsan.
:]

(Ahahaha yok olm böyle biri manyak mısın nesin...)

Kontinyus Augustus Burnus Redus

Sevgili günlük, Chuck ne zaman başlayacak acaba sorabilir miyim? Hayır yani bi' devreye girsen bi'şeyler yapsan da biraz erken başlasa. Hadi be hacı.

Sıkıntıdan şarkı indiriying şu anda günlük. Lastefemin kendi gitti skrop aleti kaldı. [Skrop ne lan?] Orada rastlıyorum da, bakıyorum da, aa diyorum da, bunu da indiriyorum. Bak bakk baak kafiyelerini yesinler. (Evet, gorsana hayır. Garsona da hayır.) Valla sıkıntıdan, ticari bir kaygı güdüyorsam: sıfırbeşyüzbıdıdı fıtıfıtıfıtı vıdıvıdı gıdıgıdı. (Ya komik misin nesin genç.)

[Güdüyorum, güdüyorsun, güdüyor, güdüyoruz, güdüyorsunuz, güdüyorlar, güdülüyoruz, güdü, güd.]

Ahaha bak indiriying dedim de aklıma geldi. Aslında aklıma hiç bi'şey gelmedi. Böyle yazınca simpıl kontinyus tens daha bir anlam kazanıyor iç dünyamda. lan simpıl değildi ki presentti. Neyse. Hayat zaten kontinyus.

"august burns red" diye bir gruba rastladım. Safi gürültü yeminlen. Fena değil ama. Vay anam onlar nasıl gitar çalmaktır öyleler. (Bak cümle yapım bozuldu o derece.)

[Aaaa, bak ama şu backspace'in kastırması beni en sonunda çileden çıkartacak. Bassana lann.]

Bak günlük, hani bir şarkı indirirsin de, "enkuüeöü in vinamp" diyeceksindir, elin mi kayar artık n'olursa o anda ilahi bir şeyler olur, küt diye "piley in vinamp"a tıklarsın ya. Aah işte o an çok isyan edilesi bir andır. Allah kimseye yaşatmasın. İşte o zaman 1917 artık senin için çok farklı şeyler ifade etmeye başlar. [Bildin aferin.] (Ama henüz ben o el kaymasını yaşamadım :] Eki eki sevin sevin.) Önceden yaşamıştım bi'kere, sağolsunlar Bakırköy'deki rehabilitoglar çok yardımcı oldular. (Rehabilitog: Rehabilite edebilitesi olan abiliteci.)

- Cik cik cik ciivicivicivi cik cik. ( kapı zili bu)
- Anne kim gelmiş?
- TDK'dan gelmişler evladım.
- Aa neden ki?
- Tutkallayacaklar mış seni.
- Ahaha tutuklayacak olmasınlar?
- Yok Türkçeyi böyle katledenlerin ağzına tutkal sürüyorlarmış.
- Bak hemen de sosyal mesaj verdik.
- Valla öyle.
- Kendi kendine konuşuyosun.
- Evet annem mutfakta çünkü.
- Oldu o zaman.

Dün akşam durup dururken aklıma ne geldi. Bak söylüyorum. Bir adam ile bir kadın evleniyor ya mesela, şimdi bunlar dünyanın en modern insanları da olsa, dünyanın en rahat insanları da olsa, dünyanın en geniş insanları da olsa, sokakta okulda evde kimseyi takmadan şapşup öpüşebilse dee, evlenirken adam kadını alnından öpmelidir bence.

Neyse günlük, şu Chuck olayına bakıcaksın değil mi? Hadi yap bu güzelliği.

Bak dur, sana bir şarkı ekleyeceğim birazdan, adı "meddler" olacak. Ama dinlemeni tavsiye etmeyeceğim.


Evet ekledim.

12.10.2009

Günün getirdiklerinden seçmece karpuz

Ezel diye dizi başlamış günlük, pek bi' hilginç bi'şeye benziyor. Bi'de Kapalıçarşı diye bir dizi var bak o güzel, hilginç değil.

Eve nasıl girmiş olduğunu bilmediğim aloe jojoba'lı bir şampuan var. Yoğun ısrarlar üzerine (ulen ne ısrarı başka şampuan yok evde) şampuanı kullanmaya başladım. O da hayrı bi hilginç. Kullanmaya başladıktan sonra geçen gün annem "oğlum senin saçlarını döküyor bu şampuan galiba" dedi. (E alıyorsunuz bilmediğiniz şampuanları böyle olur tabi, anaam genç yaşımda kel kalacam vay ben ölem, vay aman dağlar oy ben nidem, nirelere gidem. :] Vay ben niye gülüyom.)

Ondan sonra, saçları döküldüğü için kafasını kazıtan ama bunu aslında şekil olsun diye yaptığını savunan insanlar kategorisine girecem yakında. Oley çok mutluyum. (niye ki?)

Ulen dün armut yedim. Bi ısırdım içerden minik çapta bi tünel çıktı, sanırım tünel sahibini yemiş olabilirim. Çünkü herhangi bir canlıya rastlayamadım tünelin içinde. Bühühü.

Zodyak yılı ne lan?

Bugün ilkokul öğretmenim aradı. Herhalde 4 5 yıldır görüşmüyorduk. Keyifsizim be Cumhur dedi. Kocası vefat etmiş. Rahatsızmış. "Hocam" dedim, "V ile her görüşmemizde ah diyoruz hocaya da gidemedik bi türlü diyoruz", dedim. (Sonra da böyle düşük bir cümle kurunca lafı yerim artık diye beklemeye başladım :] ) "Aaa o da evlenmiş aldım haberini" dedi. "O zaman gelini de getirelim" dedim gülümser bir ses tonuyla. "Sende var mı bi'şeyler dedi". "Yok daha" dedim. "Aman aman iyi boşver." dedi. Kendime not: Bi'ara hocayı ziyarete git. ok.

Ondan sonra benim uykum geliyor yavaştan.

Ondan sonra da onbir.

Passenger'dan Anders Friden söylüyor, "Just the Same" diyor.
(Kendisini severiz. Aslen In Flames'in solistidir ama Passenger da hariçten gazel okuduğu başka bir gruptur.)

Oldu.

Bi'de bu var. Biraz da bundan al. N'olur bak valla arkandan ağlar.


Passenger - In Reverse

Neyse ben gidiym.

11.10.2009

Bloga video katıştıran insanın haleti ruhiyesi (vaay haleti ruhiyesi falan)

Sevgili günlük, her duyduğumda takılıp kaldığım, gördüğümde oturup izlediğim bir şarkı.
Şimdi sana videosunu katıştırıyorum. Ouu katıştır beybi.



Nort: Bu şarkı da bende aynı alüminyum doğramalı gri amerikan otobüsü etkisi oluşturur. :] Gördüğün gibi haleti ruhiyem pek saçma gidiyor.
Nort: Ahahahaa, gördün mü deli yazıyor klipte. :]

özlü sözün bi' olayı olmalı

Bak adam çok güzel söylemiş;

"Bazıları yaşayarak ölür, bazıları ölerek ölür."

(Lan çok mu saçma oldu :] tam olarak böyle dememiş de olabilir aslında. Neyse okuyunca anlarım ben...)
(Nerede duyduk: Bakınız: "Esaretin Bedeli")

Edüt: Hatırladım sanki;

"Bazıları yaşarken yaşar, bazıları ise ölürken."

(Bu da saçma gibi oldu. :] Neyse, zaten okuyunca anlarım demiştim, iyice anlarım artık.)

Otobüs çeşitlemesi

Yahu sevgili günlük, şu eski amerikan filmlerinde falan gözüken alüminyum kaplamalı şehirler arası otobüsler var ya, gri evet, ulan ben çok seviyorum onları. Keşke Türkiye'de de olsa, böyle rahatsız deri koltuklar falan, sürgülü camlar falan, acayip ya. Neden bilmem acayip bir yakınlık hissediyorum o otobüslere. Böyle cam kenarına oturup camı açıp dışarı baka baka gitmek geliyor içimden.

Bir de şu sarı okul otobüsleri. Hani şu motor kaputu bi'metre öne öne çıkmış, açılır kapanır kapısı, duble tekerlekleri olanlardan. Ulan onca sene okudum bi' okulda da şöyle bi' otobüse denk gelemedim. Zaten denk geleni de görmedim.

Bu iki tip otobüsten de Türkiye'de görmüşlüğüm de yoktur hattızatında. Satmıyo musunuz lan bunları başka ülkelere. O kadar film çeviriyorsunuz, otobüsler, yolculuklar, konnektikıt'tan teksasa falan. İnsanlar bunları izler, binmek ister, beğenirler, çocukluk ukdesi olarak kalır falan, şunlardan yapalım da satalım diyeniniz yok mu lan? Her yerde mersedes her yerde mersedes, ulan almanyada bile bu kadar çok mersedes otobüs yoktur diye düşünmeden edemiyorum. [nasıl bağlandıysa bu cümle oldu valla :] ]

Neyse, özetle; alüminyum doğrama otobüs istiyoruz.

10.10.2009

Nerelere gidilebilir, neler yapılabilir, nedir yani?

Sevgili günlük, bak dışarı çıkacağım dışarlarda takılacağım diyorsan, çalışan insanın en favori akşamı Cuma akşamıdır, aha da yazıyorum buraya. Ertesi gün de tatildir, oh'tur. Böylelikle tatil daha erken başlamış gibi olur, Cumartesin Pazarın sana kalır. Oldu.

Ben bu mantaliteye sahip biri olaraktan dün akşam dışarılardaydım. (Dışarılar neresidir?]

Süpernot: İş çıkışı dışarılarda takılabiliyor olmak gerçekten bulunmaz nimettir. Yaz bunu da bir yere. [Eee, pardon ama sadete gelsek? Uzattın bayağı girişi.]

Evet geldim, Taksim dolayları genelde arkadaşlarla nadiren de olsa buluştuğumuz yerlerdir bizim, çok sık olmasa da arada bir gider avokado'da, [avokado değil lan ekvator], -buraya sürekli avokado diyesim geliyor, hatta diyorum- bi'şeyler yerim. Geçenlerde çikın fajita yemiştim güzeldi. Tavsiye olunur. [Avokado diye bir yer var mı acaba merak ettim şimdi, bulursam bir de oraya bakayım. Ee iyice kopuyorsun konudan. Farkettim.]

Bir de Küçük Beyoğlu diye bi'yer var, biliyorsundur. (Biz de sevgili burcu sayesinde öğrenmiş idik, bilmemek ayıp değil, öğrenmemek ayıp.) Daracık bir sokakta sen de 50 ben diyim 100 tane masa, herkesin eli kolu herkesin masasının bi'yerlerinde, yapışık bir düzen, süpersonikseste bir müzik, (tamam müzikler güzel ona bi'şey demiyorum, ama yüksek be kardeşim, resmen bağırıyorsun konuşurken), terası falan var, ama akşam vakti tıka basa dolu, falan filan neyse. Ha nereye getireceğim konuyu bilmiyorum. Çok kalabalık olmasından dolayı kim kimi itiyor, kim kimi çekiyor belli değil, bir de sokak olması dolayısıyla oradan geçmeye yeltenmiş gelip geçici sanşsız kalabalık var, (yahu kardeşim başka sokak mı kalmadı, deli mi si nizne si niz? Neyse gene.)

İçkisevmez biri olaraktan her seferinde garson efendilere "buzlu çay" diyorum, adamlar da bön bön suratıma bakıyor, işte o çok hoşuma gidiyor, hihi hihi hii. (hihi hihi hii, worms armageddon gülüşüdür, biline.)

Kendi mixini kendin yap projesi: Buzlu çay + limon + mariyaççi.

Biraz daha az kalabalık olsa, biraz daha az gürültüsüz olsa hoş bir yer bile denebilir. Hatta terası bayağı bayağı güzeldir.

Neyse bugün de Cumartesi, hava da güzel, bilgisayara takılıp kalmayın, çıkın gezin falan. Alın bunu da indirin mp3 player'ınıza, cep telefonunuza falan, dinleye dinleye takılın. [Korsana da hayır bu arada, evet.]

Günün kıyak şarkısı:



- Ne diyor evlaadım, ne diyor?
- Teyzecim diyor ki, "it's time to get out" diyor.
- Neiy?
- "it's time to stand out" diyor.
- Neiy?
- Oooy.
- Yakın gözlüklerimi de bulamadım zaten.
- Aç aç sesi aç sen boşver. :]

9.10.2009

Gözümü kaparım vaziyeti kaparım

Dakikalardır gözlerimi kapatmış son ses şu aşağıdaki şarkıyı dinliyorum günlük:


Çünkü bu şarkı gözü kapalı dinlenir.
Gözü kapalı dinleyebilirsiniz.

Ruuun!!
(İnmiyor mu şöyle sırtından aşağıya doğru? Benim iniyor...)

8.10.2009

Ne oluyor?


Ne oluyor biliyor musun günlük;

İnsan üzülmüyor artık öyle her şeye...
Mekanik küfürler edesi geliyor zaman zaman...
Tabi ki geçiyor...
büyüdükçe...

7.10.2009

so much space to decorate

Güzel şeyler kısa sürer. Tıpkı şunun gibi:


So much space to decorate... [Ohha lafa bak...]

Lan çenem koptu yeminlen

Oğlum bu ne iştir anlamadım. Aylar sonra, tatildi ramazandı derkene şu arkada kendini kaybedip hafiften çürümeye başlamış olan bir dişçik vardı. Şu evet en sonda olan sağda arkada hah bildin. Onun için dişçiye gittim. Hay gitmez olaydım vay anam dağlar oy ben ölem.

Ulan zaten hafiften dişçilere karşı antipati besliyorum, ne antipatisi korkuyorum ulan, ama işte sonradan daha büyük çürükler kanallar manallar olmasın diyerekten İsviçreli bilim adamlarını dinleyip 6 (Evet altı) (Evet ben de inanamıyorum) ayda bir gidip böyle ağzı açık ayran budalaları gibi tavan seyrediyorum.

Ama bu seferki cidden acıttı.

Önce iğne yapıcaz dedi, uyuşturalım, [kardeşim benim bünyem uyuşturucuya dirençlidir ama du bakalım, başla hele bi sen.]

Cart soktu avurduma avurduma, lan dur baytar mısın napıyorsun. Ben tabi bi' (tabibi?) zıpladım koltukta. Oradan bi' çevirdi mevirdi bi' de döndürdü yanağın arkasına doğru cızt. Ulan dedim içimden [çünkü adamın iki eli de ağzımda konuşamıyorum.] ulan dedim o iğne olmadığında da elinde acaba bu kadar cesaretli misin sen bre melun? [Ne saçma :] dedem padişahtı sanki, melun nedir? kavun gibi mi? Ayyh uzatma.]

Sonra bi' duruldu, bekleyelim uyuşturucu yayılsın. [Yayılsın bakalım.] Orası uyuştu mu, burası uyuştu mu, şurası n'oldu, burası önceden var mıydı, aa şurası ne? yok edim uyuşmadı daha.

Hay demez olaydım, o zaman bi'tane daha yapalım deyip aldı bi' enjektör daha. Hay çenem kopsaydı, (lan zaten koptu aha) Tabi biraz uyuşmaya başladığı için ikinciyi çok hissetmedim aslında ama gıcıklık olsun diye ah ıh falan yaptım bir iki kere.

Yanağa yayıldı mı, dile geldi mi, tık tık tık (dişe vuruyor) hissediyor musunuz? [Hissetmiyorum ulan, tak tak tak na'pıyon.] "Yanağınız uyuşmaya başladı mı?" diye sordu gene. "Yok daha uyu..." dememe kalmadan "O zaman bi..." diyordu ki, içimden "anaaaam" diye bir çığlık atıp, "aha" dedim "şimdi biraz başladı uyuşmaya." (Yok yok aha demedim sanırım) (Lan bir daha yapacak bayağı endişelendim, belli de oldu herhalde) "yok biz bi'tane daha yapalım tam olsun" dedi. (e olsun bakalım, yanak yanak değil süzgece döndü.)

O kadar uyuşturucuyu alınca benim yanakla beraber kafa da hafiften leyla olur mu acaba endişeleri içinde açtık ağzımızı beklemeye başladık.

Yahu ne korkunç aletler onlar abi, kaç keredir gidiyorum hala alışamadım, fiyuuu. Oymaya başladı abimiz dişimizi, resmen bildiğin minyatür matkap lan. Diş bi'de arkada, ulaşamadıkça ağzımı gerdiriyor, lan napıyon zaten ağzım küçük benim ne gerdirip duruyorsun, cart diye yırtacak ağzımı mahalle karısı kılıklı ya.

Tabi uyuştuğu için artık bi'şey de hissetmiyorum, kanırttıkça kanırtıyor abimiz de, oh, düştük mü eline şimdi, neyse rutin diş hekimi dakikaları sonra. Oraları geçiyorum. Neyse bitti, 40 lira ödedim bi'de, ulan resmen mazoşist işi ha, kendi paranla işkence çekiyorsun.

"Çat" telefon, "abi nerdesin", "geliyorum 5 dakkaya ordayım", "abi bilmemkim bey aradı, toplantı falan dedi", "tamam olm geliyorum", "ben de dedim dişçiye gitti", "tamam olm konuşamıyorum zaten geliyorum, saat 2 de değilmi toplantı daha 10 dakika var", "tamam", "tamam".

Abi işe geldim, dil uyuşuk zaten, çene desen gerilmekten artık iyice folloş olmuş, kaymış kopmuş gidiyor. toplantıya gireceğim, bilmemkimbey karşımda, "A Cumhur bey geçmiş olsun, hayırdır." "Yahu bilmemkim bey, dişimde ufak bir operasyon yaptırmam gerekti de, şimdi de biraz uyuşuk, o yüzden tam net konuşamıyorum, artık kusuruma bakmayın." ama bu cümleyi kurarken herhalde on kere falan ısırdım dilimi cünkü ağzım kapanmadı, farkettim. Bayağı da uzun kurmuşum bak yahu gereksiz yere, neyse. :]

Sonra tabi zamanla o uyuşukluk geçip, yerini ayrılan çenenin ağrıları almaya başladı. Oooh, dişi bıraktık çeneyle uğraşıyoruz iyi mi.

Eve geldiğimde hâlâ ağrıyordu. Şimdi ise Apranax'ı bulana dua ediyorum. Allah senden razı olsun kardeşim ne mübarek adamsın sen ya. Adam mısın kadın mısın onu da bilmiyorum , neyse işte ne mübarek insansın ulan sen.

[Oha amma da uzun anlatmışım, bütün gün konuşamayınca tabi birikti birikti patladı böyle.]
:]
Bitti.

6.10.2009

Petberg


Küresel ısınma...
;] anladın sen onu.

Sevdiğim şarkılara şiir yazıyorum iyice manyadım


İlk duyduğum andan itibaren, evet...
Özür dilerim senden...
Daha önce bulmalıydım seni...
Diğer bütün hepsinden...

I want nothing else at all...


sadeceikidakikayirmibirsaniyeyetiyorbazeninsanınkafayıyemesine
"i want nothing else at all..."


[Not: Evet aynı zamanda Alpella-Ole'nin reklam şarkısıdır. "Goldfinger - I Want", Aaah ulan ah. Ah ben bu kadar rahatsız olmayacaktım, duramıyorum lan... (Zaten şiirin de sonu uymadı, neyse...)]

Allaah'ım delircem :]

4.10.2009

Fuel'in Falls on me'si Oasis'in Wonderwall'ına benziyor

Dinleyelim...

"Fuel - Falls on me"

Bak şimdi bu şarkı var ya, "Fuel"den "Falls on me" deminden beri dinliyorum dinliyorum, ulan diyorum bi' şarkıya benzeteceğim ben bunu ama hangisine...

Kafama sonradan dank etmişti, aslında şarkı benzemiyor, başındaki gitar ile aralarda baslar ve mini mini sololar benziyordu. Evet çok şaşırmıştım. "Oasis"in "Wonderwall"ı gibiydi. [Neden böyle olayı hikayeleştirdim ki şimdi? Dramatizasyonlara gelesin püü. Neyse geçiyorum.]

Şimdi bi'daha dinledim de sanki benzemiyor mu yahu acaba? Bakayım, yok yok valla benziyor biraz, andırıyor yani. Aaa hatta Wonderwall'ın sonunda, en sonda çalanın aynısı be. Yok aynısı değil gibi de işte bayağı bayağı benziyor yahu, yok yok aynısı lan. Ohoo aynı oğlum bu. Ama güzel şarkı şimdi onu da söyleyelim.

Dur onu da ekliyorum şimdi, ispat diye buna derler.

Dinleyelim...

"Oasis - Wonderwall"

Benziyor abi benziyor...

Dipnotdediğinherzamandipteolmalıdır: O değil de "Black Label Society"den "Sold my soul"un girişi de "Greenday"in "Boulevard of broken dreams"ını andırıyor, ama onu da başka bahara artık.

Ahahaha, ulan aynısını eklemişim iyi mi Oasis diye. Dur düzeltiyorum.
Onu dinlemeyiniz bunu dinleyiniz...

Öz"Oasis - Wonderwall"

Dipnot da yukarıda kaldı. O kadar da dedik dipnot dediğin dipte olur diye ama şimdi hiç de kesesim ve yapıştırasım yok. Kalsın bu seferlik prensiplerimden ödün veriyorum. [Deli midir nedir?]

:]

Psikolojik online ziyaretçi sınırı


Evet sevgili günlük "6 online ziyaretçi" saykolojik sınırını bu sabah itibariyle aşıp yeni sınırı "9 online ziyeretçi"ye çekmiş olmamızın şerefine;

Pazar sabahıma eşlik eden şu aşağıdaki überdingil parçayı az önce buralarda takılan siz 9 ziyaretçiye armağan ediyorum.

Buyursunlar, tepe tepe dinlesinler...


"Crush 40 - This Machine"

Arananları verelim - Vol: 1

Sınırlı sosyal sorumlu bir blog olmanın getirdiği manyaklıkla, şu google'da arayıp arayıp da bu blogu bulan yolunu şaşırmış ziyaretçilere yardımcı olmaya karar verdim az önce.

Çünkü baktım ki 75 farklı anahtar kelime kullanıp da bu blogu bulan insanlar var, ve aradıklarının çoğunu da burada bulamamışlar, [peki bu blogu nasıl bulmuşlar o ayrı bir konu] insanlar cevap arıyorlar, insanlar arayıştalar.

Madem arıyorsunuz, alın buradan buyurun. Şimdi şu anda burada, aradıklarınızın bazılarını yayınlıyoruz :] Alfabetik olarak...

bilgisayarda ben beş kere shift tuşuna bastım yıllara girdim ve şimdi klavye çalışmıyor: Klavyen çalışmadığı halde bunu yazıp aramış olman gerçekten insanüstü bir hareket. Helal olsun diyorum. Boşver çalışmasın, sana klavye falan lazım değil zaten gördüğüm kadarıyla. (5 kere shift'e basınca yapışkan tuşlar açılır ama yıllar falan nedir onu bilemedim.)

bir kompozisyon yazalım: Yazın tabi.

çam fıstığı nasıl kırılır: Oha lan, harbiden bak bunu açıklamıştım ben. Vay be insanlara faydalı olduğumu hissettim bak şimdi.

dizimi bükemiyorum: Zorlama fazla, doktora git.

elsidiler: El Sidi'ler, Tunus dolaylarından bir aşiret. [Yok artık]

herşeyi yiyen adam bear: Aman bırak ya uzak dursun midesiz cibilliyetsiz.

internetten film izlemenin sakıncası var mı: Var. Kota girebilir.

kendi virüsümü nasıl yapabilirim: Len nasıl amaçlarınız var sizin?

korniş kim takar: Ulan dur bakayım ben de arayacağım ne çıkacak. Oha 5. sırada çıktım.

kırılmayan cevizi nasıl kırarız: Kırılmıyorsa üzerine gitmemek lazım. Tatlı dil dene. Şiddet her şeyi çözmez. Ama şunu da bilmek lazım ki her şeyin bir dayanma noktası vardır. Kırılmayan ceviz diye bir şey olmaz. Her ceviz kırılır. Nasıl, kafan karıştı değil mi, ulan vur kır nasıl kıracan başka.

limon gördüğümüzde nie ağzımız sulanır: Çünkü limon ekşidir. Daha önce limonun tadına bakmış ve ağzı yüzü buruşmuş birisi limon gördüğü zaman beyindeki limon yeme cisimcikleri harekete geçer, sanki limon yemiş gibi hissedip foşur foşur tükürük salgılarlar. Daha önce hiç limon yememiş birisinin ise ağzı sulanmaz, sırtı kaşınır. Daha önce limon yememiş ama portakal yemiş birisinin ise tüyleri diken diken olurmuş diyorlar İsviçreli bilim adamları. Denemişler sanırım. Ama yazılı kayıtlara ulaşamadım.

olmaya dabilir yazım: Bununla ilgili sevgili wolfanımın dayatmasıyla bu şekilde yazımı kabul edemiyoruz maalesef, onun yerine "Olmayabilir de" şeklinde yazıyoruz. Hadi bakalım. :]

oturunca dizimi bükemiyorum: Aa bak birisi daha vardı o da dizini bükemiyordu, iki üç kelime üstte, yalnız değilsin yani üzülme. Hımm yoksa o sen miydin? Aynı şeyi farklı kelimelerle arayıp da beni neden meşgul ediyorsun len, yürü git doktora anlat derdini.

titanyum gözlüğüm neden yamuk duruyor: :] Bunun iki sebebi olabilir. Ya gerçekten yamuktur ya da sende bir yamukluk vardır.

Dipnotdediğindipteolur: bunlar ciddiye alasınız diye yazılmadı. :]

Çizgi film

Yurtdışında yapılan bir keman performansı yarışmasında 2. olan küçük kardeşimize muhabir hanım soruyor;

- Çizgi film falan izliyor musun?
- Yok bıraktım.
- Ne zaman?
- 7 falandı.

?

Böyle mi oluyor bu işler?
Böyle mi olması lazım?

Anlık anne iletileri - Sayı 5 falan olabilir


- Sabahları yaptın mı kahvaltı, n'aptın?
- Bi' kaşık bal, bi' dilim ekmek, peynir falan işte, yapmadım öyle kahvaltı falan fazla.
- Aa ılık su, çay, limonata falan yapsaydın?
- Uğraşamıyorum ben kendimle çok.
- Kim uğraşacak?
- Sen uğraşıyorsun ya?
- Ne zamana kadar uğraşacağım oğlum ben seninle.
- Sonuna kadar işte.
- ...
- ...
- Ah oğlum, bu çiçekciğime bakmadın mı hiç, kurumuş burada?
- Orada çiçek olduğunu bile bilmiyordum ben.

3.10.2009

Lastik yakıyorum

Gölgede herkes güzel olduğu gibi, yalnızken de herkes ideal insandır günlük. [Bak bunu yaz bir yere.]

Çoğu kişinin kendisini kendisinden saklayan bir maskesi vardır yalnızken giydiği. Bu maske aslında yalnız olmayı kendisinin seçtiğini ifade eden bir tavra sahiptir. Dışarıdan bakıldığında yalnızlığı kendisi seçmiş olan, çoğu şeyi aşmış bir insan havası verir takana. Böylece aslında yalnız kalmayı kendisinin seçtiğine kendisi de yavaş yavaş alışmaya başlar. Ama aslında kimse yalnız olmayı kendisi seçmez, istemez. [Lan ne kadar çok "kendi" kullandım, paragrafa bak, anlatım bozukluğu sorusu gibi oldu.]

Bir insanın ne olduğunu anlamak istiyorsan onu sosyalleştirmen, insan içine çıkarman, kalabalıklara sevdirmen ve insanların gözünde bir yere getirmen gerekir. Sonra, saldım çayıra mevlam kayıra misali bir anda her şey değişecektir. Giydiği maske yüzünden yapmaya erindiği çoğu şey bir anda ruhi mücerret gibi bünyesinden fışkırmaya başlar. Çünkü basınç altında kalan gazların sıcaklığı da artar biliyorsun. Isınan gazlar ise bir şekilde patlar. Çünkü uluslararası bir formül vardır, "paran varsa ne rahattır." Ve normal şartlar altında bir mol 22.4 litredir.

Sosyalleşmeye başlayan insan artık hal ve hareketlerini diğer insanlara göre de şekillendirmeye başlar sosyopat değilse. Ki sosyopatsa zaten o kendi özel sosyal düzenini kurmuştur. Bu sefer de diğer insanları kendisine uydurmaya başlar, her iki durumda da ortada bir sorun var gibidir. Ve bu seni rahatsız eder.

Çok insan vardır bu şekilde şuurunu kaybeden, çoğuna belki sen de şahit olmuşsundur. Ki bu kişilerin sadece ünlü olması, magazinel bir hayata mensup olması ya da cemiyet içinde bir yere sahip olması gerekmez. [Olmuştur arkadaşlarınla tanıştırdıktan sonra kendini kaybedip bir anda kimin kimin arkadaşı olduğunu unutan insanlar etrafında ya, bunun gibi yani.]

İşte bu yüzden, sosyalleştirdiğin kişi hâlâ aynı dün tanıdığın kişiyse, yapış bırakma onu. O insan iyi insandır. Yamuk yapmaz sana.

- Oldu o zaman. Neydi bu şimdi gece gece saçmaladın yine.
- Yahu karnım ağrıyor biraz, keyfim yok, geldiler öyle.
- Ondan diyorsun.
- Tamamen.
- Başlık?
- Patinajla alakalı.

Şarkı hâlâ "Edgewater - Science of it all"

Who?

"Who will save me from myself?"

Sevgili günlük, şu anki yazıma "Edgewater"den bir dize ile başlamak istedim. Çünkü şarkıyı çok sevdim, hatta sana bir kıyak yapıp eklemeyi bile düşünüyorum bi'kaç yüz defa daha dinleyip sıkılmazsam yazının sonunda...

Çoğu kez böyle yazmaya başlayıp da ne yazacağımı bilmeden çok saçmalamışlığım vardır seninle biliyorsun, yine işte bu anlardan birideyiz. Üstelik bu sefer bilgisayarın başından kalkıp lambayı açmaya bile üşendiğim için karanlıkta yazmaya çalışıyorum. Tek ışıkçım sensin benim. Ahihohü şarkı gibi oldu. "Tek kürekçim sensin benim sen çekmezsen yürümez gemim" diye bir şarkı vardı hatırlar mısın bir zamanlar? Kürekle geminin yürüdüğü nerede görülmüş kü hem nasıl bir şarkı bu? Kalyon devirlerindeysek bile tek kürekçiyle olmazdı o işler yüzlerce kürekçi olurdu o zamanlar hem ayrıca? [Ne diyorum ben yahu?]

Büyük yeğenim aradı şimdi, dayı dedi, efendim edim, birazdan size geliyoruz dedi, gelin dedim, evde ne yemek var dedi, hiçbi'şey yok dedim, ananemi versene dedi, ananen komşuya gitti annenle dedim, tamam dedi, tamam dedim, kapattık. [Cidden yahu akşama ne yicez, bak beni de aldı bir düşünce şimdi.]

Kendime zaman ayırmaya başlamam lazım.

Aha annemler geldi, sevgili günlük benim biraz mutfak robotu moduna geçmem gerekiyor sanırım şimdi, zaar evde yemek yok evet bildin sen onu.

Aha da şarkı:


"I can't take it anymore..." Ve yine Edgewater'den bir dize ile bitiriyoruz...

Bilgisayarlar İyidir...

"Blitzen Trapper - Sci-Fi Kid"


Bir Cumartesi Daha Böyle Başlar...

Cumartesiye nasıl başladım?

Saat 10:00'da ötmeye başlayan samsung'umun waterdrop tone'unu susturup tekrar uykuya dalmıştım. Sonra gördüğüm garip rüyanın etkisiyle 11:30'da uyandım.

Kalktım gittim elimi yüzümü yıkadıktan sonra ağzıma bir adet bitter madlen çikolata atıp, yiye yiye gidip çay koydum. Kokulu arap çayını demlemeye başladıktan sonra gidip açılmakta zorlanan televizyonumuzu saç kurutma makinesiyle ısıtmaya başladım. [Böyle antika bir televizyonumuz var bizim, ekieki.]

O ısınadururken geldim bilgisayarımı açtım, şarkı açıp, gelmeyen maillere baktıktan sonra iki üç blog gezdim, lan dur bak şimdi çay aklıma geldi bunları yazarken, bi' çaya bakiym.

Çaya bakıp geliyorken ısınmakta olan televizyon aklıma geldi, tutuşmasın diye gidip bir de onu açtım, yeterince ısınmış ve artık çalışmaya başlamıştı. [Makine soğuk kavramını yoğun bir şekilde yaşıyoruz biz ailecenek. :] ]

Televizyonda hüsnüdeniz aşkı vıdıvıdıları vardı. Kız hapisten çıkmış da, oğlan kelepçe kolye takmış da, vıdvıd da vıdvıd. [Notumnotsunnot: Ben Hüsnü'ye çok gıcık olan bir insanım.]

Sonra artık televizyon da açıldığına göre ve çay da demlendiğine göre gidip kahvaltı yapmam gerekli benim diyerekten, dün akşam ablamdan getirdiğim ekmeği ve karper peynirini, ayrıca evdeki eritme peynirini, kaçar peynirini ve bi'peynir daha var onu bilemedim şimdi ne olduğunu yemem belki onu bilmiyorum, yemeye gidiyorum. [Hehehe len kaçar peyniri de ne?]

Bu arada tüm bunları yaparken bu işlere fon müziği olan şarkı da budur:
Yani şudur:
Aha buradadır:
[Lan bulamadım şarkıyı iyi mi?, Kahvaltıdan sonra editleyip ekleyeyim bari, karnım aç.]

Editmedit kısmısı:

Evet gittim kahvaltıyı hazırlarken kapıya gelmiş olan gazeteyi alıp göz atmak üzere masanın üzerine bıraktım. Sonra da çayımı alıp masaya oturaraktan kahvaltıya başladım.

Televizyonda hiçbi'şey yok günlük biliyor musun, izlemeye değer yegane şey ellendegeneres şovdu. Bir de sienbisie'de onetreehill diyebir dizi vardı, ilginç.

Bir de bak bu televizyon harbi insanın beynini yıkıyor gazeteyi masanın üzerine koyduktan sonra şimdi aklıma geldi açıp da okumadım bile.

Evet şarkı geliyor:
"Habib Koite - Wassiye"

1.10.2009

albeniyleyoğurt

- Alo?
- Alo?
- Geldim hazırlanıp çıkıyorum birazdan.
- Ya ne dicem, Albeni alsana gelirken.
- 5'li mi?
- Al 5'li al, tekli al, yok yok 5'li al, hep beraber yeriz.
- Ya bir de yoğurt alsana aslında.
- Yoğurt.
- Dost yoğurdun 1 kilo olanları var onlardan.
- Olur.
- Alabilirsin değil mi? 1,5 kilo değil ama, 1 kiloluklardan.
- Ne bulursam alırım.
- Hayır yahu, 1 kiloluk al onlar daha güzel.
- Yahu 1,5 kiloyla 1 kiloluk yoğurdun tadında fak mı olur? Nasıl şey bu?
- Farklı farklı 1 kiloluklar daha güzel.
- Oooooldu tamam.
- Albeni'yle yoğurt.
- Ooooldu.
- Geç kalma.
- Oooldu, tamam kapadım, öptüm şapşup.

[Velhasılıkelam: Ablalar ilginç insanlardır :] ]

Ya bi' de farkettim ki flashdiskimi sadece lost'un bölümlerini işten eve getirmek için kullanıyormuşum yerini unuttum şimdi iyi mi? [ee bişey mi yapmalıyız bize ne?]

:]

Editmedit: 800gr'mış.

Ulan ben manyak mıyım???

Yahu günlük, an olur kendime acayip gıcık olurum bazen ama geçer Allah'tan. [Çünkü aslen vurdumduymazlarda inecek var.]

Geçtiğimiz günlerden bir gün sinsice yanıma yaklaşan annem direkman [böyle bir kelime yok] aniden, çaktırmadan sordu...

- Oğlum sen n'apıyorsun?
Ve tereddütsüz cevap verdim,
- İyiyim anne senden naber?

Bunun üzerine annem sanki tanışmıyormuşuz gibi arkasını dönüp gitti. :] Ara ara bir kaç günde bir soruyor böyle, hınzır mıdır nedir?

- Oğlum sen n'apıyorsun?
- Bişeyler yazıyorum.

- Oğlum sen n'apıyorsun?
- emesen'deyim arkadaşla konuşuyorum.

- Oğlum sen n'apıyorsun?
- Müzik.

- Oğlum sen n'apıyorsun?
- Anne bi kayıntı yapsana be.

- Oğlum sen n'apıyorsun?
- Açtı mı beşyüzbini adam?

- Oğlum sen n'apıyorsun?
- Yatıcam birazdan.

- Oğlum sen n'apıyorsun?
- Hiiç.

Gidişatımdan hiç memnun değil biliyorum.
Ama ne yaptığımı inan bilmiyorum.