Selam sana günlük, n'aber nasılsın. beni soracak olursan tansiyon holter diyorum başka da bir aşka hazır değilim.
Şimdi belki biliyorsundur, yaş hafiften artmaya başladığı için bende, bir de ailevi bir risk olma ihtimali olduğu için kalpte, bir de galiba biraz ufaktan ama çok az yani bir nebze evhamlı bir insan olduğum için şahsen kendim, gittim kalp doktoruna. Doktor doktor baksana, lambaları yaksana, kalpler elden gidiyor mu ne oluyor, şuna bir baksana abisi dedim. Doktor dediysem yanlış olmasın, koskocaman Prof. Doktor. Profesyonel doktor yani, bu işi amatör olarak yapmıyor.
Neyse efendim, geçen gün gittim hastaneye, hastane dediysem de özel hastane yani, bana özel. Şaka şaka devlet hastanesinden hallice bir hastane işte. Hoca dedi ki, sana bir tansiyon holteri takalım. Bir de efor yapalım. Bakalım bakalım neyin var neyin yok.
Bütün gün "Tansiyon holter de ne ola ki?" diye düşünüp durdum. Halbuki gir google'a sor değil mi? Yok. Sürprizlerin hastasıyım. Yo yo sürprizleri sevmem dostum. Tabi ki girdim baktım. Bu ne ya. Bildiğin tansiyon aleti lan bu!
Dün akşam gittim tekrar, "takın bakalım şu holteri" diye girdim odaya. Hocam dedim, halter ile uğraşmıştım bir zamanlar, kaldıramazsanız holteri de ben kaldırabilirim dedim. Naif bir şaka gibi gelmişti yaparken aslında ama steteskopla suratma vurmaması gerekirdi yani. Doktorsun sen ya. Steteskopla adama vurmak nedir.
Abi yıl 2020 olmuş, bekliyorum ki böyle ufak tefek belli belirsiz bişey falan gelecek takacaklar herhalde, kız elinde kocaman tansiyon aleti ile girdi içeri. Bu ne ya dedim. tansiyon holteri dedi. Peki teşekkürler deyip kapıya doğru yönelmiştim ki, izbandut gibi bir hastabakıcı çullandı üstüme. Lan napıosun. Belki tansiyonum var, belki öldüm şu an ben.
Takacaz dedi. Takın dedim. Koluma bişeyler sardı, kablolar hortumlar sırtımdan belime indi, bele bir tane alet bağladı. Lan napıyoruz, bunlar ne, hangi yüzyıldayız ya, 2020 yılında teknoloji bu kadar gelişmişken, araba yapıyoruz lan araba, tamam yüzde yüz yerli ve milli olmayabilir ama yapıyoruz yani. Bağladılar sardılar yarın çıkarıcaz deyip yolladılar eve.
Ölçüyor bakalım saat başı, bibip, fııırrrr, fıtıfıtfıtı falan sesler eşliğinde herkese açıklama yapmak zorunda kalıyorum. Dava edicem ulan seni tansiyonholter!
28.01.2020
15.01.2020
tekirlesiyah
Niye böyle oluyor ya?
Sabahtan beri -sabahtan beri dediysem saat 07:39'dan beri- odaklanamıyorum. Çalışmam lazım içimde istek yok. Dışımda da istek yok. Depresyona mı girdim nedir?
Youtube'da podcast yapasım var, ama yanıma yandaş bulamıyorum.
Same shit everyday.
Eskiye özlem dedikleri nostaljik moda girmiş olabilirim.
Haa bir de uyuyamıyorum, sebebi belli, kedi.
Belki biliyorsundur, evde 2 tane kedi var bizim. Sokak kedileri. Geçen yıl 4 ya da 5 haftalıkken aldık. Gelmiş anası veterinerde doğurmuş 4 tane yavru. Napsak napsak diye düşünürken, alalım bakarız evde dedik. 3 oda 1 salon salomanje eve iki tane kedi sığdıramayacak mıyız ulan falan dedik. İki tanesini aldık. Birisi gri kızıl siyah tekir, birisi siyah ağırlıklı kızıllı grili üç renkli. İsimleri de Tekir ile Siyah. Nasıl? Kafa karışıklığı yok. Zaten binlerce şey düşünmem gerekirken bir de kedilerin adı neydi diye düşünemezdim açıkçası. Zaten hanım da isimlendirme konusunda bir yorum belirtmedi. Adları böyle kaldı. İç-dış parazite götürmüştük, isimleri ne diye sordular. İsim yok ki, yaz dedim, Tekir ile Siyah.
Neyse efenim, yine bilenler bilir, bilmeyenler de öğrensin, tekir kediler ekstra hareketli üç renkli kediler de ekstra insancıl olur derler. Deneyimlerimize dayanarak söylemeliyim ki evet öyle.
Kahve hazırmış, gidem de kahve alam.
Aldım geldim.
Ergenlik triplerine girdi hanımefendiler. Arkadaş mauav nedir ya. Kedisin sen ya. Şimdi tabi dişi kedilerin erkeklere olan daha yakın hisleri başlarda hoşuma gitse de, zamanla -özellikle de ergenlik dönemlerinde- biraz bezdiriyor sevgili günlük. Dün gece ikiye kadar hanımefendilerle salonda uyuduk. Bırakmıyorlar gideyim yatayım. Birisi gelmiş ayak ucuma kıvrılmış, birisi gelmiş kolumun üstüne yatmış. Kalkıyorum tuvalete gidiyorum, peşimde, kapıyı kapatıyorum, “maav aç kapıyı”, açıyorum hop lavaboya, “maav su”, su açıyoruz, salona gidiyorum, “maav”, televizyona bakayım, “maav”, uzanayım şurada, “maav uzan da yatayım üstüne” velhasıl 2 miydi neydi baktım uyuyorlar, kaçar gibi kaçtım yatak odasına. Sabah kadar “maaav” gene.
Bence sorun yok da, komşular çıkıp da kedileriniz çok bağırıyor falan derse adama atacağım kafadan endişeleniyorum, zira toleransım azalıyor herşeye.
Bir kitapta okumuştum, kediler için, diyordu ki, “Onların gözlerinde büyüler vardır”. Bir de Leonardo Da Vinci mi sürüyordu neydi, o demiş, “Kediler doğanın şaheserleridir”. Gerçekten kedi enteresan hayvan.
Neyse, kedi yazısı yazmayacaktım, aslında canım bile sıkkındı, bişeyler yazınca biraz can sıkıntım geçti.
Oturayım da çalışayım.
Aha bu da şarkı.
Sabahtan beri -sabahtan beri dediysem saat 07:39'dan beri- odaklanamıyorum. Çalışmam lazım içimde istek yok. Dışımda da istek yok. Depresyona mı girdim nedir?
Youtube'da podcast yapasım var, ama yanıma yandaş bulamıyorum.
Same shit everyday.
Eskiye özlem dedikleri nostaljik moda girmiş olabilirim.
Haa bir de uyuyamıyorum, sebebi belli, kedi.
Belki biliyorsundur, evde 2 tane kedi var bizim. Sokak kedileri. Geçen yıl 4 ya da 5 haftalıkken aldık. Gelmiş anası veterinerde doğurmuş 4 tane yavru. Napsak napsak diye düşünürken, alalım bakarız evde dedik. 3 oda 1 salon salomanje eve iki tane kedi sığdıramayacak mıyız ulan falan dedik. İki tanesini aldık. Birisi gri kızıl siyah tekir, birisi siyah ağırlıklı kızıllı grili üç renkli. İsimleri de Tekir ile Siyah. Nasıl? Kafa karışıklığı yok. Zaten binlerce şey düşünmem gerekirken bir de kedilerin adı neydi diye düşünemezdim açıkçası. Zaten hanım da isimlendirme konusunda bir yorum belirtmedi. Adları böyle kaldı. İç-dış parazite götürmüştük, isimleri ne diye sordular. İsim yok ki, yaz dedim, Tekir ile Siyah.
Neyse efenim, yine bilenler bilir, bilmeyenler de öğrensin, tekir kediler ekstra hareketli üç renkli kediler de ekstra insancıl olur derler. Deneyimlerimize dayanarak söylemeliyim ki evet öyle.
Kahve hazırmış, gidem de kahve alam.
Aldım geldim.
Ergenlik triplerine girdi hanımefendiler. Arkadaş mauav nedir ya. Kedisin sen ya. Şimdi tabi dişi kedilerin erkeklere olan daha yakın hisleri başlarda hoşuma gitse de, zamanla -özellikle de ergenlik dönemlerinde- biraz bezdiriyor sevgili günlük. Dün gece ikiye kadar hanımefendilerle salonda uyuduk. Bırakmıyorlar gideyim yatayım. Birisi gelmiş ayak ucuma kıvrılmış, birisi gelmiş kolumun üstüne yatmış. Kalkıyorum tuvalete gidiyorum, peşimde, kapıyı kapatıyorum, “maav aç kapıyı”, açıyorum hop lavaboya, “maav su”, su açıyoruz, salona gidiyorum, “maav”, televizyona bakayım, “maav”, uzanayım şurada, “maav uzan da yatayım üstüne” velhasıl 2 miydi neydi baktım uyuyorlar, kaçar gibi kaçtım yatak odasına. Sabah kadar “maaav” gene.
Bence sorun yok da, komşular çıkıp da kedileriniz çok bağırıyor falan derse adama atacağım kafadan endişeleniyorum, zira toleransım azalıyor herşeye.
Bir kitapta okumuştum, kediler için, diyordu ki, “Onların gözlerinde büyüler vardır”. Bir de Leonardo Da Vinci mi sürüyordu neydi, o demiş, “Kediler doğanın şaheserleridir”. Gerçekten kedi enteresan hayvan.
Neyse, kedi yazısı yazmayacaktım, aslında canım bile sıkkındı, bişeyler yazınca biraz can sıkıntım geçti.
Oturayım da çalışayım.
Aha bu da şarkı.
13.01.2020
Roket Bilimi Deil Sonuçta
Kafamda deli sorularla başladığım bir mesainin daha eşiğindeyiz günlük, hop adımımı atsam iş güç koşturmaca, atmasam boş boş takılmaca can sıkıntısı. O yüzden adımımı atıp, sanki bir güvercinin ağacın dalından kendini boşluğa bırakıp pır pır uçarmışçasına yaşadığı huzurla, çalışma günüme pıtıpıtı giriş yapıyorum.
Yaptım.
Hiç öyle beklediğim gibi olmadı. Akşama kadar yapılması gereken onlarca işin içinde, niçinler, nasıllar, nedenler, nedensizlikselleşmenin getirdiği (ne dedim lan ben :)) otomatikleşme, sonuçta her şey olacağına varır, çok da kasmamak lazım.
Uzaya roket gönderiyor olmak isteyebilirdim aslında. Roket bilimi değil ki derler mesela böyle basit bir işle uğraşıp da çok yoruluyormuş gibi anlatan şarlatanlar için, ne yani sanki roket bilimiyle mi uğraşıyorsun, uzaya roket göndermiyorsun sonuçta, uzayda roket gezdirmiyorsun yani nihayetinde, uzay da roket de yerin dibine batsın, lanet olsun profesörlüğe de atom fiziğine de, bırakıyorum artık bu işleri, itlik, hergelelik, kumarbazlık, hazır ol... Ahahaha konu nereden nereye geldi. :)
Buraya bakıyoruz;
"Atom Fiziği Profesörlüğü" vs. "Kumarbazlık, itlik, hergelelik"
Koskoca Atom Fiziği Profesörü adamsın abicim, bu ne saç sakal. Saç bir tarafta, sakal öbür tarafta, giydirmişler üzerine bir beyaz önlük, oldu sana profesör. Profesör adamın bir vizyonu olur ya, kaç puanla giriliyor abi Atom Fiziğine?
Hergele öyle mi ama, bak jilet. O zamandan kareli ceket modası varmış demek ki. Çekmiş gömleği ceketi, kumarbazlık itlik forever.
Hansar hoş, Hancısar hoş, herkes hoşsa devam edelim
Selam sana antik günlük,
Şu an oturmuş, bol miktarda bekleyen test yığınına bakarken, yahu niye bir blog yazısı yazmıyorum ki, evet evet, bence de, önce bir yazı yazayım da sonra bakarım işlere, aynen ya ulan çok güzel fikir, nasıl da güzel fikir geldi aklıma ya, diyerek aklımda ne yazacağıma dair hiçbir şey olmadığı halde (hiçbir bitişik yazılır günlük bunu hiçbir zaman unutma, sınavda çıkar bunlar) yazı yazmaya çalışıyorum.
Genelde bende öyle olur, fikir gelir sonradan...
Zaten hayatta da öyle, önce aksiyona geçmek lazım her zaman. Önce aksiyona geç sonra düşünürsün ne yapacağını. Biraz saçma oldu. Ama çok da değil.
Neyse, tepemden kafama kafama vuran klimayı "arkadaşlar kapattım bunu sonra tekrar açarız" şeklinde bir takım vaatler sunarak kapattım. Yoksa alimallah kafamda kalan bir kaç tel saçımı da dondurup pıt pıt kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya kalabilibilibongibongibong.
Tam aklıma bir şey gelmişti, gitti. Blog yazmayı özlediğimi fark ettim günlük.
Gelen toplantı davetini de "test yapıyorum şimdi" diyerek en beyazından pembe bir yalan ile reddettim. Yalandan korkmam yılandan korktuğum kadar. Çünkü yalan hayatın gerçeğidir, vardır, vakidir. Ama yılan öyle mi? cırt diye sokuverir adamı. Test mest de yapmıyorum mesela. Biraz mest yapıyor olabilirim. (Mest: Sarhoş [Farsça bir sıfat olan mest, TDK'ya göre sarhoş demektir.])
Karnım da acıktı.
Bir süreliğine bu yazıyı bitirmeyi düşünüyorum.
Bitirdim.
30.12.2019
Durmadığın darmadağın
"Durmadığın sürece, ne kadar yavaş gittiğinin önemi yoktur." diye bir cümle okudum eski yazılarımın birinde. Ne zaman ve neye istinaden yazmışım açıkçası hiç mi hiç hatırlamıyorum. Üstelik, durmuşum, yavaş mavaş gitmemişim. Bayağı bildiğin duruk. (Durmuş olma haline duruk denir mi bilmiyorum.)
Darmadığın sürece ne yaparsan yap fayda etmez. Çünkü süreç artık darmadığın olmuştur. Toparlayamazsın. Bu tip durumlarda yapılması gereken en güzel şeylerden birincisi, önce güzel bir yemek yemek, sonra süreci değiştirmek olur gibi geliyor. Yani farklı pencereden bakmak. Sürekli aynı yerden bakarak yanlışı göremezsin.
Bu yüzden şimdi önce güzel bir yemek yemeye gidiyorum.
Gelirim gene.
Geldim.
Darmadağın durmadığın sürece seni iyi sanıyorlar.
Darmadığın sürece ne yaparsan yap fayda etmez. Çünkü süreç artık darmadığın olmuştur. Toparlayamazsın. Bu tip durumlarda yapılması gereken en güzel şeylerden birincisi, önce güzel bir yemek yemek, sonra süreci değiştirmek olur gibi geliyor. Yani farklı pencereden bakmak. Sürekli aynı yerden bakarak yanlışı göremezsin.
Bu yüzden şimdi önce güzel bir yemek yemeye gidiyorum.
Gelirim gene.
Geldim.
Darmadağın durmadığın sürece seni iyi sanıyorlar.
Heloğ
Selam sana uzun zaman sonra sevgili günlük.
Durdum durdum, başka yerlere falan yazdım, baktım olacak gibi değil.
Artık sana yazmaya karar verdim.
Geri sana döndüm.
Hangi romandaydı? Masadan başını kaldırmadan sessizce söylendi; "zaten size göre herkes alçak!"
Soruyu sorup cevabını da ben vereyim, çünkü roman falan okumadığınızı biliyorum, Köpek Kalbi - Mihail Bulgakov.
Durdum durdum, başka yerlere falan yazdım, baktım olacak gibi değil.
Artık sana yazmaya karar verdim.
Geri sana döndüm.
Hangi romandaydı? Masadan başını kaldırmadan sessizce söylendi; "zaten size göre herkes alçak!"
Soruyu sorup cevabını da ben vereyim, çünkü roman falan okumadığınızı biliyorum, Köpek Kalbi - Mihail Bulgakov.
24.09.2019
Yansın Geceler Pelinsu Eceler
Günaydın sevgili günlük,
Güne tatlı bir başlangıç yaptım ve sabah 06:55'de kalkıp işe geldim. Şu an işteyim ve sana bu kalbim kadar temiz bembeyaz sayfadan yazıyorum. Hava da nasıl sıkıcı, nasıl basık, nasıl bozuk, nasıl bezik, nasıl bön anlatamam. Ne biçim hava ya, böyle hava mı olur. Bence havanın şapkasını önüne alıp düşünmesinin vakti gelmiştir, ben ne biçim havayım diye.
Neyse, Breyking Bed'in filmisi Netflix'e geliyormuş. Bence güzel, meraklandım acaba nasıl bir şey olacak diye. Sabah okudum, fragmandaki sigara sahnesini kesmişler. Millet de başlamış uu sansür de sansür. Olm kafayı mı yediniz?
Çay içesim var, ama plazamın çaycısı, laz mı laz, karadenizli mi karadenizli çaylar nerde ya? Gitçem şimdi bi tekme açıcam çay ocağının kapısını, alo dicem, Ahmet abi sen mi büyüksün ben mi büyüğüm İstanbul mu büyük? Bi kafa gitcek tabi böyle sorunca, e ü kem küm derken, pat yapıştırıcam devamına ver ordan bi açık. E ü al dicek vercek. Şaka şaka bunların hiçbirisi olmayacak, gideceğim paşa paşa, paşa gönlümün istediği açıklıkta, istediğim kadar çayı alıp, isteye isteye masama dönüp, isteye isteye bilgisayarımın başına geçip, isteye isteye akşama kadar çalışacağım. İstiyorum.
Çay da almadım zaten. Gittim aldım kahve makinesini, makine dediysem, bardağın üzerine konan bir Barbar Conan huni, içinde de kağıt mağıt. Makineye bak. Neyse onunla kahve demledik, filtre. Bence güzel.
Yansın geceler, Pelinsu Eceler, akşamdan beri taktınız bunu aklıma, evet sevgili yeğenlerime buradan seslenmek istiyorum. Evladım burası nezih bir plaza ortamı, burada böyle şarkılar söylenmez, Pelinsular Eceler kimler lan.
Evet, bugüne de böyle başladığımız bir gün oldu. Hepinize başsağlığı dileyerek huzurlarınızdan ayrılırken, yayında ve yapımda emeği geçen tüm arkadaşlarımıza teşekkür ederim, esen kalınız...
Güne tatlı bir başlangıç yaptım ve sabah 06:55'de kalkıp işe geldim. Şu an işteyim ve sana bu kalbim kadar temiz bembeyaz sayfadan yazıyorum. Hava da nasıl sıkıcı, nasıl basık, nasıl bozuk, nasıl bezik, nasıl bön anlatamam. Ne biçim hava ya, böyle hava mı olur. Bence havanın şapkasını önüne alıp düşünmesinin vakti gelmiştir, ben ne biçim havayım diye.
Neyse, Breyking Bed'in filmisi Netflix'e geliyormuş. Bence güzel, meraklandım acaba nasıl bir şey olacak diye. Sabah okudum, fragmandaki sigara sahnesini kesmişler. Millet de başlamış uu sansür de sansür. Olm kafayı mı yediniz?
Çay içesim var, ama plazamın çaycısı, laz mı laz, karadenizli mi karadenizli çaylar nerde ya? Gitçem şimdi bi tekme açıcam çay ocağının kapısını, alo dicem, Ahmet abi sen mi büyüksün ben mi büyüğüm İstanbul mu büyük? Bi kafa gitcek tabi böyle sorunca, e ü kem küm derken, pat yapıştırıcam devamına ver ordan bi açık. E ü al dicek vercek. Şaka şaka bunların hiçbirisi olmayacak, gideceğim paşa paşa, paşa gönlümün istediği açıklıkta, istediğim kadar çayı alıp, isteye isteye masama dönüp, isteye isteye bilgisayarımın başına geçip, isteye isteye akşama kadar çalışacağım. İstiyorum.
Çay da almadım zaten. Gittim aldım kahve makinesini, makine dediysem, bardağın üzerine konan bir Barbar Conan huni, içinde de kağıt mağıt. Makineye bak. Neyse onunla kahve demledik, filtre. Bence güzel.
Yansın geceler, Pelinsu Eceler, akşamdan beri taktınız bunu aklıma, evet sevgili yeğenlerime buradan seslenmek istiyorum. Evladım burası nezih bir plaza ortamı, burada böyle şarkılar söylenmez, Pelinsular Eceler kimler lan.
Evet, bugüne de böyle başladığımız bir gün oldu. Hepinize başsağlığı dileyerek huzurlarınızdan ayrılırken, yayında ve yapımda emeği geçen tüm arkadaşlarımıza teşekkür ederim, esen kalınız...
20.09.2019
Asit beybiboy
Über süper günler sevgili günlük.
Haftasonunun gelmiş olması -hafta sonunun bitişik yazılmamasını hesaba katmazsak- çok iyi oldu. Nedendir bilinmez aşırı derecede yorgun yoğun serseri bitkin bezgin bet bot bitlek bozlak bezik bozuk bir hafta geçirdim. Hoş, hafta sonu da böyle geçecek büyük ihtimalle ama neyse. Sanırım bu mevsim geçişleri yüzünden. Ama bu canına yandımının dünyasının mevsimleri de durmuyor ki, sürekli bir geçiş halinde. E haliyle biz de sürekli bir göçüş.
Bugün bir eposta geldi, Tuzla'da kimya fabrikası yanmış, etrafa zehirli kimyasallar yayılmış, bugünde yağmur yağabilirmiş, yağmurda dolaşmayın diyorlar. o fak. vat dı fak. vat dı fak iz goin on men. Valla yağacak yağmur burada hava kapadı. İster misin şimdi Borderland 3 olsun ortalık bir anda, posta apokaliptik lipstik gibi bişeyler olsun, yağmur damlaları çip çip eritsin bişeyler olsun, asit sonuçta, u asit beybisi.
Neyse kafalar karışık. Dudağımda yine uçuk çıktı. Uçuk şöyle bir şeymiş bilmeyenler için anlatayım. Uçuk virüsü omurilikte saklanırmış. Vat! Omuriliğim virüslü mü lan şimdi benim? Evet neyse. Vücut direnci düştüğü zaman, omurilikte artık ne oluyorsa salıyormuş virüsleri oradan. Hoop dudaklara. Omurilikten dudaklara ince bir yol vardır bilinmez. Ve hazır ol asıl bombasyon şimdi geliyor. Uçuk virüsü asla yok edilemezmiş. Dıdıdııın. Yani bir kez uçuk olduysan, merhaba, kulübe oş geldin be ya. Tri tu van ziro...
Şimdi arkadaşlar hiç unutmamanız gereken bir gerçekten bahsetmek istiyorum, bunu lütfen biyerlere yazın ve sürekli tekrar edin; "Killa destek verirse kafa tutar tanka!" bu böyledir, ona göre.
Bu kedi kankaları da yakın zamanda bir kırtlatmak lazım, -kırtlatmak it means kısırlaştırmak- çok korkuyorum bir gün kızışıp üstümüze atlayıp, mav mav diye duvarlara tırmanmalarından. Ama şu ara kırtlatmak için vaktim yok. İki tane bir de ne ediyor çarpı iki. 3 4 gün de yatalak oluyorlar kırtlatınca. Napıcaz bakalım.
Hadi şimdilik bu kadar yeter ben işlerime geri dönence.
Haftasonunun gelmiş olması -hafta sonunun bitişik yazılmamasını hesaba katmazsak- çok iyi oldu. Nedendir bilinmez aşırı derecede yorgun yoğun serseri bitkin bezgin bet bot bitlek bozlak bezik bozuk bir hafta geçirdim. Hoş, hafta sonu da böyle geçecek büyük ihtimalle ama neyse. Sanırım bu mevsim geçişleri yüzünden. Ama bu canına yandımının dünyasının mevsimleri de durmuyor ki, sürekli bir geçiş halinde. E haliyle biz de sürekli bir göçüş.
Bugün bir eposta geldi, Tuzla'da kimya fabrikası yanmış, etrafa zehirli kimyasallar yayılmış, bugünde yağmur yağabilirmiş, yağmurda dolaşmayın diyorlar. o fak. vat dı fak. vat dı fak iz goin on men. Valla yağacak yağmur burada hava kapadı. İster misin şimdi Borderland 3 olsun ortalık bir anda, posta apokaliptik lipstik gibi bişeyler olsun, yağmur damlaları çip çip eritsin bişeyler olsun, asit sonuçta, u asit beybisi.
Neyse kafalar karışık. Dudağımda yine uçuk çıktı. Uçuk şöyle bir şeymiş bilmeyenler için anlatayım. Uçuk virüsü omurilikte saklanırmış. Vat! Omuriliğim virüslü mü lan şimdi benim? Evet neyse. Vücut direnci düştüğü zaman, omurilikte artık ne oluyorsa salıyormuş virüsleri oradan. Hoop dudaklara. Omurilikten dudaklara ince bir yol vardır bilinmez. Ve hazır ol asıl bombasyon şimdi geliyor. Uçuk virüsü asla yok edilemezmiş. Dıdıdııın. Yani bir kez uçuk olduysan, merhaba, kulübe oş geldin be ya. Tri tu van ziro...
Şimdi arkadaşlar hiç unutmamanız gereken bir gerçekten bahsetmek istiyorum, bunu lütfen biyerlere yazın ve sürekli tekrar edin; "Killa destek verirse kafa tutar tanka!" bu böyledir, ona göre.
Bu kedi kankaları da yakın zamanda bir kırtlatmak lazım, -kırtlatmak it means kısırlaştırmak- çok korkuyorum bir gün kızışıp üstümüze atlayıp, mav mav diye duvarlara tırmanmalarından. Ama şu ara kırtlatmak için vaktim yok. İki tane bir de ne ediyor çarpı iki. 3 4 gün de yatalak oluyorlar kırtlatınca. Napıcaz bakalım.
Hadi şimdilik bu kadar yeter ben işlerime geri dönence.
16.09.2019
Her buz kendi suyunda erimeye mahkumdur
Selam sana güzel günlük, nabersing?
Geçen gün arkadaşlarla Elenktrik Savaşları filmine gittik, güzel filmdi. Aralarda çıkan fil göndermeleri ve fil videolarını anlamadım ama olsun, sonuçta herşeyi anlamak da gerekmiyor öyle değil mi? Her şey bitişik mi yazılırdı ayrı mı yazılırdı şu an tam olarak hatırlayamıyorum, çünkü bu yazıyı yazarken bir yandan test yaparken bir yandan da bekliyorum.
Daha öncelerden çok öncelerden yazdığım bir yazıda aşağıdaki lafa rastladım;
"Bilgiçlik masumiyeti yok eder!"
Ne kaddar gaddar bir laf. Şaka şaka gaddar değil tamamen fonetik olarak attım. Çok güzel laf ya, arada bunu hatırlamam lazım. Tevazu önemli şey.
Bir de şu laf var;
"Her buz kendi suyunda erimeye mahkumdur!"
Tam olarak anlamı olmasa da ve "ee yani başka ne olacaktı ki" gibi konuşmalara gebe olsa da güzel laf. Sırf insanda kafa karışıklığı yaratıp düşünceleri sevk ettiği için bile güzel. Neden? Çünkü düşünmek güzeldir.
Son zamanlarda insanların hiç düşünmediğine şahit oluyorum. Sen de oluyor musun sevgili günlük?
Bir nesli magazin programları ve zengin aşiret dizileri yiyip yutmuştu, şimdikini de Youtube yiyor. Tamam ilk 3 gün ben de destekledim de bu yutubdur, tiviçtir falan ne hale geldi çok afedersiniz aq.
"Ama çok kaliteli içerikler de var onları izle sen de" dediğinizi duyar gibi oluyorum da, yine çok afedersin de aklını kendine saklamaya ne dersin? Ya da o kadar çok aklın varsa bunu bilime sanata kültüre harcamaya ne dersin, hatta şu an buradan ziktirolup gitmeye ne dersin?
Neyse gereksiz yükseldim, gitme gitme tamam.
"Cahilliğin ve görgüsüzlüğün yükseldiği yerlerde insanların gölgeleri uzamaya başlarmış." şaka lan şaka böyle bir laf yok, ben uydurdum az önce. Ama bence mantıklı, güneş batarken gölgeler uzar çünkü.
Olm karnım çok ya.
Olm karnım çok ya değil, olm karnım çok aç yaa...
Sabah da kahvaltı yapamadım, çok afedersin soktumunun İstanbul trafiği yüzünden iş yerine sürekli geldiğim saatten 15 dk geç geldim, bu da bana kahvaltıya mal oldu. Mutlu musun İstanbul ha, mutlu musun? Kıyarım olm sana.
Eskiden "okumadan yazdığım zamanlarda" daha rahat yazdığımı farkettim. Bu zikik twütter gündemini takip etmek insanın beynini gerçekten bitiriyor, kanalize ediyor, kanalizasyon ediyor.
Buradan siz değerli okuyucularıma naçizane önerim şudur; okumayın.
Kedi mamalarına da zamming. Ya sayın "hangisi ilgileniyorsa o bakanlığı" kedilerimize ithal mama alamıyoruz. Napalım yani mama bulamıyorlarsa pasta mı yedirelim. Pasta şekerli bir kere. Kediye ver pastayı ondan sonra Mortingen Strasse. (Yazar buradaki pastanın aslında o pasta olmadığını biliyor hemen artislik yapmayın) Şu işe bir çare bulun, vergisini mi indiriyorsunuz napıyorsunuz bilmem, sonuçta yatlardır matlardır elmasdır melmaslardır bunların vergisi gibi şu ithal mamalarında vergisine bi el atın yavrucaklar aç açıkta sefil lümpen lümpen geliyorlar evin içinde.
Neyse ne diyorduk, evet, evde iki tane kedim var, yavrik yavrik takılıyorlar, sırtıma falan zıplıyorlar, sırtımı "malkoçoğlu'nun kırbaç yemiş sırtı gibi" çizikler içinde bırakıyorlar, evin her yeri kıl tüy, mutfak dolaplarının üstüne de çıkmaya başladılar, ben de ithal mama alıyorum bunlara.
Uzatıyorum, acayip uzatasım var, karnım aç, işim de çok...
Şu T-Rap kadar çöp bir akım daha yoktur herhalde, ya da belki de olabilir emin değilim, ama T-Rap kadar boş bir tarz daha görmedim herhalde, ya da belki vardır emin değilim, ama T-Rap kadar çakmasyon şarkılar başka bir müzik akımında yoktur herhalde, ya da belki de vardır emin değilim, ama.
Gündelik hayatta karşılaştığın şeylere bak, kolay yoldan meşhur olmuşların mozolesi gibi...
Geçen gün arkadaşlarla Elenktrik Savaşları filmine gittik, güzel filmdi. Aralarda çıkan fil göndermeleri ve fil videolarını anlamadım ama olsun, sonuçta herşeyi anlamak da gerekmiyor öyle değil mi? Her şey bitişik mi yazılırdı ayrı mı yazılırdı şu an tam olarak hatırlayamıyorum, çünkü bu yazıyı yazarken bir yandan test yaparken bir yandan da bekliyorum.
Daha öncelerden çok öncelerden yazdığım bir yazıda aşağıdaki lafa rastladım;
"Bilgiçlik masumiyeti yok eder!"
Ne kaddar gaddar bir laf. Şaka şaka gaddar değil tamamen fonetik olarak attım. Çok güzel laf ya, arada bunu hatırlamam lazım. Tevazu önemli şey.
Bir de şu laf var;
"Her buz kendi suyunda erimeye mahkumdur!"
Tam olarak anlamı olmasa da ve "ee yani başka ne olacaktı ki" gibi konuşmalara gebe olsa da güzel laf. Sırf insanda kafa karışıklığı yaratıp düşünceleri sevk ettiği için bile güzel. Neden? Çünkü düşünmek güzeldir.
Son zamanlarda insanların hiç düşünmediğine şahit oluyorum. Sen de oluyor musun sevgili günlük?
Bir nesli magazin programları ve zengin aşiret dizileri yiyip yutmuştu, şimdikini de Youtube yiyor. Tamam ilk 3 gün ben de destekledim de bu yutubdur, tiviçtir falan ne hale geldi çok afedersiniz aq.
"Ama çok kaliteli içerikler de var onları izle sen de" dediğinizi duyar gibi oluyorum da, yine çok afedersin de aklını kendine saklamaya ne dersin? Ya da o kadar çok aklın varsa bunu bilime sanata kültüre harcamaya ne dersin, hatta şu an buradan ziktirolup gitmeye ne dersin?
Neyse gereksiz yükseldim, gitme gitme tamam.
"Cahilliğin ve görgüsüzlüğün yükseldiği yerlerde insanların gölgeleri uzamaya başlarmış." şaka lan şaka böyle bir laf yok, ben uydurdum az önce. Ama bence mantıklı, güneş batarken gölgeler uzar çünkü.
Olm karnım çok ya.
Olm karnım çok ya değil, olm karnım çok aç yaa...
Sabah da kahvaltı yapamadım, çok afedersin soktumunun İstanbul trafiği yüzünden iş yerine sürekli geldiğim saatten 15 dk geç geldim, bu da bana kahvaltıya mal oldu. Mutlu musun İstanbul ha, mutlu musun? Kıyarım olm sana.
Eskiden "okumadan yazdığım zamanlarda" daha rahat yazdığımı farkettim. Bu zikik twütter gündemini takip etmek insanın beynini gerçekten bitiriyor, kanalize ediyor, kanalizasyon ediyor.
Buradan siz değerli okuyucularıma naçizane önerim şudur; okumayın.
Kedi mamalarına da zamming. Ya sayın "hangisi ilgileniyorsa o bakanlığı" kedilerimize ithal mama alamıyoruz. Napalım yani mama bulamıyorlarsa pasta mı yedirelim. Pasta şekerli bir kere. Kediye ver pastayı ondan sonra Mortingen Strasse. (Yazar buradaki pastanın aslında o pasta olmadığını biliyor hemen artislik yapmayın) Şu işe bir çare bulun, vergisini mi indiriyorsunuz napıyorsunuz bilmem, sonuçta yatlardır matlardır elmasdır melmaslardır bunların vergisi gibi şu ithal mamalarında vergisine bi el atın yavrucaklar aç açıkta sefil lümpen lümpen geliyorlar evin içinde.
Neyse ne diyorduk, evet, evde iki tane kedim var, yavrik yavrik takılıyorlar, sırtıma falan zıplıyorlar, sırtımı "malkoçoğlu'nun kırbaç yemiş sırtı gibi" çizikler içinde bırakıyorlar, evin her yeri kıl tüy, mutfak dolaplarının üstüne de çıkmaya başladılar, ben de ithal mama alıyorum bunlara.
Uzatıyorum, acayip uzatasım var, karnım aç, işim de çok...
Şu T-Rap kadar çöp bir akım daha yoktur herhalde, ya da belki de olabilir emin değilim, ama T-Rap kadar boş bir tarz daha görmedim herhalde, ya da belki vardır emin değilim, ama T-Rap kadar çakmasyon şarkılar başka bir müzik akımında yoktur herhalde, ya da belki de vardır emin değilim, ama.
Gündelik hayatta karşılaştığın şeylere bak, kolay yoldan meşhur olmuşların mozolesi gibi...
28.12.2018
Gerçeküstü Cülük
Yalan değildi söylediklerim, sadece gerçeküstücülük akımına dair birkaç eser sunmuştum aslında.
Yani tabi ki sütunlar üzerinde yürüyen bir fil de görmedim, yüzünü söküp atan bir adam da. Ağaçların tuttuğu çaydanlıklardan çay da içmedim saatler "gerçekten" eriyip giderken. Burnumu da içmedim pipo ile, denizlerin altına da bakmadım...
Gergedanlara da bu konuda haksızlık edildiğini düşünüyorum açıkçası. Dünyanın en gerçek hayvanlarından birinin, gerçeküstücülükle ilişkilendirilmesi de yani ne bileyim biraz fazla iki yüzlülük bence.
Gerçeküstücülüğe baktığımızda, temelinde bilinçsizce bilinçaltının dışa vurumu gibi tanımlar görüyoruz. Yani ben şimdi burada aklıma gelen ilk kelimeleri kullanıp bir takım cümleler yazmış olsam, oldu bana gerçeküstücülük. Bu durumda siz de "ne saçmalıyor bu yahu" da diyebilirsiniz, "vay anasını sayın seyirciler" de. Bu da sizin gerçeküstücülüğünüz olur biraz bence. Sonuçta beğenilerinize gerçekten kendiniz mi karar veriyorsunuz bir düşünmek lazım.
Gerçeküstücülük deyince aklıma gelen başka bir imgede "Beşiktaş maçında üstsüz bir şekilde kolunu havaya kaldırmış olan adamın sol memesini sıkan bir el" görüyoruz. Bu resmi kafamdan atamıyorum. Bilinçsizce bilinçaltının bir dışa vurumu olan bu "erkek memesi sıkma" hareketi alabildiğine gerçeküstü. Bir yandan neden diye sorarken bir yandan da neden olmasın ki diyebiliyorum bu duruma.
Gerçeküstücülük bizim için gündelik hayatın bir yansıması olmuş aslında. Metrobüslere binmeye çalışırken birbirini iten insanlar tablosu, tüm gün plaza penceresinden dışarı bakıp gezen tavuk yumurtası düşleyen adam heykeli, erkek tuvaletlerinde duvarlara sümük parçaları yapıştırma fotoğrafları... İşte bunlar hep gerçeküstücülük.
Yani tabi ki sütunlar üzerinde yürüyen bir fil de görmedim, yüzünü söküp atan bir adam da. Ağaçların tuttuğu çaydanlıklardan çay da içmedim saatler "gerçekten" eriyip giderken. Burnumu da içmedim pipo ile, denizlerin altına da bakmadım...
Gergedanlara da bu konuda haksızlık edildiğini düşünüyorum açıkçası. Dünyanın en gerçek hayvanlarından birinin, gerçeküstücülükle ilişkilendirilmesi de yani ne bileyim biraz fazla iki yüzlülük bence.
Gerçeküstücülüğe baktığımızda, temelinde bilinçsizce bilinçaltının dışa vurumu gibi tanımlar görüyoruz. Yani ben şimdi burada aklıma gelen ilk kelimeleri kullanıp bir takım cümleler yazmış olsam, oldu bana gerçeküstücülük. Bu durumda siz de "ne saçmalıyor bu yahu" da diyebilirsiniz, "vay anasını sayın seyirciler" de. Bu da sizin gerçeküstücülüğünüz olur biraz bence. Sonuçta beğenilerinize gerçekten kendiniz mi karar veriyorsunuz bir düşünmek lazım.
Gerçeküstücülük deyince aklıma gelen başka bir imgede "Beşiktaş maçında üstsüz bir şekilde kolunu havaya kaldırmış olan adamın sol memesini sıkan bir el" görüyoruz. Bu resmi kafamdan atamıyorum. Bilinçsizce bilinçaltının bir dışa vurumu olan bu "erkek memesi sıkma" hareketi alabildiğine gerçeküstü. Bir yandan neden diye sorarken bir yandan da neden olmasın ki diyebiliyorum bu duruma.
Gerçeküstücülük bizim için gündelik hayatın bir yansıması olmuş aslında. Metrobüslere binmeye çalışırken birbirini iten insanlar tablosu, tüm gün plaza penceresinden dışarı bakıp gezen tavuk yumurtası düşleyen adam heykeli, erkek tuvaletlerinde duvarlara sümük parçaları yapıştırma fotoğrafları... İşte bunlar hep gerçeküstücülük.
21.11.2018
Mozart'a Doymak
Gün geçmiyor ki hayatımda yine bir takım gariplikler yaşanmasın sevgili günlük.
Bak ne oldu anlatayım da dinle; olaylar dün gerçekleşiyor, yani bugünden bir gün önceki gün;
Sabah mışıl mışıl yatağımda horuldarken acı acı çalan telefonumun zıngırdaması ile uyandım. Saat onbir falan. Baktım bilmediğim bir numara, aha dedim kargo gelmiş.
Evet, beni arayan bilmediğim numaralar ya kargocu oluyor ya da bilmemne hastanesinden check-up kazandınız kutlamaları. Bu yüzden eğer bir kargo beklemiyorsam genelde açmıyorum.
Neyse, açtım tabi kargocu olduğundan emin olarak, alo dedim, abi dış kapıda bekliyorum dedi. Tamam dedim. Dış kapı dediği iş yerinin dış kapısı. E ben evdeyim. Hatta evde olmanın ötesinde yataktayım. Hatta yatakta olmanın ötesinde uyuyorum. Bırak danışmaya geç git değil mi? Değil işte, bazı gereksiz prosedürler nedeniyle kargolar kişiye teslim edilmeliymiş de bik bik bik.
Aradım iş yerinden birisini, dedim böyle böyle, dedi tamam ben gideyim alayım. Pat üzerine bir telefon daha. Baktım yine kargocu, abi diyor sen gelmiyorsun herhalde, gelmeyeceksen gideceğim ben. Ulan dedim, (demedim) iki dakika bekle yolladım birisini gelip alacak şimdi, izindeyim ben, dedim. Bu başladı, abi öyle deseydin beklemezdim de, yok sana teslim etmem lazım da, öyle olmuyor da, bik bik bik. Ya afedersin de senin zihniyetine kereviz sokayım ben. Bekle aq sanki dünyayı kurtarmaya gideceksin ya! Sanki hemen oradan çıkıp başlamakta olan bir savaşı durduracaksın. Sanki kansere çare bulmaya gidiyorsun hemen çıkıp. Sanki hemen bi koşu gidip ekonomiyi düzelteceksin aq. İzindeyiz diyoruz anlamıyor musun, neyin tribine giriyorsun sen. Neyse kargoyu aldık da bu geçici sorun kapandı. Sabah sabah dellenerek uyandım tabi.
Şimdi diyeceksiniz ki, kim bilir o kargocunun da ne dertleri vardır, ya çok afedersiniz de sokayım kargocunun derdine, benim dertlerim bana yeter bir de kargocu tribi çekemem.
Bitti mi, olur mu?
Akşama kadar günüm fena geçti sayılmaz aslında, büyük yeğenle güzel bir fortinayting yayını yaptık, güzel oldu cidden, neyse, akşam konser var diye kalktım 4.Levent'in yollarına düştüm. Bildiğiniz üzere son dönem Osmanlı padişahlarından olan 4. Levent, eski zaman mimarisine duyduğu özlemi, yenilikçi bir bakış açısı ile harmanlayıp, koca koca binalar diktirmesiyle meşhurdur. Bu binaların arasına da millet giderken delirsin diye yollar yaptırmış ve bu yollara onbinlerce araba sokturtmuştur. Neyse, bu kısa tarih bilgisi detayının ardından, konser mekanına vardık.
Lucas Debarguegunterbundesligamayer (soyadı böyle değil) isimli bir piyanist ve Basel Oda Orkestrası, Mozart ve Stravinski miydi neydi (afedersin de Mozart varken bok yesin Stravinski) isimli bir kişilikten bir kaç eser hazırlamışlar, bizimle de paylaşmak istemişler. Gittik oturduk yerimize.
Her şey güzel, ara oldu, hanım bir dışarı çıktı, gelecek, kapılar kapandı. Haydaa hanım yok. Bekle bekle gelmez. Dink, bir mesaj, ben arkadayım, bırakmadılar öne geçemedim. Neyse en azından içeri girmiş. Parça arasında gelirsin dedim.
Kemanlarımızı dinlediik, bi daha dinledik, ama nasılız biliyor musun, kafamız nasıl güzel, o kadar güzel.
Parça arası oldu, müzisyenler sahneden çıktı, görevliler geldi, piyanoyu falan hazırlıyorlar, ışıklar karardı, o arada ben de dedim ki, hanımı bi arayayım da gelsin, çünkü sahnede inşaatçılar var piyano kuruyorlar yani sonuçta piyano kurulumunu izlemek için gelmiş olamaz değil mi insanlar? Aradım, yine salmamışlar ön tarafa. Haydaa falan, neyse filan diye mesajlaşırken, -bakınız buraya dikkat çekmek istiyorum, telefon kucağımda, pıtı pıtı yazıyorum mesajımı kimseye bir olayım yok- Hayrettin'e benzeyen Lucas tipitipi geldi oturdu piyanonun başına, bir alkışlar, bir nümayiş bir debdebe, ama kafamız da nasıl güzel biliyor musun, arkamda bir el omzuma vuruyor. Döndüm baktım, aaa kargocu. :) Yok yok değil. Yakın zamanda tarihi eser kaçakçılarından kurtulup kendini Mozart konserlerine atmış bir teyze bana "kapat onu" diyor. "Kapat onu" mu? Kapat onu? Ya sen afedersin de Mozart dinlemeye gelmiş bir teyzesin, "Kapat onu" ne ya? Bizim bakkal efendi gibi konuşursan olur mu hiç? "Kapatabilir misiniz lütfen" falan diyeceksin ki ben de utanıp, ulan ne kibar kadın, çok ayıp ettik deyip, özür dileyip, telefonu götüme sokup sessiz sessiz oturacağım.
Ama bu teyzemiz bunun yerine "kapat onu" demeyi tercih ettiği için, yüzüne anlamsız bir gülümsemeyle baktıktan sonra, elimi yumruk yapıp burnunun ortasına, yok yok şaka, elimi yumruk yapıp yanındaki adamın ağzına, yok yok değil, elimi yumruk yapıp başparmağımı kaldırıp, "oki" deyip önüme döndüm.
Kaç kere dedim şu Mozart konserlerine bu teyzeleri almayın diye. :)
Neyse sonuç olarak dün de Mozart'a doyduk be günlük. Bugün Allah kerim...
Neyse sonuç olarak dün de Mozart'a doyduk be günlük. Bugün Allah kerim...
6.11.2018
Uçurumlamak
Merhaba saygıdeğer günlük, hemen yazıp kaçıyorum,
Öncelikle salon adamı çizgimden kayıp yazıya ayımtrak bir giriş yaptım biliyorum ama sonuçta herkes zaman zaman biraz ayılaşmaz mı?
Neydi ulan bu aklımı kanatsız kuşa çevirip de uçurumlardan itekleyen ha, neydi?
Uçurumlar demişken neden çoğul kullandım ki şimdi ben bu kelimeyi? Uçurum sürekli atlanabilecek ya da birisinin sizi sürekli atabileceği doğal bir kaya oluşumu değildir ki? Uçurumdan bir kez atılınır o da eğer çok şanslıysan. Çünkü rivayete göre uçurumlardan paraşütsüz, planörsüz ya da gözleri açık bir şekilde atılan insanların daha henüz yere inmeden kalp şıpazımından şıpazladığı söylenir. Ne kadar doğrudur bilinmez. Bu yüzden insan uçurumlardan atılamaz.
Ancak ve ancak tek bir uçurumdan atılabilecek yürek vardır insanda.
Öncelikle salon adamı çizgimden kayıp yazıya ayımtrak bir giriş yaptım biliyorum ama sonuçta herkes zaman zaman biraz ayılaşmaz mı?
Neydi ulan bu aklımı kanatsız kuşa çevirip de uçurumlardan itekleyen ha, neydi?
Uçurumlar demişken neden çoğul kullandım ki şimdi ben bu kelimeyi? Uçurum sürekli atlanabilecek ya da birisinin sizi sürekli atabileceği doğal bir kaya oluşumu değildir ki? Uçurumdan bir kez atılınır o da eğer çok şanslıysan. Çünkü rivayete göre uçurumlardan paraşütsüz, planörsüz ya da gözleri açık bir şekilde atılan insanların daha henüz yere inmeden kalp şıpazımından şıpazladığı söylenir. Ne kadar doğrudur bilinmez. Bu yüzden insan uçurumlardan atılamaz.
Ancak ve ancak tek bir uçurumdan atılabilecek yürek vardır insanda.
2.11.2018
Her Yanım Hezeyan
Ya işte ondan sonra onbir sevgili günlük. 2 3 5 gündür üzerimde enteresan bir enteresanlık var, uykumu alamıyorum, dinlenemiyorum, uyuyamıyorum, uyanamıyorum, bütün olumsuzluk eklerini kendime toplar gibi gibiyim gibiyim.
Yine günlerden bir "Bugün Cuma Enseyi Kapa" gününden daha hepinize sevgiler selamlar. Hava çok kasvetli, kasım kasım kasvet akıyor bulutlardan. Yağmur mu yağacak, yoksa ben mi ağlayacağım bilemiyorum.
Herkes kendi aleminde, herkes de kendini çok beğeniyor.
Yazıp yazıp silinen cümleler gibi, bir an önce geçmesini bekliyorum bugünün, ki eve gidip uzun uzun uzanmak, kısa kısa televizyon izleyip mırıl mırıl uyuklamak istiyorum. Geç gün geç.
Gün geçmiyor ki bir gün daha geçmesin. Geçmiyor...
Geçtiğimiz günlerden bir gün "mutluluk" konulu bir seminere katılmıştım. Olayın ironikliğine bakar mısınız, mutluluk seminerde aranacak bir olguya dönüşmüş. Hayatta mutluluğu arama konusunda başarılı olduğunu düşünen bir abimiz çıkıp konuştu falan. Güzeldi aslında, ama beni mutlu etmedi. Zaten aslında mutlu etmeyi de vaat etmiyordu, neden şimdi sanki öyleymiş gibi bir algı yarattıysam. Adam çıktı, ben mutlu olmak için bunu bunu yaptım dedi aslında. Çok da yüklenmeyelim şimdi, araştırmış falan. Bakınca aslında çok da yanlış şeyler değildi zaten anlattıkları.
Hayattan beklentilerimi azaltmam mı lazım acaba mutlu olmak için? Mutluluğun formülü çok mu açık? Yoksa açık mı değil? Kapalı mı lan mutluluk? Kapattınız mı olm mutluluğu? Bu saatte mutluluk mu kapatılır? Saat daha onuyedigeçiyor.
Geçmiyordu... O kadar beklediğim halde henüz daha 37 dakika geçmişti bu yazıya başlayalıberi. Arada biraz iş de yaptım ama yani 37 dakika boyunca bu yazı ile uğraştığım düşünülsün istemem. Niye istemiyorsam? Düşünülürse düşünülsün be bana ne.
Kesinlikle ve kesinlikle uyku düzenimi korumalı ve spor yapmaya başlamalıyım. Spor derken mesela golf.
E-Sporculuk da spor sayılır mı mesela? Fortnite'da 11 kill aldım geçen tisko tisko partizani dalaşında. Nasıl? Bence sportif.
Beslenme de önemli. Huzur da önemli. O da önemli. Bu da önemli. Ulan her tarafımız önemli şeylerle doldurulmuşken, doldurulmuş demişken, siz hiç doldurulmuş bir hayvan gördünüz mü? Her tarafımız beklentiler, umutlar, hüsranlar, hezeyanlar, heyelanlar ve bilumum -larlar'la doldurulan hayvanat gibiyiz bazen.
Sabahtan beri 3 bardak çay içtim, bana mısın demedi. Kimesin ulan kimesin?
Ben kısmen kaçar, gelirim yine. Haydibayimasu.
Yine günlerden bir "Bugün Cuma Enseyi Kapa" gününden daha hepinize sevgiler selamlar. Hava çok kasvetli, kasım kasım kasvet akıyor bulutlardan. Yağmur mu yağacak, yoksa ben mi ağlayacağım bilemiyorum.
Herkes kendi aleminde, herkes de kendini çok beğeniyor.
Yazıp yazıp silinen cümleler gibi, bir an önce geçmesini bekliyorum bugünün, ki eve gidip uzun uzun uzanmak, kısa kısa televizyon izleyip mırıl mırıl uyuklamak istiyorum. Geç gün geç.
Gün geçmiyor ki bir gün daha geçmesin. Geçmiyor...
Geçtiğimiz günlerden bir gün "mutluluk" konulu bir seminere katılmıştım. Olayın ironikliğine bakar mısınız, mutluluk seminerde aranacak bir olguya dönüşmüş. Hayatta mutluluğu arama konusunda başarılı olduğunu düşünen bir abimiz çıkıp konuştu falan. Güzeldi aslında, ama beni mutlu etmedi. Zaten aslında mutlu etmeyi de vaat etmiyordu, neden şimdi sanki öyleymiş gibi bir algı yarattıysam. Adam çıktı, ben mutlu olmak için bunu bunu yaptım dedi aslında. Çok da yüklenmeyelim şimdi, araştırmış falan. Bakınca aslında çok da yanlış şeyler değildi zaten anlattıkları.
Hayattan beklentilerimi azaltmam mı lazım acaba mutlu olmak için? Mutluluğun formülü çok mu açık? Yoksa açık mı değil? Kapalı mı lan mutluluk? Kapattınız mı olm mutluluğu? Bu saatte mutluluk mu kapatılır? Saat daha onuyedigeçiyor.
Geçmiyordu... O kadar beklediğim halde henüz daha 37 dakika geçmişti bu yazıya başlayalıberi. Arada biraz iş de yaptım ama yani 37 dakika boyunca bu yazı ile uğraştığım düşünülsün istemem. Niye istemiyorsam? Düşünülürse düşünülsün be bana ne.
Kesinlikle ve kesinlikle uyku düzenimi korumalı ve spor yapmaya başlamalıyım. Spor derken mesela golf.
E-Sporculuk da spor sayılır mı mesela? Fortnite'da 11 kill aldım geçen tisko tisko partizani dalaşında. Nasıl? Bence sportif.
Beslenme de önemli. Huzur da önemli. O da önemli. Bu da önemli. Ulan her tarafımız önemli şeylerle doldurulmuşken, doldurulmuş demişken, siz hiç doldurulmuş bir hayvan gördünüz mü? Her tarafımız beklentiler, umutlar, hüsranlar, hezeyanlar, heyelanlar ve bilumum -larlar'la doldurulan hayvanat gibiyiz bazen.
Sabahtan beri 3 bardak çay içtim, bana mısın demedi. Kimesin ulan kimesin?
Ben kısmen kaçar, gelirim yine. Haydibayimasu.
11.10.2018
Raşitler Öğretisi
Yağmurlu ve aşırı gereksiz yere uyanılıp işe gelinen gerizekalı bir İstanbul sabahından merhaba günlük...
O kadar yorgunum ki, resmen sabah uyanılınca bir kenara atılıp yığılan alelade bir yorgan kadar yorgunum.
Düşünsene, geceden sabaha kadar üstünü örtüyorsun, koruyorsun, üşütmüyorsun, sabah kalkınca ilk gördüğün muamele ise bir kenara fırlatılmak oluyor. Evet yorganlardan bahsediyorum, yorganlar, yorganlarımız. Bu aydınlanma anından sonra yorganıma daha iyi davranmaya karar verdim. (vermedi)
Ülkenin %90'ında D vitamini eksikliği varmış. Belki de bütün bu sığırlığımızın nedeni D vitamini eksikliği olabilir. Sığırların D vitamini düzeyi nasıl acaba? Bakalım [Link]...
Bu arada az önce sığır dünyasının derinliklerinde dolaşırken, D vitamini eksikliğinden Raşitizm meydana geldiğini bildiğimi hatırladım. Raşitler Öğretisi, Raşit Doktrini, Raşitlerin Dünyaya Bakışı ve Vizyonu gibi açıklamalarla açıklayabileceğimiz Raşitizm kavramında, ne diyorum ben ya...
Neys.
Yorgunum da yorgunum, başka bir açıklaması yok, burada kendime Serdar Ortaçgil'den "hayaaat beni neden yoru yosun?" isimli yosun kokan parçayı armağan ediyorum. D vitamini konusuna biraz eğilmem lazım ama. Bu arada eğildiğime göre D vitamini konusu benden daha aşağıda demek ki. Ne eğilecem ya bi sn, vazgeçtim, o gelsin.
Dün gece uykumun arasında bir şiir yazıyor gibiydim, ama hayal meyal hatırlıyorum, sanki şiir de değil gibiydi ama, neyse hatırlayamadım şimdi,
Bazı kitaplar görüyorum, her sayfasında bir cümle var, 200 300 sayfalık kitaplar. Afedersiniz ama böyle kitap olmaz. harcanan kağıda yazık. Aforizma kasıp sürekli duyar yapan yazarların kitaplarını almayın, aldırmayın. Böyle saçma şeylere para harcayacağınıza gidin o parayla yarım ekmek tavuk döner falan yiyin. Artık tavuk mudur martı mıdır, döner midir dönmez midir bilinmez tabi...
Çay içmem lazım.
[Bir takım linkingparking şarkılaring...]
[Bir takım linkingparking şarkılaring...]
18.09.2018
Öylesine
Hiçbirşey yazasım yok günlük, ki zaten hiçbirşey de ayrı yazılır hiçbirşey diye yazılmaz.
Hiç, bir şey yazasınız oldu mu? Ama ne yazacağını bilememeniz? İşte şu an tam da o an. İçimden Kamus-i Türki'yi baştan yazacak kadar şeyler yazmak geçiyor ama ne yazacağım hakkında en ufak -mesela bir fındık faresi kadar- bir fikrim bile yok.
O yüzden parmaklarım klavyenin üzerine boş boş dolaşarak sadece şu anı yazıyor. Şu anı. Anlık ne gelirse. Geldiği gibi.
Bu beyhude dünyada en önemli şey bu andır diyebilir miyiz? Bunu yazarken aklıma bir kitap geldi, Şu Hortumlu Dünyada Fil Yalnız Bir Hayvandır kitabın ismi. Okumadım ama başlığından anladığım kadarıyla olay dünyada geçiyor ve dünyanın bir hortumu var.
Bence saçma olmuş. Evet okumadan yorum yapmam saçma oldu bence. Tıpkı Madonna'nın hayat hikayesini anlatmayan Kürk Mantolu Madonna kitabı gibi oldu, ki onu da okumamıştım. Muhakkak dünyayı kurtaracak ve bizi muhteşem bir insan haline getirecek kıssadan hisseler içeriyordur ama okumadığım için bilemiyorum, o yüzden yorum da yapmıyorum.
Geçen günlerden bir gün, mesela geçen gün, evvelsi gün yani, masal dinletisi gibi bir şey yaptılar iş yerinde, gittim dinledim, beğenmedim. Teşekkürler.
Bir de bu aralar insan içine çok karışmaya başladım, karıştıkça da insanlardan neden pek haz etmediğimi yine yeni yeniden hatırlamaya başladım. Hayatı sorgulamaya başladım, nedenlerim falan azıttı, neden ki yani neden, cevapları olmayan nedenleri olması çok kötü insanın. Ya da aslında cevap aramak da kötü bence. Neden diye sormak da kötü o zaman. Çocukça bir cevap "işte öyle". Neden? İşte. Bence bu çok rahatlatır insanı, nedenleri nasılları niçinleri çok da sorgulamamak lazım. Neden ki kardeşim, işte. Tek kelime daha eklemeye tek açıklama yapmaya dahi gerek yok. İşte, o kadar.
O zaman, metrobüste bana bana hapşuran ıksıran insanları, iner inmez durup sağına soluna bakıp, sanki Ninja Kaplumbağa görmüş gibi hayretle etrafına bakan insanları, sıra kültürü olmayan, metrolara ahıra girer gibi giren insanları, motorculara dikkat etmeyen arabaları, arabalara dikkat etmeyen otobüsleri, otobüslere dikkat etmeyen uçakları, uçak kullanan pilotları, vesaire vesaire hiç dert etmiyorsun işte o zaman.
Sadece diyorum ki, erken oldu be!
Diğer dertlerin çok da önemli olmadığı gerçeği ile karşı karşıya kalıyoruz birisini kaybettiğimiz zaman. Sonra unutuyoruz. Unutmak en büyük nimet evet ama hayata fazla dertlenmek de biraz çok rererö. Boş yapıyorum gibi oldu biraz şu an, ama emin olalım ki, olabildiğince sakin, rahat , kaygısız yaşamaya çalışmak lazım. Nâmümkün dediğinizi duyar gibi oluyorum, demek ki büyük ihtimalle orta yaşlı bir insansınız, çünkü nâmümkün kelimesini cümle içinde kullanıyorsanız çok genç değilsinizdir. Ama olsun umudunuzu yitirmeyin.
Hadi gelirim ben gene sayın günlük, kendine rahat bak.
12.07.2016
Resmen çocukluğuma geri döndüm lan bu "Pokemon GO" ile
Pokemon efsanesi, çağa uygun bir hareketle geri döndü! Pokemon GO!
Niantic -belki de şimdiye kadar ki- en iyi hareketini yaptı ve tüm Pokemonseverleri kendine bağladı. (Hatta daha önce hiç Pokemon görmemiş olanları bile...) Nasıl mı? Onlara geliştirebilecekleri bir karakter, yakalayabilecekleri Pokemonlar ve oynayabilecekleri kocaman bir dünya vererek...
Henüz oyun resmi olarak Türkiye'de Android markete ve Apple Store'a gelmemiş olsa da, sevgili androidimizin süpersonik faydalarından birini kullanıp bugün uygulamanın APK'sını caaart diye indirdim. Android kullanıyorsanız şuradan indirebilirsiniz: (Link: Pokemon GO [APK])
Sorumluluk reddi: Her ne kadar ben linkten indirip kullanıyor olsam da, bu APK'yı indirdikten sonra, "vay efendim ben yandım", "vay buradan virüs bulaştı", "vay amanın ben böyle oyunu yapanın binbir sülalesini binbir kere binbir gece masallarına götüreyim..." gibisinden hezeyanlarda bulunmayın. Ya da bulunun, bana fark etmez. "İndirmeseydiniz" deyip geçebilmek için bu açıklamayı yapmayı kendime bir borç bildim. Saygılar.
Neyse efendim ne diyorduk; Pokemon. Evet. "Pika pikaaaaa" nidaları ile kendinizi Pokemon gibi yollara da atmayın, camdan da atmayın, az akıllı olun, milletin Pokemonuna da sarmayın. Dolaşın arayın bulun kendi Pokemonunuzu. Onu sevin. Ona güzel sözler söyleyin....
Neyse ya konu nereden nereye geldi, ne diyordum; Pokemon. Evet. Bugün bu uygulamayı çok duyduğum için ve şahsen ben kendim de bir Pokemon manyağı olduğum için (hayır değilim) bu uygulamayı bugün indirdim. Merhaba uygulama?
Öğle arasında dışarı çıkıp sağda solda pokemon kovalamaya başladım, bir de ne göreyip, hemen yanı başımda bir Pokemon. Hooop attım topu! Heeyt! Gata keç em oll!!! Ulen hemen de "Charmander" yakaladım bir tane. Zamanında da en favori karakterim Charmander'di bak şu tevafuka ya, bak şu işe ya, hay Allah'ım bu nasıl bir şey ya! (Charmander ne mi? Pardon ama şuradan hemen sağ üst köşeden çarpıya basıp çarpılıp gider misiniz? Charmander'i bilmeyenleri şuraya alalım.)
Sonra baktım, uygulamayı ilk indiren herkes otomatik bir tane yakalıyor, demek ki dedim bende ekstradan bir Pokemon Jedi'lık yok... :)
Sonra başladım sağa sola bakınmaya, elde telefon, fır oraya, pır buraya, aha dedim ayağımın dibinde bir tane "Pidgey" var. Hoop attım topu. Çatırt!, gata keç em oll! onu da aldım.
Spoiler: Eğer etrafta cep telefonunu bakarak yürüyen, arada durup cep telefonunu sağa sola çeviren, kendi etrafında dönen, telefonun ekranına bir kaç kez dokunduktan sonra, oradan ayrılan kişiler görüyorsanız, bilin ki o arkadaşlar Pokemon GO oynuyorlar. Onlara iyi davranın.
Oyunun başlangıcında "Bak telefonun bakarak yürüme! Bir kaza olmasın! Bak sonra uyarmadı deme!" gibisinden bir uyarı çıksa da, kimsenin taktığı yok bu uyarıyı söyleyeyim.
Neyse efendim, velhasılıkelam, Hayatımıza Pokemon'lar yeniden girdiler. Hemde bu sefer aşırı interaktif, aşırı virtual reality!
Akşam eve dönerken bir de "Pinsir" yakaladım. Ama cidden zor oldu. Eve doğru yürüyorum. Bi' baktım, ekranda bi' şey. Önce Pikaçu sandım, "Pika Pikaa!" diye heyecandan yanımdaki amcayı yola doğru itekledikten sonra Pikaçu olmadığını anlayıp, adamı iteklediğim yerden geri çektim. "Tamam amca" dedim "sakin ol ya n'apıyorsun kaç yaşında adamsın?" Amca "99" deyince bi' afalladım. "Saygılar" dedim... Ula bu "Pinsir" midir nedir, ne hareketli yaratıkmış arkadaş. Önce beni etrafımda biraz döndürdü. Zıp orada, zıp burada. Ulan dedim iş inada bindi, ben de seni indiragandi yapmazsam bana da Moneramon demesinler. (Pokemona benzetmek için adımı değiştirdim, çok akıllıyım, gıhgıhgıh...) Biraz daha döndükten sonra, attım topu kafasına. Anaa, hayvan topa kafa attı benim top bana geri geldi. Vay dedim babanın şarap çanağına Pikaçu elektrik versin. "Amca!" dedim. Ben tabi birden amca diye bağırınca, adamcağız da "hık" dedi kendini bir anda Pinsir'in olduğu bölgeye doğru attı. "Hop" dedim "ya n'apıyorsun amca, Pinsir'i kaçıracaksın!" o sinirle bi' top da amcanın kafaya attım. Haydaa, ne olsa beğenirsin, yakalayıverdim amcayı. Amca "gata keç em oll!" oldu. Neyse bakalım, ilerde işe yarar belki diye attım onu da cebe. Amcanın cepten de son aranan numarayı aradım, "Akşam eve geç gelicem beni beklemeyin anacım" dedim, kapattım. Beklemezler herhalde.
Neyse efenim, Pinsir topa kafa atınca, bi top daha yolladım, ondan da kaçtı, bir tane daha attım, Çlinkkk! Pinsir de "gata keç em ol!" oldu. Amcayla beraber takılıyorlar şimdi.
Pinsir ne lan diyenler, buradan. (Link: Pinsir) Çok da şekilsiz bi'şey Allah günah yazmasın.
Yani, neticede, çocukluğuma resmen geri döndüm, bunu da senle paylaşayım dedim günlük.
Hani ben biraz daya pokemen avlayayım, gelirim. Kendine Pikaçu gibi bak. Fazla kafa topuna çıkma.
2.06.2016
hay hoy vay voy
Ne biçim şarkı ya! Seveyim mi döveyim mi bilemedim...
Ayrıca yat git uyu saat kaç oldu ya, hasta mısın nesin!
Ayrıca yat git uyu saat kaç oldu ya, hasta mısın nesin!
Zalim lotion
What is this place arkadaşım!
Nobran tavırları olan ve sanki hiç durmayacakmışçasına monotonlaşan bir hayat yaşıyoruz günlük!
Şu an canım aşırı derecede fazla cips yemek istiyor, aşırı ama, içimde durduramadığım bir cips yeme isteği var. Ama saat de olmuş bilmemkaç, bu saatte ne çıkıp cips alırım, ne de cips çıkıp gelir. O yüzden maden suyuna devam.
Fazla çalışan her şey aşınır günlük, bunu unutma. "İşleyen demir ışıldar" diye hönkürdüğünü duyar gibi oluyorum. Ne olur hönkürme. Hönkürünce çok nobran oluyorsun. Bir kere mantığa ters. Hepimiz mühendislik okumuş insanlarız. Herkes mühendis. Ne çok mühendis var bu arada fark ettin mi? Elini sallasan mühendise çarpıyor. Hani bir bilimsel gelişmişlik sendromuna girsek, mesela yeni bir ışın kılıcı falan icat etsek gam yemeyeceğim ama o da yok. Ama herkesler de çok mühendis maaşallah.
Neyse efendim, çalışan her şey aşınır, bu böyledir. İster korozyon de, ister satürasyon de, istersen merhaba n'aber de, her halürkarda çalışan şeyler aşınır. Bu yüzden kontrolsüz çalışma beraberinde yıkım getirir. Fiziksel kondisyonunun kapasitesini bilmeyen bir torna tezgahı düşünelim mesela, evet düşündük mü? Herkes düşündü mü tornayı? Tamam. İşte bu arkadaş, kapasitesini bile bile kapasitesinden daha büyük bir parçayı yontmaya kalkarsa... O zaman dans!... Gerçekten o tornanın vay haline. Önce bıçakları kırılır, sonra mili kayar, sonra şaftı kayar, sonra da aşırı yükten elektriksel bir cortlama olup, motoru yakar.
Gördünüz mü? Ne oldu? Gördünüz mü?
Ölmüş olabilir!
Ölmediyse de ölecek.
Her şeyin olduğu gibi herkesin de bir sonu var günlük. Mesele o sona gelmeden önce bir kaç durakta inip manzarayı seyredebilmekte. Sonra yine koşarsın yetişirsin otobüsüne, sonra yine koşar yetişirsin asansöre, sonra yine koş, yetiş kaldığın yerden, ama arada bir dur bir bak ne yapıyorum, ne yapmak istiyorum, ne yapmak istemiyorum...
Para lazım değil mi? Anlıyorum seni. Hayat öyle romantik hayaller için fazla Bağcılar be günlük!...
27.05.2016
TamBirKapoor
Gudmorning! Hay! Hello!
Az sonra olacakları bilmeden bu kare aslında çok anlamsız.
Filmde (yazar burada Tamasha filminden bahsediyor) en çok beğendiğim sahne burası oldu diyebilirim. Bu sahne evet, yani 5 10 saniye öncesinden başlayıp, bu sahneden sonrasına kadar olan kısım. Filmin tamamını sadece bu 20 saniyelik sahnede özetlemiş resmen. Respect! Bu arada bu arkadaşın adı Ranbir Kapoor. Kendisini takip etmenizi şiddetle tavsiye ederim. Benim izlediğim filmlerine dayanarak söylüyorum. Kendisi "Tam Bir Kapoor" (Bak bak kelime oyunlarına gel yaa... Hey Allah'ım nasıl da kelimelerle oynuyorum, nasıl da böyle şeyler yapıyorum bi'şeyler ya valla...) (Es geçmeyelim, bu arkadaş, Meşhur Raj Kapoor'un da torunudur haa...)
Neyse efendim ne diyordum, bugün Galatasaray Türkiye kupasını aldı. İlk golü izledikten sonra uyuyakaldığım bir maçtı hattızatında. Uyandığımda ise kupayı kaldırıyorlardı. (Ne kadar verimli bir insanım gereksiz tüm detayları çok verimli bir uyku için harcamışım, boş yere izlemedim yani maçı, zaten 1-0 bitmiş, gıhgıh...)
Futbol maçlarını izlemeyeli çok uzun zaman oldu günlük. Rekabetçi bir insan olamayacağım sanırım hiç. (Zaten gerek de yok galiba.) Bu yüzden rekabetçi sporlara karşı ilgim pek olamıyor. Aslında genel olarak sporlara karşı bir ilgim yok galiba benim. Üzücü mü dersin? Yüzücü mü? Yüzücü mü dedin?
Herkesi bir "Instagram'ın Logosu Neden Değişti" sorunsalı almış gidiyor. Lan neden değiştiyse değişti. Bilseniz ne olacak, bilmeseniz ne olacak? Yine saçma sapan fotoğraflarınızı binbirkapur filtreyle güzelleştirip yüklemeyecek ve binbirkapur hashtag'le paylaşlaşıp beğenmeyecek misiniz? Eee? Ne o zaman bu temaşa?
Bu sahne çok iyi ya, koskoca filmi (kaç cigabaytlık mkv yani o derece koskoca) sadece bu sahne için açıp izliyorum bazen. Gerçekten sinema sektörüne atılmış bir altın imza niteliğinde bir film. Aferim yapanlara.
Ya arkadaşlar! Bu iPhone'lara ateş etmeyi, sağa sola atmayı, ok atmayı, arabayla ezmeyi ve bilumum gereksiz Çin işkencesi yapmayı ne zaman bırakacaksınız bu arada? Kul yapısı alet olm, ateş ederseniz deler geçer yani bunu büyütecek ne var bu kadar? Bulan var bulamayan var, alan var alamayan var, ayıptır ya! Vergi mergi yok tabi, ucuz ucuz alıyorsunuz Amerikalarda Mamerikalarda, biz burada 4000 liraya iPhone bakıyoruz...
"E kardeşim siz de ülkenizde o kadar vergi uygulamayın" dediğinizi duyar gibi oluyorum... Cevap veremiyorum.
Neyse efendim, bugün de birlikteliğimizin sonuna geldiğimiz şu dakikalarımızda sana bir şarkı gömçürtmek istiyorum sayın günlük, saygılarımla geliyor, dıkş! van tu tri for!
Bu arada ShahRukh Khan, bizim Okan Bayülgen'e ne kadar da benziyor hiç fark ettin mi günlük? Ben fark ettim.
Ulan bitiremiyorum yazıyı bir türlü. Son zamanlarda Bollywood filmlerine çok feci sarmış durumdayız sevgili hanımımla. İzledikçe şunu anladım ki, yani kimse darılmasın gücenmesin, başıma da bişey gelmeyecekse, bizim sinema sektörümüzün daha 40 (yazıyla kırk) fırın ekmek yemesi lazımmış gibi gibi geliyor.
26.05.2016
Köye temaşa gelmiş a dostlar...
Belki bir dergiye yazı yazıp parasını alsam daha çok yazardım, ya da filmleştirilecek bir senaryo yazıyor olduğumu bilseydim daha çok yazardım, ya da belki oyunlaştırılacak bir tirat yazıyor olsaydım daha çok yazabilirdim, ya da belki sadece şu maltoz klavyem biraz daha kaliteli olsaydı bile daha çok yazabilirdim. 5 sene önce kullandığım klavyeyi hala kullanıyor olmak beni cidden bazen çok yoruyor, maus da var ona da gelicem.
Bu Pentagram'ın da bir şarkısı bir şarkısına uymuyor be günlük! Güzel güzel dinlerken zortdadanak youtubeda peşisıra gelen dandiridastan bir parçası çıkı çıkı veriyor, resmen insanın monitöre yumruk ataraktan delip geçesi geliyor. Vardı öyle bir video, bu youtube'un yeni yeni meşhur olduğu zamanlarda...
Mal mal korku videoları çekilirdi, laylaylom şiribom müzikli doğa manzaralarının arkasından cart diye halka filminin her bir yanından saç baş fışkıran kızceyizi çıkarttırıverilirdi. Adam da yazık, monitöre bir yumruk patlat sen, delgeç. Yok delgeç değil, el geç. Aman del geç işte del geç.
Ne diyordum, evet, bu Pentagram'da yani tek kelimeyle tutarsız. Şimdilik bunu dinle.
Son zamanlarda Hayko Cepkin de nostalji furyasına kapılarak, kendi meşrebince eski şarkıları yorumladı. Kötü mü oldu? Diyemem. İyi mi oldu? Bilemem. Ama şu şarkısı efsane olmuş onu bilebilibilirim. Hatta biliyorum. Çünkü dünledim. Yani dün dinledim aslında, dinlediğim için biliyorum.
Eskiden çok okuyan mı çok gezen mi bilir diye bir şey vardı, ne oldu o? Google street view'da gezmek ikame oluyor mu onun yerine? Sonuçta o da bir tür gezmek. Varlığı sosyal medyadan kanıtlanan insanların Google StreetView'de gezmesinden daha gerçek ne olabilir?
Neys!
Tamasha, bence izlenmesi gereken superhe duperhe bir film. Kesinlikle izlenmeli. Hadi sana kıyağın danisksını da yapayım fragmanını ekleyeyim. Dıkş!
Hatta daha büyük bir kıyakeyşın da yapayım bir de şarkısını ekleyeyim de, âlem daniska görsün.
İzleyenler izlemeyenlere anlatsın!
Hoşçakalın ya da kalmayın, keyfiniz bilir...
Not: Maus'a da başka vakit geliriz artık...
Bu Pentagram'ın da bir şarkısı bir şarkısına uymuyor be günlük! Güzel güzel dinlerken zortdadanak youtubeda peşisıra gelen dandiridastan bir parçası çıkı çıkı veriyor, resmen insanın monitöre yumruk ataraktan delip geçesi geliyor. Vardı öyle bir video, bu youtube'un yeni yeni meşhur olduğu zamanlarda...
Mal mal korku videoları çekilirdi, laylaylom şiribom müzikli doğa manzaralarının arkasından cart diye halka filminin her bir yanından saç baş fışkıran kızceyizi çıkarttırıverilirdi. Adam da yazık, monitöre bir yumruk patlat sen, delgeç. Yok delgeç değil, el geç. Aman del geç işte del geç.
Ne diyordum, evet, bu Pentagram'da yani tek kelimeyle tutarsız. Şimdilik bunu dinle.
Son zamanlarda Hayko Cepkin de nostalji furyasına kapılarak, kendi meşrebince eski şarkıları yorumladı. Kötü mü oldu? Diyemem. İyi mi oldu? Bilemem. Ama şu şarkısı efsane olmuş onu bilebilibilirim. Hatta biliyorum. Çünkü dünledim. Yani dün dinledim aslında, dinlediğim için biliyorum.
Eskiden çok okuyan mı çok gezen mi bilir diye bir şey vardı, ne oldu o? Google street view'da gezmek ikame oluyor mu onun yerine? Sonuçta o da bir tür gezmek. Varlığı sosyal medyadan kanıtlanan insanların Google StreetView'de gezmesinden daha gerçek ne olabilir?
Neys!
Tamasha, bence izlenmesi gereken superhe duperhe bir film. Kesinlikle izlenmeli. Hadi sana kıyağın danisksını da yapayım fragmanını ekleyeyim. Dıkş!
Hatta daha büyük bir kıyakeyşın da yapayım bir de şarkısını ekleyeyim de, âlem daniska görsün.
İzleyenler izlemeyenlere anlatsın!
Hoşçakalın ya da kalmayın, keyfiniz bilir...
Not: Maus'a da başka vakit geliriz artık...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)



